festival etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
festival etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Ağustos 2015 Pazartesi

1 Senenin Ardından Felfena Kadroyla : Minipax 2015, Yeni Mekanlar ve Eskimeyen İnsanlar

Uzun bir yaz yandık kavrulduk, İstanbullular yapış yapış 45 derece sabahlarda sevişemedi, sonra gitti koca şehir, tek sağanak yağmurlu gün seçti, o gün festival yaptı, O da Minipax'tı, tarihte güzel bir cumartesine denk geldi. Bununla alakalı birazdan geri size dönücem çocuklar.

Şenay, Radyomood dinlemeye başlamış, ne iyi yapmış. Bloguna da yazmış beni. Dinleyin ve dinlettirin. Reklamsız, cingılsız, cayır cayır indie ve rock n rolll ve hiç duymayıp çok seveceğiniz parçalar, sevgili Emrecan'nın programları... Tavsiye ediyorum.

Ne güzeldi nikah, ne güzeldi nikah sonrası AYI Pub eğlencesi, ne güzeldi dostlarla park bahçe ve ne güzeldi Minipax, yağmura rağmen. Geçen haftadan Kadıköy'e gidiyorum dedim gittim, dostlar evlendi, ertesi pazar bir başka grup ile Maçka'da çimlere yayıldık, bu hafta da festival ruhunu doyasıya yaşadık,ıslandık, çamurlara battık ve hopp koca 2 hafta bitmiş.

Zeplin Pub, gerçi burası eski bir yer ama ben Vegan Burger'ini yeni denedim. Salatası daha büyük olmalı. Bira listesi ehh hali ile çok iyi. Irish sevenler buraya.

Diğeri de, Babylon Kilyos. Güzel haberler var burası ile ilgili. Yılların Asmalımescit Babylon'u kapılarını kapatıyor. Bomonti'de yeni yerinde devam edecek performans hall, Kilyos'da kışın güzel eventlerle ve yazın da plajı ile bizimle olacak. Bir Babylon aşığı, eski bir dostum ile Minipax öncesi cumartesi öğle yemeğine, beni Suma'ya bırakması kıyağı da yanında, gidelim dedik. Niyetimiz yıllardan sonra Bora Uzer dinlemekti ama fırtına nedeni ile konser iptal edildi. Bari yemek yiyip akşam birası içeriz olduk. Yağmur sonrası karadenizi izledik, güneşi batırdık, goygoy yaptık. Efendim Babylon Kilyos çok kaliteli bir yatırım yaparak pırıl pırıl bir mekan yapmış, gidin görün. Çalışanlar, kabinler, wc'ler, plaj, Babylon radyo yayını, oyun alanları, hayvani çim alanı, iskelesi, böyle tam kafayı yiyip şehirden kaçmalık yer olmuş, bu adamlar işi biliyor.  

Geçenlerde denk geldim, ekşi sözlükte bir entry vardı, biri kalkıp burası ile Suma'yı kıyaslamış. Üstelik Suma'da eğlenen kitle için de, ay bokum yani çok özür dilerim ama O da biz oluyormuşuz, junkie demiş. Şimdi su götürmeyen bir gerçek, iki mekanın kitlesi asla kıyaslanamaz. Babylon'da, çocuğunu alıp çimdirecek köfte yedirecek, köpeğinin bokuna, özel yapılmış "pet field"da poşet edinecek ve frizbisini Long Island Ice Tea'sine batırıp götüne sokucak bir kitle var. Suma da ise güzel isimleri kovalayıp, yağmur bile yağsa rüzgarda dans edecek düzenli drug hayatı olan bir kitle mevcut. 

Siz hangisi iseniz ona gidin arkadaşlar ve insanların zevklerini ve seçimlerini lütfen boklamayın. Efendim Babylon hafta içi 40 lira, haftasonu 50 lira giriş. Vodafone red zone ile %50 indirimli. Öğle yemeği + biralar + kahveler derken ortalama 190 lira felan ödedik. Karaköy'den hallice, bence değer! Frizbinizi unutmayın!


Gelelim, şehrin en geniş line-up'ının olduğu ama bir yağmurla nasıl bozulduğuna. Ağlayan zırlayan elit tayfanın festival sayfasını habire boklamasına! Eğlenmesini bilen az insanın nasıl da güzel eğlendiği Minipax Festival 2015'e.

Geçen sene Haziran'da apaynı sebeplerden cacık olan festival, nasıl da oluyorsa, yine apaynı doğal şartlardan maf olduğunu size burada anlatmayacağım, announcement yapıldığı halde maksimum önlemleri almayan ekibi eleştirecek dermanım yok çünkü hala dans etmekten yorgunum. Ben giderken yanımda uygun kıyafet ve çöp poşeti götürdüm. Kendi kişisel önlemimi almıştım. Eğlenmek isteyen eğlenir. Olmadı, olduramadılar. Olsundu. Elindekiyle yetinenler gece 1'de duran yağmuru bekledi ve o saate kadar ara ara vuran fırtınayı poşet yağmurluklar ile izledi. Buğra'nın o muzip gülümsemesi ile, yağmurdan sonra, bize gelip "arkadaşlar şu suratınızdaki memnuniyetsizliği ve kaygıyı görmek istemiyorum!!!" demesini ömrümce hiç unutamıcam. Ahahahahaha.


Online takip ettiğimiz hava durumu bizleri yanıltmadı ve "asıl gece şimdi başlıyor" deyip, ormanın karanlık rave havasına kendimizi bıraktık, Ali ile Enis'in doğum gününü kutladık, yeni dostlar edindik ve güzel müzikler dinleyerek sabah 8'a kadar dans ettik. En son plajda bir gözümü açtım, diğer gözümü de arabada. Eve geldiğimde sabah 10'du sanırım. Yine iyi gelmişim djsajdsa.

Yine iyi eve gelebilmişim
Line-up'tan hiç bahsetmeyeceğim çünkü fırtına nedeni ile bir sürü stage ve dj iptal oldu, ŞAŞIRDIK MI HAYIR ahahahahaha biz yine ordan oraya dj kovaladık, sığınacak yer aradık ara ara. Yağmur bitince ormanda kaldık. Gaiser, Pan-Pot, Dj Tennis, Rodhad dinledik. Gece 4'ten sonra hava iyice Techno'ya döndü. Gerçekten beklediğimiz gibi, çok ama çok iyilerdi. Festivalden sonra facebook sayfasını bir sürü şikayet doldurdu, 170 lira verip üstüne çamurlu ayakkabılarını post eden hanım kızlarımız için bu bloğu terk edip orayı takip edebilirsiniz. Bu şikayetler benim festival anlayışıma ters.

Herkese ama herkese teşekkür ederim. Festival ruhunu yaşayanlara, kahvesini suyunu yağmurluğunu benle paylaşan Ravers dostlara, geçen sene yaşadıklarımı kıyaslayıp, benimle yanımda olan sevdiğim hiç eskimeyecek insanlara, yeni yaşına festivalde giren 2 güzel adam Ali ve Enis'e,  acil kahve içelim sana ihtiyacım var:) diyen Buğra'ya, "aşkım topuzum nasıl olmuuuuuş" diyen Ekin'e, Enis'in doğum gününe sürpriz bir dj set up pastası yapan ve pastayı alana sokan Su'ya, ahahahahahah "ooo bu olayları artık blogta patlatırsın" diyen Atakan'a, İzmir'den festivale kalkıp gelen Ceren'e teşekkür ederim. Hepiniz iyi ki varsınız.

Geçen sene gittiğim ve bu sene gittiğim Minipax arasında aslında çok büyük bir fark var, ama onu buraya yazmaya artık hiç gerek yok. Ve tekrar tekrar teşekkürler Enis.

Dans edin, kahve için, dostlarınızın kıymetini bilin ve en önemlisi asla küs uyumayın. Herkese güzel bir hafta olsun!

25 Mayıs 2015 Pazartesi

Chillout Festival İstanbul 2015, Mayıs Gibi Mayıs ve Renkleri Bulmak

Hayatın renklerini bulmak, peki siz hayatınızın renklerini ne zaman buldunuz?
 
Mayıs ayını sevmeyen yoktur, bu renkler Mayıs'a çok yakışıyor. Kafamızın üzerinde uçan renkler, seçtiğimiz her ton, hayal ettiklerimiz, sevdiklerimiz, dostlar, güzel müzikler ile birleşti bu hafta sonu. Bir çember oluşuyor bir anda ve bu çember büyüyor bu renkler ile.
 
Renkler ve Mayıs doldurdu son 2 haftamı.
 
Ben kendimdeki enerjiyi bildiğim için şu zamana kadar, açmalı germeli hard core yogayı çok severek yaptım, Cuma günü ise biraz erken gittiğim sınıfta Yin Yoga'ya denk geldim. Devrim Hoca çok donanımlı, kendisi başka derslere de giriyor ama Yin, tarzı gereği bana yavaş kaldı, o gün ben yogayı değil, yoga beni yaptı, koltuk altım bile terlemedi, aşağı bakan köpeği felan unutun. Böyle de bir deneyimim oldu, yeni başlayanlar için çok uygun.
 
Bir şans, geçen cumartesi işe gitmedim, Canan girl ile Çengelköy'e bastık gittik, tarihi çay bahçesinde kahvaltı ve goygoy. Oradan Beşiktaş'ta yemek, akşam birası felan derken, gece kadim tribün ekibi ile Kasette'de bitti. Galibiyeti kutladık. 
 

Festival yazısından önce geçen Pazar keşfettiğim Mahalo Coffee Shop 'tan bahsedeceğim. Eylül'de Karaköy hırdavatçılarının yanı başında çok güzel bir makan açmışlar. Instagram'da popüler olan kahveli mekanlar vasıtası ile geç keşfetmişim. Takibe aldıktan sonra pazarları brunch verdiklerini geçen pazar ziyaret ettim. Renklerden bahsettim yazı girişinde, o atmosferi burada yakalayabildim. Harika bir brunch masası, acayip kaliteli ürünler, organik seçenekler, bol taze meyve, hoş sohbet ekip, kitaplar, dergiler, sokağın kedileri ve 2 fincan dolusu içtiğim acayip güzel filtre kahve. Kahve gerçekten çok iyiydi. Bu da benim pazar keyfim. Karaköy, Söğüt Sokak, No.1 'de.  
 

Arka arkaya tatilleri seviyoruz, 19 Mayıs'ı da Pendor'da içerek kutladık. Bonjovili, Guns Roseslı, Foo Fighterslı felam. Bonjoviyi seviyoruz. Ama Guns'ı bir tık daha fazla.
 
 
Patlamış mısır yaptım, hayatımın şu son 2-3 haftasını hayretler içinde izliyorum sevgili dostlar. Bayaa böyle ayaklarımı uzattım, harbi, paldır küldür gidiyorum, nereye? HİÇ BİR FİKRİM = YOK ldjsakdjsakh.
 
 
Efendim bu sene pek öyle basın bültenleri, blog yazıları, web sitesi şenlikleri yapamadım Chillout için, biraz kafa meşguldü, olsundu, böyle güzeldi, sinsi sinsi hafta sonunu bekledim. Sinsi sinsi de eğlendim, güzel görseller yayımladım instagramdan, siz de izlediniz aynı anda. Ama bayaa iyi izlediniz. Ayakta kaldınız oturun dksjaksa.
 
Renkler festivalin parçası, mottosu, "yer yüzündeki cennet" olan bu müzik festivalinin atmosferi bizi yanıltmadı. 10. yaşını 2 gün doyasıya müzik ile kutlayan Lounge fm'i ve sevgili Can Tanca'yı tebriks. Can'nın, dün gece festivalden ayrılmadan önce boynuna sarılıp, ağlak ağlak "yağğğğ müthiş festivaldi ,elinize sağlık, dicek bişi bulamıyorum" dedim. İyi ki var, iyi ki.
 
Öğleden sonra festival ekibi ile oradaydık. Ekibe dışardan destek verenlere de teşekkürler. Çok eğlendik, çok dans ettik, çok güldük, çok gezdik. İlk gün yoğunlukta Next Stage'de kaldık. Pazar günü ise yorgunluğu atmak için ben sayısını hatırlamadığım biralarım ve Stephen King kitabı ile hamakta tek başıma keyfi yaptım.
 
 
Stavroz, bu festivale gitme nedenimdi. Öncesi ve sonrası çok iyiydi. Yan tarafta alternatif bir "Other Stage" bizi bizden aldı. Akşam boyunca Oceanvs Orientalis, Style-ist, Mark E, Elektro Guzzi, Dauwd ve Stavroz dinledik. Dauwd yeni bir keşif, kesinlikle takibe alınsın. Ben galiba bi ara Stavroz'u yolda kitledim, ay ben sizin fanınızım felam dedim, gülüşmeler gülüşmeler. Pazar günü ise ben Edgar Tones (radyodan bildiğim), Yakuza, Babazula dinleyebildim, gerisinde hamakta weihenstephanerimle ve Calling dergisinin dağıttığı lolipoplarla meşgul oldum.
 
Sizi güzel görseller ve Mayıs'ın renkleri ile baş başa bırakıyorum. Bunlar tabi ölümsüzleşen renkler, kafamızın içindekilerini ise, sadece biz gördük ve biz yaşadık. :):):) Herkese iyi haftalar. Filtre kahve isteyen?
 
Gönül lineup'ında headliner Buğra

other stage - giriş

Next Stage - giriş
 
Next Stage - Sahne

Stavroz Band with a fan

Smirnoff  "Düşler Bahçesi"

Renga renga renga renk

Main Stage - Bridgestone Chillzone

Other Stage - Sahne

                                 Mutlu baharlar! Mayıs ve renkler size çok yakışıyor. 
 

26 Mayıs 2014 Pazartesi

Yılın En Mutlu Pazar'ını Geride Bıraktık : Chill-Out Music Festival 2014

Sabah işe gitmek için uyandığımda bütün o renklerin ve güzel müziklerin kafamın içinde yankılanmasını hayal ettim. Kendime geldiğimde ise tek düşündüğüm şey; Cennet'ten inip, Dünya'da bir yerde geri uyanmış olmamdı.


Sabah ile öğle arası Levent'te korkunç bir yağmura yakalandık ve yüreğim ağzıma geldi. Orada olanlara ulaştım, sordum, Sarıyer civarına hiç yağmamıştı bile. İstanbul festivallerinin muazzam ekibi ile giriş kapısında buluştuk ve bizi bekleyen 12 saatlik müzik yolculuğuna çıkmadan hemen önce festivalin ana sahne ve yemek alanını keşfettik, dostlarımızı bulduk, selamlaştık. 

Ben 1 gün önceden aşağı yukarı hangi sahnede ne var bir göz atıp son bir running order listesi yapmıştım kendime. Bu çok işime yaradı. Deli dana gibi 30 dönüm arazide  -acayip büyük bir yer olduğu belli olsun diye dönümü salladım- dolanmayım diye elimde bu liste ile gezdim. Listenin yanı sıra sponsorların standlarını turladım, dilek ağacına uğrayıp, dileğimi yazdım, Renault'un temin ettiği telefon şarjı noktasını keşfettim - ki bu çok tatlı bişidi artık gerekiyor bu tip hizmetler- The Others Stage'e tırmantık, güzel resimler çektik, eğlendik, kaybolduk :d



Ekip kalabalıktı, tüm stage'lerde bulunmaya çalıştık. Ben bir ara Boogie Belgique ve Baba Zula performansı için onlardan ayrıldım ve tesedüfen üniversiteden arkadaşım Erdem ile karşılaştık. İşin garibi kendiyle yakın zamanda Yunus'un KBV Stand-Up'na gitme programı yaparken festivalde karşılaşmamız manidar oldu. "Laa ne işin var burdaa" sesleri eşliğinde alkollerimizi yüklenip ağaç altında Baba Zula dinledik. Hemen ardından Da Lata ve ardından Jaqee vardı. O sırada RBMA'ın sahnesine geçtik ve güneş kaybolana kadar orada kaldık. O arada ekibin bir kısmı Oceans Orientals dinlemek için Next Stage'e geçti ben o arada muhteşem bir hamburger yedim ve Jaqee dinledim.



Bizim heyecanla beklediğimiz 2 isim The Other Stage'de yer aldı; Bob Moses ve Ten Walls gerçekten hakları ile güzel çaldılar. Feathered Sun 'ı sanırım bizimkiler bilmiyordu ama Bob Moses'dan hemen önce eklektik müziklerinin son 15 dakikasını yakaladım. Tabi fırsat buldukça alanda gezdim. Changeover müzikleri çok güzeldi, sanki Can'nın, Daydreaming albümü dinler gibi oldum. X 

Bob Moses harikaydı, All I Want'ı kaçırmış olsam da, yarım saat dinledim ve son zamanlarından biraz fedakarlık ederek ana sahneye, tam da beklediğim Goldfrapp performansı için aşağı indim, inmeden telefonu biraz şarj ettim. Çok emin olmamakla birlikte arkadaşlar 2. şarkıda felan girmiş olabilirim. Açılışı Drew ya da Clay ile yapmadıysa Melt Into Sunday diye bağıramadım ama Train çaldı, Thea çaldı. Thea'nın bir mixini burda yayınlamıştım, çok tatlı bir parçadır. Sonuna kadar orada kaldım ve tam orta arka sıralardan biraz yıldızlar biraz sahne derken burasıda bitmişti. Ten Walls performasına geri dönmek için Other Stage yolunu tuttum. Bu arada burası için araçların çalışması çok iyi olmuş. Oldukça tepede bir sahneydi. Aşağıda Thea 'dan küçük bir bölüm paylaşıyorum.


Ten Walls, herkesin sonradan öğrendiği ve benim de yine süpriz birinden bilgisini aldığım bir isim; Mario Basanov. Ten Walls ise, kendisinin gotik ve içinizi açan, yan bir elektronik sesler projesi. Hiç bilmeyenlerin bile Requiem 'i dinleyince "oha bu O muuu?" diyeceğiniz bu performansı ise, festivalimizin son durağı oldu. Gotham, Mongol, ve Walking With Elephants'ı dinleyip kapanışı yaptıktan sonra alan için sağlanan servislerle şehire geri döndük. Eve geldiğimde yorgunluktan ziyade neden yılın en mutlu Pazar'ı olduğunu düşündüm ve ertesi günün Pazartesi olduğu pek de rahatsız etmedi beni. Düşünsenize yılın her Pazar'ı böyle bitse? Pazartesi'ni unutsak bir çırpıda. Şimdi eve gider gitmez en mutlu uykularımızı uyuyacağız. Öyle değil mi? :)


Gelecek yılın Chillout Müzik Festivali'ne aşağı yukarı 364 gün kaldı, önümüzde ekip ile konuştuğumuz Minipax Festival'i var ve kış sezonunu artık kapatıyoruz. Deniz, kum ve güneş ile güzel randevularda görüşmek üzere. Sizi güzel bir festival müziği ile başbaşa bırakıyorum. Bugün 26 Mayıs. Şimdiden yaz mevsiminizi ve sevişgenliğinizi kutlarım efendim. 

Festivalden kısa notlar;

-Mekan... İlk sırayı en çok puanla mekan aldı. Lifepark şehrin tam ortasında benzersiz Chillout Festival konseptini çok güzel yürütecek bir yüze bürünmüştü. Geçen seneleri solladı gitti.
-Ana sahne ile other stage arasında sponsor firmanın ücretsiz transferleri vardı. Çok rahat bir şekilde alan içinde ulaşım sağladım.
-Alanda nakit para geçmiyordu, jeton sistemi, paracard sistemine 5 basmış. Bira, su, yiyecekler standart bir festival ücretinde idi. İyi seçim!
-Bridgestone çok tatlı yere yaymalı hasırlar, flipfloplar ve baloncuk çıkarmalı sular dağıttı. Ben 1 tane hasır aldım tüm gün kullandım ama en son nerede bıraktım bilmiyorum:d
-Hamburger'i Egg-Burgerhouse 'dan aldık. Muhteşemdi.
-Şarj standındaki Iphone 5 sarjları çalışmıyordu. Kendiminki yanımdaydı.
-Standlardan aldığım ıslak mendiller, festivallerin kanayan yarası portatif wc'lerden sonra kişisel hijyen için kurtarıcı. Günün belirli saatleri dışında wc'lerde çok kuyruk yoktu. Bunun nedeni sanırım alanın "gerçekten" büyük olması dsjaklja
-Trendsetter dergisi, kolleksiyon yaptığım bez çantalara 1 tane katkı sağladı. Çanta çok tatlı.
-Şehir - Lifepark arası gidiş geliş transferine 20 lira ödedim. Binlerce kişi servis kullanmıştır. Yığılmalar oldu ama güvenli bir şekilde şehire ulaştım.
-Chillout derken aslında müzik sınırlamasının olmadığı, müzik konusunda insanın kendini Cennet'te hissettiği bir anlayış ile bu işlerin yapıldığını düşünüyorum. Yine, bu anlayışta bir festival ile karşılaştım.
-Festival dergisi "Mini Book" çok güzel olmuş bu yıl da. Yapan ajansın ellerine sağlık. 2 tane edindim. Evladiyelik.
-Festival CD'si çıksa da alsak : )
-Katılımcı sayısını çok merak ediyorum. Bunu ilk fırsatta öğreneceğim.
-Aeropostale 'in festival team'i için hazırladığı ve özellikle jetoncu çocukların üzerinden gördüğüm gri tshirt'ler harikaydı. Keşke 1 tane bulabilseydim geçen seneki gibi. Yakasını kesince güzel oluyor :d
-Her ne kadar "ya ben çok etnik müzik kafasında değilim" desem de, açıkcası Da Lata çok iyiydi. Girerken bizi Boogie Belgique karşıladı. Onlar da bayaa iyilerdi. Playliste alabilirim ilerde.
-Beer Garden, Dilek Ağacı, Buluşma Noktaları, Bridgestone'nın perdeli kurdelalı büyük standı, hamaklar, Redbull Stage ve aklıma gelmeyen daha bir sürü güzel detayı fikirlerinin kimden çıktığını biliyorum. Dileğim daha güzellerini hep birlikte bu şehirde yıllarca yaşamak...

20 Mart 2014 Perşembe

Bridgestone Presents; 2014 Chill-Out Festival İstanbul & Line-Up

Yılın en mutlu Pazar'ı Chill-Out Festival İstanbul, 25 Mayıs'ta İstanbul Life Park'ta gerçekleşecek ve festivalin line-up 'ı bugün açıklandı. Her sene olduğu gibi dillere pelesenk olacak bir haftasonu bizi bekliyor. Headliner gibi headliner Goldfrapp'te, bağıra çağıra Alison'a eşlik edeceğimiz Drew ve Annabel şarkıları beni şimdiden kat kat heyecandırdı. 4 adet Stage'in elektronik müzik ayağında isimlerini gördüğümüz ve bu blogta rastladığınız Bob Moses ve Ten Walls (nam-ı diğer Mario Basanov) elektronik müzikseverlerin FAV'a attığı isimlerin başında geliyor. "Almanlar bu kopmalı müzikleri biliyor yea!" dediğimiz Brandt Brauer Frick bir diğer heyecanlı isimlerden. Ethio-Jazz genresinin babası, Etnik sesler ile Mulatu Astatke'yi yine aynı festival de canlı izleme şanına ulaşacağız. Yakın bir zamanda Boiler Room'da ateş etmeli bir performans veren Londra'dan Da Lata ile Spirtual Jazz deneyimi yaşayacağız ve 10 yıl aradan sonra, henüz yeni yılın başında çıkartıkları "Fabiola" isimli albümünden yeni bebekler dinleyeceğiz. Artık bir çok mekanda karşımıza çıkan, dinleyip "ay ne tatlı melodiiiiiii" dediğimiz ve zilyon versiyonu yapılan Crazy'nin yorumcusu Ornette, Noze ile Chill-Out Festival 2014'te ekşın yapmaya gelecek.Yoğun ilginin olduğu ve aylar öncesinden festivalseverleri tatlı bir telaşa sokan Lounge 96, bu yıl mekan değişikliğine giderek bizleri Life Park'ın yayılmalı zıplamalı festival alanı ile tanıştıracak. Bu el bombası kıvamında haberlerden sonra 2. Dönem avantajlı biletlerin hala satışta olduğunu size hatırlatmak isteriz. 

Şimdi bu yazıyı okuyan ve aynı heyecanı hisseden okurlarımdan sakince imleci şuraya tıklatmasını ve gözlerini kapatmalarını isticem. Köpeğinizi, flip-floplarınızı ve içinizdeki baharın coşkusunu festivale getirmeyi unutmayın!

15 Ocak 2014 Çarşamba

Gündüz Düşlerim

Buradan kendisine ne kadar teşekkür etsem az. O'nu tanıma fırsatı verdiği için. Gelip, sabah kahvesini benle içip, bana vakit ayırdığı için. Güzel imzası ve ilk albümü için. Müziği, başarıları, sosyal hayatı, hedefleri, festivalleri ve geleceği hakkında anlattıkları için. Güzel sesi ile bilgilerini benimle paylaştığı için. Gündüz düşlerim için.

Can Tanca'nın albümünü D&R raflarında ve D&R'nin kendi internet sitesinde bulabilirsiniz. Hafta içi Lounge Fm 96'da Daydreaming programını dinleyin, radyonun sesini saat 7'de biraz açmanız yeterli. Şimdilik sizi albümden bir parça ile burada bırakıyorum. Bu yıl Lounge Fm'in düzenlediği 9. yılında gerçekleşecek İstanbul Chillout Müzik Festivali ve Urban Festival line up'larını şimdiden heyecanla bekler durumdayım.

29 Ağustos 2013 Perşembe

Son Yaz Güneşleri

Naaptım ettim, geçen hafta dışarı çıkmadım, dinlendim, ev kuşu oldum. Otel işlerimi topladım. Gerçekten güzel bir yoğunluk içindeyiz. Her ne kadar bir arap şeyhi ile evlenmeme az kalsa da bu yoğunluğun içinde hafta çabuk bitti. Yılda 3 kez tatile Prada valizler ile gitmemi sağlayacak bir Arap şeyhi, anca beni bu sefaletten kurtarabilir arkadaşlar sakdhjs. Cuma günü, Cansu ile kendimizi Beyoğlu'nun ve Karaköy'ün güzel sokaklarına bıraktık. Planımız Cumartesi günü Asude ve Cekin'nin programı, Pazar da Büyükada idi ama planımızı bu haftalık erteledik, ben de haftasonumu çooook uzun zamandır görmediğim dostlara ayırdım. Bizim çocoklar ile tatile gitmeden önce görüşmüştük. Son gün, Ali beni Kamil Koç'ta yolcu etmişti. Tam 30 gün sonra yine bıraktığımız yerde, Beyoğlu'nda bulduk birbirimizi. Beyler, bu çocuklar artık özleniyor beyler...


Cuma günü, The Guide dergisinde keşfettiğim Karaköy Karabatak'da bulunan Julius Meinl 'a gittik. Biz biraz Cansu ile dedikodu, kakara kikiri için gitmiştik ama müthiş romantik bir ortamla karşılaştık. Açıkcası bir sevgilim olursa ilk götürmek istediğim yerlerden birisi burası olabilirdi. Dekor çok romantik ve kahveler çok leziz. Biz güzel bir kaç resim çekmeyi unutmadık. Fiyatlar oldukça turistik. Yani pahalıydı. Sufle orjinal değildi, hazır suflelerden. Pek hoşuma gitmedi ama sırf sarmaşıkların altında kitap okuyarak kahve içilebilecek bir yer, ben severim böyle yerleri. Bu mekandan sonra Galata Meydan'a tırmandık, Lavazza'da oturduk ve sohbet ettik. O'na yine Lavazza'da ve Galata Yokuşu'nda geçirdiğim güzel zamanları anlatarak kafasını şişirdim.

Cumartesi günü öğle şekerlemesinden sonra Volkan'ın evine, çocukları ziyarete gittim. Daha önceden Volki'ye gitmemiştim. Müthiş tatlı ve düzenli evi var. Daha sonra aldım hepsini dışarı çıktık. Ali ile Enis'in doğum gününde görüşememiştik ve onlara gece Asude'de frambuaz-vodka ısmarladım. Bu sıralar buraya çok gidiyormuşum ki, çevremden bir kaç kişi orası neresi, bir gün de bizi götür demeye başladı. Asude'den sonra saat 1 gibi Kasette'ye geçtik. Dehşet kalabalığın içinde biraz elektronik müzik dinledik. Saat 3 olmasına rağmen hava acayip sıcaktı. 4 gibi evlere dağıldık. Uzun bir süredir güzel elektronik müzikler dinlememiştik, Kasette'e gitmek iyi geldi. Gerçi yine de eğlenmeyi biliyoruz çünkü kadromuz orada tam 1 şampiyonlar ligi.

Pazar günü, çok uzun zaman sonra ilk defa 1'de uyandım. Tünel'de kahvaltı ettim ve Galata Mevlevihane'sine girdim. Yatırlarda dua ettim akşamki maç için, zira Bursa deplasmanları hep zordur. Müze kartımın girişte işe yaraması çok hoşuma gitti. Aslında niyetim, o kafa ile biraz Sema izlemekti ama bir program yokmuş, üzüldüm. Müze ziyaretinden sonra Galata'ya indim. İnerken, bilekliğimi yaptırdığım dükkana uğradım, aynı bilekliğin kolyesini aldım. Galata, her Pazar daha güzel, daha içten. Yarın Cansu ile orada tekrar buluşup, kafamızdaki İtalya rotasını konuşacağız. Zaman geçiyor, bazı planların artık netleşmesi gerek. Galata sonrası Terkos'a uğradım. Biraz dikkat dağıttım. Bir kaç tshirt baktım kendime. Eve geldim, maçı izledim, 1-1 bitti, çok canım sıkıldı ve uyudum.


Bugün günlerden Perşembe, yarın ise tatil, herşey rutin yoğunluğunda yine. Evde Dexter'a geri döndüm. Geçen Lavazza'da otururken aklıma bir sürü şey geldi ve Dexter izlemediğimi fark ettim. Kaldığım yeri buldum. 6.Sezon'dan devam ediyorum. Ama bu haftaya kafa olarak biraz sıkıcı başladım. Salı günü iş çıkışı, Asude'de Dorukhan ve Ozi ile buluştun. İkisini de çok uzun zamandır görmüyordum.

8 Haziran'da yapılması planlanan İstanbul Electronica Fest, bazı fireler ile (Mesela Modeselector) 1 Eylül'de Suma Beach'e alındı. Çok uzun zamandır güzel müzikler dinlemiyorduk, Şampiyonlar Ligi ekibi ile bir aksilik çıkmazsa Pazar günü Kilyos'ta olacağız... O zaman, Mario Basanov dinleyecekler parmak kaldırsın?


Yaz'ın bitmesine çok az kaldı. Bu güzel güneşten ve ince tshirtlerden nasıl vazgeçerim bilmiyorum. İçimin bir yanı kışı da özlüyor. George Hogg'larımı, güzel Penti çoraplarımı ve deri ceketimi giyip Pazar'ları tek başıma "Sinema Günü" yapmayı özledim. Şu aralar Dexter baktığım için kitaplara ara verdim. En kısa sürede kitaplara geri dönüyorum, çünkü hepimiz çok iyi biliyoruz ki, kitap okumak güzeldir.


Yazımın sonunu, Lavazza'da keşfettiğim güzel playliste ayırmak istiyorum. Arada sırada aynı müziklere rastlıyorum ama benim sevdiklerimden çaldıkları gözden kaçmıyor. Onlarda biri de aşağıda, linkte. Fethiye'de 6 yıl yaşadım ve görüyorum ki, aranızda, Fethiye'yi tatil için gittiğinde sevenler olmuş. Cloud 9'da otururken bu şarkı çalardı. Ben Ölüdeniz yıllarımı, çalıştığım otelimi, Help Bar'da Soner'in ısmarladığı soğuk biraları, Bülent Abi'nin çaldığı müthiş Buddha Bar şarkılarını, Blue Lagoon'nun denizini, Kayaköy'ü, Sugar Beach'te kalabalıkla yaptığımız kahvaltıları, gün batımında Buzz'da içtiğim kahveleri, Çılgın pilot Atilla'yi, çıktığımız Babadağ'ı, kısacık kestirdiğim saçlarımın hemen üstünden uçan paraşütleri, herşeyi, herşeyi çok özlüyorum. Bu şarkı, o yıllardan kalan bi şarkı. Araya çok uzun zaman koymadan Ölüdeniz'e tekrar gitmek istiyorum.

Umarım güzel bir tatil ve güzel bir haftasonu geçirirsiniz. Bu akşam Galatasaray'ın bu seneki Şampiyonlar Ligi kuraları çekilecek, izledikten sonra Cansu ile buluşup Lavazza - Galata Meydan'da olacağız, yolu düşenleri bekleriz ^^ Sevgiler...

http://www.youtube.com/watch?v=HO0svGjVEP8

30 Mayıs 2013 Perşembe

Güzel Pazarlar & Güzel Müzikler

Hooop bir bakmışız 1 hafta geçmiş, Tuna ve Çağdaş beni ziyarete gelmiş, zaten "Kampiyone" olan bir takımın son maçını Vera'da birlkte seyretmişiz, gezmişiz tozmuşuz ve dönmüşler. Ziyaretlerini bu kadar kısa anlatmamın nedeni gerçekten böyle olması. Onlar buradayken ben zaten 2 gün mesaiye gittim. Bize sadece Cumartesi kaldı. O gün de maç seyrettik. Akşamında bir şey yapamadık yorgun olunca. Pazar günü kahvaltıdan sonra ben onlardan ayrılarak Chillout'a gittim. Gençleri İstanbul'a emanet ettim. Pazartesi de öğleden sonra döndü 2 İstanbul aşığı. İzmir onlarla güzel, İstanbul'da yine onlarla güzel. Tekrar gelmelerini ve beni sık sık rahatsız etmelerini tembihledim dönerlerken.


Chillout Fest gerçekten de yılıın en iyi Pazar'ı olabilir. Biz yeni yeni başlayan sıcakları umursamadan, öğleden sonra düştük yollara. Kobal kocaman bir van ile bizi toplaya toplaya gitti Kemerburgaz'a. Giriş deli kalabalıktı. Müzikten anlayan bir ekip ile gittik, Nouvelle Vague'nin müzikleri karşıladı bizi ve öğleden sonra akın akın gelmiş kalabalığın içine karıştık. Akşam alt sahnede Gigamesh seyrettik. Hemen sonrasında ana sahneye geri döndük ve Gilles Peterson'u seyrettik. Hayattaki misyonumuzu tamamladık diyebilirim artık. Peterson gerçekten çok iyiydi arkadaşlar. Resmen hacı olduk. Kafamızı bir yerlerde unutmuş olarak geri döndük İstanbul'a. Bir kaç gün sürdü, geri yerine gelmedi. Komik videomuz burda;  Ocağın sönsün Peterson. 


Haziran'nın ilk haftası Şehir ve Otel, kendi dergisini çıkartıyor. Biliyorsunuz ki, Nisan ayında bir yazım çıkmıştı portallarında. Bu dergide bir de köşe aldım. Sektörel yazmak oldukça zor, daha önceden yazmamıştım. Zorlanıyorum ama oldukça keyifli. Mayıs ayını biraz sıkıntılı ve hızlı bitirdim. Hedefim köşeye her ay 1 yazı göndermekti ama kardeşim geldi, festivallerdi, oteldi derken, geçen hafta otelden bir abimizin vefatı ile yıkıldık ve bu ay hiç iyi bitmedi. Ani bir nedenle kaybettiğimiz İrfan abim için çok üzüldüm. Mekanı cennet olsun. O'nu, vipte seyrettiğimiz kasımpaşa maçlarını ve Galatasaray atkımı güvenlik görevlisinden zorla geri aldığını hiç unutmayacağım. Güzel uyusun. Bir gün önce muhabbet edip, ertesi gün helvasını dağıttım Şişli Camisi'nde. Ne kadar zorladığımı, ne kadar zoruma gittiğini siz düşünün. Aklım almıyor, sanki salescalldan geri dönecek gibi bir akşam...

Çok uzun bir zamandır beklediğim bir sponsorluk için güzel gelişmeler oldu. Az kaldı, sanırım olumlu sonuçlanacak. Otelin finans bölümümden onay bekliyorum. Önerilen işler ve bütçe harika. Çalışırken çok iyi müzikler dinleyeceğiz! Her şeyden ziyade bize marka bilinirliği anlamında getirisi harika olacak. İçerik olarak şimdilik detay bu kadar, önümüzdeki hafta konu netleşecek. Netleştikten sonra bir toplantı daha alınacak ve bitecek. Ufak bir ipucu vermek gerekirse, yakında o çok iyi festivaller öncesi cinglelarımızı ve ismimizi duyarsanız, şaşırmayın:) 


Önümüzdeki haftalarda Electronica Fest var demiştik. Biz, festivallerin vazgeçilmeyen ekibi yine oralarda olacağız. Sanırım bu sefer de çok iyi eğleneceğiz. SA Arkadaşlar, var mı bişiler?