gezi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gezi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Eylül 2017 Cuma

Bissssssml Sag Ayakla Eylul Ayi ve Munih`te Kisa Bir Ara

Kisa bir Munih ziyaretim oldu haftasonu, yagmur yagmasa ya da semsiyem olsa daha iyi olurdu. Semsiye ile gezip tozmayi hala ogrenemedim. Kotu bir yaz mevsimi yasiyorum. Kisa ziyaretten geriye kalan sadece guzel Alte Pinakothek gorselleri ve ictigim guzel Munih biralari oldu. 


Eylul ayi hareketli gececek gibi. Bu hafta sonu evden calisiyorum. Gelecke hafta ise Enis ve Su Malta`dan Berlin`e tatile geliyorlar. 10 gun kalacaklar. Ben de dahil ekipce 10 Eylul`de ilk kez, Berghain`da Cassegrain dinlicez. Line up`da ustelik Len Faki ve Ben Klock var. Heyecanla bekliyoruz. Herseyden once arkadaslarimla zaman gecirmeyi cok ozledim. 13-17 Eylul arasi, Berlin Art Week olacak. Cesitli galeri adreslerde guzel sergiler deneyimleyecegiz. Suradan tik tik.  Eylul`un ikinci yarisi itibari ile isime biraz daha fazla asilacagim cunku oyle gerekiyor. Sonbahari ve isleri takiben belki bir Istanbul`a is gezimiz olabilir. Haricinde ise Ekim sonu Izmir`e bir tatil planliyorum, Sonrasinda ise hala yapamadigim Viyana, Roma ve Prag gezileri olacak. Guzel bir tatil diliyorum herkese. Yine yagmur yagarken burada, siz uzaklarda yaz gunesinin tadini cikarin ve kahve icin. Iyi bayramlar.





10 Mayıs 2016 Salı

Berlin ve Geride Kalanlar (1)

Alanda ekiple buluştuk, kahveler içildi, uçakta güzel bir kahvaltı, biraz uyku, soğuk ve yağmurlu bir Berlin'e indik. Jardyz bana bere al demişti sallamamıştım, göt donması yaşadım inince. Eşyaları eve bıraktık, mini bir tura çıktık. Berlin Duvarı'na gittik hep birlikte. Oberbaumbrücke köprüsünün altında takıldık biraz.
Biji Serok BERLİN!



Duvara geri döndük, yürüdük biraz, akşam hostele erken gittim, ertesi gün uzun sürecekti.

2. Gün, geçen sefer gezip de -10 soğukta pek bir şey anlamadığım yerleri ziyare t ettik. Şehir rehberi olarak bilgilerim çok işe yaradı. Bayaa çocukları gezdirdim. Onlar da ben de rahat ettim çünkü bilmediğim bir şehirde çok stress olurum. Otobüs numarasına kadar bulup bindirdim. İstedikleri her yeri elimde koymuş gibi buldum.

İlk adres müzeler adası, oradan Alexanderplatz, Unter Den Linden'den Brandenburger Tor, Yahudi Anıtları, Potsdamer Platz, Kreuzberg, harika bir plakçıya gittik ismi Hardwax, çocuklar plak aldı, Weinbergsweg Parkı ve Rosenthaler Platz'dan, Kollwitz'e döndük.






Ertesi gün kahveler içildi, meyveler sandviçler felan alışverişler yapıldı, piknik örtümüzü aldık, Tiergarten'e gittik. Burada 6 saatim yok. Pek hatırlamıyorum ama çok güldük, çok eğlendik. Dönüşte Kollewitz'de güzel bir akşam yemeği yedik ve geceye hazırlanmak üzere yine evlere dağıldık. Aslında çok daha like-a-local bir gezi oldu. Sanki bir süredir orada yaşıyormuşuz gibiydi. Gece yarısı yani Cumartesi gecesi Berghain'nın kapısı denendi, çok sıra olunca şansımızı Tresor'da deneyelim dedik. Ben de öyle neye güvendiysem kimliksiz çıkmışım, neyseki sormadılar. İçerisi bayaa turistik, müzik sistemi ve ışık sistemi pek iyi değil gibiydi, anlamadım. Çıkarken kafam çok iyiydi. Taksiye atladık, 3-4 gibi Berghain'nın kapısına tekrar gittik. İyi değildim. Geri döndüm. Oradan sonra bir kopuş yaşadım...

3. gün; sabah hostel odasında uyandığımda kıyafetlerim üzerimde, üzerim leş, yüzüm ve dişlerim sızlıyor. Kahve, evet kahve içmem gerek! Telefonuma baktım, şarjım az, günlerden Pazar, hava muazzam güzel ve 1 Mayıs sesleri geliyor sokaklardan. Pırıl pırıl her şey. Çim kokusu geliyor bahçeden. Kendime geldi, bişiler yiyemedim, gece çok kusmuştum...


Kahvemi aldım ve çıktım. Gerçekten çok gitmek istediğim bir bit pazarı vardı. Mauerpark'ı gezmiş oldum bu sayede. Çok çok güzel şeyler satın aldım. Taze meyve suyu içtim. Kazak, hırka, çanta, tayt, porselenler, termos, Jean şort, vs vs, 2 çanta doldurup çıktım. Öğleden sonra ekibi bırakıp, Berghain'nın sırasına geri gittim. Pazar 14.00 felandı. Tekrar şansımı denicektim. Nihayetinde sadece burası için gelmiştik...

Berghain; tekno müzik üzerine kurulan bir eğlence ve kültür çatısı. Hiç bilmeyenler için, dilim döndüğünce çok kısa bişiler yazıcam. Yanlış ise lütfen düzeltin. Berlin'nin soğuk döneminde ayrışan kültürlere, kalıplara, sıradan sosyalleşme yollarına bir tepki olarak, özgürce müzik dinleyip kendini ifade edenlerin parti yeri olarak ortaya çıkıyor. Sonra şuanki "tabelasız,yönsüz,ruhani,gri ve rave" tipli elektrik santrali binasının içinde partilerine devam ediyor. Burada parti kelimesi sizi "meehhh" yapmasın. Mekanın bilinen ve uygulanan katı değerleri var.


-Gerçekten içerideki eğlence hayatına uyum sağlayacak tiplerin kapıda seçilmesi ve alınması. Bunu seçerken çok nazik olmaları.
- Kapıda ve içeride fotoğraf çekmenin yasak olması. Çünkü = özele saygı.
-Cinsel tercihlerin, kıyafet, aksesuar, saç baş gibi fiziksel seçimlerin içeride asla yargılanmaması ve buna sonsuz saygı duymak.
-Oldukça kaliteli müzik ile bunu seven insanlar ile aynı anda eğlenebilmek.
-Çok saygılı ve nazik olmak. Tacize asla yer yok! Kavga - tartışma - taşkınlık yaratmamak.
-Siyaset, din, ırk, cinsel tercih gibi hassas meselelerin kapıda bırakılması.
-Kapıda mümkün olduğunca Almanca konuşmak? (Bence bu da bir etken, tartışmaya açık, lokal bir mekan olduğu için)

Sırada beklerken aslında hiiiiç iddaam yoktu. Bouncer dedikleri görevliler, "s*k*r git bizlen gelemezsin" diyebilirdi bana. Tek bir kadındım. Pek turist görünmemeye çalıştım. Nihayetinde çok ağır bir gey fetish klübü burası. Yılda 1-2 kez sapkın partileri olmak üzere, konsepti herkesin kaldıracağı cinsten bir yer değil. Yaklaşık 1 saat bekledim. Sıra bana geldi. Zaten geceden kalmayım, biraz makyaj vardı, bir kural olmasa da istenen şekilde baştan aşağı simsiyah giyinmiştim, cool ve donuk bir tiple ve Refah Partisi/Erbakan selamı ile parmak gösterdim, "Ein bitte." dedim. "Willkommen,Ja bitte!" deyip gülümseyerek içeri davet etti. Ondan sonra içimde bir bayram havasıııııı, tribünlere bir Drogba selamı, ama çaktırmıyorum!


Giriş ücreti, en pahalı mekan Berlin'de, 16 Euro. Telefonlara yapıştırıyorlar stickerları, asla açamıyorsun kamera, zaten açarsan linç yersin, soyundum, dökümdüm, üzerimde durg yok, koluma o efsane stamp'i aldım, ğğğğğğğ ağlıcam, vestiyer adeta bir cümbüş, 1,5 Euro ücreti var, deri kıyafetler, jartiyerli erkekler, pembe saçlı ablalar, tasması ile gezdirilen genç çocuklar, ten rengi gecelik ve tanga ile dolanan 40-50 yaşında abiler, düz ama güzel giyimli teknocu kızlar erkekler, 1 abi kafasında bir şapka ile full çıplak geziyordu ama o anda bakamadım çünkü sıra bana geldi, her şeyimi verdim, orası için aldığım ipli çanta, cüzdan, telefon ve kimlik bende kaldı, çok rahat ettim. Ve ana sahnede, gümbür gümbür Ben Sims çalıyordu.

Bense, tek başıma, karanlıkta, Berghain'ın içinde, basamaklardan 2. kata doğru yavaş yavaş çıkmaya başladım.

(2. yazıdan devam ; 18 Saat tekno, Ramsey ile tanışmam, wc sıraları, Panorama'da içtiğim meyve karışımı, Berghain kültürü, gece yaşadıklarım, ve ağlayarak İstanbul'a dönüş)

13 Şubat 2016 Cumartesi

Berlin Gezi Notları (2)

Çok geç yazdım farkındayım ama ne keyfim ne de zamanım var. Kalan yerden devam. Berlin 2. gün...

Hiç iyi bir gece geçirmedim hostelde. Verimsiz bir uyku, gürültülü odalar, bir de hasta, dikkatsiz, gürültülü bir Çinli yüzünden 8'de kalktım. Odadaki herkesi uykusuz bıraktı lanet hasta herif. Biraz dolandım, kahvaltı yaptım, internete girdim. Yahudi Anıtları'na doğru yola çıktım. Çok enteresan bir açık hava müzesi. Gri bloklar rahatsız edici ve ürpertici bir ortam yaratmak için yapılmış. Ben karla kaplıyken duvarların arasında yürüdüm. 1 kişi dahi yoktu. Katledilen Avrupalı Yahudiler Anıtı, Memorial to the Murdered Jewish of Europa , Cora-Berliner Str. 1 'de.
 
Görsel kaynak : durmakesfet.blogspot.com.tr
Brandenburg Tor ise 18.yy 'ın ihtişamı ile tam şehrin ortasında. Berlin'in önemli bir simgesi, duvar yapılınca doğuda kalmış. Tepesindeki olayı, Napolyon söküp Paris'e götürmüş, O'nu yenen kral geri alıp Berlin'e getirmiş. Valla iyi kafa. Ben olsam Napolyon'dan rica ederdim. O da vermezdi. Efendim şöyle güzel bir görselini paylaşıp, Bode Müzesi'ne geçiyorum.
 
Görsel kaynak : gogermany.com
Unter Den Linden Caddesi, doğruca müzeler bölgesine gidiyor. Üstünde bulunan Brandenburg metro kapısından çıkan 2 eleman yanıma yaklaşıp bişiler soruyor, cevap vermeden devam ediyorum ama akıl edip telefonumu korumuyorum. Cebimden almışlar. Polis buluyorum, unut onu diyor, ehh yeter o zaman, ben tatildeyim diyorum ve programa devam ediyorum. Tüm bunlar sadece 20 dakikada oluyor. Bir sürü güzel resim ve anı telefonda gidiyor.
 
Şoku atlatıp, Bode Müzesi'ne gittim. Şarjım %45! Üzüntüden ölücem ama ısınınca biraz toparlıyorum. Bir kahve içtim. İnternet buldum. 1-2 kişiye haber verdim.
 
 
Bode Müzesi, içi çok güzel, keyfim yerine geldi. Irmak kenarında, her yer beyaz. Manzara muhteşem. Bizans dönemine ait heykeller, paralar ve daha eski çalışmaları görebilirsiniz. Üst katlar çok güzel kahve kokuyor! Am Kupfergruben'de. 


Alte Nationalgalerie hemen karşısı. 19. Yüzyıl ile 21. Yüzyıl arası Neoklasik, Roman ve Modernist bir çok esere ev sahipliği yapıyor. Açıkçası, hırsız olayından hemen sonra şu heykel beni çok güldürmüştü. İçerideki büyük okul turunu ve viyak ciyak çocuklar harici hoş bir ziyaretti. Bode-Strasse 3'te.

 
 

Programımda St. Hedwig Katedrali vardı ama üst caddeden yürümek istediğim için rotamın dışına çıkmıştım. Zaten sonra telefonum çalındı. 

Berliner Dom çok çok güzel bir yapı, galeri çıkışı tam da meydanda. Yapı beni çok etkiledi. Açıkçası içine girmeyi canım istemedi bile. Meydanda biraz izledim. Hırsızlık yapan çocukları tekrar gördüm ve hızlıca uzaklaştım.


Meşhur TV Kulesi Berliner Fernsehtrum devasa büyüklükte. Hemen önündeki güzel parkta biraz dolaştım. Neptünbrunnen ve Marienkirche parkın içinde. Kulenin arkası Alexanderplatz'ta ertesi günde takıldım.


Günü biraz erken bitirdim ve akşam üstü yemeği için Pure Origins'e geçtim. İşletmecileri sanırım Türk. Güzel bir tost ve harika bir Earl grey çay içtim. Litfassplatz 3'te. Yemekten sonra otele döndüm, aşırı soğuktu, karın durmasını ve ısınmayı bekledim. Biraz kendime geldim ve çıkıp Friedrichstrasse 'ye doğru yürüdüm. Doğu Berlin'i iliklerinize kadar hissettiğiniz, insanlarının biraz daha donuk ve alım gücünün Batı'ya göre düşük olduğu, 2.el kıyafet dükkanlarının bolluğunu gördüğünüz bir bölge. Yine araştırıp bulduğum, Motz-Der Laden 'den eski ve kullanılmış bir koyun yünü kazak ve annem için bir porselen şekerlik buldum. İkisi toplam 8 Euro tuttu. Friedrichstrasse 226'da. Garip bir yer. Çalışanlar İngilizce bilmiyor. Ben çok lokal yerlerden hemen etkileniyorum. Devamında ise Kik 'e uğradım. Burası da japan pazarı gibi bir yer. Çok severim bilirsiniz. Çok havalı kışlık çoraplar, masa üstü dekoru, tshirtler ve pofidik bir bluz aldım. Hepsi 20 Euro tuttu. Friedrichstrasse 225'da.


Yol üstü Check Point Charlie'i unutmadım. Charlie, duvar zamanı yıkılmadan önceki son askermiş. Müzesine girmedim. 2. Dünya Savaşı tarihine bir miktar mesafeliyim. Hava iyice soğudu. Sokaktan kocaman bir tabak patates aldım ve otele yürüdüm. Kar başladı...

3. Gün : Karlar altında Alexanderplatz ve DDR Museum, Altes Museum, East Side Gallery, Warschauer, Oberbaumbrücke, Oranienstrasse, Kreuzberg, Naunynstrasse ve Kottbusser Tor!

30 Ocak 2016 Cumartesi

Berlin Gezi Notları (1)

İlk gün yazısı evet biraz keyifsiz. Uçaktan iner inmez heyecanla gittiğim Pergamon Museum, Neues Museum, ertesi sabah erkenden ziyaret ettiğim Yahudi Anıtları ve Brandenburg Gate görselleri, kısaca en iyiler, ertesi gün sabah erken saatlerde Unter Den Linden caddesinde yürürken cebimden çalınan telefonum ile kayıplara karıştı. Talihsiz bir deneyimdi. Ama ben kısa kısa buralardan bahsedicem. Sonrasında iş telefonum ile geziye devam edebildim. Bok bir moralle.

Lustgarten - Berliner Dome
Tegel'e 1 saat rötarlı indim. İnternetten satın aldığım ulaşım + müzeler adası Berlincard 'ı A Terminali'ndeki desklerinden teslim aldım. 3 gün için 42 Euro. Tavsiye ederim. TXL numaralı otobüs Havaş gibi çalışıyor. Tek bilet ile müzeler adası ve şehir iç ulaşım çok keyifli, makinaya bir kez okutmanız yeterli. Otobüs her 10dk bir ve 45 dakikada şehir merkezinde. Lustgarden'a yakın bir durakta indim ve (Bergama) Pergamon Museum'a giriş yaptım. Kapalı olan Bergama Kapısı nedeni ile İştar 'dan giriş yapıyorsunuz. Saat 6 ve oldukça kalabalıktı. Mavi Duvarlar, Aslanlı Yol, Antik Kalıntılar, Ege bölgesine ait bolca sütun-taş, Milet Şehri. Güzel bir mozaik. Milet'ten, dönemin bir oda zemininden. Yüzsüz hırsızlar diyip çıktım djfkahf. Koca müzeden bir cümle aklımda kalan bunlar işte. Museum Island, Bodestrasse'de.
 
Görsel kaynak: smb.museum.com

Görsel kaynak : smb.museum.com, İştar Kapısı
Dip not. Hiç bir müzede ve galeride, Alman Tarih Müzesi hariç, kablosuz internet yok.  Sitelerinde yazdığı halde yok. Vermek zorunda değiller elbet ama hazırlıklı olun. Diğer şehirlerdeki konforu bulamadım. Çoğu müzede eserlerin bilgileri de Almanca. Teknik Almancam olmasa da 4 sene bu dili okudum. Etraftaki bilgilerin çoğunu anlıyorum. Bunu da belki bilmiyorsunuzdur, yazmış olayım :)
 
Oradan, beni heyecanlandıran Neues Museum'a geçtim. Kapılar komşu. Birinden çıkıp ötekine giriş yapıyorsunuz. Tüm müzelerde dolaplar askılar ücretsiz. İçeriler sıcak, insanlar yardımcı, soğuk ve sessiz. Çalışanların hepsi 50 yaş üstü. Nefertiti büstü ile yakından ilgilendiğim için Mumyalar, kalıntılar ve belgeler ile hiç zaman kaybetmedim.
 
Nefertiti, hoş bir şekilde gitmiyor bu Dünya'dan ama bilmiyorum karakter olarak kendime çok yakın bulduğum bir yeri var. Gizemli ve güçlü bir kadın. İsmi güzellikten gelen demek. Tek tanrılı dine ilk inanan firavunun karısıydı. Sanat ile dinin ayrıldığı ilk dönemin isimleriydiler. Yönetimdeydi. Dönemin rahipleri bundan inanılmaz rahatsızdı. Öldürüldüğü söyleniyor. O kadar nefret etmişler ki, ölünce bile resimlerine zarar vermişler. Ama Mısır döneminden kalan en görkemli eserlerden biri kireçtaşından yapılmış bu büstü. Asil bir ailesi yokmuş, bir subay kızıymış. Diğer bulunan eserle kıyaslanınca aslında, çok güzel olmadığı, büstünde burnu ve yanaklarının sonradan düzeltildiği keşfedilmiş. Tıraşlı kafası ve sürmeleri ile, mumyasında başında bir darbe izi varmış. Fotoğraf çekmek yasak. Rahatsız eden yeşim renkli büyük bu odada sergileniyor. Başında tam 3 koruma var. Çok özel bir eser. Museum Island Bodestrasse'de. 

Görsel kaynak : smb.museum.com, Nefertiti Büstü

Görsel kaynak : smb.museum.com, Nefertiti Büstü
Hava oldukça soğuk ve temizdi, enerjim yerine geldi, çıktım ve hostele yürüdüm. İyi bir tercih yapmışım. Cityhostel, Mohren metro istasyonu yanı başı, 10 dakikada Alexanderplatz. Kahvaltı dahil 3 gece 52 Euro ödedim. Tertemiz, sıcak, geniş odalar ve çok merkezi. Tek sıkıntısı wi-fi çekmiyor ve odada priz az. Oda arkadaşım italyan bir çocuğa telefonum çalındı diye numara vermekten kurtuldum ama Berghain'a bensiz gittiği için çok üzüldüm. Güle güle ismini anlamadığım İtalyan çocuk, umarım başka bir dünyada karşılıklı dans ederiz. Glinkastrasse 5'te.
 
2. Gün : Yahudi Anıtları, Brandenburg Tor, Bode Museum, Berliner Dom, Alte National Gallery, Alexanderplatz, Berlin TV Kulesi, Pure Origins 'de öğle molası, Friedrichstrasse ve tozlu dükkan 2. elci "Motz Der Laden"de alış veriş!
 

30 Aralık 2015 Çarşamba

Amsterdam Gezi Notları ve Dönüş (3)

Sabah Adriano'nun kırık İtalyanca aksanı ve mutfaktan gelen kahve kokuları ile uyandım. Güzel ekmekler, peynirler ve reçeller ile kahvaltı yaptık. Dapperbuurt'in içinden geçerek yürüdük. Bölgeyi anlattı biraz bana. Bit pazarına vardık.
 
Amsterdam-Oost, 19.yy sonunda işçi sınıfının yerleşmesi ile büyüyor. Semt isimleri halen eski Hollanda koloni isimleri, çok nostaljik; Javastraat, Sumatrastaat, Borneostraat... Bölgede şimdi çoğunlukla Türk, Hintli, Faslı öğrenciler ve aileler yaşıyor. Bölgenin en popüler mekanı Maxwell 'e gitme şansım olmadı ama yapılcaklar listesinde yer alıyor. Mekan, tüm gün açık. Sahibi Fas'lı bir genç. Oranın yüzünün değişmesinde büyük rolleri var. Gençlerin ve yerlilerin çok sevdiği cafe Beukenplein 27 'de
 
 

Gezinin en merakla beklediğim yeri Waterlooplein bit pazarı. Açıkçası beklentimin çok üstünde çıktı. Erken bir saatte gitmekte fayda var. 09.00'da açılıyor. Eşe dosta alıncak hediyelikleri mutlaka buradan alın. 2.el kıyafet, dekorasyon ürünleri, süsleme, aksesuar, sigara aparatları, antikalar, hurda, bisiklet ürünleri, plaklar, cd, poster, parti aksesuarları aklınıza gelecek bir sürü şey. Gezdim, alışveriş yaptım, bir yandan sigara içerken inanılmaz eğlendim. Annemin koleksiyonu için antika 2 tane porselen tabak buldum, ikisi 5 Euro. Şans eseri hangi yıla ait olduğunu bilmediğim bir palto aldım. 10 Euro olduğunu öğrenince pazarlık bile yapmadım. Eve geldikten sonra paltonun "Batı Almanya" üretimi olduğunu fark ettim. Batı. Almanya. Üretim. Batı Almanya yok olm. Giyinip Taksim metrosuna indim, bakışlara alışamadım ilk gün, şimdi pek sallamıyorum. Palto çok havalı. Bit pazarı Waterlooplein 2'de.



Buradan sonra bi 3 saat yok arkadaşlar dljsakdsa.

Adriano'dan beni Hermitage'a bırakmasını istedim. Müzeye nasıl gittik, bileti nasıl aldım ve içeri girdim, wc'leri bulamadım, içerisi sıcacık, tatlı bir uğultu var, pencereden dışarı izlerken 2 saat geçmiş, harika bir bahçe, şekerim düştü, bir kahve-muffin aldım içeriden, biraz kafam düştü, sergiyi gezeyim dedim, tersten girmişim, güvenlik görevlisi çıkardı doğru kata. Oralar biraz karmaşık.
 
 

Hermitage Amsterdam, Altın Çağ'ın portrelerinin toplandığı müze. St.Petersburg'ta olan orijinal Hermitage'ın resmi şubesi. Ben içerideki "Amsterdam'ın Portreleri" sergisini  görmeyi çok istiyordum. İspanyol ressamların olduğu özel bir de süreli sergi var. Goya güzeldi. Girişe bu da dahil. Amsterdam Card geçerli.




 
Ana salona vardığımda kafam hala iyiydi, birden ışıklar söndü! Meyersem salonun kendine ait bir ışık showu varmış. Tabloların üzerinde yanan kafalar!!! Eyvah. 5 dakika felan kendime gelemedim. Harika bir anlatım, çok güzel bir atmosfer! Kahvesi de çok lezzetliydi, Amstel nehrinin hemen kıyısı, 51'de.


Dışarı çıktığımda yönümü bulamadım. Yarım saat bina etrafında dolandım. Niyetim Rembrandt'ın müze evine gitmekti.  Artık niye diye sormayın. Tam o sırada yağmur başladı.

Rembrantplein'e yürüdüm. Flying Tiger, oraların 1 milyoncusu. Evet, burada da buldum bir ucuzcu! Renkli, ucuz ve işlevi çok şeyler var. Şemsiye, pofidik çorap, iphone kablosu, glitzli törpüler, kalemler, defterler aldım. Rembrantplein 2'de.

 
Yağmur hızlandı. Munttoren, bir Galata Kulesi formatında. Ama tadilatta olduğu için üzerinde çöp poşeti gibi mavi bir naylon vardı. Ya da ben öyle hayal etmiş olabilirim. De Oude Kerk şehrin kuzeyinde, Albert Cyupmarket güneyde kaldı. Gidemedim. Şehrin merkezine dönmeye çalıştım, 2 saat Dam Meydanı'nda tramvay durağı aradım. Adriano, "galiba çok sigara içtin" diye whatsapptan yazıyor bi yandan, bi yandan elimde yamulan şemsiye ile savaşıyordum. 9'du eve vardığımda. Kapıyı açtığında bana "Pooorrr" diye seslendi! Sıcak bir kahve aldım, kalan sigaramı içtim. Goygoy yaptık. Kıyafetlerimle uyumuşum...


Sabah çantalarımı hazırladım. O'na 100&1 'de bir kahvaltı ısmarladım. İçi çok tatlış bi cafe. Mauriskade 100'de. Muiderpoort istasyonuna yürüdük.  Böyle iyi niyetli bir yabancıya rastlamak ayrı bir şans. Herşey işin teşekkür ettim ve vedalaştık. Schiphol Havalimanı için farklı bir hatta bindim. Tek biniş kartı 5 Euro. 25 dakika sürdü. Havalimanı içinde indim ve hızlıca check-in'e gittim. Uçaktan önce Heineken içmeyi unutmadan.



Dönüş yolunda; yanımda ve arkamda görgüsüzce bağırıp, sarhoş olan türk kocişkolarla, "ayh ben ot içmem korkarııımm" diyen kezban eşlerle geldim. Kafam açıldı yemin ederim. Keyifsizce eve vardım. Galiba bu dönüşlerin tek güzel yanı kendi yorganım ve minnoşko Tarçın'a kavuşmak.
 
Umarım keyifli bir 3 gün okumuşsunuzdur. Valla ben ufak bir kısmını CTRL + DEL yaptım ama acayip eğlendim. Yakın zamanda kalan adresler ve içemediğim güzel sigaralar için geri gidicem. Daha artık ne içeceksem kshajsgda. Herkese güzel bir kış diliyorum ve gelecek adreslerde, gelecek tatillerde görüşmek üzere diyorum!