balkonsefası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
balkonsefası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Temmuz 2015 Pazartesi

Dünya'ya Hardcore İnişler, "Yeni" Balkon Sefası ve Nyhavn Hayalleri

 
Tale of us'lı hardcore Suma eğlencesinden sonra kafamızın Dünya'ya geri dönmesi 24 saatimizi aldı o nedenle şu güzel 05.45 görselinden başka bir şey paylaşamıyorum dostlar. Yaşadıklarımız Suma'da kaldı ve bizimle mezara gidecek. Güzel müzikler ve aklıma gelemeyen tüm diğer güzellikler için herkese teşekkürler.
 
  

Ben kendimi programlayıp bizim İzmirli minnoşlara, öncesinde ise Nilşah'ın tekrar açtığı, bildiğimiz Balkon Sefası'nın yeni yerine ayırdım pazarımı. Yeni yer harika, Kozyatağı'nın içi, Kazasker'e 1-2 durak. Nilşah'ı bir kez daha ayakta alkışlıyorum. İşlerine nazar değmesin. Ona Kopenhag'tan magnet getircem, diğer getirdiklerimin yanına koycak.
 
Bostancı'dan kolayca Ataköy Marina'ya geçtim. Minnoşlarla yemek yedik. Kesin = İzmirliler.
 
Bu hafta biraz yogalı-seyehatli geçecek. Tipimde hiç de 3 gün sonra Kopenhag'ta backpack yapacak bir görüntü yok. Zaten ben de backpack yapmıcam. Açıkçası tüm gün Nyhavn'da bira içip, sabahları da 3. nesil kahvecileri ve 2. el kıyafet dükkanlarını keşfetmek istiyorum. Önerisi olan bana yazsın.
 
Haftaya görüşmek üzere. Bayramı olanların bayramını kutlarım! 
 
 
 

9 Haziran 2014 Pazartesi

Tatlı-Sert : Galata-Rakı-Deetox Tokatlaması

Efendim şimdi şöyle bir durum var, tatil tarihlerim karıştığı için ve yakın zamanda bir takım bürokratik kağıt işlemleri ile uğraşacağım için canım sıkkın, ruhsuz yazıcam biraz bağışlayın, kafamı dağıtıp gidicem.

Biraz ruhsuz başladığım haftaya, biraz çiçekli ve güneşli devam ediyorum. Ama ben yine de keyif aldığım şeyler yaptım.

Dün yani Pazar günü, maça gitmek yerine Nilşah'a ve şiş bademciklerine yardım etmek için Galata Kırım Kilisesi'nin bahçesinde açılan Garden Sale satışında çalıştım. Çalıştım demek daha doğru olur, çünkü böyle oraya ve yaptığı işlere öyle ait hissettim ki kendimi, çalıştım demek daha samimi ve faydalı. Bir sürü eşyayı ve 2-3 çeşit de yiyeceği sergiye hazırladık, insanlarla sohbet ettik ve tekrar dükkana geri taşıdık. Yürüme mesafesinde olan dükkan ile kilise arasında bir yokuş vardı. Allahtan ablası Gülşah'ın bir arabası vardı. En keyiflisi de havanın günlerce yağıp, dün pırıl pırıl olması idi. En az Türkler kadar bölgeden dolayı Amerikalılar, İngilizler ve Fransızlar da standı ziyaret etti. Onlarla konuşup, ilgilenmesi bana düştü : ) Bazılarına çilek reçeli ve kek sattım : ) 

standımız da böyleydi efendim

Vintage kıyafetler de şöyleydi. Bir kısmı hala Kumbaracı Yokuşu: Balkon Sefası'nda satışı devam ediyor.
Çok güzel ev tipi cookiesler ve atıştırmalık şeyler de verdik. Nilşah'ın, Balkon Sefası'nda sattığı hemen hemen bir çok ürünü sergiledik. Takılar, vintage kıyafetler, annesinin yaptığı organik reçelden tut da, kendisinin tasarladığı saksılara kadar çok orjinal işler sunuldu. Başka standlara göre, biz iyi bir alana sahiptik ve orjinal işlerimiz vardı. Her sene olan garden sale için seneye şimdiden başka fikirleri bile konuştuk. Eve saat 9 gibi döndüm ve sadece 1 saat dayanabildikten sonra uyumuşum. 


Bütün pazar bu işlerle ilgilendikten önce, Cumartesi günü ne zamandır bir ekşın yapmadığımız ve sürekli birbirimize laf atarak hasret giderdiğimiz Cansu ile, Kadı Nimet'te buluştık. Cansu, gözündeki arpacığı ve ben rakı içtik. Sonra arkadaşı Sinem katıldı. Rea'da kahveye devam ettik. Cansu ile rakı içmek güzel oluyor. Gözümü kapatıp, sapık gibi rakı içebileceğim kadınlardan biri Cansu. Temennim gözünün hemen iyilemesi. Yoksa O'na da bir kimlik çıkartmak zorunda kalabilir. Geri vapur ile döndüm. Vapuru çok özlemiştım. Efektler bana hep Adana Twins'in Drive videosunu hatırlatıyor. Çok iyi değil mi? İzleyin, ritmi ve görüntüleri çok seveceksiniz. 

 


Perşembe günü çekim yaptım, bu hafta da var. Arkadaşlar; çekim prensibim, çektiğimi yerim. Gerçi bu aralar iştahım ile ilgili sıkıntılarım var. Biraz fazla yiyorum. Eve dönünce çay-kek ikilisine kapatıcam kendimi. İmdat.


Cuma günü ise, Opera'ya gittim. Evet yanlış duymadınız. Bildiğiniz elit Operası :d Hikaye aslında farklı. Kanada The Star gazetesinde tüm evreni dolaşarak burdaki etkinliklere giden ve müzik çeşitleri ile ilgili bir köşe yazan Mr. Littler, otelimizin konuğu idi. Kendisi onbinlerce km öteden 2 tane opera için gelmiş, dönünce yazısını yazacak 76 yaşında tatlış bir amca. Biletleri edinmek için ailenizin misafir ilişkilerinden yardım istedi. Birine buldum ama Zorlu Center PSM'de gerçekleşecek Fatih Sultan Mehmet Operası için kredi kartındaki teknik nedenlerden dolayı çalışmadı ve bilet alamadık. Çok üzüldü. Dönünce bişi yazamıcam çünkü bilet alınmıyor demek zorunda kalıcam dedi. Aynı akşam doğru bir isimle bir telefon görüşmesi yaparak, bu güzel Opera için 2 tane free bilet buldum. Ertesi gün biletleri bulduğumu söyledim. Aynı akşam da birlikte Opera'ya gittik. Bu mucizeyi nasıl yaptın hiç bilmiyorum ama sanırım benim koca İstanbul'da Taksim'de bu oteli seçmem, kartmın çalışmaması ve senle konuşmam, hepsi bir mucize dedi. Tam da benim kafadandı. Müzik ve gezmek. Blogumu anlattım ona. Gezmek ve yazmak konusunda beni destekledi. Operayı da yazacak mısın diye sordu. Bu arada iyi bir Fazıl Say ve İdil Biret takipçisiymiş. Çok mutlu oldum.

Opera fena değildi. Molada kocaman güzel bir kek ve kahve ısmarladı. Sen ne düşünüyorsun diye sordu. Biraz yavaştı ve sıkıldım dedim. "Eee, şey ilk öpüşme hiç bir zaman en iyisi olmaz (ahahhadhasjkha) Biraz yaşlıyım, yüzlerce operaya gittim, bu biraz fazla old fashion, doğrusu sıkılmakta haklısın" dedi. İçim rahat etti. Sanırım başka Opera'ya daha da gitmem. Gösteri anında resim video yasak olduğu için ben saygılı davrandım, her ne kadar bizim kezban halkımız buna uymayıp çat çut şap şap resim çekti ama ben çekmedim. Sadece minik bir selamlama yakaladım, burda. 

Operadan sonra koşturarak eve döndüm. Elimde tatlı bir telaş var. Şey, bilmiyorum büyülü bişi, kaçsın da istemiyorum. Özel bir gün için hazırladığım komikli bir süpriz. Geçen hafta başladım yapmaya. Uzun zamandır ince bişiler ile uğraşırken, kendimi bu kadar mutlu hissetmemiştim. Bitince bir kısmını yayınlarım belki :d

Efendim Topless eventleri devam edecek. Yazın ortası Ramazan'a denk geliyor. Hali ile bu dönemden sonra mekanlar ivme kazanmak için çeşitli zıplamalı ve dikkat çekmeli olaylara girişecekler. Bunlardan bir tanesi de Roof'a koşullanmış bir event. Geçen hafta gittiğim Dailymotion da tam olarak bu resimde görünen güzel ve içinize yaz esintisi dolduracak "cool" mekanda yapılacak. Kalpli gözler. Buna bir de etkinlik şeysi açmışlar. 


Veeee, kendi aramızda şeyyapacağımız ama konsepti neden ile duyurusunu yapmaktan çekinmeyeceğim bir olay daha var. Belki ilerde biraz daha işi genişletince kendi aramızda şeyyapmaktan vazgeçeriz, bunu Emincan'a sorun :d Dailymotion'da çalışan ve Topless eventinden hatırlayacağınız, ekşının bağırından kopan arkadaşımız bir house party düzenliyor. Sit down and relax formatında geçecek party için güzel de bir flyer tasarlamış. Bu hafta sonu sanırım orada olucam. Sohbetli pilavlı ve bol deephouselu geçecek partynin yazısını sizinle paylaşmaya can atıyorum. 


Ve son olarak, ay yeter Silvia diceksiniz, biliyorum, Minipax flyerını da sizinle paylaşıp topuklarmı kıçıma ata ata eve gitmek istiyorum. Sanırım dünden kalan biraz havuçlu kekim olacak. Çay da içmem gerek. Bugün iş yoğundu çay içemedim. Bu hafta biraz koşturmalı geçecek. O yüzden size haftaya yazarım belkim. Beklemede kalın, müzik dinleyin ve yazın gelişini sevişerek kutlayın. Sizi playlistimin benden illallah yaptığı şarkı ile birlikte bırakıyorum. İyi haftalar, iyi tepişmeler.

Deniz Kurtel ile keşke evlensem. 


18 Şubat 2014 Salı

İyi ki Doğdun Partisi, Kanyon'lu Şarap, Pazar Pazar'ı ve Hayattan Beklediğim Dans Ritmi

Size diyorum benim haftam 5 gün, haftasonum ise 13 gün sürüyormuş gibi. Koş koş koş, yetiş yetiş yetiş. Kalacam, kaybolucam bi yerlerde en sonunda.

Sevmediğim cumalar, raporlar derken, biraz erken bitirdim, koşturarak veterinere gittim, mama aldım, üstümü değiştirdim, Abdi İpekçi'de maça yetiştim. Girişte Zippomu hoşuma gitmeyerek de olsa, bir polise emanet ettim, çıkışta geri aldım. Alıp ortadan kaybolacak endişesi ile maça da konsantre olamadım, maçı 3 sayı fark ile verdik, o moralle Asmalımesit'e zor attım kendimi.


Bir süredir hevesle beklediğimiz Radyo Mood'un 2. kuruluş partisi R2D2'de gerçekleşti. İzmir lise tayfam katıldı bana. Radyo Mood'dan Emrecan beni Foals'ın güzel şarkıları ile karşıladı. Out Of The Woods ve Late Night çaldı. Bu güzel geceden hatıra 1 de CD kaptım. Arşivlik bu çalışma için teşekkür eder, frekanslarının daha nice 3-4-5 yıl daimi kalmasını dilerim. Gece 12'den sonra set up'ın başına bizim çocuklardan; Ali & Enis geçti. Kardeşlerim benim. Onlar da güzel kafalarımızın üzerine güzel deep house parçalar ile cila yaptılar. 

Beni mutlu eden diğer detay ise lise tayfasının mekanı sevmesiydi. Ben bu adamların neden hala 12 yıldır hayatımda olduğunu bir kez daha anladım. Çünkü araya giren kopuk ayrılıklara inat, herşeyin eskisi gibi olmasına hayranım. Bunları düşünürken istemsizce güldüm. Çünkü onlara katılıyorum, "bizi 15 yaşında hayatın ortasına atıp gidenler utansın, o kadar çok şey görüp yaşadık ki ufacıkken, şimdi hiç bişi bizi açmıyor, zor beğeniyoruz ve çok seçiciyiz":):):) dediler. Çok doğru. Hala biraz karmaşık hayatlarımız var.


2003 yılında Ölüdeniz'de yaptıklarımızı hala konuşuyoruz. Ne garip. O sırada 7 yaşında olanların düzenlediği bir partide eğlenirken, bunları konuşmamız çok manidardı. Sonra Mert de geldi,katıldı bize. Liseden 2 dönem gerimizmiş. Uzaktan anımsar gibi oldum. Gece Kasette'te bitti. Biz de bittik. Ertesi gün mesaiye gittim, rekor bir giriş ile bu sefer geç kalmadım :):):)

Bu hafta enteresan güzellikle eventler var İstanbul'da. 21'inde Indigo David August ve Propaganda'da Teenage Mutants, Kasette'de ise Bar25'den Sven Dohse. 22'sinde Balat'ta Disco'nun B Yüzü ile Pional, Orkun ve Doruk, aynı gün Hunter & Game Indigo'da. Tabi ikiye bölünebilen zombi olmadığımız için hepsine birden gidemicez, seçimlerimizi son dakika kararlarımıza bırakarak hareket etmeye karar verdik. Yakın takipte olacağımız ve bazılarına kafadan gideceğimiz gelecek gigleri de şöyle şuraya bırakıyorum;

Kolektiv Turmstresse 7 Mart için Indigo'ya söz vermiş. Andre Crom Başkan'ı; Off Records'un 5.yıl Labelnight kapsamında Indigo'da Gigology ağırlıyor, tarih ise 8 Mart. Beni çok ama çok heycanlandıran, vaktinde ufakken dedelerinin turntable'ı ile soft soundlar üreten Adriatique, 22 Mart'ta Indigo'da. Geçen sene #EFI öncesi kafalarımıza warm uping yaptığımız Kotelett & Zadak ikilisi ise İstanbul'u 11 Nisan'da ziyaret edecek. Mekan ise Semih'in Kasette'i. 19 Nisan'da Gigology, Exploited Label ile ver coşkuyu yapıyor. Silahları ise yakın zamandan tanıdığımız Adana Twins, Kyodai (bunun için çok heyecanlıyım) ve Shir Kahn. Konu Indigo'da icraat edilecek. Veeee Tube & Berger, 26 Nisan'da Indigo'da Puma sponsorluğunda ateş edecek. Bu isimlerden en ileri tarihli olanı ise Parra For Cuva. Bu isim tesadüf eseri vakti zamanında playlistime girmişti ve soundlarını çok sevmiştim. Bu güzel sesleri ise 13 Ağustos'a Maslak Arena'ya set etmişler. Her köşede çalan Wicked Games'i cover edenler dersem, aaa o muydu diye hemen hatırlıcaksınız. Tabi ben o tarihte Çeşme'de ya da Ayvalık'ta kavun frozen içiyor olabilirim :) Hepsi de bizi baharda dans eden minik ve tatlı disko toplarına çevirecek isimler. 

Cumartesi günü hiç bir şeye değişemeyeceğim olay: 15.35 ile 17.21 arası öğle uykusu. Haftasonumu uzatıyormuş hissi veriyor. Uyanınca Brooklyn'li kuzu ile hadi Sensus yapalım diye niyetlendim ama doluymuş. Kanyon'da karar verdik. Sosa'da bişiler yiyip çakır keyif sohbetler yaptık. Daha detaylı konuştuk hayatlarmızda olanları. Sanki konuştukça perspektiflerimizden farklı insanlar ortaya çıkıyormuş gibi oluyor. Bazen böyle gözümüz dalıyor ama o sırada "ooo şarap bitmiş" diyoruz. Erken döndüm eve bu sefer. Flavio niyetindeydim, bu aralar Orkun çalıyor ama baktım şarap güzel ağırlık yaptı, 1 buçukta uyumuşum.

Arkadaşlar beni doğru düzgün zamanda arayan dostlarım zaten yoktur, Gece 4'ü geçmiş, telefonum zarıl zarıl çalıyor. Arayan Dorukhan sdjkajaskdj. -Uyudun mu? Erkencisin. (İçimden güldüm AHAHAHAHA) -"Eeee şey 22 Şubat'ta Yaşar konseri varmış, bence Silvia bize bilet çözer". "Ya saat kaç" dedim sanki bi ara, -Ozi bilet soruyo?", "canım ya bi bakmam gerek söz vermeyim" felan derken geri uyumuşum. Beni neden 4'te arıyosunuz arkadaşlar? Neden? Gece 4!


Pazar günü hiç bir şey yapmamanın tatlılığında uyandım ve zaman kaybetmeden giyinip çıktım. Hiç bir şey yapmamanın tatlılığı kadar süper bişi yok bu hayatta. Nilşah'ın yanına gittim ve güzel reçellerine bıraktım kendimi. Arada kaçamak aşk konularından konuştuk, bana yine öğütler verdi. Ben de onun masasında asılı olan yazının resmini çektim. Evet ressssmen bana diyor ;


İzmir dönüşü O'na minik bir kaç süprizim olacak. Bu arada arkadaşlar Balkon Sefası part time çalışacak bir arkadaş arıyor. Servisten, kafe düzeninden ve temizliğinden, minik misafir sohbetlerinden anlayan ve gündüz vakti Nilşah'a yardımcı olacak arkadaşlar nilsah@balkonsefasi.com.tr'ye e-mail atabilirler. Kahvaltı sohbet felan derken saat 4 olmuş. Dükkan'ı erken kapatıp Mecidiyeköy Pazar'ına gittik. Çok ama çok uzun bir zamandır (belki en son eski ev arkadaşım Ayşegül ile Beşiktaş?) bir semt pazarı ziyaret etmiyordum. Ancak pek sarmadı beni. Ben biraz daha Beşiktaş ya da Levent pazarı beklentisi ile gitmiştim. Bir kaç bişi alıp çıktık. Oradan Profilo'ya geçtik. Yemek yedik. Ne zamandır aklımda olan bir military parka alma fikrini hayata geçirdim :) Mudo'da buldum. Tam da istediğim gibi erkek reyonundan aldım. Aşık olduğum bir parçayı daha gardrobuma kattım. Görselini bulamadım ama şunun gibi bişi.

Nilşah'tan ayrılıp Taksim'e geri döndüm. Kahve içip iş yaptık biraz çocuklarla. Starbucks'larda pc başında çalışanları "abi nasıl kafaları alıyor ya" diye eleştirirdim ama iş başa düşünce gerçekten iyi bir kahve ile kafanı çalıştırabiliyorsun. Facebook reklam istatistiklerimi karıştırıp web sitesi düzenledik. Pazartesine yetişmesi gereken bir kaç işi birlikte bitirip eve gittim. Benim şöyle bir özelliğim var malesef, günün her hangi bir saatinde kahve içsem, o tam gün müthiş kafam açılıyor ve üzerinden kaç saat geçerse geçsin, 1'den önce uyuyamıyorum. Hali ile yine 1'den önce uyuyamadım :):):):)

Dün de Vera'da maç izledik, kanser olup eve döndüm. Evet böyle komple saç baş yolduran cinsten. 

Bu Pazar'a Galata-Beyazıd-Kumkapanı-Cankurtaran-Eminönü hattında bir yürüyüş planımız var ama yine Cumartesi gecesi spontane karar verilecek gibi duruyor. 

Hafta sakin geçti. Beklediğim dua ve şans sinerjisine devam ediyorum. İstanbul hayatımın en önemli virajındayım. Bu virajı ya alıp döneceğim ve güzel günlerimi tazeleyeceğim. Ya da başka virajların sinerjisi için doğru zamanı yakalamaya uğraşayacağım. Büyüye inandığım için detay yazmıyorum şimdi. Çünkü vazgeçmek istemiyorum. Çünkü bahsini ettiğim enerjiyi hala içimde hissediyorum. Çünkü mutluyum. Bu enerjiye engel olacak her şeyi kendimden uzaklaştırdım. Tutkusu, aklı, yıldız parıltıları ile sorgusuz sualsiz benimle olan herkese buradan tekrar teşekkür ediyorum. Gönderdiğiniz tüm enerjiye ellerimle topladım. Şuan hayattan sadece güzel bir dans ritmi bekliyorum. 


Cumartesi günü tekrardan yeniledim playlisimi. Birbiri ile yarışan Adriatique, Agoria, Balcazar & Sordo, Finnebassen (bu çocouğu da bayaadır dinlemiyordum) Darius, HNNY, Leftwing & Kody ve Noir & Haze parçaları koydum. Tatlı müzikler ve tatlı eventlerin yazıları için gözünüz arada burada olsun. 

Tüm bu iyimser yazılardan sonra güzel bir parça bırakıyorum buraya. Sıkca dinlediğim listeme 1 numaradan giriş yaptı. İyi bir hafta diliyorum. Bol bol sevişin ve şarap için, sevdiğinizin kokusunu özleyin, ve tutkusuz kalmayın. Tutku ve onu elde etme heyecanını sakın kaybetmeyin.