sunday etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sunday etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Mart 2014 Perşembe

Bridgestone Presents; 2014 Chill-Out Festival İstanbul & Line-Up

Yılın en mutlu Pazar'ı Chill-Out Festival İstanbul, 25 Mayıs'ta İstanbul Life Park'ta gerçekleşecek ve festivalin line-up 'ı bugün açıklandı. Her sene olduğu gibi dillere pelesenk olacak bir haftasonu bizi bekliyor. Headliner gibi headliner Goldfrapp'te, bağıra çağıra Alison'a eşlik edeceğimiz Drew ve Annabel şarkıları beni şimdiden kat kat heyecandırdı. 4 adet Stage'in elektronik müzik ayağında isimlerini gördüğümüz ve bu blogta rastladığınız Bob Moses ve Ten Walls (nam-ı diğer Mario Basanov) elektronik müzikseverlerin FAV'a attığı isimlerin başında geliyor. "Almanlar bu kopmalı müzikleri biliyor yea!" dediğimiz Brandt Brauer Frick bir diğer heyecanlı isimlerden. Ethio-Jazz genresinin babası, Etnik sesler ile Mulatu Astatke'yi yine aynı festival de canlı izleme şanına ulaşacağız. Yakın bir zamanda Boiler Room'da ateş etmeli bir performans veren Londra'dan Da Lata ile Spirtual Jazz deneyimi yaşayacağız ve 10 yıl aradan sonra, henüz yeni yılın başında çıkartıkları "Fabiola" isimli albümünden yeni bebekler dinleyeceğiz. Artık bir çok mekanda karşımıza çıkan, dinleyip "ay ne tatlı melodiiiiiii" dediğimiz ve zilyon versiyonu yapılan Crazy'nin yorumcusu Ornette, Noze ile Chill-Out Festival 2014'te ekşın yapmaya gelecek.Yoğun ilginin olduğu ve aylar öncesinden festivalseverleri tatlı bir telaşa sokan Lounge 96, bu yıl mekan değişikliğine giderek bizleri Life Park'ın yayılmalı zıplamalı festival alanı ile tanıştıracak. Bu el bombası kıvamında haberlerden sonra 2. Dönem avantajlı biletlerin hala satışta olduğunu size hatırlatmak isteriz. 

Şimdi bu yazıyı okuyan ve aynı heyecanı hisseden okurlarımdan sakince imleci şuraya tıklatmasını ve gözlerini kapatmalarını isticem. Köpeğinizi, flip-floplarınızı ve içinizdeki baharın coşkusunu festivale getirmeyi unutmayın!

18 Şubat 2014 Salı

İyi ki Doğdun Partisi, Kanyon'lu Şarap, Pazar Pazar'ı ve Hayattan Beklediğim Dans Ritmi

Size diyorum benim haftam 5 gün, haftasonum ise 13 gün sürüyormuş gibi. Koş koş koş, yetiş yetiş yetiş. Kalacam, kaybolucam bi yerlerde en sonunda.

Sevmediğim cumalar, raporlar derken, biraz erken bitirdim, koşturarak veterinere gittim, mama aldım, üstümü değiştirdim, Abdi İpekçi'de maça yetiştim. Girişte Zippomu hoşuma gitmeyerek de olsa, bir polise emanet ettim, çıkışta geri aldım. Alıp ortadan kaybolacak endişesi ile maça da konsantre olamadım, maçı 3 sayı fark ile verdik, o moralle Asmalımesit'e zor attım kendimi.


Bir süredir hevesle beklediğimiz Radyo Mood'un 2. kuruluş partisi R2D2'de gerçekleşti. İzmir lise tayfam katıldı bana. Radyo Mood'dan Emrecan beni Foals'ın güzel şarkıları ile karşıladı. Out Of The Woods ve Late Night çaldı. Bu güzel geceden hatıra 1 de CD kaptım. Arşivlik bu çalışma için teşekkür eder, frekanslarının daha nice 3-4-5 yıl daimi kalmasını dilerim. Gece 12'den sonra set up'ın başına bizim çocuklardan; Ali & Enis geçti. Kardeşlerim benim. Onlar da güzel kafalarımızın üzerine güzel deep house parçalar ile cila yaptılar. 

Beni mutlu eden diğer detay ise lise tayfasının mekanı sevmesiydi. Ben bu adamların neden hala 12 yıldır hayatımda olduğunu bir kez daha anladım. Çünkü araya giren kopuk ayrılıklara inat, herşeyin eskisi gibi olmasına hayranım. Bunları düşünürken istemsizce güldüm. Çünkü onlara katılıyorum, "bizi 15 yaşında hayatın ortasına atıp gidenler utansın, o kadar çok şey görüp yaşadık ki ufacıkken, şimdi hiç bişi bizi açmıyor, zor beğeniyoruz ve çok seçiciyiz":):):) dediler. Çok doğru. Hala biraz karmaşık hayatlarımız var.


2003 yılında Ölüdeniz'de yaptıklarımızı hala konuşuyoruz. Ne garip. O sırada 7 yaşında olanların düzenlediği bir partide eğlenirken, bunları konuşmamız çok manidardı. Sonra Mert de geldi,katıldı bize. Liseden 2 dönem gerimizmiş. Uzaktan anımsar gibi oldum. Gece Kasette'te bitti. Biz de bittik. Ertesi gün mesaiye gittim, rekor bir giriş ile bu sefer geç kalmadım :):):)

Bu hafta enteresan güzellikle eventler var İstanbul'da. 21'inde Indigo David August ve Propaganda'da Teenage Mutants, Kasette'de ise Bar25'den Sven Dohse. 22'sinde Balat'ta Disco'nun B Yüzü ile Pional, Orkun ve Doruk, aynı gün Hunter & Game Indigo'da. Tabi ikiye bölünebilen zombi olmadığımız için hepsine birden gidemicez, seçimlerimizi son dakika kararlarımıza bırakarak hareket etmeye karar verdik. Yakın takipte olacağımız ve bazılarına kafadan gideceğimiz gelecek gigleri de şöyle şuraya bırakıyorum;

Kolektiv Turmstresse 7 Mart için Indigo'ya söz vermiş. Andre Crom Başkan'ı; Off Records'un 5.yıl Labelnight kapsamında Indigo'da Gigology ağırlıyor, tarih ise 8 Mart. Beni çok ama çok heycanlandıran, vaktinde ufakken dedelerinin turntable'ı ile soft soundlar üreten Adriatique, 22 Mart'ta Indigo'da. Geçen sene #EFI öncesi kafalarımıza warm uping yaptığımız Kotelett & Zadak ikilisi ise İstanbul'u 11 Nisan'da ziyaret edecek. Mekan ise Semih'in Kasette'i. 19 Nisan'da Gigology, Exploited Label ile ver coşkuyu yapıyor. Silahları ise yakın zamandan tanıdığımız Adana Twins, Kyodai (bunun için çok heyecanlıyım) ve Shir Kahn. Konu Indigo'da icraat edilecek. Veeee Tube & Berger, 26 Nisan'da Indigo'da Puma sponsorluğunda ateş edecek. Bu isimlerden en ileri tarihli olanı ise Parra For Cuva. Bu isim tesadüf eseri vakti zamanında playlistime girmişti ve soundlarını çok sevmiştim. Bu güzel sesleri ise 13 Ağustos'a Maslak Arena'ya set etmişler. Her köşede çalan Wicked Games'i cover edenler dersem, aaa o muydu diye hemen hatırlıcaksınız. Tabi ben o tarihte Çeşme'de ya da Ayvalık'ta kavun frozen içiyor olabilirim :) Hepsi de bizi baharda dans eden minik ve tatlı disko toplarına çevirecek isimler. 

Cumartesi günü hiç bir şeye değişemeyeceğim olay: 15.35 ile 17.21 arası öğle uykusu. Haftasonumu uzatıyormuş hissi veriyor. Uyanınca Brooklyn'li kuzu ile hadi Sensus yapalım diye niyetlendim ama doluymuş. Kanyon'da karar verdik. Sosa'da bişiler yiyip çakır keyif sohbetler yaptık. Daha detaylı konuştuk hayatlarmızda olanları. Sanki konuştukça perspektiflerimizden farklı insanlar ortaya çıkıyormuş gibi oluyor. Bazen böyle gözümüz dalıyor ama o sırada "ooo şarap bitmiş" diyoruz. Erken döndüm eve bu sefer. Flavio niyetindeydim, bu aralar Orkun çalıyor ama baktım şarap güzel ağırlık yaptı, 1 buçukta uyumuşum.

Arkadaşlar beni doğru düzgün zamanda arayan dostlarım zaten yoktur, Gece 4'ü geçmiş, telefonum zarıl zarıl çalıyor. Arayan Dorukhan sdjkajaskdj. -Uyudun mu? Erkencisin. (İçimden güldüm AHAHAHAHA) -"Eeee şey 22 Şubat'ta Yaşar konseri varmış, bence Silvia bize bilet çözer". "Ya saat kaç" dedim sanki bi ara, -Ozi bilet soruyo?", "canım ya bi bakmam gerek söz vermeyim" felan derken geri uyumuşum. Beni neden 4'te arıyosunuz arkadaşlar? Neden? Gece 4!


Pazar günü hiç bir şey yapmamanın tatlılığında uyandım ve zaman kaybetmeden giyinip çıktım. Hiç bir şey yapmamanın tatlılığı kadar süper bişi yok bu hayatta. Nilşah'ın yanına gittim ve güzel reçellerine bıraktım kendimi. Arada kaçamak aşk konularından konuştuk, bana yine öğütler verdi. Ben de onun masasında asılı olan yazının resmini çektim. Evet ressssmen bana diyor ;


İzmir dönüşü O'na minik bir kaç süprizim olacak. Bu arada arkadaşlar Balkon Sefası part time çalışacak bir arkadaş arıyor. Servisten, kafe düzeninden ve temizliğinden, minik misafir sohbetlerinden anlayan ve gündüz vakti Nilşah'a yardımcı olacak arkadaşlar nilsah@balkonsefasi.com.tr'ye e-mail atabilirler. Kahvaltı sohbet felan derken saat 4 olmuş. Dükkan'ı erken kapatıp Mecidiyeköy Pazar'ına gittik. Çok ama çok uzun bir zamandır (belki en son eski ev arkadaşım Ayşegül ile Beşiktaş?) bir semt pazarı ziyaret etmiyordum. Ancak pek sarmadı beni. Ben biraz daha Beşiktaş ya da Levent pazarı beklentisi ile gitmiştim. Bir kaç bişi alıp çıktık. Oradan Profilo'ya geçtik. Yemek yedik. Ne zamandır aklımda olan bir military parka alma fikrini hayata geçirdim :) Mudo'da buldum. Tam da istediğim gibi erkek reyonundan aldım. Aşık olduğum bir parçayı daha gardrobuma kattım. Görselini bulamadım ama şunun gibi bişi.

Nilşah'tan ayrılıp Taksim'e geri döndüm. Kahve içip iş yaptık biraz çocuklarla. Starbucks'larda pc başında çalışanları "abi nasıl kafaları alıyor ya" diye eleştirirdim ama iş başa düşünce gerçekten iyi bir kahve ile kafanı çalıştırabiliyorsun. Facebook reklam istatistiklerimi karıştırıp web sitesi düzenledik. Pazartesine yetişmesi gereken bir kaç işi birlikte bitirip eve gittim. Benim şöyle bir özelliğim var malesef, günün her hangi bir saatinde kahve içsem, o tam gün müthiş kafam açılıyor ve üzerinden kaç saat geçerse geçsin, 1'den önce uyuyamıyorum. Hali ile yine 1'den önce uyuyamadım :):):):)

Dün de Vera'da maç izledik, kanser olup eve döndüm. Evet böyle komple saç baş yolduran cinsten. 

Bu Pazar'a Galata-Beyazıd-Kumkapanı-Cankurtaran-Eminönü hattında bir yürüyüş planımız var ama yine Cumartesi gecesi spontane karar verilecek gibi duruyor. 

Hafta sakin geçti. Beklediğim dua ve şans sinerjisine devam ediyorum. İstanbul hayatımın en önemli virajındayım. Bu virajı ya alıp döneceğim ve güzel günlerimi tazeleyeceğim. Ya da başka virajların sinerjisi için doğru zamanı yakalamaya uğraşayacağım. Büyüye inandığım için detay yazmıyorum şimdi. Çünkü vazgeçmek istemiyorum. Çünkü bahsini ettiğim enerjiyi hala içimde hissediyorum. Çünkü mutluyum. Bu enerjiye engel olacak her şeyi kendimden uzaklaştırdım. Tutkusu, aklı, yıldız parıltıları ile sorgusuz sualsiz benimle olan herkese buradan tekrar teşekkür ediyorum. Gönderdiğiniz tüm enerjiye ellerimle topladım. Şuan hayattan sadece güzel bir dans ritmi bekliyorum. 


Cumartesi günü tekrardan yeniledim playlisimi. Birbiri ile yarışan Adriatique, Agoria, Balcazar & Sordo, Finnebassen (bu çocouğu da bayaadır dinlemiyordum) Darius, HNNY, Leftwing & Kody ve Noir & Haze parçaları koydum. Tatlı müzikler ve tatlı eventlerin yazıları için gözünüz arada burada olsun. 

Tüm bu iyimser yazılardan sonra güzel bir parça bırakıyorum buraya. Sıkca dinlediğim listeme 1 numaradan giriş yaptı. İyi bir hafta diliyorum. Bol bol sevişin ve şarap için, sevdiğinizin kokusunu özleyin, ve tutkusuz kalmayın. Tutku ve onu elde etme heyecanını sakın kaybetmeyin.

10 Şubat 2014 Pazartesi

Stavroz, 2. Şehir Yürüyüşü, Kumbaracı'nın Sevda Telkinleri, Arter

Hava öyle güzeldi ki bu hafta İstanbul'da, insanın çıkıp serserilik yapası geliyor. Biz de öyle bir şey yaptık biraz.

Cumartesi eve gidip 3 saat öğle şekerlemesi yaptıktan sonra maça 1,5 saat kala prenses gibi yataktan çıkıp semt adamı gibi tribüne koştum. Kışın böyle hengamenin içinde, üstümde bir tshirt-hoodie-deri ceket, güzel müzikler dinleyerek metroda maç insanlarını izlemeyi çok seviyorum. Çok kalabalıktı yollar. Arena da aynı şekilde. Maç ise çok daha iyiydi. İstediğimiz bir sonuç aldık. Bir sonraki gün Fener'in de Sivas'a yenilmesinden sonra Eskişehir'den Cumartesi aldığımız 3-0'lık galibiyet çok daha anlam kazandı. Tribünler çok güzeldi. Devre arasında şampiyonluk ihtimalleri hakkında Jasinovic ile sohbet ederken ikimizin de iddaa edesi varmış ki, eğer şampiyon olursak "çıkıp kıro gibi Taksim'de kutlayıp halay çekeceğimizi" sözleştik. Gerçi benim geçen seneden var ona benzer mevzularım ama aklımızdan aynı anda geçmesi çok manidar oldu. Maçı böyle bitirdik. Evlere dağıldık.

Tabi benim eve gitmem sözde oldu, eve gidip, üstümü değiştirip Beyoğlu'nun dumanlı mekanlarına girmem sadece 2 saatimi aldı. Asude'de demlendik biraz. Ordan Topless'a geçtik. Stavroz 'u çocuklar anlatmıştı. Canlı çalışını kaçırmamak adına gidelim dedim. Oranın da girişini çözdüm. (Topless'dan Kaan'a teşekkürlerimle! ) İyice serseri olduk. Mekanda Kobal ile Ezgi'ye de rastladık çok güzel oldu. Stavroz, ardından Gazali (canlı onu da izlemiştim) çaldı. Stavroz arkadaşlar çok güzel mixlerin üzerine saksafon çalıyor. Son zamanlar keyif aldığım canlı performanslar listesine ekledim. Şurda ufak bir videosu var. En son biri daha çıktı çaldı ama orayı bilmiyorum. Sabah en son saate baktığımda 5.10 'du. Uyumuşum.


Bir gün bir yerde yığılıp kalacam sanırım, bekliyorum. Çünkü ertesi gün 10'da kalktım. 1 gün önceden Buğra ve Gözde ile haberleşip şehir yürüyüşü planlamıştık. Yorgun değildim. Giyinip çıktım. Edirnekapı'da indim. Buluştuk. Yaklaşık 6-7 aydır konuştuğumuz tura, namı yürüyen New Balance'larımız ile oradan başladık. 


Arkadaşlar İstanbul yürümesi inanılmaz keyifli bir şehir biliyorsunuz. Özellikle yabancıların "old city" diye tabir ettikleri İstanbul'un eski tarafı için milyonlarca insan geliyor. Biz bunca güzel şey karşısında neden tembellik ettiğimizi burada uzun uzun yazmıcam. Bir önceki yürüyüş Buğra ile Galata - Tophane civarı idi. Ben özellikle Fener - Balat civarını çok merak ediyordum. Saatlerce yürümeye değerler. 

Edirnekapı mezarlıktan Fatih-Kariye'ye yürüdük ilk etapta. Bu arada Kariye Müzesi'nin de yerini öğrenmiş oldum. Mollaaşkı'nda kahvaltı yapıp yola devam ettik. Manzaralı bir çay bahçesiymiş. Kahvaltımızı yaparken bize Zilşan da katıldı. Buğra'nın arkadaşı O da. 


Ordan Fener (Phanar) Rum Erkek Lisesi'ne indik. Fener Rum Lisesi, resimlerden çok dahe büyüleyici güzellikte bir bina. Kuşbakışı görünüşü kartal biçimindeymiş. Tuğlaları Fransa'dan getirilerek 1881 yılında inşa edilmiş ve 5 senede tamamlanmış. Mimarı kendi mezunuymuş. Hala eğitimini sürdüren 3 Rum okulundan biri. Kırmızı okul diye geçiyor halk arasında. Ben ise ateş eden okul dedim. Cidden ateş etmiyor mu ya? 


Kapılarında farelerin gezdiği Balat evlerine indik. Bazılarını fotoğrafladım. Fareleri deyil tabi. Penceresinde sahibinin oturduğu fareli evi çekersem dayak yerim diye korktum açıkcası. Keşke daha çok önem verseydik bu şehre diye üzüldüm üzüldüm durdum. Başka bişi gelmedi elimden.

Agora Meyhanesi yerli yerinde. Tabi eskisi değil. Yenisi. Fazla ticari bir silüeti var. Işıklı tabelası felan, ne biliyim. Fener - Balat hattından Patrikhane yönüne döndük. Allahtan ekip bilgili. Ara sokakları elleriyle koymuş gibi biliyorlar. Patrikhane çok daha bakımlı diğer kiliselerden. Ayaküstü Buğra ile rahiplerin hayat seçimleri hakkında mekanın bahçesinde ufak bir sohbet bile yaptık. Ama burada yazamıcam tabi :):):) Çocukların çok sevdiği bir dürümcü varmış, Patrikhane'nin bitişiğinde ama bir süredir kapalıymış. Üzüldük.


Mum yakıp dilek diledik. İstiklal'deki kilisede 0,5 Liralık mumlar daha çok satılıyor diye "small"u kaldırmışlar. 1 Liralık "Large" olandan satın alıyorsunuz. Burada mumun parasız olması çok güzel. İçini gezip, fotoğraf klübü öğrencilerine yürüme yolunda resim mankenliği bile yaptım. Çıktık. Bir baktım, yaktığımız mumları temizlemişler. Nizami ve az bir miktar bırakmışlar. Üzüldüm bir an. Dileğim yerine gelmeyecek sanırım :d


Cibali Caddesi çok güzel bir yer. Sol taraf Haliç. Sağ tarafta atölyeler, kapalı dükkanlar, balık restoranları, dökük-harabe evler vs. Disco'nun B Yüzü olacak 22 Şubat'ta. Orayı da görmüş oldum. O akşam da ayrı efsane bir akşam olacak gibi. Çok önceleri bu tarafta ev bakmıştım ama çok pahalılardı. Gerçi Harbiye'nin de farklı kalmadı artık. Eminönü'nde durup bişiler yedik. Sirkeci'de Brew'de bitirdik yürüyüşü. Geçen sene Mart ayında Buğra ile gelmiştim Brew'e. O meşhur yazı şurada. Çok sevdiğim bir mekan olarak kaldı aklımda. Yorgunlık kahvesi oldu bize. O sırada muhabbet ederken Buğra 20 dakika uyuyakaldı. Biz de kızlarla hummalı bir kitap sohbetine dalmışız. Uyandığında yüzünde resmen yastık hali vardı dhakjdhaçk


Eminönün'de dağıldık. Zilşan'ı Beşiktaş'a uğurladım. Ben Kumbaracı'ya Nilşah'ın yanına gittim. Sanki içimi biliyor gibi bana bazı şeyler anlattı. Görüşlerini öyle seviyorum ki, her gittiğimde bir ivme ile çıkıyorum o yokuşu. Yürüyüş sonrası sanki telkin aldım ve kafamı dinlendirdim. İşe geldiğimde sabah bana bir reklam göndermiş. Üzerinde şöyle bir şey yazıyor ve bundan sonra yapmak isteyip de cesaret edemediklerimi anlatıyor adeta. "Aşk için çok soru sormayın, konuşmayın hatta! Bir şeyler yapın... Mesela aşk alın. Sahip olun. Verin. Dağıtın. Alın bir parçanızı O'na verin. Verin ve bırakın O'nun olsun. Çoğalsın." O da tam olarak böyle şeyler söyledi bana. "Bırak ve yaşa. Korkma. Çekip çıkartılmaya ihtiyacı vardır belki? Ya da tam tersi. Ama hiç olmazsa korkularının arkasında neyin olduğunu görürsün. Müsade et. Git getir. Geç olmasın. Bul, içeri gir ve sev. Başkasında var olmasına izin verme. Vazgeçme." 


Kumbaracı'dan çıkıp Arter'e gittim. Marc Quinn'nin Aklın Uykusu isimli çok enteresan bir resim ve heykel sergisi varmış. Bu kafanın üzerine bir de sergi gezdim. Şahane oldu. 1990'dan bu zaman üretimini yaptığı bir sergi. Tarih, zaman, mekan ve kimlik gibi konulara eğilmiş, bunların yanında insan-doğa-kültür ilişkisini ve teknoloji-sanat arasındaki bağlılığı eleştiriye açıyor. Varoluş-ölüm, gerçek-hayal, evren-zaman gibi karşıtlıkları çok güzel araştırmalar ile karşınıza getiriyor. 2 tane güzel resim de ben paylaşıyorum. Birisi Bonzai ağacı. Güzelim bonzai ya :d Ne hale sokmuşlar dkakjsadh Neyse, diğeri de evet kandan yapılmış bir selfie. Anlamları var. Gidin ve görün. Çok güzel göndermeler yapıyor. 1 saatinizi ayırabileceiğiniz bu sergi 27 Nisan'a kadar açık. İstiklal'in sonlarına doğru, sol sırada hemen. No.211


İstiklal'i de yürüdüm o Pazar mahşerinde. Eve döndüm. Duş alıp yastığa sarıldığımda saat belki 9'du. Hatırlamıyorum. Aşırı yorgun deyildim nedense. Kahvedendi sanırım. Kahve benim uykularımın katili. Sabah rahat uyandım. Ofise gittiğimde arkadaşlar hemen pc'yi açıp yürüdüğüm mesafeleri hesapladım google'dan. 9.930 mt yürümüşüm. Neredeyse 10 km. Ama bir Burak Yılmaz ortalamasına gelememişim :d 

Bugün yoğundu. Biraz uçarak yazışma yaptım. Bir kaç şarkı buldum. Yaz tatilimi hayal ettim yine. Sanırım iyiden iyiye özledim yazı. Yürüyüş sırasında ise şansımıza hava çok güzeldi. Gece ise yağmur yağdı. Şimdi Tarçın karşımda uyuyor ve ben her battaniye çizgilerine gözüm takıldıkça, hiç ısınmayan ayaklarıma söyleniyorum. Güneşin hep yaktığı bir ülkeye sığınma talebinden bulunma isteğim vardır. Gene hortladı gene. Bırakın beni! 

 
Şimdi size iyi bir hafta diliyorum ve güzel bir şarkıyı buraya bırakarak uyumaya gidiyorum. 

"Senin aşkında bir sınır var. Ağır çekim bir şelale gibi. Okyanussuz bir harita gibi."