loungefm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
loungefm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Ocak 2014 Çarşamba

Gündüz Düşlerim

Buradan kendisine ne kadar teşekkür etsem az. O'nu tanıma fırsatı verdiği için. Gelip, sabah kahvesini benle içip, bana vakit ayırdığı için. Güzel imzası ve ilk albümü için. Müziği, başarıları, sosyal hayatı, hedefleri, festivalleri ve geleceği hakkında anlattıkları için. Güzel sesi ile bilgilerini benimle paylaştığı için. Gündüz düşlerim için.

Can Tanca'nın albümünü D&R raflarında ve D&R'nin kendi internet sitesinde bulabilirsiniz. Hafta içi Lounge Fm 96'da Daydreaming programını dinleyin, radyonun sesini saat 7'de biraz açmanız yeterli. Şimdilik sizi albümden bir parça ile burada bırakıyorum. Bu yıl Lounge Fm'in düzenlediği 9. yılında gerçekleşecek İstanbul Chillout Müzik Festivali ve Urban Festival line up'larını şimdiden heyecanla bekler durumdayım.

10 Ocak 2014 Cuma

Daydreaming with Can Tanca

Takibimde olan ancak yakın bir zamanda tanışma fırsatı yakaladığım; eşsiz müzik birikimi ile Türkiye'de Lounge & Chill-Out müziğin lokomotifi  Lounge Fm'in kurucusu ve müzik direktörü Can Tanca ile Midtown Hotel İstanbul'da ufak bir söyleşi yaptık. Şehrin kalbindeki Midtown'nın güzel müziklerini yöneten Lounge Fm hakkında konuştuk. Başarılı organizasyonları ve seveni giderek artan festivalleri hakkında gelecek dönem tüyoları almaya çalıştım : )

Elektronik müzik severler sizi eminim tanıyorlardır ama bir de size soralım, Can Tanca kimdir?

Kısaca radyocu : ) 

Photo Credit : Lounge Fm - Can Tanca

Bir sürü ünlü isim Lounge FM ve Radio FG sayesinde Türkiye’de performans verdi. Her yıl gelenekselleşen etkinliklerinize devam ediyorsunuz. Siz bu zamanlara gelebilmek için neler yaptınız ? “Evet! Bu müzikler Türkiye’de çalmalı , bu sanatçıları neden biz getirmiyoruz? “ dediğiniz o an, hangi andı ?

Çok değişkenli, çok sorunlu bir sektör bu. Bir şeyler yapabilmek, sonucunda başarabilmek için müzik ile yaşamak lazım; ilerleyebilmek, bir seviyeye gelebilmek  için kendinizi adayacaksınız, çok çalışacak ve yılmayacaksınız, kendinizi ve dolayısıyla çevrenizi sürekli yenilemeniz lazım.1994 yılında radyo programcılığına başladığımda fikir kafama yerleşti, 1998 sonunda Radio FG’yi açtığımızda ise düğmeye bastık...

Chillout Müzik Festivali, Electronica İstanbul, Urban Fest başta olmak üzere, muhteşem organizasyonlar düzenliyorsunuz. Son yıllarda bizzat ben de katıldım çoğuna. Hiç bay geçtiğimiz, "ya! bu buraya olmamış" dediğimiz bir isim dahi çıkmadı J Line up’ı hazırlarken, işin endüstriyel tarafını bir kenara bırakırsak, ilk etapta dikkat ettiğiniz özellikler nelerdir ?

Endüstriyel tarafını tamamen bir kenara bırakıyoruz zaten : ) Bizim dinlemekten hoşlandığımız, radyoda parçalarını çaldığımız sanatçılar olması önceliğimiz. Önümüzdeki yıllarda patlama yapabilme kapasitesi yüksek veya ülkemizde sevilen ama daha önce gelmemiş sanatçılar da tercih sebebimiz. Formül basit: radyolarımız dolayısıyla müziğimiz beğeniliyorsa, dinleniyorsa, getirdiğimiz sanatçılar da doğal olarak takdir edilecektir çünkü kendi belirlemiş olduğumuz çizgimizden hiç sapmıyoruz.

Tüm her şeyi bir kenara koyduğunuzda, şu dakika keşke o ana geri dönsem dediğiniz bir organizasyonunuz var mı? Unutamadığınız ve sizi çok mutlu eden bir iş mesela?

2007 yılında yaptığımız Air – Daft Punk ve Gotan Project konserleri. Hepsi her açıdan rüya gibiydi.

Hayatınız müzik ile dolu. Üstelik yeni de derleme bir albüm çıkardınız. İsmi Daydreaming. Geçtiğimiz ay lansman partisi gerçekleşti ve ben de oradaydım. Tekrar tebrik ederim. Çok canlı, modern ve şehrin her saatini size getiren bir albüm olmuş. Dinleyenler şüphesiz aynı şeyleri hissediyordur ama ben klasik bir soru sormayacağım. Benim merak ettiğim sizsiniz. Can Tanca, albümünü başından sonuna kadar dinlediğinde ilk ne hissetti ?

Bu soru bayağı soruldu. Albüm içinde farklı tarzları, farklı duyguları yansıtan parçalar var, buna rağmen "geçmişe dönük romantizm" başlığı altında anlatabiliriz hepsini...

Lounge FM 'in gelecek dönem projeleri nelerdir? Ya da bize minik bir tüyo verebilirsiniz belki, lounge elektronik müzik severleri 2014 ‘te neler bekliyor? : )

Ağırlığımız festivaller... Konsantrasyonumuzu son yıllarda küçük ve orta çaplı eventlerden festivallere kaydırdık tamamen. Hedefimiz onları daha ileri noktalara taşımak...

Geldik benim en sevdiğim magazin sorularına! Müzik; hayatınızda hep var ama müzik dışında neler yapıyorsunuz ?

Aslında gerçekten pek bir zaman kalmıyor. Müziğin dışında, o müziği bu ülkede yaşatabilmek için yöneticilik tarafının devreye girmesi gerekiyor : ) Spor yapıyorum, koşuyorum; hobilerimle ilgileniyorum.

Kendi sektörümü ilgilendiren ufak bir soru ile bitirmek istiyorum… Bu yoğunluk arasından seyahat etme fırsatınız oluyor mu hiç ? Özellikle bir otel ararken sizi ne cezbeder ? Oda mı , müzik mi , lokasyon mu ? Ya da Misafir Memnuniyeti mi ?

Seyahat ediyorum sürekli, müzik dışında saydıklarınız  %100 gerekli unsurlar...

Bana ve sorulara ayırdığınız süre için gerçekten çok teşekkür ederim. Albümünüzü de tekrar tebrik ederim. Müzik listelerinde uzun zaman görmeye devam edeceğiz! Yukarıdaki sorulardan 2014 planları ile ilgili olanları ben de sabırsızlıkla bekliyorum. Bu şehirde yaz mevsiminin geldiğini sizinle anlıyoruz! İstanbul dışında yaşayanların çok özendiği, İstanbul’da olanların ise günler öncesinden biletini aldığı bu müzik festivalleri umarım hiç bitmez : )

Roportaj : Sila Kocak 
Fotograf : Lounge Fm Can Tanca

9 Haziran 2013 Pazar

Hayat Her Gün Yeniden Başlar

Kaç sabahtır özgür uyanmıyoruz bu ülkede ? Bilen var mı?

Ben sayısını bilmiyorum, öyle çok ki, bunun nedenine hesap sormak için günlerdir sokaklardayım. 30 Mayıs akşamı Galata Kulesinde otururken Ne Oluyor’u düşünmüyordum çünkü o soruyu yıllarca sordum ve sordurmaya çalıştım. Henüz 20 yaşımdayken, Balıkesir’in faşist sokaklarında Sol dergisi satar, her çeşit insana kendi halkımın dertlerini anlatmaya çalışırdım. O gün ise, 31 Mayıs’ta kitaplarda okuduğum, güncel yazılardan çıkartıp, kafamın içine koyduğum “sivil kırılmaya” şahit oldum. Bu tarihi bir olay. Halen de sürmekte. Israrla partilerin ve sivil toplum grupların gölgesine çekilmeye çalışılsa da, Taksim Gezi Parkı’nın yıkılmak istenmesi ile ortaya çıkan olaylar büyüdü ve gerçek bir halk hesabına döndü. Günlerce direnen halk bol kepçeden, Dünya’nın hiçbir yerinden görülmeyen miktarda biber gazı ve  türevlerini yedi. Ben de yedim. Hükümet oralı bile değil, tepedekiler ayrı bir orospu çocuğu, medya yavşaklığın master degreesini yaptı bu olaylar ile. Şuan ne dolaplar dönüyor kimse bilmiyor ama birilerini rahatsız etmeye devam ediyor. Meydan tam bir direniş alanı. 1 tane polis yok. Sokaklar cıvıl cıvıl. Sanki devrim olmuş gibi. Yüzler gülüyor. Yürüyenler mutlu. Sanki Taksim bir devrim şehri oldu çıktı. Hayatım süresinde Sosyalist Devrim görüp görmeyeceğimi bilmiyorum, ki bu direnişin devrime gitmesini çok istiyorum ama Taksim’i bu şekilde görmüş olmak, halkın “halk gibi” olduğunu görmek, hesap sormasını görmek bile beni çok mutlu ediyor. Bunları bir süredir seyretmek istediğim için bloga gelmedim. Biraz kafamı topladım, Galata Meydanı’na indim, şuan bir kafede oturuyorum ve Galata Kulesi ile mavi gökyüzünün yan yana oluşunu seyrediyorum.  


  
Tabi bu olaylar, otellere pek iyi yansımadı. Bizim de işlerimiz düştü hali ile. Ben de artakalan işlerimi topladım bu süre içinde. Onun haricinde zaman buldukça parkta olduk. Parkta kütüphane, yiyecek, serbest kürsü, çadırlarını alıp gelenler, müze, haber köşesi, dumansız hava sahası :), revir, anma köşesi, sinema alanı, yoga alanı, eczane, gazetelik, organik bahçe ve aklınıza gelebilecek, komünel hayatın en ilkel uygulamalarını görebilirsiniz. İnsanlar yardımlaşıyor, birbirine çarpınca özür diliyor ki o kalabalıkta imkansız çarpışmamak, kitap verip yerine siz de 1 kitap alabiliyorsunuz. Kürsüde bir şeyler paylaşıp fikirlerinizi açıklıyorsunuz. Devrim Müzesinde direnişte ele geçirilen ve halka karşı kullanılan şeyler var. Bahçeye ise domates ve çiçek ekmişler. Yani okur; hayat, 10 gündür parkta çok daha güzel.


Bankalar ile yaşadığım problem nedeni ile kredi kartlarımda bazı güncelleme yapamıyorum. Düzenin, sistemin yavşak maşası bankalar. Bu nedenle bu sene de kombine alamayacak gibi görünüyorum. Onlara muhtaç olmak beni kahrediyor. Mutlu olamadığım bir konu da bu. Birkaç gün önce, Gssözlük’te yazarlığım onaylansa da bu durumdan dolayı bir türlü mutlu olamadım. Başka yöntemler ile çözmeye çalışacağım ama olmaz ise iyi bir hüsran yine beni bekliyor. Yine de Sözlük’ten Neverfall’a teşekkür ederim verdiği destek için. Onu da unutmadan yazayım. Yazmak güzeldir. Yazamaya her yerde devam. Silvia da Galatasaray Sözlük’te.

Bu direniş ve olaylar nedeni ile EFI ertelendi. İyi de oldu. Riskli bir bölgedeydi ve güvenlik nedeni ile başka bir tarihe alındı. O tarih henüz belli değil. Ben ise, yaklaşık 3 yıldır peşinden koştuğum ve fırsat kolladığım bir sponsorluk işini aldım arkadaşlar. Başta EFI’nin ve Chillout Fest’in yaratıcısı ve organizatörü olan FG – Lounge FM – Ocygen Group ile iyi bir iş birliği anlaşması yaptık. Şimdi herkes susacak ve otelimiz artık Lounge FM çalacak! Festivallere sizi de beklerim, ben de sponsorlardan biri olarak en önde yerimi alacağım.

Hava İstanbul’da harika. Tam anlamı ile yaz gelmedi, napalım, bu şehir de böyle bir şehir. Sıcaklar artık Temmuz gibi gelecek sanırım. Bu yıl tatilde Ayvalık’ta olacağım. Yıllık iznim tahmini 27 Temmuz – 10 Agustos arası gerçekleşecek. Planlarım ters gitmez ise, o muhteşem lacivert ile bu tarihler arası buluşmuş olacağım. Yine dört gözle bekliyorum tatili. Çok özledim domates kokulu sabahlara uyanmayı. Tarçın için henüz bir çözüm düşünmedim. Tanıdıklardan yardım isteyeceğim gibi…

Sevinç taşındı. Müge geldi. Yeni ev arkadaşım Müge, Uzay Mühendisliği okuyor. Beni Mars’a göndermesi karşılığında ondan kira almıyorum. Dünya’nın dışına çıkmak için gerçekten harika bir zaman - asadsadsfgds

Bu hafta bu olayların arasında birkaç güzel mekan keşfetmeye vaktim oldu. İlki Parsifal. Tripadvisor’dan buldum ve güzel vegan yemekler yapıyor. Servis birazcık yavaş ama servis ekibi çok tatlı. Zeytinyağları Nazilli’den geliyormuş. İstiklal’in 1-2 sokak aşağısında, dolmuş duraklarına yakın bir yerde. Fiyatlar  ortalama. Kişi başı 14-15 liraya çıkabiliyorsunuz. Ali’yi bile götürdüm. Ben veganlığa devam. Zorlandım ama alıştım diyebilirim. Elim artık ister istemez vegan yiyeceklere gidiyor. Soruyorum, araştırıyorum, öğreniyorum. Diğer makan ise Asude. Aslında bir cafe-bar. İsmi ilk etapta türkü barı andırıyor değil mi? Değil. Geçen Ali’yi ve Volkan’ı götürdüm. Gitme nedenim ise, ev yapımı frambuaz şerbeti ile yaptıkları frambuaz-votka. Bana yıllar sonra votka içiren bir mekan Asude :) Beyaz Restaurant’ın karşı sokağında. Fiyatlar çok uygun. Müzikler de güzel. Salaş bir mekan.



Sonunda köşenin ikinci yazısını yazdım, bitirdim ve gönderdim bugün. Yabancı bir dergiden çeviri yaparak, 2013 Seyahat Trendleri hakkında kendi yorumlarımla birlikte bir yazı oldu. Üstümden büyük bir yük kalktı. Dergi de baskıya giriyormuş. Dergi sahibi yazılarımdan umutlu. Bu durum beni motive ediyor. İlk sayıyı heyecanla bekliyorum. Umarım her şey güzel ve yolunda gider. 

Diyorum ya, yazmak, her yerde her zaman… Artık iyiden iyiye yerleşti hayatıma. Yazmadığım zaman, yemek yememiş gibi oluyorum. Çok uzun bir zamandır kurşun kalem ile bir şeyler yazmamıştım. Bilerek önce deftere sonra dijital ortama yazdım köşe yazısını. Kalemden uzak kalmamam gerekiyor. El yazıma ihanet etmek istemiyorum. Bu uygulamayı devam ettireceğim.

İstanbul şu aralar kafasında deli sorular, direniyor. Bu güzelliği seyrederek hayatımı taçlandırıyorum bu şehirde. Sevdiklerim ise yanımda. Ne de olsa “hayat, her gün yeniden başlıyor.” 

30 Mayıs 2013 Perşembe

Güzel Pazarlar & Güzel Müzikler

Hooop bir bakmışız 1 hafta geçmiş, Tuna ve Çağdaş beni ziyarete gelmiş, zaten "Kampiyone" olan bir takımın son maçını Vera'da birlkte seyretmişiz, gezmişiz tozmuşuz ve dönmüşler. Ziyaretlerini bu kadar kısa anlatmamın nedeni gerçekten böyle olması. Onlar buradayken ben zaten 2 gün mesaiye gittim. Bize sadece Cumartesi kaldı. O gün de maç seyrettik. Akşamında bir şey yapamadık yorgun olunca. Pazar günü kahvaltıdan sonra ben onlardan ayrılarak Chillout'a gittim. Gençleri İstanbul'a emanet ettim. Pazartesi de öğleden sonra döndü 2 İstanbul aşığı. İzmir onlarla güzel, İstanbul'da yine onlarla güzel. Tekrar gelmelerini ve beni sık sık rahatsız etmelerini tembihledim dönerlerken.


Chillout Fest gerçekten de yılıın en iyi Pazar'ı olabilir. Biz yeni yeni başlayan sıcakları umursamadan, öğleden sonra düştük yollara. Kobal kocaman bir van ile bizi toplaya toplaya gitti Kemerburgaz'a. Giriş deli kalabalıktı. Müzikten anlayan bir ekip ile gittik, Nouvelle Vague'nin müzikleri karşıladı bizi ve öğleden sonra akın akın gelmiş kalabalığın içine karıştık. Akşam alt sahnede Gigamesh seyrettik. Hemen sonrasında ana sahneye geri döndük ve Gilles Peterson'u seyrettik. Hayattaki misyonumuzu tamamladık diyebilirim artık. Peterson gerçekten çok iyiydi arkadaşlar. Resmen hacı olduk. Kafamızı bir yerlerde unutmuş olarak geri döndük İstanbul'a. Bir kaç gün sürdü, geri yerine gelmedi. Komik videomuz burda;  Ocağın sönsün Peterson. 


Haziran'nın ilk haftası Şehir ve Otel, kendi dergisini çıkartıyor. Biliyorsunuz ki, Nisan ayında bir yazım çıkmıştı portallarında. Bu dergide bir de köşe aldım. Sektörel yazmak oldukça zor, daha önceden yazmamıştım. Zorlanıyorum ama oldukça keyifli. Mayıs ayını biraz sıkıntılı ve hızlı bitirdim. Hedefim köşeye her ay 1 yazı göndermekti ama kardeşim geldi, festivallerdi, oteldi derken, geçen hafta otelden bir abimizin vefatı ile yıkıldık ve bu ay hiç iyi bitmedi. Ani bir nedenle kaybettiğimiz İrfan abim için çok üzüldüm. Mekanı cennet olsun. O'nu, vipte seyrettiğimiz kasımpaşa maçlarını ve Galatasaray atkımı güvenlik görevlisinden zorla geri aldığını hiç unutmayacağım. Güzel uyusun. Bir gün önce muhabbet edip, ertesi gün helvasını dağıttım Şişli Camisi'nde. Ne kadar zorladığımı, ne kadar zoruma gittiğini siz düşünün. Aklım almıyor, sanki salescalldan geri dönecek gibi bir akşam...

Çok uzun bir zamandır beklediğim bir sponsorluk için güzel gelişmeler oldu. Az kaldı, sanırım olumlu sonuçlanacak. Otelin finans bölümümden onay bekliyorum. Önerilen işler ve bütçe harika. Çalışırken çok iyi müzikler dinleyeceğiz! Her şeyden ziyade bize marka bilinirliği anlamında getirisi harika olacak. İçerik olarak şimdilik detay bu kadar, önümüzdeki hafta konu netleşecek. Netleştikten sonra bir toplantı daha alınacak ve bitecek. Ufak bir ipucu vermek gerekirse, yakında o çok iyi festivaller öncesi cinglelarımızı ve ismimizi duyarsanız, şaşırmayın:) 


Önümüzdeki haftalarda Electronica Fest var demiştik. Biz, festivallerin vazgeçilmeyen ekibi yine oralarda olacağız. Sanırım bu sefer de çok iyi eğleneceğiz. SA Arkadaşlar, var mı bişiler?