love etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
love etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Ağustos 2015 Pazartesi

1 Senenin Ardından Felfena Kadroyla : Minipax 2015, Yeni Mekanlar ve Eskimeyen İnsanlar

Uzun bir yaz yandık kavrulduk, İstanbullular yapış yapış 45 derece sabahlarda sevişemedi, sonra gitti koca şehir, tek sağanak yağmurlu gün seçti, o gün festival yaptı, O da Minipax'tı, tarihte güzel bir cumartesine denk geldi. Bununla alakalı birazdan geri size dönücem çocuklar.

Şenay, Radyomood dinlemeye başlamış, ne iyi yapmış. Bloguna da yazmış beni. Dinleyin ve dinlettirin. Reklamsız, cingılsız, cayır cayır indie ve rock n rolll ve hiç duymayıp çok seveceğiniz parçalar, sevgili Emrecan'nın programları... Tavsiye ediyorum.

Ne güzeldi nikah, ne güzeldi nikah sonrası AYI Pub eğlencesi, ne güzeldi dostlarla park bahçe ve ne güzeldi Minipax, yağmura rağmen. Geçen haftadan Kadıköy'e gidiyorum dedim gittim, dostlar evlendi, ertesi pazar bir başka grup ile Maçka'da çimlere yayıldık, bu hafta da festival ruhunu doyasıya yaşadık,ıslandık, çamurlara battık ve hopp koca 2 hafta bitmiş.

Zeplin Pub, gerçi burası eski bir yer ama ben Vegan Burger'ini yeni denedim. Salatası daha büyük olmalı. Bira listesi ehh hali ile çok iyi. Irish sevenler buraya.

Diğeri de, Babylon Kilyos. Güzel haberler var burası ile ilgili. Yılların Asmalımescit Babylon'u kapılarını kapatıyor. Bomonti'de yeni yerinde devam edecek performans hall, Kilyos'da kışın güzel eventlerle ve yazın da plajı ile bizimle olacak. Bir Babylon aşığı, eski bir dostum ile Minipax öncesi cumartesi öğle yemeğine, beni Suma'ya bırakması kıyağı da yanında, gidelim dedik. Niyetimiz yıllardan sonra Bora Uzer dinlemekti ama fırtına nedeni ile konser iptal edildi. Bari yemek yiyip akşam birası içeriz olduk. Yağmur sonrası karadenizi izledik, güneşi batırdık, goygoy yaptık. Efendim Babylon Kilyos çok kaliteli bir yatırım yaparak pırıl pırıl bir mekan yapmış, gidin görün. Çalışanlar, kabinler, wc'ler, plaj, Babylon radyo yayını, oyun alanları, hayvani çim alanı, iskelesi, böyle tam kafayı yiyip şehirden kaçmalık yer olmuş, bu adamlar işi biliyor.  

Geçenlerde denk geldim, ekşi sözlükte bir entry vardı, biri kalkıp burası ile Suma'yı kıyaslamış. Üstelik Suma'da eğlenen kitle için de, ay bokum yani çok özür dilerim ama O da biz oluyormuşuz, junkie demiş. Şimdi su götürmeyen bir gerçek, iki mekanın kitlesi asla kıyaslanamaz. Babylon'da, çocuğunu alıp çimdirecek köfte yedirecek, köpeğinin bokuna, özel yapılmış "pet field"da poşet edinecek ve frizbisini Long Island Ice Tea'sine batırıp götüne sokucak bir kitle var. Suma da ise güzel isimleri kovalayıp, yağmur bile yağsa rüzgarda dans edecek düzenli drug hayatı olan bir kitle mevcut. 

Siz hangisi iseniz ona gidin arkadaşlar ve insanların zevklerini ve seçimlerini lütfen boklamayın. Efendim Babylon hafta içi 40 lira, haftasonu 50 lira giriş. Vodafone red zone ile %50 indirimli. Öğle yemeği + biralar + kahveler derken ortalama 190 lira felan ödedik. Karaköy'den hallice, bence değer! Frizbinizi unutmayın!


Gelelim, şehrin en geniş line-up'ının olduğu ama bir yağmurla nasıl bozulduğuna. Ağlayan zırlayan elit tayfanın festival sayfasını habire boklamasına! Eğlenmesini bilen az insanın nasıl da güzel eğlendiği Minipax Festival 2015'e.

Geçen sene Haziran'da apaynı sebeplerden cacık olan festival, nasıl da oluyorsa, yine apaynı doğal şartlardan maf olduğunu size burada anlatmayacağım, announcement yapıldığı halde maksimum önlemleri almayan ekibi eleştirecek dermanım yok çünkü hala dans etmekten yorgunum. Ben giderken yanımda uygun kıyafet ve çöp poşeti götürdüm. Kendi kişisel önlemimi almıştım. Eğlenmek isteyen eğlenir. Olmadı, olduramadılar. Olsundu. Elindekiyle yetinenler gece 1'de duran yağmuru bekledi ve o saate kadar ara ara vuran fırtınayı poşet yağmurluklar ile izledi. Buğra'nın o muzip gülümsemesi ile, yağmurdan sonra, bize gelip "arkadaşlar şu suratınızdaki memnuniyetsizliği ve kaygıyı görmek istemiyorum!!!" demesini ömrümce hiç unutamıcam. Ahahahahaha.


Online takip ettiğimiz hava durumu bizleri yanıltmadı ve "asıl gece şimdi başlıyor" deyip, ormanın karanlık rave havasına kendimizi bıraktık, Ali ile Enis'in doğum gününü kutladık, yeni dostlar edindik ve güzel müzikler dinleyerek sabah 8'a kadar dans ettik. En son plajda bir gözümü açtım, diğer gözümü de arabada. Eve geldiğimde sabah 10'du sanırım. Yine iyi gelmişim djsajdsa.

Yine iyi eve gelebilmişim
Line-up'tan hiç bahsetmeyeceğim çünkü fırtına nedeni ile bir sürü stage ve dj iptal oldu, ŞAŞIRDIK MI HAYIR ahahahahaha biz yine ordan oraya dj kovaladık, sığınacak yer aradık ara ara. Yağmur bitince ormanda kaldık. Gaiser, Pan-Pot, Dj Tennis, Rodhad dinledik. Gece 4'ten sonra hava iyice Techno'ya döndü. Gerçekten beklediğimiz gibi, çok ama çok iyilerdi. Festivalden sonra facebook sayfasını bir sürü şikayet doldurdu, 170 lira verip üstüne çamurlu ayakkabılarını post eden hanım kızlarımız için bu bloğu terk edip orayı takip edebilirsiniz. Bu şikayetler benim festival anlayışıma ters.

Herkese ama herkese teşekkür ederim. Festival ruhunu yaşayanlara, kahvesini suyunu yağmurluğunu benle paylaşan Ravers dostlara, geçen sene yaşadıklarımı kıyaslayıp, benimle yanımda olan sevdiğim hiç eskimeyecek insanlara, yeni yaşına festivalde giren 2 güzel adam Ali ve Enis'e,  acil kahve içelim sana ihtiyacım var:) diyen Buğra'ya, "aşkım topuzum nasıl olmuuuuuş" diyen Ekin'e, Enis'in doğum gününe sürpriz bir dj set up pastası yapan ve pastayı alana sokan Su'ya, ahahahahahah "ooo bu olayları artık blogta patlatırsın" diyen Atakan'a, İzmir'den festivale kalkıp gelen Ceren'e teşekkür ederim. Hepiniz iyi ki varsınız.

Geçen sene gittiğim ve bu sene gittiğim Minipax arasında aslında çok büyük bir fark var, ama onu buraya yazmaya artık hiç gerek yok. Ve tekrar tekrar teşekkürler Enis.

Dans edin, kahve için, dostlarınızın kıymetini bilin ve en önemlisi asla küs uyumayın. Herkese güzel bir hafta olsun!

23 Temmuz 2015 Perşembe

Kopenhag Gezi Notları (2)

2.Gün
 
Avrupa'nın sağlam bir kahvaltı kültürü yok, ama Danimarka'nın Danishleri hakkında tartışmaya girmem.  Kahvaltımı otelde hızlıca çözdüm ve bu bana çok vakit kazandırdı. Bed - Breakfast yani oda kahvaltı konaklamanın en çekilir yanı bu sanırım. Zeytin, domates, meyve, sebze çeşitleri yoktu, çoğu ürün kapalı, salam - yoğurt - tahıl açık. Danishleri ise gezerken her köşe başı şehir merkezindeki fırınlarda rahatça bulabilirsiniz.
 
Halkın % 60'ı ulaşımda bisiklet kullanıyor. O nedenle şehrin her noktasında bu manzara ile karşılaşabilirsiniz. Kiralama noktaları var. Ben yürümeyi tercih ettim. Bisikleti adamlar kullanmıyor arkadaşlar, resmen yiyor. Aşağıdaki gibi, tren garına bisikletini bırakan, şehrin başka yerine aktarma yaparak seyahat ediyor.


Müzeler sabah 11.00'de bazıları ise 10.00'da ziyaretçi alımı yapmaya başlıyor. Tek kuyruk Rosenborg Sarayı'ında vardı, ona da başka bir nedenden giremedim. Çoğu mekanlar geç açılıyor ve erken kapanıyor. Bu biraz da devletin çalışan politikası ile ilgili. Bu nedenle ziyaretlerimi müzelerin saat akışına göre planladım.
 
2. günde, ilk durağım şehrin belediye binası ve meydanı "Kobenhavns Radhus" ve Jens Olsens Saat Müzesi oldu. Beni pek cezbetmedi, minnoş bir müze, giriş ücretsiz, mekanik ilgisi olanlar 5 dakikasını ayırabilir. Ulaşım için ünlü Hans Cristian Andersens Bulvarı üzerinden yürüdüm. Koreli bir çift, Andersens heykeli önünde fotoğraf çekinmek istediler, onlara yardımcı oldum, o zaman siz de benim için bir iyilik yapın dedim. Meydan; City Hall Square yani Radhuspladsen.


Ardından Ny Carlsberg Glyptotek. Tüm gezim boyunca beni en etkileyen atmosfer kesinlikle buranın bahçesiydi arkadaşlar. Bir süre burada kaldım. Bahçede japon balıkları var. Cessie görse çıldırırdı. 2 binadan oluşuyor ve bir salonunda ise, gezilerimin bir klasiği mozaikler mevcut.  Müze, Bira Carlsberg'in kurucunun oğlu Carl Jacobsen'e ait koleksiyona istinaden kurulan bir sanat galerisi. Yunan, Danish, Norveç ve Avrupa sanatçılarının güzel eserleri var. Çok manidar, burayı kurarken Carl Jacobsen, Münih'te, geçen sene gezdiğim Ludwig's 1 Glyptotek 'ten etkilenerek aynı ismi vermiş. İyi bok yemiş.  Dante Bulvarı 7'de.

 

Müzedeki bedava kahve standından aldığım latte, ahh tanrım öyle güzel ki



Lara Favaretto'nın "We Are All Fall Down" konfeti odası. Bu oda, misafir bir eser. İçinde 1,500 kiloluk yeşil konfetiler. 4 pervane çalışıyor. Uçuşan konfetiler küçük tepecikler oluşturmuş ve  yer değiştiriyor. Bu değişimlerin bir başı ve bir sonu yok, yerküre üzerinden yaşarken, aynı zamanda içinde aktığımız hayat gibi, bir salınım ve dalgalanma içindeler. Oradan Milli Müze'ye geçtim.

 
Danish National Museum. Danimarka'nın bir çok zamanını, geniş bir şekilde eşyalarla ve eserlerle anlatılıyor. Derli, toplu, aydınlık ve gezmesi keyifli. Ücretsiz.  1500'lü yıllardaki ev eşyaları, 1600'lü yıllardan kalma bir Danish odası, hippi hareketinin geleneksel imgeleri, 1970'li yılların reklam afişleriyle, güzel detaylar izleyebilirsiniz. Bazı mobilyaların ahşap kokusu beni çok etkiledi. Vestergade 10 'da.
 
 
1800'lü yıllara ait bir Danimarka'lı evin Parlour'u yani oturma odası. Çok etkileyici.

1600-1660 yılları arası bir yatak odası. Ohannes.
 
1973'e ait bir ailenin oturma odası.
 
 
Soldaki Hansen'e ait bir tablo, yapım yılı 1832. Sağdaki ise, Skovgaard'a ait bir tablo, Frederiksborg Saray'ından bir görüntü.
 
Buradan sonra Royal bir havaya girmek için, Kraliyet'in hala bazı toplantıları için kullandığı, Başbakan ofisinin bulunduğu Christiansborg Sarayı'nı ziyaret ettim. Şuanki saray 3. kez inşaa edilmiş hali. 300 yıl öncesine dayanıyor kuruluşu. Efendim premmsesler gibi yetiştirildiğim için atmosfere uyum sağlamakta gecikmedim, şaka bir yana renkler, dekor, eşyalar, işlemeler, merdivenler, sizi inanılmaz etkiliyor. Mermerler korunsun diye haşır huşur galoşla geziyorsunuz. 150 sene öncesinden bahsediyoruz. Kraliyetin soy ağacını, üyelerin portrelerini, ziyaretlerde kullandıkları salonları, hepsini görebiliyorsunuz. Prins Jorges Gade 1'de.
 



Sevgili arkadaşlar, hayatımızdaki bir çok gelenekselleşmiş eşya, marka ve obje İskandinavlardan çıkmış. Bunlar biri de Lego. Çocukluğumda koskocaman bir logo kovası, dedemden doğum günü hediyesi almıştım. Yıllarca oynadım. Ben de buradan hatıra olarak pembe bir su matarası aldım. Ruhsal gelişimde doktorların bile tavsiye ettiği Lego, Vimmelskaftet 37 'de.


Ziyaretlerimin olmazsa olması, şehir kiliseleri. 1209 yılından bu zamana hep bir kiliseye ev sahipliği yapmış olan For Frue Kirke , savaş dönemlerinde zarar görse de,tekrar onarılarak kilise olmaya devam etmiş. Şehrin merkez katedrali olarak diğerlerine öncülük ediyor. Norregade 8 'de.


Diğer bir adres ise Galata tadında bir şehir kulesi; Rundetaarn yani Round Tower, 1642'de yapılmış. İlk üniversite kütüphanesinden öte, Danimarka'nın sınırlarının belirlenmesinde sıfır noktası olarak kullanılmış. Şehri 360 derece görmek isteyenler, merdivensiz, sarmal bir rampadan yürüyerek yukarı çıkabilir. Rampa 209 metre yani kulenin etrafını 7,5 kez dolaşmış oluyorsunuz. Arada durup soluk alabileceğiniz ve sigara içebileceğiniz 2 tane tarihi hücre var. Bunlarda dönemin ünlüleri kütüphanede çalıştıktan sonra oturup sigara felan içmişler. Bu localar kullanıma hala açık ve bana biraz ürkütücü geldi. Kobmagergade 52 'de.





Nyhavn kanalına, oradan da Christianhavns kanalına yürüdüm. Nyhavn, Cuma olması nedeni ile biraz curcunaydı. Kanal çevresinin mimarisi harika. Yeni köprü henüz açılmadığı ve kanal otobüsünü sormadığım için Street Foods yakasına geçemedim. Çok yürümem gerekecekti. Siz giderseniz bu yemek standlarının olduğu Papiroen'i ve çok enteresan bir tarihi olan, esrarın serbest olduğu, kavga gürültünün olmadığı, polisin yasak olduğu, evet yanlış okumadınız, devletin karışamadı Free Town Christiania'ı ziyaret edin, zamansızlıktan olmadı. Dönüş yolunda bişiler atıştırdım ve yaz yağmuruna yakalandım. Güzel şehirde kocaman 1 günü daha yedim.

3.gün : "Şehrin en hip kahvecisi" The Coffee Collective,  Torvehallerne, Krusemyntg Gade, Danish Design Museum ve Klintcafe, Staten Museum For Kunst, Marble Kirke , 42Raw, Notre Dame Design, HAY Design, Sostrene Grene, Irma, Baresso Coffee, ve dönmeden biraz alışveriş.

21 Temmuz 2015 Salı

Kopenhag Gezi Notları (1)

1.Gün.

Elbette Kuzey'de yaşam hakkında detaylı yazabilmem için daha uzun kalmalıydım. Bu şehre gitme hikayem çok farklı, onu da belki başka bir yazıda anlatırım, bunun teması yine şehir deneyimim olacak. Münih gibi bolca gezemedim, 3 gün çok az geldi, gerçekten çok eksik kaldım. Zamansızlıktan elediğim yer ve mekanlar oldu. Ama işin özü, şehir bir "mükemmellik."
 
Perşembe 15.00'te olan uçağa işten çıkıp koşarak yetiştim. Giderken 2 saat 15 dakika sürüyor. Direkt bir çok havayolu gidiyor buraya. Biletler döneme göre değişiklik gösteriyor. Ben THY'yi tercih ettim. Gitmeden önce internet üzerinden kapsamlı bir araştırma yaptım, göreceğim yerleri tespit ettim.  Tüm yazı boyunca Scandinavia Standart'ın ismini anacağım. Buradan rotama çok adres aldım. Ve beni çok şaşırtarak, gezi sırasında Instagram hesaplarında, izinli görselimi paylaştılar, huge thanx! 
 
En önemlisi ise gezi öncesi bir "Cophenagen Card" edinmek. İnternet üzerinden satın aldığım kartın çıktısını havalimanındaki ofislerine götürdüm ve dijital kartımı teslim aldım. Turistlere yönelik bence Dünya'nın en sağlam uygulaması. Müzeler, saraylar, metro-otobüs-tramvay ulaşımı ve çeşitli indirimler tek kart ile çalışıyor. 1 günlük sınırsız kullanım 360 Kron yani 145 lira. Saraylara giriş 100 Kron'dan başlıyor, düşünüldüğünde oldukça karlı.
 
Koben Havn; tüccar limanı demek. Kanallar şehri. Birbirine köprülerle bağlı alanlar üzerinde yaşıyorlar. Kaldığım yer "Wake Up Copenhagen" oranın uygun bütçeli ve tasarım harikası bir oteli. Kongre bölgesinde, şehre 15 dakika yürüme mesafesinde. Hayatı kolaylaştıran endüstriyel tasarımda iyi oldukları için binalar ve kullanılan teknoloji insanı yormuyor. Odalar kapsül konseptte. Minibar vs. yok. Şehrin çeşme suyu çok temiz ve içiyor. Çay-kahve ve atıştırmalıkları lobiden satın alabiliyorsunuz. Fiyatlar 15-50 Kron yani 5-40 Lira arası. En önemli ihtiyaçlar düşünülmüş ve çevreci. Küçük ama çok kullanışlı bir otel. Temiz, sessiz ve güvenli bir bölgede. Şehrin geneli güvenli ve çok sakin zaten. Tipik bir Türk olarak sebze ve meyve aradı gözlerim açık büfe kahvaltısında, elbette çok maliyetli o işler burada. Ama kalışım boyunca güzel kahvelerinin tadını çıkardım. Karşılama ve giriş işlemleri inanılmaz hızlı, güler yüzlü ve süper İngilizce konuşan bir ekibi var.  Carsten Niebuhrs Gade 11'de.
 
Uçaktan sonra havalimanı metro ile merkez istasyon 15 dakika, istasyondan otel de yürüyerek 20 dakika. Ve bulması çok kolay. Valiziniz varsa biraz pahalı olan taksiyi kullanabilirsiniz. Ben backpack yaptım. Otel- havalimanı arası transfer de var, 235 Kron, yaklaşık 95 lira. Metro istasyonu, Bernstorffsgade üzerinde.
 
19.00 gibi otele yerleştim. Sonra etrafa göz atmaya çıktım. THY'nin flying chef "uçan şef" konspeti havada gerçekten süper yemekler servis ediyor. Akşam yemeğini şehir içinde atlamış oldum. Soft bir tura vaktim kaldı. Resepsiyondan bir harita aldım. Stroget caddelerine yani merkezi alışveriş ve kafelerin olduğu bölgeye yürüdüm. Oradan Ved Stranden'e. Kanal kenarında oturdum biraz. 5-7 arası çoğu dükkan kapanıyor. Bu saatten sonra işten çıkan halk, şık şaraplarını ve plastik bardaklarını alıp kanal kenarlarında sohbet ediyorlar. İçkilerini içiyorlar. Taşkınlık, gürültü, kirlilik yok, sokakta barım barım halay çekenler yok, "şiir kitabı yazıyorum satın almak ister misiniiiiiz?" diye önünüze atlayan yok, "engelli çocuklar için gazete satın alın!" diyen dolandırıcılar, efendim "biz kradi kartı satmıyoruz" diye size çöken bir green peace'ci efendim bir WWF'ci hele hiç yok!
 
Bir süre oturdum. 
 
Sakince etrafı dinledim. Harikaydı. Tek ses kanalda gezen motorların şıpırtısı ve kilise çanları. Kuzey ülkesi olduğu için geç kararıyor hava, ben de otele geçerken bir teneke yerel bira aldım. Sadece 12 Kron yani 4,5 lira. Royal Danish Beer. Ülkenin 2. büyük bira markası. İlkini yazmama gerek yok galiba? :)

2. gün; Koreli turistlerle bayramlaşma ve Jens Olsens Saat Müzesi, Radhus, National Museum yani Milli Müze, Christiansborg Sarayı, Lego Store, Vor Frue Kilisesi ve Rundetaarn bildiğimiz Şehir Kulesi yani "Round Tower".
 

Ved Stranden ve platformda keyif yapan ablalar.
 
Amagertorv

Saat 21.45 : Borsgade

25 Mayıs 2015 Pazartesi

Chillout Festival İstanbul 2015, Mayıs Gibi Mayıs ve Renkleri Bulmak

Hayatın renklerini bulmak, peki siz hayatınızın renklerini ne zaman buldunuz?
 
Mayıs ayını sevmeyen yoktur, bu renkler Mayıs'a çok yakışıyor. Kafamızın üzerinde uçan renkler, seçtiğimiz her ton, hayal ettiklerimiz, sevdiklerimiz, dostlar, güzel müzikler ile birleşti bu hafta sonu. Bir çember oluşuyor bir anda ve bu çember büyüyor bu renkler ile.
 
Renkler ve Mayıs doldurdu son 2 haftamı.
 
Ben kendimdeki enerjiyi bildiğim için şu zamana kadar, açmalı germeli hard core yogayı çok severek yaptım, Cuma günü ise biraz erken gittiğim sınıfta Yin Yoga'ya denk geldim. Devrim Hoca çok donanımlı, kendisi başka derslere de giriyor ama Yin, tarzı gereği bana yavaş kaldı, o gün ben yogayı değil, yoga beni yaptı, koltuk altım bile terlemedi, aşağı bakan köpeği felan unutun. Böyle de bir deneyimim oldu, yeni başlayanlar için çok uygun.
 
Bir şans, geçen cumartesi işe gitmedim, Canan girl ile Çengelköy'e bastık gittik, tarihi çay bahçesinde kahvaltı ve goygoy. Oradan Beşiktaş'ta yemek, akşam birası felan derken, gece kadim tribün ekibi ile Kasette'de bitti. Galibiyeti kutladık. 
 

Festival yazısından önce geçen Pazar keşfettiğim Mahalo Coffee Shop 'tan bahsedeceğim. Eylül'de Karaköy hırdavatçılarının yanı başında çok güzel bir makan açmışlar. Instagram'da popüler olan kahveli mekanlar vasıtası ile geç keşfetmişim. Takibe aldıktan sonra pazarları brunch verdiklerini geçen pazar ziyaret ettim. Renklerden bahsettim yazı girişinde, o atmosferi burada yakalayabildim. Harika bir brunch masası, acayip kaliteli ürünler, organik seçenekler, bol taze meyve, hoş sohbet ekip, kitaplar, dergiler, sokağın kedileri ve 2 fincan dolusu içtiğim acayip güzel filtre kahve. Kahve gerçekten çok iyiydi. Bu da benim pazar keyfim. Karaköy, Söğüt Sokak, No.1 'de.  
 

Arka arkaya tatilleri seviyoruz, 19 Mayıs'ı da Pendor'da içerek kutladık. Bonjovili, Guns Roseslı, Foo Fighterslı felam. Bonjoviyi seviyoruz. Ama Guns'ı bir tık daha fazla.
 
 
Patlamış mısır yaptım, hayatımın şu son 2-3 haftasını hayretler içinde izliyorum sevgili dostlar. Bayaa böyle ayaklarımı uzattım, harbi, paldır küldür gidiyorum, nereye? HİÇ BİR FİKRİM = YOK ldjsakdjsakh.
 
 
Efendim bu sene pek öyle basın bültenleri, blog yazıları, web sitesi şenlikleri yapamadım Chillout için, biraz kafa meşguldü, olsundu, böyle güzeldi, sinsi sinsi hafta sonunu bekledim. Sinsi sinsi de eğlendim, güzel görseller yayımladım instagramdan, siz de izlediniz aynı anda. Ama bayaa iyi izlediniz. Ayakta kaldınız oturun dksjaksa.
 
Renkler festivalin parçası, mottosu, "yer yüzündeki cennet" olan bu müzik festivalinin atmosferi bizi yanıltmadı. 10. yaşını 2 gün doyasıya müzik ile kutlayan Lounge fm'i ve sevgili Can Tanca'yı tebriks. Can'nın, dün gece festivalden ayrılmadan önce boynuna sarılıp, ağlak ağlak "yağğğğ müthiş festivaldi ,elinize sağlık, dicek bişi bulamıyorum" dedim. İyi ki var, iyi ki.
 
Öğleden sonra festival ekibi ile oradaydık. Ekibe dışardan destek verenlere de teşekkürler. Çok eğlendik, çok dans ettik, çok güldük, çok gezdik. İlk gün yoğunlukta Next Stage'de kaldık. Pazar günü ise yorgunluğu atmak için ben sayısını hatırlamadığım biralarım ve Stephen King kitabı ile hamakta tek başıma keyfi yaptım.
 
 
Stavroz, bu festivale gitme nedenimdi. Öncesi ve sonrası çok iyiydi. Yan tarafta alternatif bir "Other Stage" bizi bizden aldı. Akşam boyunca Oceanvs Orientalis, Style-ist, Mark E, Elektro Guzzi, Dauwd ve Stavroz dinledik. Dauwd yeni bir keşif, kesinlikle takibe alınsın. Ben galiba bi ara Stavroz'u yolda kitledim, ay ben sizin fanınızım felam dedim, gülüşmeler gülüşmeler. Pazar günü ise ben Edgar Tones (radyodan bildiğim), Yakuza, Babazula dinleyebildim, gerisinde hamakta weihenstephanerimle ve Calling dergisinin dağıttığı lolipoplarla meşgul oldum.
 
Sizi güzel görseller ve Mayıs'ın renkleri ile baş başa bırakıyorum. Bunlar tabi ölümsüzleşen renkler, kafamızın içindekilerini ise, sadece biz gördük ve biz yaşadık. :):):) Herkese iyi haftalar. Filtre kahve isteyen?
 
Gönül lineup'ında headliner Buğra

other stage - giriş

Next Stage - giriş
 
Next Stage - Sahne

Stavroz Band with a fan

Smirnoff  "Düşler Bahçesi"

Renga renga renga renk

Main Stage - Bridgestone Chillzone

Other Stage - Sahne

                                 Mutlu baharlar! Mayıs ve renkler size çok yakışıyor. 
 

4 Aralık 2014 Perşembe

2015 Alışveriş Listesi ve Bağzı Evren Dilekleri

Efendim, geleneksel yıl sonu alışveriş listem ile karşınızdayım. Geçen sene yazdığım listeden sadece 2 tanesi gerçekleşmiş, güzel ilerleme bence :):):):) Bu sene bazılarını güncelledim, bazılarını eledim ve ekledim. 

1-Timberland demişim de, bu sene caydım, yaşla alakalı sanırım, bazen bazı zevklerim hop diye değişiyor. Bana şimdi bu tarçın rengi bot kıro geliyor. Ama siyah ayakkabıyı 1 senedir hala alacam. Geçen Markafoni'den istediğim gibi buldum. 1 hafta sonra siparişimi iptal ettiler. Sinirden böğrümü dövdüm. Temin edememişler. Tıpış tıpış Nine West'e gidecem.
2-Blog adresimi com'a çevirmedim. Çevirmicem de. Canım istemiyor. Onun yerine sosyal medya hesaplarımın kullanımını azalttım. Bunun açıklamasını geçen yapmıştım.

3- Ipad mi, Iphone 6 mı? Biliyorsunuz kırık eşyalar ile yıldızım çok barışık sjakjhdjahd. Zamanımı alıyor insanların ya da eşyaların kusurlarını kabul etmek evet ama şükürler olsun der misiniz? evet önemli bir konu, bunun için yoga bile yaptım, telefonumun camı kırık, iyi bir kırık, lavabom da kırık. Ekranı değiştirecem. Ipad'i ise yazdan sonra.

4-Banyo lavabosu hala kırık. Geçen size yazmıştım. Koçtaş ile kavgalıyım zaten, böyle davar bir Horoz Lojistik şirketi felan, değiştircem ama ne zaman bilmiyorum.

5- Ne güzel, geçen sene ikameti Şişli'ye aldırcam demişim, aldırdım. Artık kağıt üzerinde çakma İstanbullu :( Pasaport yazmışım. Evet çıkarttım. Bu sene de bürokratik işlerim devam ediyor. İş değiştireceğim için bir takım evraklar toplamam gerek.

6-2015 için bir seyehat planım var. İzin alabilirsem yeni iş yerimden :( Roma-Floransa-Venedik gidip bi gezip geleyim yeter blog ağladı italya yazılarından. Çok yazmayım, sakınıyorum, nazar değmesin :) Bir de Sırbistan var. Bir de Beyrut. Evet bunlar şimdilik aklımdakiler. Hı-hı.

7- Herschel Supply. Öhöm öhöm, en zaruri ama en maliyetli isteğim, 2015'te bu çanta. Bildiğin sırt çantası ama ben tasarımlarını, böyle bir bilgisayar ekranı gibi baskılarını çok seviyorum. Bilstore'da var efendim.

8- Tatlış kek kalıpları. Şimdi pat diye bu nerden geldi derseniz, Eminönü'nde gördüm geçen, harikalar. Bu kış evde Yoga'dan artan zamanlarda, mutfak konusunda el becerimi geliştirmeye karar verdim. Evimde bir mikserim bile yok. Alıcam. Ama hangi marka alacağımı bilmiyorum. Yemek yapmayı çok seviyorum, el ayarım güzel, yani sadece biraz ilerletmem gerek. Yakında vıcık vıcık "hanımlaaarr" diye lafa başlayan yemek tarifleri yazıcam blogta. Hsahsjhajahahah. Şaka.

9-Kıyafet askısı. Aslında bunu 1. sıraya yazmam gerek. Sandalye üstüne felan kıyafet asmaya başladım. En uyuz olduğum şey. İkea'dan almayı düşünüyorum. Bir de koltuk örtüsü. Geçen English Home'dan baktım. İstediğim gibi değildi. Ben daha pamuklu bişiler arıyorum. İkea'yı bi kez daha kolaçan edicem. Annem dün bana English Home'dan yatak örtüsü almış, canım annem yaa...

10-Aylık akbil. Ahahahahahah evet bu da garip bi konu, bu işi de haftaya halletmem gerek :) İş evraklarını hazırlarken onu da aradan çıkartacağım. İBB cebimizden güzel sokalıyor. Şöyle halının altına doğru. Üziiiiim avzını yerim Üziiiiiiim.

Efendim, durumlar bende böyle. Yeni yıldan kişisel beklentilerim var elbette ama bunu kutluyacak kadar değil. Çünkü beni çetin bir yıl bekliyor dostlar. Plan yapmadım, yapmak da istemiyorum. Evde, geçen sene grip olup, yatıp, içemediğim şarapların acısını çıkartmayı düşünüyorum. En kötü, gelmeyen ayakkabı için böğrümü dövmeye devam ederim kdjakska.