ayvalık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ayvalık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Temmuz 2016 Pazar

Ayvalık : Yamyavaş Hayat

5 gün boyunca, koca bir 5 gün boyunca HİÇ BİŞİ YABMADIM. O kadar özlemişim ki hiç bişi yapmamayı. Son gün babam uyuyup kaldığım koltukta beni "Kalk kızım! Tatile mi geldin burayağğğğ" diye uyandırdı. AHAHAHAHAHA. Çok afedersiniz, tatili fazla kaçırmışım. Avusturalya'dan aldığım organik güneş yağı da geldi. Beni hayal kırıklığına uğratmadı. Yaz mevsimi bu şekilde devam edebilir. Fermina'ya da umutlu bir haber; Grange bitti. Envanterim 1 okunmuş kitap oldu. Sadece 1. Aasdfg.
 
Ege'yi, Ege'nin bloğunda yazmayı seviyorum. Takvim yaprakları değişiyor ama dertler hep aynı diyorsanız, demeyin. Buradan uzakta, güzel ve gündemsiz ülkelerinizde, hayatın akmasına izin verin. Burada tünelin ucu sikkim gibi bir yere çıktı. Canım felfena sıkkın. Ulan daha 1-2 sene evvel sokakta dövülerek öldürülen bir gencin katil ülkesinde yaşamadığınız gibi, kıymetini bilmediğiniz güzel  hayatınızdan ve sıkılmışlığınızda şikayet ediyorsunuz, benim buna kalbim accayip kırılıyor.
 
Midilli kıyılarını izleyip, işimi kaybetme paranoyası ile ücretsiz izine eveth diyerek, Ayvalık'ta mayhoş bir tatil yaptım. Şu aşağılarda bir yerlerde Edit Select dinlediğim anlar ve bir miktar Ege kokusu ile sizi burada bırakıyorum. Ve Pazar gününün vıcık bok kıvamındaki otel nöbetime sinir katsayım tavan şekilde geri dönüyorum.
 
Beni gelecek 6 saatte motive eden tek şey mutfaktan taze filtre kahve almak ve özendiğiniz hayatı yaşamaya devem etmek için gelecek haftalarda Bodrum Xuma Beach'de gerçekleşecek Chillout Müzik Festivali'ne gidecek olmam. Ucuna da biraz slowwww motion Yalıkavak tatili ekledim. 9 sene sonra Bodrum'da görüşmek üzere. Esen kalın.
 





9 Ekim 2015 Cuma

Sonbahar Gezisi : Ayvalık, Geciken Bağzı Hisli Selamlar ve Süprizler

Ay merabaaa.
 
Hisli duygulu selamlar lafı da Mina Abla'dan geçti sözlüğüme. Efendim herkese biraz gecikmiş hisli selamlarımı göndererek minnoş bayram tatilimden bir kaç kare paylaşıyım dedim. Ayfonun tek faydası da bu bana. Sonbaharınızı biraz duraklatacak karelerden önce, kendi kendime konuşup, ofis işlerime dönücem.
 
Ayvalık'ta aile ziyareti yapıp, son güneşlerin tadını çıkardım. Kardeşimle bolca vakit geçirdim. Artık araba kullandığı için beni bir sürü yerde gezdirdi. Bir kafenin minik kedisini mıncıkladım. Annemle didiştim. Teyzemle goygoy yaptım. Grip olmuştum, gidince iyileştim. Ege'nin Laciverti demişim, ne de iyi demişim. Görseller yazının sonunda.
 
Evet herkes Nobel yazmış ama ben nobelden ziyade, ödülden sonra imzalı forma gönderen milli(!) futbol takımına takıldım. Elbette çocukların işi değil, bu işlere bakan marketing kafalarının fikridir bu. Efendim, bilmezsiniz belki, çok da şey değil, işim kurumsal iletişim ve pazarlama. Ama bu bildiğiniz "3 taksite 10 tencere" değil, işletmenin dışarı açılan kafası diyelim. Demem o ki iyi kötü pazarlama bilgimiz var. Arda imza atarken görseli kullanılmış. Ama böyle iğrenç bir prim kafası görmedim. AZİZ SANCAR'IN DA ÇOK SİKİNDEYDİ İMZALI TC FORMASI. Etnik ayrım yaparak kadrodan futbolcu kesen kurumun, imzalı forma organize etmesi miğdemi bulattı diyorum ve öteki paragrafa geçiyorum.
 
Airbnb'den sonra Couchsurfing'e bulaştım. Bir gün 5 tane gey ile aynı evde parti yapıp , 2 çocuk 2 köpekli bir eve misafir gidebilirim. Yani belli de olmaz. Zaten olursa ilk siz okursunuz. Beni izlemeye devam edin dhjasgad.
 
Bu senenin dilekleri arasında, eveth! çok daha fazla gezmek vardı. Mina Ablama katılıyorum, evet çok gezelim, too much travel, too much museum, too much local foods. Süprizli müprizli Avrupalı bir kış olacak. Yeni adreslerde gezi notları okumaya hazır mısınız? Bence hazırsınız! Beklemede kalın.
 
Hayatınızın en değerli kısımlarını, vasat altı türk dizilerine ayırıyorsunuz. Yakışıklı oğlanların, güzel kızların, dergileri süsleyen isimlerini ezbere biliyorsunuz. Aptal kutusu başına geçip, haftanın en az 4 akşamında içinizi bedavadan öldürüyorsunuz. Siz kafayı yemişsiniz.
 
Anna Frank'ın Günlüğünü okuyan var mı aranızda? Spoiler vermeden kısaca evet okudum, mutlaka oku der misiniz?
 
Festivaller, eventler, davetler sürüyor. Ben ama çok yoğunum, bu 1-2 ay pek bir şey yazamayacağım, Bienal hariç. Ona sonra gelicem. İstanbul'un göbeğinde 71 odalı oteli pazarlamak için rüyalarımda iş konuşuyorum. Mesela şuan yukarıda @Maritsanbul var. Meriç; hanım bir kız, tatlı ve akıllı. Geçen Nil Ertürk ile ne yaparız ederiz derken, Meriç'i bize yönlendirdi. Haftaya da Cem Karakuş gelecek. Sosyal medya, genel basılı-görsel yayınların çok önüne geçti. Her haber çok hızlı tükeniyor, uykularımda "ayyy yarın ne trend olacak acabaağğ, onun kaç yüz bin takipçisi varmıışşş" diye kendimi yiyorum, 30 yaşında ülkeyi terk edecek kıvama geldim. VE HALA FAKİRİM. Beni sizler bitirdiniz.
 
Efendim bilindiği gibi İstanbul'da (yapılan en adam gibi işlerden) 15. Bienal var. Bu senenin konusu Tuzlu Su. Ana lokasyon ise Büyükada. Ayağımın dibinde olan adalara yıllardır hiç gitmedim desem beni tokatlarsınız biliyorum. O nedenle bu Pazar, 1 Kasım'da bitecek Bianel'e istinaden gidip ada gezeyim diyorum. Bitmeden onun da güzel görsellerini paylaşacağım. Bienal'i o zamanki yazıda anlatırım artık.
 
İstanbul Kahve Festivali var arkadaşlar, benim gibi coffeelover birisi bunu da kaçırcak çünkü o hafta sonu otelde bişiler var, ve bensiz otelde sıçmaya gitmiyorlar malum. Bugün Rudolf'ta menü çekimi yapacağım. Aynen, ben ve çekim. Görseller yakında Rudolf'un instagram hesabında olacak. Dönüyorum o eski şanlı günlere.
 
Danimarka, Kopenhag dedim dedim, şöyle güzel böyle harika, evrene mesaj gönderirken, bir anda Danimarka'nın en iyi dergi grubunu otelde ağırlayacağım 5 gün boyunca. Tesadüfe bak, fotoğrafçılarını da instagramdan takip ediyormuşum. Nikolaj ve ekip ile yarın akşam yemeğim var, ay çok heycanlandım. Konuşacak şeylerin daha çok olması yemeğin iyi geçeceğini gösteriyor. Zira minik bir Kobenhavn Guide çıkacak içimden.
 
Ekim ortasına geldik neredeyse, bu sene de böyle üzüntülerin üstesinden gelme, yamuk yapan insanları sindirme ve hataların telafisi yılı gibi oldu bana. Ekim bitince yıl bitti diyorum. Bu sene adeta, daha önceden de yazdığım gibi, ayaklarımı uzatıp, patlamış mısır yiyip, hayatımın akışını izlediğim bir yıl oldu. Kasım ayı benzer geçecek. Cem ile ayrıldığımız o akşam, açıkçası "noluyor yaa!? nedir bu koşturma, bi dur bi soluk al, sen ne yapıyorsun" dedim kendi kendime. Bunun içimde sıkışmasından dolayı Akaretler'de dönüp arkamı basıp gittim. O bu karar ile gelince, hiç düşünmeden tamam dedim. İyi de oldu. O'ndan geriye bana kalan 1 litre sızma zeytinyağ. Yağ ne olm dkshjsagh ne biçim bi ilişkiymiş bu.
 
Yağ demişken, 2 günlük Ayvalık tatilimde 6 faktör ile güneşlenmeye çalıştım. Ve soyuldum. 2015 yılındaki deniz-güneş tatilini de boynu bükük bitirdim.
 
Yeni ev arkadaşım İzmirli. KESİN İZMİRLİLER.
 
1,5 aydır apartman kapısı bozuk. Demir kapı işte, çürümüş kapanmıyor. O kapı gecenin bir vakti çat çut çarpıyor ve benim odamın altında. Kaç defa söyledim kapıcıya çözülmedi. En sonunda apartmanın sahibi olan ev sahibini aradım. Tamam fiyat bekliyorum gelsin yapacağım o konu bende dedi. 2 gün sonra kapıcıya sordum. Onla yaptığımız tüm yazışmalar caps lock. Gözleri görmez pek. Canım kardeşim de mottosu. İlk zamanlar bozuluyordum ama 3 senede alışıyor insan. Ama artık Şişli'de kafayı kim yedi derseniz, beni gösterirler. Genel olarak hayata karşı tavrım da şu;
 

Efendim, güzel görseller ile sizi burada bırakıyorum ve Blogger'ların dünyasına geri dönüyorum. Bu arada, kafamız çalışsaydı 2009'da bloğu ilk açtığımızda şimdi birer az ünlü olacaktık. Ama olamadık. En iyisi gidip Maritsa'nın yanında biraz ağlayım, belki içim açılır. Müzik paylaşmıycam bu sefer. Ama tavsiye var : Tunein Radyo'dan 60'lar kanalı. Herkese iyi hafta sonları.
 
Güzel "Taş Kahve"
Şampiyon mu olacaklarmış? (Cunda-Ayvalık Motoru)
 


Sarımsaklı, Ege'nin Laciverti
Aliexpresten aldığım brazilian bikini altı. Etiketi çıkmış dskhdas.






 

20 Ağustos 2013 Salı

RISE AGAIN (*) - Ayvalık Tatili Yazıları

Başlıkta anlattığım gibi aslında herşey. Yeniden doğmak. Tekrardan kendine gelmek. Bir kez daha "olmak".

"Rise Again"
Benim tatillerim son zamanlarda hep son bir yıllık hayat telaşımın arınması oluyor ve çok temiz kafalarda dönüyorum nerede yaşıyorsam. Bu yıl tatilim, bir kaç üzücü durum dışında düşündüğümden iyi geçti ve müthiş güzel umutlarla geri döndüm İstanbul'a. Bunu hayat akışı içince çokca becerebilmek bir marifettir.


İstanbul'dan ayrılmadan önce çok tesadüf tanıştığım tatlı insan Pınar'a Tarçın kedisini emanet ettim. Gitmeden 1 gün önce uğrayarak evin yedek anahtarını bıraktım. Bu sayade kedişlerini gördüm. Ben olmadığım süre içinde sıkca evi kontrol edip Tarçın ile ilgilendi. Bir gün Pınar da tatile giderse, şu yukarda gördüğünüz haydutlar ile ben ilgilenmeye hazırım. Pınar Ablasına burdan çok teşekkür ederiz. Kedişler müthiş çok tatlı! Yolculuğa çıkmadan hemen önce, Grange'nin yeni kitabı Kaiken'i, Sebahattin Ali'nin efsane öyküsü Kürk Mantolu Madonna'yı (ghdgfd yorumumu birazdan yazıcam) ve Yusuf Atılgan'nın Aylak Adam'nı yanıma alarak düştüm Ayvalık yollarına. Burada beni karşılayan, hafif pembeden griye kırık güzel Ege sabahını anlatmaya çalışsam bir tercüme bulamayacağım. 5.50 'de Ayvalık'a bir enkaz gibi girdim ama bu renklerle karşılaşmak, yaşayacağım 20 günlük tatilin belki de en güzel anıydı. 




Çok erken evde olduğum için, annemin yanına kıvrılıverdim, uyandığımda Annem kahvaltı hazırlarken ben de bir süredir görmediğim kuzenim Özkan ile çoktan goygoya başlamıştım. Tuna ehliyet kursu nedeni ile 2-3 gün İzmir'den geç geldi. Bir ara balkona çıktım, maviler arasından ton beğendim ve denizi izledim biraz. Yazlıkçı gibi hayat yaşıyorum bir süredir ve artık iyice özlüyorum kışın bu tonları. Kahvaltıyı şu yukardaki güzel manzara eşiliğinde yaptım 20 gün boyunca. 

Bir kaç gün evdekilerle vakit geçirdim, o sıralar Ayvalık'ta tatlı-sert rüzgarlar vardı. Kitap, müzik, uyku derken, attım üstümdeki miskinliği. Annemin becerikli mutfağının üstüne ve gelmeden siparişini ettiğim Ege mezelerinin üstüne çöktüm. Sınır koymadan ziyafet çektim sayesinde. Ayvalık bölgesi, o güzel tuzlu denizinde yetişen, basit pişirme teknileri ile leziz şaheserler yaratacağınız deniz otlarına sahip. Bunun yanında artık her meyhanede çok sık rastladığımız mezeleri, en taze sebzeler ile Ayvalık'da yiyebilirsiniz. "Must Do" listenize ilk koyacağınız şey, kesinlikle börülce çeşitlerini denemek olmalı. Pekiiiii, siz hiç denizden çıkan, deniz börülcesi gördünüz mü? : ) (Sol alt- sol resim)




Deniz sezonunu bir kaç gün dinlendikten sonra açtım. Temmuz'da Sarımsaklı denizi soğuk olur ve ben hiç olmayacak kadar soğuk denizi severim. Tatilin son 1-2 günü ısı inanılmaz artmıştı. Hamam suyu gibi denize gerçekte kim girmek ister ki? Bizim buralarda "çivi gibi" diye tabir ettiğimiz mükemmel Sarımsaklı denizinin günlerce keyfini sürdüm. Güneş çok güzeldi. İstanbul'a dönerken, adeta bir Gülşen, bir Eda Taşpınar kıvamında döndüm. Bronz,kaprisli ve mutlu: ) Kalış tarihlerimde üniversiteden sıra arkadaşım, güzel dost Kaya'nın Sarımsaklı'da olması ayrı hoş oldu. O'nun tayfayı uzaktan tanırdım, benim tatilimin uzun olması sayesinde tayfa ile daha çok vakit geçirdim. Güzel ortamları ve plaj ağırlamaları için Kaya, Onur, Selen, Serdar Abi, Simge, İrem, İsmail ve Can'a selamlar...

soldan sağ: Onur - İrem - Serdar Abi - Selen - Silvia - Kaya
Arife gününden bir gün önce, bloguma da çokca misafir olan Almanya'daki kuzenim Nihan'nın trafik kazası geçirmesi bizi acayip üzdü. Kendisinin kırıkları vardı ama yanında oturan diğer kuzenim Sinan, -erkek kardeşi oluyor- sol ayağını kaybetti. Şimdi bunları çok sakinca yazıyorum ama 1-2 gün hiç uyuyamadım ve evde hava korkunç üzücüydü. Arabanın enkazına bir Alman haber sitesinde rastladıktan sonra, şuan ikisinin de hayatta olmasına çok seviniyorum. Sanırım aksi bir yıkımı asla kabullenemezdim. Asla. Günler içinde oradan güzel haberler aldık. İkisi de şuan çok iyi ve tedavileri devam ediyor. Nihan'nın da dediği gibi, yeniden doğmak bu olsa gerek. Bayram da bizim için onların iyi olduğunu bilerek ve haberlerini almaya devam ederek geçti. 

Ayvalık ve Cunda ziyaretlerimin dışında pek bir aksiyona katılmadım. Sarımsaklı ekibi zaten çok iyi olduğu için tekne turu fikrini bile eledim. Bol bol Ege'nin Laciverti hashtag'ini doldurmaya devam etti. Bu arada arkadaşlar, Kaya'nın da bazı resimlerde bu hashtag'i kullandığını gördüm. :) Bu resimler bana ait değil ama albüme neşe katmış :) Biraz aralara çerez oldular ama iyi oldular, minnoşların hepsini çok özledim şimdiden. Tatil sırasında bazı arkadaşlarla Ayvalık'ta rastlaşmışız. Ancak onlar, İstanbul'da 2 sokak üstte oturup, oradayken bile aramayıp sormayıp, Ayvalık'a geldiklerinde ise bana varoş ergenler gibi sms attılar. Benim çok umrumda olmadı. Böyle şeyleri hiç sevmediğimi aslında çok iyi biliyorlar. Sms de bir tercih meselesi demek ki.


Tatilimin son akşamında Süper Kupa maçı vardı, hatta maç var diye, dönüş tarihimi değiştirmiştim. Tuna ile evde çekirdek-bira-bağrış-çığrış ile izledik. Geçen sene, Ekbir'deki Beşiktaş - Galatasaray maceramızdan sonra evde izlemenin isabet olacağını düşündük. Bu sene de orda olsaydık, net olay çıkardı. Drogba'nın güzel bir kafa golü ile açılışı süper kupa ile yaptık. Emirates Cup'ı hiç anlatmıyorum bile... Bu takım bu yıl esecek dostlar. Dönmeden hemen önce Tuna'ya yemek sözüm vardı. Abla - kardeş Cunda'da yemek yedik, gezdik ve kahve içtik. Taşkahve severler olarak kahvesini içmeden dönmedik. 


Dönüş günü çok garip bir şey geldi başıma. Biletimi normal şartlarda 837 kez kontrol ederim ama biraz tatil gevşekliğinden olacak ki saatini farklı hatırlayarak garaja gittim. Babam yanımdaydı. 5 dakika bekledikten sonra elim biletime gitti ve az önce kalkan otobüsün benim olduğunu fark edince kısa bir şok geçirdim. Aracın henüz Ayvalık'tan çıktığını öğrendik ve canım babam beni araba ile 20 km ilerdeki otobüse yetiştirdi. Böyle bir dangozluğu nasıl yaparım bilemiyorum ama yine babam sayesinde üstesinden geldim. Hakkını nasıl öderim bu adamın hiç ama hiç bilmiyorum.  

Döndüğümde her yıl olduğu gibi sitemkar bir karşılama yaptı Tarçın. Çok özlemiş beni. Pınar Ablası tabiki ilgilenmiş olmasına rağmen beni aramış hep gözleri. Karşılaşınca sevişip koklaştık. Sanırım ben artık büyük bir "Tarçın'nın pofuduk göbeği" aşığıyım. Oradaki koku, anlatılmaz yaşanır.... İş haftasını ise bütün gün evde şarap içerek bitirdim. Tatil modumdan çıkmakla çıkmamak arasında kalmıştım. Zaten Tarçın'ı da çok özlemiştim. Hafta ortası, arkadaşın düğünü için ayakkabı bakmaya gittiğim Cevahir'dan sadece 2 şişe kırmızı şarap ile eve döndüm. Cumartesi günü aradığım ayakkabıyı buldum. Pazar günü de dahil, maç gününe kadar alkolsüz bir günüm geçmedi. Güzel güzel uyudum bütün bir hafta boyunca : ) Bu arada şirince şaraplarına Migros'ta rastlamış olmam beni inanılmaz mutlu etti. Sanırım kışın nasıl kombiden tasarruf edeceğimi buldum arkadaşlar njkgghfgnfhfhkj 




Bu güzel ayakkabıyı ve ondan öncesinden bu güzel kitapları alarak kendimi biraz şımarttım bu hafta. Çünkü kışa doğru artık tatil parası biriktircem. Nasılsa maçlara da para vermiyecem için, iyi bir bütçe hazırlamaya karar verdim. O yüzden alışverişleri bu kış biraz erteliyorum. Bu pazar sabah, üst katıma taşınan ve ismine bu blogta rastladığınız Fati @coksuperim arkadaşı kahvaltıya davet ettim. Apartmanımız resmen feno apartmanı oldu kjdaksja, Kahvaltıda sohbet ettik bol bol. İyi ki taşındı, artık kışın daha çok zaman geçireceğiz ve ortak dostlarımızı ağırlayacağız sık sık. Pazar akşamı Cansu ile buluştum. Asude sözümüz vardı. O gece paramparça eve geldik. Çok uzun zamandır bu kadar güzel eğlenmemiştim. Cekin, Line'da çıkmaya başladı, gece sonu ziyaret ettik.Pazar günü sanırım artık bir daha bu kadar alkol almam.Akşam 7'de içmeye başladığımızı düşündüğümüzde, Mardin Otogar'nda uyanmamış olmamız büyük talih.


Gelelim kombineye... Tatil süresince eli kulağında otelden haber bekledim "geldi miiiii" diye ama güzel bir zamanlama ile benim gelişimden sonra otele ulaştı ve kaybolma kaygısını yaşamamış oldum. Neredeyse stada gidip teslim alacaktım ama buna gerek kalmadan ben tatilden döndüğüm iş haftasında yani geçen Perşembe kargo ile teslim edildi. Çok karışıklıklar olmuş. Bu durumdan kayıpsız ve zararsız sıyrıldım. İlk hafta maçımız içerde Pazartesi (dün), Gaziantep ile oynadık. Ben kendi koltuğumu bulduktan sonra Basket maçı biletlerini temin eden kadim arkadaş (@jasinovic) Yasin''nin yanına geçtim, ne güzel tesadüf onlar 2 blok yanımdalarmış. Maçı birlikte izledik. 2-1 biten hareketli bir maç oldu. Wesley ona yakışır bir gol attı. Bu blogta maç yazılarıma çok sık rastlıyordunuz arkadaşlar. Ki ben, kuafördeki sir ağda randevusunu iptal edip, son dakikada, kan ter içinde Nevizade'ya maç izlemeye yetişen bir kadındım ama bu kombine beni çok bozacak. Sonra yok ben bilmiyorum, duymadım, bunun bıyıkları var, zaten erkek gibi, İstiklal'de maç sonrası halay felan çekiyo demeyin. Ben baştan uyarayım.

Bu yazı, tatil yazısından ziyade tatil ve sonrasının yazısı olmuş. Buraya gelmedikçe özlüyorum. Tatil nedeni ile araya zaman girdi ama çok arayı açmiicam artık. Aklımda yapmak istediklerimden önce okumak istediklerim geliyor şu sıralar. Bir kaç kitabı eleyerek, yeni aldıklarımı okumaya karar verdim. Bu boğucu sıcak havaları, evde ve Galata'da kitap okuyarak geçiriyorum. Bu Pazar yine gittim. Ayvalık'tayken orayı öyle özlemiştim ki, Cansu ile buluşmadan önce, oraya zor attım kendimi. Bıraktığım gibi Meydan. Samimi, kalabalık ve meraklı. Ben bir kahve söyledim ve Lavazza'da çalan güzel Angie Stone müziklerinin keyfini çıkardım. Ve, yokuşu yürüdüm yine dönüşte... 


Bu şehri, şehirle yaşamayı seviyorum. İçindekiler, kıyısındakiler, yerin altındakiler ya da altına koyduklarım. Hepsi ile birlikte. Bir bütün. Her yeni gelişimde, her dönüşümde, İstanbul sanki beni tekrar doğuruyor. Bu hisse giderek aşık oluyorum. Şehirin sınırları dışında kalan ise, benim de sınırlarımda kalıyor. Bu şehrin dışında kalanlar gelmesinler, istemiyorum. Kürk Mantolu Madonna Maria Puder'ın da dediği gibi, "naapim kuzum, ben de böyle biriyim işte." 

Sevgiler, iyi haftalar...

Ps: Tatilde güzel bir playlistim vardı. Çabakçor'un yeni şarkısından etkilenerek bu başlığı kullandım. Deneyin. Yeniden doğmak çok güzel. https://soundcloud.com/doguscabakcor/dogus-cabakcor-ft-elif-rise-2 (*)

9 Haziran 2013 Pazar

Hayat Her Gün Yeniden Başlar

Kaç sabahtır özgür uyanmıyoruz bu ülkede ? Bilen var mı?

Ben sayısını bilmiyorum, öyle çok ki, bunun nedenine hesap sormak için günlerdir sokaklardayım. 30 Mayıs akşamı Galata Kulesinde otururken Ne Oluyor’u düşünmüyordum çünkü o soruyu yıllarca sordum ve sordurmaya çalıştım. Henüz 20 yaşımdayken, Balıkesir’in faşist sokaklarında Sol dergisi satar, her çeşit insana kendi halkımın dertlerini anlatmaya çalışırdım. O gün ise, 31 Mayıs’ta kitaplarda okuduğum, güncel yazılardan çıkartıp, kafamın içine koyduğum “sivil kırılmaya” şahit oldum. Bu tarihi bir olay. Halen de sürmekte. Israrla partilerin ve sivil toplum grupların gölgesine çekilmeye çalışılsa da, Taksim Gezi Parkı’nın yıkılmak istenmesi ile ortaya çıkan olaylar büyüdü ve gerçek bir halk hesabına döndü. Günlerce direnen halk bol kepçeden, Dünya’nın hiçbir yerinden görülmeyen miktarda biber gazı ve  türevlerini yedi. Ben de yedim. Hükümet oralı bile değil, tepedekiler ayrı bir orospu çocuğu, medya yavşaklığın master degreesini yaptı bu olaylar ile. Şuan ne dolaplar dönüyor kimse bilmiyor ama birilerini rahatsız etmeye devam ediyor. Meydan tam bir direniş alanı. 1 tane polis yok. Sokaklar cıvıl cıvıl. Sanki devrim olmuş gibi. Yüzler gülüyor. Yürüyenler mutlu. Sanki Taksim bir devrim şehri oldu çıktı. Hayatım süresinde Sosyalist Devrim görüp görmeyeceğimi bilmiyorum, ki bu direnişin devrime gitmesini çok istiyorum ama Taksim’i bu şekilde görmüş olmak, halkın “halk gibi” olduğunu görmek, hesap sormasını görmek bile beni çok mutlu ediyor. Bunları bir süredir seyretmek istediğim için bloga gelmedim. Biraz kafamı topladım, Galata Meydanı’na indim, şuan bir kafede oturuyorum ve Galata Kulesi ile mavi gökyüzünün yan yana oluşunu seyrediyorum.  


  
Tabi bu olaylar, otellere pek iyi yansımadı. Bizim de işlerimiz düştü hali ile. Ben de artakalan işlerimi topladım bu süre içinde. Onun haricinde zaman buldukça parkta olduk. Parkta kütüphane, yiyecek, serbest kürsü, çadırlarını alıp gelenler, müze, haber köşesi, dumansız hava sahası :), revir, anma köşesi, sinema alanı, yoga alanı, eczane, gazetelik, organik bahçe ve aklınıza gelebilecek, komünel hayatın en ilkel uygulamalarını görebilirsiniz. İnsanlar yardımlaşıyor, birbirine çarpınca özür diliyor ki o kalabalıkta imkansız çarpışmamak, kitap verip yerine siz de 1 kitap alabiliyorsunuz. Kürsüde bir şeyler paylaşıp fikirlerinizi açıklıyorsunuz. Devrim Müzesinde direnişte ele geçirilen ve halka karşı kullanılan şeyler var. Bahçeye ise domates ve çiçek ekmişler. Yani okur; hayat, 10 gündür parkta çok daha güzel.


Bankalar ile yaşadığım problem nedeni ile kredi kartlarımda bazı güncelleme yapamıyorum. Düzenin, sistemin yavşak maşası bankalar. Bu nedenle bu sene de kombine alamayacak gibi görünüyorum. Onlara muhtaç olmak beni kahrediyor. Mutlu olamadığım bir konu da bu. Birkaç gün önce, Gssözlük’te yazarlığım onaylansa da bu durumdan dolayı bir türlü mutlu olamadım. Başka yöntemler ile çözmeye çalışacağım ama olmaz ise iyi bir hüsran yine beni bekliyor. Yine de Sözlük’ten Neverfall’a teşekkür ederim verdiği destek için. Onu da unutmadan yazayım. Yazmak güzeldir. Yazamaya her yerde devam. Silvia da Galatasaray Sözlük’te.

Bu direniş ve olaylar nedeni ile EFI ertelendi. İyi de oldu. Riskli bir bölgedeydi ve güvenlik nedeni ile başka bir tarihe alındı. O tarih henüz belli değil. Ben ise, yaklaşık 3 yıldır peşinden koştuğum ve fırsat kolladığım bir sponsorluk işini aldım arkadaşlar. Başta EFI’nin ve Chillout Fest’in yaratıcısı ve organizatörü olan FG – Lounge FM – Ocygen Group ile iyi bir iş birliği anlaşması yaptık. Şimdi herkes susacak ve otelimiz artık Lounge FM çalacak! Festivallere sizi de beklerim, ben de sponsorlardan biri olarak en önde yerimi alacağım.

Hava İstanbul’da harika. Tam anlamı ile yaz gelmedi, napalım, bu şehir de böyle bir şehir. Sıcaklar artık Temmuz gibi gelecek sanırım. Bu yıl tatilde Ayvalık’ta olacağım. Yıllık iznim tahmini 27 Temmuz – 10 Agustos arası gerçekleşecek. Planlarım ters gitmez ise, o muhteşem lacivert ile bu tarihler arası buluşmuş olacağım. Yine dört gözle bekliyorum tatili. Çok özledim domates kokulu sabahlara uyanmayı. Tarçın için henüz bir çözüm düşünmedim. Tanıdıklardan yardım isteyeceğim gibi…

Sevinç taşındı. Müge geldi. Yeni ev arkadaşım Müge, Uzay Mühendisliği okuyor. Beni Mars’a göndermesi karşılığında ondan kira almıyorum. Dünya’nın dışına çıkmak için gerçekten harika bir zaman - asadsadsfgds

Bu hafta bu olayların arasında birkaç güzel mekan keşfetmeye vaktim oldu. İlki Parsifal. Tripadvisor’dan buldum ve güzel vegan yemekler yapıyor. Servis birazcık yavaş ama servis ekibi çok tatlı. Zeytinyağları Nazilli’den geliyormuş. İstiklal’in 1-2 sokak aşağısında, dolmuş duraklarına yakın bir yerde. Fiyatlar  ortalama. Kişi başı 14-15 liraya çıkabiliyorsunuz. Ali’yi bile götürdüm. Ben veganlığa devam. Zorlandım ama alıştım diyebilirim. Elim artık ister istemez vegan yiyeceklere gidiyor. Soruyorum, araştırıyorum, öğreniyorum. Diğer makan ise Asude. Aslında bir cafe-bar. İsmi ilk etapta türkü barı andırıyor değil mi? Değil. Geçen Ali’yi ve Volkan’ı götürdüm. Gitme nedenim ise, ev yapımı frambuaz şerbeti ile yaptıkları frambuaz-votka. Bana yıllar sonra votka içiren bir mekan Asude :) Beyaz Restaurant’ın karşı sokağında. Fiyatlar çok uygun. Müzikler de güzel. Salaş bir mekan.



Sonunda köşenin ikinci yazısını yazdım, bitirdim ve gönderdim bugün. Yabancı bir dergiden çeviri yaparak, 2013 Seyahat Trendleri hakkında kendi yorumlarımla birlikte bir yazı oldu. Üstümden büyük bir yük kalktı. Dergi de baskıya giriyormuş. Dergi sahibi yazılarımdan umutlu. Bu durum beni motive ediyor. İlk sayıyı heyecanla bekliyorum. Umarım her şey güzel ve yolunda gider. 

Diyorum ya, yazmak, her yerde her zaman… Artık iyiden iyiye yerleşti hayatıma. Yazmadığım zaman, yemek yememiş gibi oluyorum. Çok uzun bir zamandır kurşun kalem ile bir şeyler yazmamıştım. Bilerek önce deftere sonra dijital ortama yazdım köşe yazısını. Kalemden uzak kalmamam gerekiyor. El yazıma ihanet etmek istemiyorum. Bu uygulamayı devam ettireceğim.

İstanbul şu aralar kafasında deli sorular, direniyor. Bu güzelliği seyrederek hayatımı taçlandırıyorum bu şehirde. Sevdiklerim ise yanımda. Ne de olsa “hayat, her gün yeniden başlıyor.”