yaz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yaz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Temmuz 2017 Çarşamba

Iste Kusi Kusi Geldi, Tempelhof Feld ve Ebru Gundes Havalari

Mer ha ba. 

Size gecen ne yazmistim. Ebru Gundes`in firtinalaaaaarrr koparsa kopsssuuuunn gibi bir yaz yasayacagiz ve kendimi kesicem diye. Evet o yaz o yazmis arkadaslar ve Berlin`e pek bu kadar yagmayan yaz yagmuru, bu sene ben geldim diye Temmuz`da yagiyormus. Peki buna ne kadar sasirdim? HIC! 2 gundur gece baslayan yagmur ile uyaniyorum. Derece 16. Buraya gelmeden yaptigim en dogru sey, su gecirmeyen lastik pabuclardan almis olmam.

Efendim ciiiigerim yaniyor, Tarcos`u, Gokce`yi ve evin icini pireler basmis. Elimden bisi de gelmedigi icin telefonun ekranindan kendimden cozumler bulmaya ve Gokce`ye yardimci olmaya calistim. Evin ilaclanmasindan sonra azalmis ama bitmemis. Cocuga 2 ilac yapmis. En son cocuk hala kasiniyordu ve evde de tek tuk pira hala varmis. Gokce lavantalar ile uyumaya calisiyormus.

Mac isletim sistemi Microsoft`un bokunu yesin bokunu. Is yerimden mecburen Mac aldim, eve geldim Is skype hesabimi acicam, is yapicam. O da ne? Calismiyor. Cunku kapital sistemin/elit tuketimin en guzel ornegi olan Mac sistemi Skype guncellemesi ve kart bilgisi istiyor. Tabi sirket olunca karismadim. Baska cozum buldum. Microsoft`un da Mac`e benzemeye baslamasinin otesinde, Paint`i 2017`de silecek haberi ile sarsildik. Tabi al birini vur otekine. Sonra Microsoft, aaaa bizi cok seviyirmissiniz, tisikkirer, silmiyoruz ehe ehe ve geri vites yapti. Bu jenerasyonun elinden Paint-terk photoshoplari alamazsiniz!!!1!!

Stephan Hawking, uzaylidan mesaj gelirse cevap vermeyin demis. Uzayli bana mesaj aticak, ben cevap vermicem. `Uzayli -Noldu yaa foton gitti?`

Halk istedi diye imara kapanan, dev bir havalimani dusunun. Simdi icerde piknik yapanlar, bira icenler, yoga yapanlar, paten kayanlar, sevisenler koklasanlar, futbol oynayanlar, aklinize ne gelirse dev bir park. Ucu gorulmuyor. Pazartesi gittim sakin sakin. Biraz yagmur yagdi ama yine de guzeldi. Icinde minnos hamburgerler yapan ve wiess bira icebileceginiz bir de bahcesi var. Tempelhof Feld, bir hayal kadar guzel ve buyuksun. Seviyoruz seni.


Lan Almanlar disiplinli diyorduk ote yandan da rahatliklari acayip canimi sikmaya basliyor. Efendim bilen bilir, benim Istanbul`da 1 asirdir bir ``kirik lavabo`` mevzusu vardi, simdi o konuya tekrar girmicem ama eve tasinali 3 ay oldu simdide mutfak lavabosu tikandi. Ahahahahahaha. Al iste. Ilac doktuk. Olmadi. Hadi biz karismayalim dedik, ev sahibine e-mail attik. Cozulmedi. En gicik oldugum sey de; herkesin birbirinden cozum bekliyor olusu. Soruyorum abi cevap verdi mi kadin. -yoo vermedi. Otekine diyorum tamirci cagiralim, -ben ogrenciyim ben odemem(!) otekine soruyorum yav bu sorunlar icin ne yapilir, -valla bir fikrim yok. Ama bu bulasiklar birikiyor??? Ustelik birileri birilerinden, bulasiklari banyoda yikamasini bekliyor \0/ . Gecen alacak izinim vardi. Oturdum basina soktum yikadim borulari, iceriden artik hangi ileri zekalidan kalan bi plastik bisiler dustu. Acildi. Dertlerime bak...

Berlin`den bir kusikovski gecti. Dilay gecen hafta buraya geldi. Giybetler, asiri komik olaylar esliginde, yabanci damat ile evlenen kekomanci Turk kizlarini yerden yere vurduk. Uzun zamandir bu kadar eglenmemistim. Insan rezil etmede ustumuze yok. Daha bu sabah bana attigi ekran goruntulerini buraya koysam dev olay cikar o yuzden koymucam onu yerine cok eglendigimiz Killa Hakan pozlarimizi paylasiyorum. Tarkan sarkisinda oldugu gibi `isssste kusi kusi geldiiiii` fotografimiz. Ben ve Dilay. Soldaki Dilay. 

Herkese iyi haftalar, gunesli havalar ve bol kahveler dilerim. Tabiki de kus uyumayin. Gorusmek uzere.


3 Eylül 2016 Cumartesi

Uzun Bir Yaz : Kaş ve Kastellorizo (Meis Adası) Yazıları

Travel & Leisure International kapağında, şu minnoş renkli evleri görmemin üzerinden 2,5 sene geçmiş. Hayatımda bu sürede o kadar çok şey değişmişken, bir çok şey gidip yerine yenisi gelmişken, bu renkli evleri ve o lacivert suları düşlemem tam 2,5 sene sürmüş. Sonunda geçen hafta Kaş'ı ziyaret ettim ve adaya geçmek için bir bilet aldım. Bu uzun yaz mevsimini ve bu yazıyı, Kastellorizo düşerime adıyorum.


Onca yer gezmişliğim vardır, aklımda tek kalan 90'lı yıllarda uğradığımız bu kasabanın havası çok sıcaktı. Gece 3 gibi İstanbul'dan araba ile yola çıktık ve öğleden sonra vardığımız Kaş, pırıl pırıl, kasabalıktan çıkmış, minik bir şehir olmuştu. Pansiyon çok makul ve merkezdeydi. Kahvaltıları da kalış boyunca güzeldi. İlk gün, yol yorgunluğumuzu Derya Beach'te attık, pizzaları, kokteylleri gerçekten müthiş. Tertemiz denize atladıktan sonra plajda kuşlar gibi uyumuşuz. Akşam gün batımını burada izledik. Nar & Jack içmeden dönmeyin!


2.gün, sabah erkenden dolunca kalkan tatlış tekneler ile Limanağzı Koyu'na gittik. Bir çok plaj işletmesi var ama biz ilk durak olan Bilal'in Yeri'nde kaldık. İyi oldu, hem temiz hem çok gürültülü değil. Bir de tekne ile gidildiği için doğal bir "Adult Beach" aman aman çocuk ve müzik yok. Bu güzel bir tercih oldu. Deniz müthiş ve saatlerce kafası sakin bir koy. Dönüş son teknesi 19.00'da, giderken aşağıda gördüğünüz masaya kişi başı 20 TL ödüyorsunuz, dönüş dahil. Limanağzı dönüşü, Derya Beach'te yine birer kokteyl içtik, o sırada gün batarken Kastellorizo'yu izledim. Elimi uzatsam dokunuyorum. Tek kelime ile muhteşem. Akşamında Kaş'ın en eski mekanı Mavi Bar'da midye bira yaptık. Ayı'da weiss bira içtik.



Adaya geçiş için biz, Kahramanlar şirketini tercih ettik. Sabah 10.00'da kalkan feribot gayet konforlu ama zaten yolculuk 25 dk sürüyor. Beşiktan'tan daha yakın yemin ederim. Schengen vizenizin olması yeterli. Kapıda vize uygulaması da sürüyor. 2 günde adaya vize alabiliyorsun. Ohal nedeni ile, feribot firması bir sgk dökümü istiyor. Çarşamba ve Cumartesi günleri 23.00 feribotu var, diğer günler 16.00 'da dönülüyor. 16.00'da döneceksen 85 TL, 23.00 'te döneceksen liman vergisi ile 100 TL 'ye gidip gelebiliyorsun. Günü birlikçiler de var, konaklayanlar da.  EU pasaportu olmayanlar biraz bekliyor kapıdan geçmek için, orada bile naziktiler. Makedonya damganız var ise oldukça sorun oluyormuş, bu aralar araları çok gerginmiş. 2 Türk kadın, Balkan turunda aldıkları damga nedeni ile bekletiliyorlardı. Makedonların brokratik bir yanlışları olmuş galiba. Evet benim de Berlin'de telefonumu çalmışlardı, doğrudur.


Mediterraneo filmi ile ünlenen ada, Türkiye'ye en yakın minik bir Yunan köyü. Filmde ve dergide gördüğüm o muhteşem evler ve otelleri ziyaret edip fotoğraflama şansım oldu. Ağlayacaktım huzurdan! Sanırım toplam 500 kişi felan yaşıyor. Çoğu güler yüzlü ve Türklere çok benziyorlar. Genel olarak da rahat ve yavaş insanlar. Aynı ben!
Sabah kahvesi için hemen Stratos Cafe'ye gittik ve birer Yunan Frappe'si söyledik. Sokaklarda herkes frappe içiyor. Bunun bir yunan içeceği olduğunu geçmişte öğrendiğimde çok şaşırmıştım. Bir de cheese cake söyledik, gerçekten çok iyiydi. Feribottan ininca deniz kenarı boyunca sıralanan cafelerinden biri, sabah mutlaka uğrayın! Keke ve kahvelere 26 Lira verdik. Hemen hemen tüm adada Türk Lirası geçiyor.


Etraf sakinleşti ve keşfe başladık. Zaten kısa sürede merkezi yürüyüp bitiriyorsun. Tüm limanı yarım saatte gezdik. Harika renkler, lacivert deniz, tatlışko insanlar ve fotojeniklikten ölecek bir köy. Bu sırada akşam için, Tripadvisor'ın 1. sırada önerdiği  Alexandra's 'a rezervasyon yaptırdık. Akşam Ouzo'su için yer yapılmazsa boş yer bulmak biraz zor.


Öğleden sonramızı ise, küçük motorlar ile gidilen St.George Adasında geçirdik. Feribottan inince zaten size motorlar hk. bilgi veriyorlar. Telefon numaralarını bırakıyorlar. Telefonları bile Turkcell. Bizim de telefonumuz orada çekiyor. Gitmek istediğinizde arıyorsunuz, deniz taksisi sizi kıyıdan alıp adaya götürüyor. Kişi başı 5 Euro.

Mavi mağaraya gitmedik, çok rağbet görülen bir yermiş ama benim klostrofobik huylarımdan dolayı olmadı. Onun yerine bolca denize girdik ve nöööfilter fotoğraflar çektim. Plajda dinlenirken sırtınızı bir kiliseye veriyorsunuz, evet adanın tam ortasında. Deniz tertemiz, plaj sanki 80'lerden kalma bir Yunan bohemliği taşıyor. Temiz wc'ler ve duş var.





Ada plajının ve oradaki restaurantın işletmesini Türk bir kız ve Yunan eşi yapıyor. Yemekler taptaze ve kalamar inanılmaz lezzetliydi. Bol bol Mytos birası içip taze mezelerden yedik. Greek Salata denemeden dönmeyin! Biz biralar, salata ve 2 mezeye 80 lira gibi bişi ödedik sanırım. Manzarası yıkılıyor.


Akşam üstü adaya tırmanma fikri olduğu için bu güzel adacığı 17.30 gibi bırakıp, Kastellorizo adasına geri döndük. Ara sokaklarda markette pırlanta bulmuş gibi sevindiğimiz "Alfa Weiss" birası ve bir de Rodos'tan gelen bir beyaz şarabı alıp, tepeye tırmandık. "İçkiler soğumadan mesafesi" kadar bir tepe assdfdfgg.

Ada tepesi çok güzeldi, tam bir akşam içkisi yeri. Devam edip St. George Of Horafia Kilise'sine yürüdük. Restauranta geçtik ve adanın ışıklarını izledik. Sanki Dünya bu adaya uğramamış, sanki Agustos 1983 yılı gibi her şey.



Servis, ekip, lezzetler, Ouzo, tek kelime ile harikaydı. Önce Ahtapot ve Yunan Salatası söyledik. Ouzo'da Barbayanni'yi tercih ettik. Sonra ortaya bir tane taptaze balık. Yanında kocaman bir tabak patates ile geliyor. Toplam 65 Euro. Masadan mutlu kalktık ve 23.00'teki feribotumuza geçtik. Duty Free'den Ouzo almayı unutmadık. 1 litresi 12 Euro!


Bu yorgunluğu ertesi gün Hidayet'in Koyu'nda unuttuk. Bu sene Blanca Beach ile birleşmiş ve çok temiz ve modern bir plaj sistemine dönüşmüş. Denizini çok sevdik. Caretta bile gördük! Tüm gün vakit geçen bir yer. Tek sorun çok kötü müzik yayını. Çalışanlara bildirdim. Kaş'ın diğer yerlerinden olduğu gibi plajlarda müzik yayını olmamalı. Akşamında, Aylin Aslım'ın yeni mekanı Gagarin ve Kaş'ın Babylon'u Echo Bar'ı denedik. Gagarin, 1'den sonra yıkılıyor. Playlisti Aylin yapıyor.  80ler-90'lar Rock n roll sevenlere duyurulur.


Beşinci günü, tekne turu yapalım dedik. Ödeme yaptığımız halde yer tutulmaması nedeni ile güne biraz gergin başladık ama denize açılınca geçti. Su, her şeyin ilacı. Kekova, Koylar, Batık Şehir, Simena, hepsi harika yerler. Simena'daki esnaf, siyasi olayların onları çok etkilediğini felan anlattı. Otelci olduğumu söylemeden sessizce dinledim. Tur, bir kerelik yapılabilecek bir şey ama şahsi fikrim, tur yerine Limanağzı'nda vakit geçirmek. Ama Kekova'yı görmediğim için iyi bir deneyim oldu. Batık Şehir'i görünce istemsizce Fermina'yı andım. I love arkeoloji like a hell!!!




Tur sonrası soluğu Derya Beach'te aldık. Saat erkendi ve bok gibi sarhoş olduk. Bikinilerim ve kıyafetimle uyumuşum. Tatilin en sevdiğim yanı, kıyafetlerle sızmak.

Soft bir kapanış için ertesi gün yine Hidayet'e gittik ve çok gece kalmadan son akşam adam gibi bir yemek yiyelim istedik. Retro Bistro, Tripadvisor'da çok ünlü. Klasik Rakı-Balı istemeyenlere rahat bir ortamda, özgün, onların tabiri ile "relax fine-dining" bir akşam yemeği sunuyor. Ravioli, Tagletelli ve Salata harikaydı. Közlenmiş domates çorbasını evde denemek istiyorum. Tatlı olarak "Patlıcanlı Suflesi" meşhurmuş ama bizim ona üzülerek yerimiz kalmadı. Evet doğru okudunuz, patlıcanlı sufle. Arka bahçesi tatlış ve çalışanlar çok güleç. Hepsine 90 lira gibi bişi ödedik, değer mi? Sonuçta bir emek var ama wow değildi. Olsundu. Ellerine sağlıktı.

6.günümüz yolda geçti. Dönüş akşama denk gelince ve ben de yollardan korkunca biraz gerildim. 12 saatten sonra bok çukuru İstanbul'a geri döndük. Bu çukurda, Kastellorizo'nun düşlerini yaşayıp, valla iyi hayatta kalmışım diyorum.

Efendim, böylece güzel fotoğraflar ile Kaş ve Kastellorizo günlüklerimi paylaşmış oldum. Sonbahar biraz hareketli geçecek. Ayol daha ne kadar hareketli olacak, dur bir yerinde dediğinizi duyar gibiyim. Ama, ben, özendiğiniz hayatı yaşamaya devam ediyorum. Sonbahar'da güzel kafalarda görüşmek üzere, kahve için ve küs uyumayın. Antio gia tora!

17 Haziran 2016 Cuma

Nerede Bekleyeyim Sizi? -Cehennemde. Kaçta orda olursunuz?

Sanki gezip tozmazsam buraya gelmicekmişim gibi hissetmeye başladım, özlüyorum bloğu ama motivasyonum hiç yok. Tatil yapmam gerek.
 
1 aydır yazmıyormuşum, elimizdeki telefonlardan dolayı bence artık daha az yazıyoruz, hislerim o yönde.
 
Çok da bişi olmadı, ben sosyalliğimi biraz daha kaybettim. Bu son 1-2 ayda hiç kitap okumadım. Elime alıp o sayfaları çevirmeye tiksinçle bakıyorum. Hiç canım istemiyor.
 
 
Fermina'dan görüp aldığım 2.kitabı da gururla kitaplığa kaldırdım ve elimi dahi sürmedim. Can, bataklıklı müzikli seri katilli olanı aldı, herif bitircek, Grange'yi de aldık, ona başlıcak neredeyse, ben 2'sine de başlamadığım gibi gittim keriz gibi 2 tane de İhsan Oktay Anar aldım. Ahahahahah bu durumda okumadığım 4 kitabım oldu. Başım dik, elimi sürmüyorum. Aylardır şu moddayım, amaaaaan bi başlasam zaten 3 günde biter. S*ktr et."
 
Heyecanla yaptığım tek şey 4 Haziran'daki Suma Beach açılışıydı. Cumartesi gidip ertesi gün döndük. Dans ettik, sabah arabada uyuduk, uyandık, tekrar dans ettik. Çok kalabalıktı güzel müzikler dinledik, görüşmediğimiz dostları gördük, araya kış giriyor sonra yaz geliyor ve ailenden birini görmüş gibi karşılaşıyorsun.
 


 
Bu sene Chill-Out Müzik Festivali'ne gitmedim. Ben. Chill-Out Müzik Festivali. Gitmedim. Yanlış duymadınız. Bu sene Lifepark'ta yoktum ama başka planlarım var çünkü özendiğiniz hayatı yaşamaya devam ediyorum ahahahahah.
 
Son 1-2 basket maçı haricinde spor aktivitelerini sınırladım. Aslında kendiliğinden oldu, buna da enerjim yok bu aralar. Euro 2016 hiç umrum değil.
 
25 gündür alkol almıyorum. Biraz ara verdim.
 

Sigarayı bırakalı da 8 ay oldu. Bu da Fermina'nın kafaya gelsin.
 
İşler çok kötü turizm durdu ama benim işlerim her zamanki gibi bitmiyor. Pazarlama ölmeyecek.
 
Haniii, yıllar önce Kastellorizo'yu yazmıştım size hatırlar mısınız? Heh işte. O ada hala düşlerimde.
 
Ama Berlin'i daha çok özlüyorum. Çok.
 
 
Yoga matı aldım bir tane rengine aldanıp, bok gibi çıktı, internetten alışveriş yapma fikrinden benim gibi birini soğutcaklar.
 
Evim leş gibi, kışlıklar birbirine girmiş, her yer topak tüy, 45 gündür çamaşır yıkmadım giyicek donum kalmadı, yorganları kaldırmam gerekti, dağ gibi pis mutfak, hala öyle malak gibi yatıyorum, o kış modumdan çıkamadım, mutsuzluktan ölücem, zorla başladım hepsini yapmaya, hepsi bitti, geriye 1 makine çamaşır kaldı, 4 taneden sonra kdhsajkdha. Öldüm güzün aydın.
 
Kötü haberi size vereyim. Bu sene o kadar gezmeden sonra yıllık iznimin bittiğini, seyahatlerimin olmayacağını düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Yeni tatil planları, güzel fotoğraflar ve bol gezmeli yıl bana devam ediyor. Sinsice gelecek ayları bekliyorum kdslaja.
 
Bayramda Ayvalık'ta olacağım. Ama beni açıkçası zor bir zaman bekliyor. Refresh olacağım bir hafta olacak, alkol ve yemek konusunda ciddi sıkıntılarım var, sonu gelmiyor, sıkıntıları çözmeye gidiyorum.
 
Mat bir kenarda kalsın, sipariş ettiğim açık saçık iddaalı mayo gelmedi, iadesini aldım aliekspresten, iyi ki de gelmedi zira kilo aldım 2 ay içinde. Koton'dan da aldığım bikiniyi mağazada değiştirmek zorunda kaldım, ona da girmedim, mutlu olmak için Avusturalya'dan organik bronz yapan güneş yağı sipariş ettim, bakın bu çok önemli tamam mı, yaz geldiğini anlamak istiyorum. Nerede garip gurup pazarlama eseri ürün varsa gidip ben buluyorum. Bu yağın gerçekten iyi bir instagramı var ve yokarda dijital dünyadan şikayetçi olan ben gittim ordan 80 liraya yağ aldı. Hüzünlü biten roman gibi bir durum.
 
Takı, minik bir çanta, çeşitli eğlenceli septumlar, beyaz renkli tattoo haricinde aldığım bir de dantel büstiyer var. Eeee o da 80 beden ama galiba biraz daha genişlersem memeleri kesmek zorunda kalıcam.
 
İyi bari yorgunluktan ölmemişim.
Asos'tan bir de günlük ayakkabı aldım, valla iyi cesaret UK'in kafa karıştıran abuk subuk ayak numaralarına rağmen ingiltereden inşallah palet gibi bişi gelmez? 
 
Çok uzun bir aradan sonra H&M, Mudo, Bershka, Zara ve Mango'dan çeşitli alışverişler yaptım. En severek aldığım, kolsuz rave bir tshirt, siyah kimono ve seksili bir body oldu. Aynen body. Peki soruyorum nerede giyincem? Zerre fikrim yok.
 
Bath & Body Works'den, gerçi bunu kendim almadım, Can'nın hediyesi, ansızın hayatıma buranın 3 tane body spreyi girdi. Yav benim bu markadan haberim yoktu, bayaa da pop bişimiş, İstinye Park'ta var. Evde gelip gidip kokluyorum. Aşırı güzeller, neredeyse vodka ile karıştırp içicem.
 
Çok kısa hayat, kafayı yicem abiiiii, mesela seneye İzlanda'ya gitmek istiyorum ama aynı zamanda hala bir Kanken satın alıp, yeni bir (Engin'e bir selam o anladı) Stan Smith de almak istiyorum ama aynı zamanda Amsterdam'da yine göt gibi kafa ile müzelerde kaybolmak, üşenip gitmediğim Foodhallen'e gitmek ve aynı zamanda Kopenhag'a tekrar uçmak, zamansızlıktan gidemediğim Papiroen'e gitmek istiyorum. Hiç biri için zamanım yokmuş gibi hissediyorum.
 
Snapchat'den de sıkıldım. Sadece yemek tarifleri için izliyorum. Yaptığım da yok gerçi. Ormanların içinde pirenses gibi bir yaşam hedefliyorum. Şöyle mesela;
 
 
Son zamanlarda rüyalarım yine aldı başını gidiyor. Kaplumbağlardan yaz günü yağan kar-tipiye her çeşit olay var. İyi uyuyamıyorum. Hiç iyi uyuyamıyorum.
 
Efendim, Ağustos'ta Suma Beach'e Electronica Festival come-back yapıyor. Bilemicem Altan.
 
Hadi esen kalın, kahve için, küs uyumayın, iyi hafta sonları.

9 Haziran 2013 Pazar

Hayat Her Gün Yeniden Başlar

Kaç sabahtır özgür uyanmıyoruz bu ülkede ? Bilen var mı?

Ben sayısını bilmiyorum, öyle çok ki, bunun nedenine hesap sormak için günlerdir sokaklardayım. 30 Mayıs akşamı Galata Kulesinde otururken Ne Oluyor’u düşünmüyordum çünkü o soruyu yıllarca sordum ve sordurmaya çalıştım. Henüz 20 yaşımdayken, Balıkesir’in faşist sokaklarında Sol dergisi satar, her çeşit insana kendi halkımın dertlerini anlatmaya çalışırdım. O gün ise, 31 Mayıs’ta kitaplarda okuduğum, güncel yazılardan çıkartıp, kafamın içine koyduğum “sivil kırılmaya” şahit oldum. Bu tarihi bir olay. Halen de sürmekte. Israrla partilerin ve sivil toplum grupların gölgesine çekilmeye çalışılsa da, Taksim Gezi Parkı’nın yıkılmak istenmesi ile ortaya çıkan olaylar büyüdü ve gerçek bir halk hesabına döndü. Günlerce direnen halk bol kepçeden, Dünya’nın hiçbir yerinden görülmeyen miktarda biber gazı ve  türevlerini yedi. Ben de yedim. Hükümet oralı bile değil, tepedekiler ayrı bir orospu çocuğu, medya yavşaklığın master degreesini yaptı bu olaylar ile. Şuan ne dolaplar dönüyor kimse bilmiyor ama birilerini rahatsız etmeye devam ediyor. Meydan tam bir direniş alanı. 1 tane polis yok. Sokaklar cıvıl cıvıl. Sanki devrim olmuş gibi. Yüzler gülüyor. Yürüyenler mutlu. Sanki Taksim bir devrim şehri oldu çıktı. Hayatım süresinde Sosyalist Devrim görüp görmeyeceğimi bilmiyorum, ki bu direnişin devrime gitmesini çok istiyorum ama Taksim’i bu şekilde görmüş olmak, halkın “halk gibi” olduğunu görmek, hesap sormasını görmek bile beni çok mutlu ediyor. Bunları bir süredir seyretmek istediğim için bloga gelmedim. Biraz kafamı topladım, Galata Meydanı’na indim, şuan bir kafede oturuyorum ve Galata Kulesi ile mavi gökyüzünün yan yana oluşunu seyrediyorum.  


  
Tabi bu olaylar, otellere pek iyi yansımadı. Bizim de işlerimiz düştü hali ile. Ben de artakalan işlerimi topladım bu süre içinde. Onun haricinde zaman buldukça parkta olduk. Parkta kütüphane, yiyecek, serbest kürsü, çadırlarını alıp gelenler, müze, haber köşesi, dumansız hava sahası :), revir, anma köşesi, sinema alanı, yoga alanı, eczane, gazetelik, organik bahçe ve aklınıza gelebilecek, komünel hayatın en ilkel uygulamalarını görebilirsiniz. İnsanlar yardımlaşıyor, birbirine çarpınca özür diliyor ki o kalabalıkta imkansız çarpışmamak, kitap verip yerine siz de 1 kitap alabiliyorsunuz. Kürsüde bir şeyler paylaşıp fikirlerinizi açıklıyorsunuz. Devrim Müzesinde direnişte ele geçirilen ve halka karşı kullanılan şeyler var. Bahçeye ise domates ve çiçek ekmişler. Yani okur; hayat, 10 gündür parkta çok daha güzel.


Bankalar ile yaşadığım problem nedeni ile kredi kartlarımda bazı güncelleme yapamıyorum. Düzenin, sistemin yavşak maşası bankalar. Bu nedenle bu sene de kombine alamayacak gibi görünüyorum. Onlara muhtaç olmak beni kahrediyor. Mutlu olamadığım bir konu da bu. Birkaç gün önce, Gssözlük’te yazarlığım onaylansa da bu durumdan dolayı bir türlü mutlu olamadım. Başka yöntemler ile çözmeye çalışacağım ama olmaz ise iyi bir hüsran yine beni bekliyor. Yine de Sözlük’ten Neverfall’a teşekkür ederim verdiği destek için. Onu da unutmadan yazayım. Yazmak güzeldir. Yazamaya her yerde devam. Silvia da Galatasaray Sözlük’te.

Bu direniş ve olaylar nedeni ile EFI ertelendi. İyi de oldu. Riskli bir bölgedeydi ve güvenlik nedeni ile başka bir tarihe alındı. O tarih henüz belli değil. Ben ise, yaklaşık 3 yıldır peşinden koştuğum ve fırsat kolladığım bir sponsorluk işini aldım arkadaşlar. Başta EFI’nin ve Chillout Fest’in yaratıcısı ve organizatörü olan FG – Lounge FM – Ocygen Group ile iyi bir iş birliği anlaşması yaptık. Şimdi herkes susacak ve otelimiz artık Lounge FM çalacak! Festivallere sizi de beklerim, ben de sponsorlardan biri olarak en önde yerimi alacağım.

Hava İstanbul’da harika. Tam anlamı ile yaz gelmedi, napalım, bu şehir de böyle bir şehir. Sıcaklar artık Temmuz gibi gelecek sanırım. Bu yıl tatilde Ayvalık’ta olacağım. Yıllık iznim tahmini 27 Temmuz – 10 Agustos arası gerçekleşecek. Planlarım ters gitmez ise, o muhteşem lacivert ile bu tarihler arası buluşmuş olacağım. Yine dört gözle bekliyorum tatili. Çok özledim domates kokulu sabahlara uyanmayı. Tarçın için henüz bir çözüm düşünmedim. Tanıdıklardan yardım isteyeceğim gibi…

Sevinç taşındı. Müge geldi. Yeni ev arkadaşım Müge, Uzay Mühendisliği okuyor. Beni Mars’a göndermesi karşılığında ondan kira almıyorum. Dünya’nın dışına çıkmak için gerçekten harika bir zaman - asadsadsfgds

Bu hafta bu olayların arasında birkaç güzel mekan keşfetmeye vaktim oldu. İlki Parsifal. Tripadvisor’dan buldum ve güzel vegan yemekler yapıyor. Servis birazcık yavaş ama servis ekibi çok tatlı. Zeytinyağları Nazilli’den geliyormuş. İstiklal’in 1-2 sokak aşağısında, dolmuş duraklarına yakın bir yerde. Fiyatlar  ortalama. Kişi başı 14-15 liraya çıkabiliyorsunuz. Ali’yi bile götürdüm. Ben veganlığa devam. Zorlandım ama alıştım diyebilirim. Elim artık ister istemez vegan yiyeceklere gidiyor. Soruyorum, araştırıyorum, öğreniyorum. Diğer makan ise Asude. Aslında bir cafe-bar. İsmi ilk etapta türkü barı andırıyor değil mi? Değil. Geçen Ali’yi ve Volkan’ı götürdüm. Gitme nedenim ise, ev yapımı frambuaz şerbeti ile yaptıkları frambuaz-votka. Bana yıllar sonra votka içiren bir mekan Asude :) Beyaz Restaurant’ın karşı sokağında. Fiyatlar çok uygun. Müzikler de güzel. Salaş bir mekan.



Sonunda köşenin ikinci yazısını yazdım, bitirdim ve gönderdim bugün. Yabancı bir dergiden çeviri yaparak, 2013 Seyahat Trendleri hakkında kendi yorumlarımla birlikte bir yazı oldu. Üstümden büyük bir yük kalktı. Dergi de baskıya giriyormuş. Dergi sahibi yazılarımdan umutlu. Bu durum beni motive ediyor. İlk sayıyı heyecanla bekliyorum. Umarım her şey güzel ve yolunda gider. 

Diyorum ya, yazmak, her yerde her zaman… Artık iyiden iyiye yerleşti hayatıma. Yazmadığım zaman, yemek yememiş gibi oluyorum. Çok uzun bir zamandır kurşun kalem ile bir şeyler yazmamıştım. Bilerek önce deftere sonra dijital ortama yazdım köşe yazısını. Kalemden uzak kalmamam gerekiyor. El yazıma ihanet etmek istemiyorum. Bu uygulamayı devam ettireceğim.

İstanbul şu aralar kafasında deli sorular, direniyor. Bu güzelliği seyrederek hayatımı taçlandırıyorum bu şehirde. Sevdiklerim ise yanımda. Ne de olsa “hayat, her gün yeniden başlıyor.”