Kaç sabahtır özgür uyanmıyoruz bu
ülkede ? Bilen var mı?
Ben sayısını bilmiyorum, öyle çok
ki, bunun nedenine hesap sormak için günlerdir sokaklardayım. 30 Mayıs akşamı
Galata Kulesinde otururken Ne Oluyor’u düşünmüyordum çünkü o soruyu yıllarca
sordum ve sordurmaya çalıştım. Henüz 20 yaşımdayken, Balıkesir’in faşist
sokaklarında Sol dergisi satar, her çeşit insana kendi halkımın dertlerini
anlatmaya çalışırdım. O gün ise, 31 Mayıs’ta kitaplarda okuduğum, güncel
yazılardan çıkartıp, kafamın içine koyduğum “sivil kırılmaya” şahit oldum. Bu
tarihi bir olay. Halen de sürmekte. Israrla partilerin ve sivil toplum
grupların gölgesine çekilmeye çalışılsa da, Taksim Gezi Parkı’nın yıkılmak
istenmesi ile ortaya çıkan olaylar büyüdü ve gerçek bir halk hesabına döndü.
Günlerce direnen halk bol kepçeden, Dünya’nın hiçbir yerinden görülmeyen
miktarda biber gazı ve türevlerini yedi.
Ben de yedim. Hükümet oralı bile değil, tepedekiler ayrı bir orospu çocuğu,
medya yavşaklığın master degreesini yaptı bu olaylar ile. Şuan ne dolaplar
dönüyor kimse bilmiyor ama birilerini rahatsız etmeye devam ediyor. Meydan tam
bir direniş alanı. 1 tane polis yok. Sokaklar cıvıl cıvıl. Sanki devrim olmuş
gibi. Yüzler gülüyor. Yürüyenler mutlu. Sanki Taksim bir devrim şehri oldu
çıktı. Hayatım süresinde Sosyalist Devrim görüp görmeyeceğimi bilmiyorum, ki bu
direnişin devrime gitmesini çok istiyorum ama Taksim’i bu şekilde görmüş olmak,
halkın “halk gibi” olduğunu görmek, hesap sormasını görmek bile beni çok mutlu
ediyor. Bunları bir süredir seyretmek istediğim için bloga gelmedim. Biraz
kafamı topladım, Galata Meydanı’na indim, şuan bir kafede oturuyorum ve Galata
Kulesi ile mavi gökyüzünün yan yana oluşunu seyrediyorum.
Tabi bu olaylar, otellere pek iyi
yansımadı. Bizim de işlerimiz düştü hali ile. Ben de artakalan işlerimi
topladım bu süre içinde. Onun haricinde zaman buldukça parkta olduk. Parkta
kütüphane, yiyecek, serbest kürsü, çadırlarını alıp gelenler, müze, haber
köşesi, dumansız hava sahası :), revir, anma köşesi, sinema alanı, yoga alanı,
eczane, gazetelik, organik bahçe ve aklınıza gelebilecek, komünel hayatın en
ilkel uygulamalarını görebilirsiniz. İnsanlar yardımlaşıyor, birbirine çarpınca
özür diliyor ki o kalabalıkta imkansız çarpışmamak, kitap verip yerine siz de 1
kitap alabiliyorsunuz. Kürsüde bir şeyler paylaşıp fikirlerinizi
açıklıyorsunuz. Devrim Müzesinde direnişte ele geçirilen ve halka karşı
kullanılan şeyler var. Bahçeye ise domates ve çiçek ekmişler. Yani okur; hayat,
10 gündür parkta çok daha güzel.
Bankalar ile yaşadığım problem
nedeni ile kredi kartlarımda bazı güncelleme yapamıyorum. Düzenin, sistemin
yavşak maşası bankalar. Bu nedenle bu sene de kombine alamayacak gibi
görünüyorum. Onlara muhtaç olmak beni kahrediyor. Mutlu olamadığım bir konu da
bu. Birkaç gün önce, Gssözlük’te yazarlığım onaylansa da bu durumdan dolayı bir
türlü mutlu olamadım. Başka yöntemler ile çözmeye çalışacağım ama olmaz ise iyi
bir hüsran yine beni bekliyor. Yine de Sözlük’ten Neverfall’a teşekkür ederim
verdiği destek için. Onu da unutmadan yazayım. Yazmak güzeldir. Yazamaya her
yerde devam. Silvia da Galatasaray Sözlük’te.
Bu direniş ve olaylar nedeni ile
EFI ertelendi. İyi de oldu. Riskli bir bölgedeydi ve güvenlik nedeni ile başka
bir tarihe alındı. O tarih henüz belli değil. Ben ise, yaklaşık 3 yıldır
peşinden koştuğum ve fırsat kolladığım bir sponsorluk işini aldım arkadaşlar.
Başta EFI’nin ve Chillout Fest’in yaratıcısı ve organizatörü olan FG – Lounge
FM – Ocygen Group ile iyi bir iş birliği anlaşması yaptık. Şimdi herkes susacak
ve otelimiz artık Lounge FM çalacak! Festivallere sizi de beklerim, ben de
sponsorlardan biri olarak en önde yerimi alacağım.
Hava İstanbul’da harika. Tam
anlamı ile yaz gelmedi, napalım, bu şehir de böyle bir şehir. Sıcaklar artık
Temmuz gibi gelecek sanırım. Bu yıl tatilde Ayvalık’ta olacağım. Yıllık iznim
tahmini 27 Temmuz – 10 Agustos arası gerçekleşecek. Planlarım ters gitmez ise,
o muhteşem lacivert ile bu tarihler arası buluşmuş olacağım. Yine dört gözle
bekliyorum tatili. Çok özledim domates kokulu sabahlara uyanmayı. Tarçın için
henüz bir çözüm düşünmedim. Tanıdıklardan yardım isteyeceğim gibi…
Sevinç taşındı. Müge geldi. Yeni
ev arkadaşım Müge, Uzay Mühendisliği okuyor. Beni Mars’a göndermesi
karşılığında ondan kira almıyorum. Dünya’nın dışına çıkmak için gerçekten harika
bir zaman - asadsadsfgds
Bu hafta bu olayların arasında birkaç
güzel mekan keşfetmeye vaktim oldu. İlki Parsifal. Tripadvisor’dan buldum ve
güzel vegan yemekler yapıyor. Servis birazcık yavaş ama servis ekibi çok tatlı.
Zeytinyağları Nazilli’den geliyormuş. İstiklal’in 1-2 sokak aşağısında, dolmuş
duraklarına yakın bir yerde. Fiyatlar
ortalama. Kişi başı 14-15 liraya çıkabiliyorsunuz. Ali’yi bile götürdüm.
Ben veganlığa devam. Zorlandım ama alıştım diyebilirim. Elim artık ister
istemez vegan yiyeceklere gidiyor. Soruyorum, araştırıyorum, öğreniyorum. Diğer
makan ise Asude. Aslında bir cafe-bar. İsmi ilk etapta türkü barı andırıyor değil
mi? Değil. Geçen Ali’yi ve Volkan’ı götürdüm. Gitme nedenim ise, ev yapımı
frambuaz şerbeti ile yaptıkları frambuaz-votka. Bana yıllar sonra votka içiren
bir mekan Asude :) Beyaz Restaurant’ın karşı sokağında. Fiyatlar çok uygun.
Müzikler de güzel. Salaş bir mekan.
Sonunda köşenin ikinci yazısını
yazdım, bitirdim ve gönderdim bugün. Yabancı bir dergiden çeviri yaparak, 2013
Seyahat Trendleri hakkında kendi yorumlarımla birlikte bir yazı oldu. Üstümden
büyük bir yük kalktı. Dergi de baskıya giriyormuş. Dergi sahibi yazılarımdan
umutlu. Bu durum beni motive ediyor. İlk sayıyı heyecanla bekliyorum. Umarım
her şey güzel ve yolunda gider.
Diyorum ya, yazmak, her yerde her
zaman… Artık iyiden iyiye yerleşti hayatıma. Yazmadığım zaman, yemek yememiş
gibi oluyorum. Çok uzun bir zamandır kurşun kalem ile bir şeyler yazmamıştım.
Bilerek önce deftere sonra dijital ortama yazdım köşe yazısını. Kalemden uzak
kalmamam gerekiyor. El yazıma ihanet etmek istemiyorum. Bu uygulamayı devam
ettireceğim.
İstanbul şu aralar kafasında deli
sorular, direniyor. Bu güzelliği seyrederek hayatımı taçlandırıyorum bu
şehirde. Sevdiklerim ise yanımda. Ne de olsa “hayat, her gün yeniden başlıyor.”




Hiç yorum yok:
Yorum Gönder