egenin laciverti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
egenin laciverti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Haziran 2017 Çarşamba

Yasiyoruz ve Seviyoruz Bu Hayati

Mer haa baaa. Ben geldim. 

Hannover gezisi ve aile ziyareti gayet hostu, harika yemekler daha da hostu. Hannover oldukca minnos ama bir Berlin degil. Tren`e uzun zamandir binmemistim, DB`dan arada bir bilet alip bir yerlere kacilasi. Merci DB.


Ay bir gelen bir giden yaz mevsimi sersem etti. Insallah grip olmam. Hala balkonumu duzenleyip bir sandalye atamadim. Masa ve sandalye almam gerek.


Marketten arada odama canli cicekler aliyorum, nergis, karanfil gibi. Odama boyle canli bir seyin en son ne zaman girdigi hakkinda hic fikrim yok. O sicak goruntuyu cok sevmeye basladim. 


Cicekler gibi bir de cilekler var arkadaslar. Metro istasyonlarinin girisinde sadece sabahlari acilan cilek standlari, yazin resmen habercisi. Arada sirada sadece bir kac liraya aldigim kocaman cilek tabagi ile pit pit ofise gidiyorum.


Dun balkonumda kedi buldum! Ggggggggaaaa. Arada sirada bir yalvarma sesi duyuyordum. Megersem ust komsum, cami aciyormus, geri iceri girmek isteyen keday da sesleniyormus. Dun kafami bir kaldirdim, kocaman bisi var duvarin ustune. Balkonuma kedi filesi cekmem gerekecek yoksa ben soyleyim yakinda cingar var.


2 Agustos`a bilet aldim. Istanbul`a gidiyorum. 3 gun kalicam. Cok kisa :( Kedinin islemlerinde her seyin yolunda gitmesini istemekten baska alternatifim yok. Tarcin`i her gecen gun asiri ozluyorum. Bazen gece uykumda ayak ucumda uyudugunu saniyorum. Uyaniyorum, yok. Arada tombis resimler geliyor Gokce`den...


Gecen S Bahn`a binip bir de ustelik yanlis durakta inip, Sostrene Grene`ye gittim. Resmen gelisimi bekler gibi, Berlin`e henuz yeni acildi. Bu kadar sevinemezdim. 

Hindistan cevizi suyu icmeye basladim. Cok saglikliymis. Et yemeyi birakma girisimlerim iyi gidiyor en azindan giristim sgkjhj.

Isim geregi gundemi 7/24 takip ediyorum. Ahasgjdsah olmadi kacamadim ulke gundeminden. Neyse. Malum bir Katar krizi aldi gidiyor. Ironik, 6 ay once Katar`a tasinma plani yaparken olanlari oturdum Berlin`den izliyorum.

Ofiste gecen birileri `deniz tuzli cikolata` ikram etti. Yedim. Niye boyle seyler uretiyorsunuz?

Kreuzberg`da random bir biraciya girdik oturduk. Iceri bayaa kalabalik ve iyi de muzik vardi. Sabah 7`ye kadar bira ictik desem kimse inanmaz. Ama ictik. Bizim evin oraya da Prag birahanesi acildi. Bunlar niye bana yakin olur bilmiyorum.

Gecen Alex ile Kater Blau`ya gittik. Yani guest listte olmasam gidecegim bir yer degildi ama line up`i gorunce fikrim degisti. Benim icin Bar 25`in ve Berlin`in onemi tartisilmaz. Dirty Doering`i dinledim o gece tek basima ve sabaha kadar dans ettim. Dirty Doering`i Kater Blau `da dinlemek beni Istanbul`da 2010`a goturdu. I would sanirim hayatimin hep bir kosesinde pamuklar icinde kalacak. Seviyoruz seni Doering. En cok da sabah 6`da guzel havada eve donmeyi ve gunesin isiklarini sevdim.


Arada sirada bit pazarindan eski cam siseler topluyorum. Gecenlerde facebooktaki bir gruptan da aradigim bir minik masayi buldum, gittim aldim. Bazen guzel seyler denk geliyor.


Mesela Sisyphos`a da gittik gecen. Uzgunum. Hic bir yer henuz bir Berghain olamadi dostlaaaar. Geliyooooorrrr gonlumuuuun efendisiiiiii, bu hafta DVS Eiiinn. Pazartesi off aldim. Yavas cal reis, ummet yetisemiyor.

Fermina esmis blogu kapamis, olur oyle seyler arada, nolur blogunu geri ac.

Orange is the new black`e basladim. Izlenesi var.

Ilham Kedisi`nin keday cocuguna kavusmasini tekrar kutlar, uzun omurlu bir birliktelik dilerim.

Arkadaslarimi ozluyorum. Biraz da Suma`yi biraz da Karakoy`u ve simit yemeyi.

Arada bir kartpostal atmaya devam ediyorum. Isteyen ozelden ulassin.

50 kilo oldum. Fikra bu kadar.


Turkuyede bir sikime yaramayan ama burada ekmek-su gibi olan Paypal`umu sonunda alman banka hesabim ile geri aktif ettim. Ama soyle weirdo bir durum var: cok calisanimiz oldugu icin ve bir resepsiyon olmadigi icin ofislere kargo istemek yasak. Evde de gun icinde kimse olmadigi icin internet alisverisi benim icin suan cozumsuz duruyor.

Evimdeki ocak malesef induction yani elektrikli, bu nedenle mocha pot kullanamiyorum. Ama evde basit bir filtre kahve makinesi var ve gorunen o ki sadece ben kullaniyorum slkdjkf. Bildiginiz gibi kahve makinasini insanlardan daha cok severim.

Dun aksam yesil fasulye ve pilav yaptim, bir kismini da ise getirdim. Cok uzun bir aradan sonra proper bir yemek yemek harika bir hismis.

Random acip izledigim bir film `The Way He Looks` ve cok sevdim. Pazar gunu icin guzel bir secim.

Basladi cirkin ayaklariniz, kekomanci bikinileriniz instagrama dusmeye. Yapildi mi Bodrum - Kas - Cesme planlari? Insallah yagmur yagar ve tatilde sweatshirt giyersiniz.

Gelecek aylarin shiftine bakip yakin yerlere yolculuklar yapmak istiyorum. Aahahahahah moruk kizi durduramiyoruz, bu kizin bir yere bilet alip valiz toplamasi gerek. Default olarak sirt cantasi, ucak bileti ve yedek don ile dogmus olabilirim. Niye yedek don? Temiz temiz gezelim.



Efendim bir kisa kisa`nin daha sonundayiz, boyle sakin-issiz bir hayat yasadigim icin artik haberlerin cogu gordugunuz gibi nerede ne yedim ne ictim, alamanci turk kizlarinin kiro purofilleri ve yesil abiye elbiseleri, igrenc mavi lensleri, 3 dilde almanca ingilizce turkce NISANLI yazan kilitli hesaplari hakkinda felan olacak aghjahgahah.

Kus uyumayin, kahve icin ve dans edin. Tschussie!

9 Ekim 2015 Cuma

Sonbahar Gezisi : Ayvalık, Geciken Bağzı Hisli Selamlar ve Süprizler

Ay merabaaa.
 
Hisli duygulu selamlar lafı da Mina Abla'dan geçti sözlüğüme. Efendim herkese biraz gecikmiş hisli selamlarımı göndererek minnoş bayram tatilimden bir kaç kare paylaşıyım dedim. Ayfonun tek faydası da bu bana. Sonbaharınızı biraz duraklatacak karelerden önce, kendi kendime konuşup, ofis işlerime dönücem.
 
Ayvalık'ta aile ziyareti yapıp, son güneşlerin tadını çıkardım. Kardeşimle bolca vakit geçirdim. Artık araba kullandığı için beni bir sürü yerde gezdirdi. Bir kafenin minik kedisini mıncıkladım. Annemle didiştim. Teyzemle goygoy yaptım. Grip olmuştum, gidince iyileştim. Ege'nin Laciverti demişim, ne de iyi demişim. Görseller yazının sonunda.
 
Evet herkes Nobel yazmış ama ben nobelden ziyade, ödülden sonra imzalı forma gönderen milli(!) futbol takımına takıldım. Elbette çocukların işi değil, bu işlere bakan marketing kafalarının fikridir bu. Efendim, bilmezsiniz belki, çok da şey değil, işim kurumsal iletişim ve pazarlama. Ama bu bildiğiniz "3 taksite 10 tencere" değil, işletmenin dışarı açılan kafası diyelim. Demem o ki iyi kötü pazarlama bilgimiz var. Arda imza atarken görseli kullanılmış. Ama böyle iğrenç bir prim kafası görmedim. AZİZ SANCAR'IN DA ÇOK SİKİNDEYDİ İMZALI TC FORMASI. Etnik ayrım yaparak kadrodan futbolcu kesen kurumun, imzalı forma organize etmesi miğdemi bulattı diyorum ve öteki paragrafa geçiyorum.
 
Airbnb'den sonra Couchsurfing'e bulaştım. Bir gün 5 tane gey ile aynı evde parti yapıp , 2 çocuk 2 köpekli bir eve misafir gidebilirim. Yani belli de olmaz. Zaten olursa ilk siz okursunuz. Beni izlemeye devam edin dhjasgad.
 
Bu senenin dilekleri arasında, eveth! çok daha fazla gezmek vardı. Mina Ablama katılıyorum, evet çok gezelim, too much travel, too much museum, too much local foods. Süprizli müprizli Avrupalı bir kış olacak. Yeni adreslerde gezi notları okumaya hazır mısınız? Bence hazırsınız! Beklemede kalın.
 
Hayatınızın en değerli kısımlarını, vasat altı türk dizilerine ayırıyorsunuz. Yakışıklı oğlanların, güzel kızların, dergileri süsleyen isimlerini ezbere biliyorsunuz. Aptal kutusu başına geçip, haftanın en az 4 akşamında içinizi bedavadan öldürüyorsunuz. Siz kafayı yemişsiniz.
 
Anna Frank'ın Günlüğünü okuyan var mı aranızda? Spoiler vermeden kısaca evet okudum, mutlaka oku der misiniz?
 
Festivaller, eventler, davetler sürüyor. Ben ama çok yoğunum, bu 1-2 ay pek bir şey yazamayacağım, Bienal hariç. Ona sonra gelicem. İstanbul'un göbeğinde 71 odalı oteli pazarlamak için rüyalarımda iş konuşuyorum. Mesela şuan yukarıda @Maritsanbul var. Meriç; hanım bir kız, tatlı ve akıllı. Geçen Nil Ertürk ile ne yaparız ederiz derken, Meriç'i bize yönlendirdi. Haftaya da Cem Karakuş gelecek. Sosyal medya, genel basılı-görsel yayınların çok önüne geçti. Her haber çok hızlı tükeniyor, uykularımda "ayyy yarın ne trend olacak acabaağğ, onun kaç yüz bin takipçisi varmıışşş" diye kendimi yiyorum, 30 yaşında ülkeyi terk edecek kıvama geldim. VE HALA FAKİRİM. Beni sizler bitirdiniz.
 
Efendim bilindiği gibi İstanbul'da (yapılan en adam gibi işlerden) 15. Bienal var. Bu senenin konusu Tuzlu Su. Ana lokasyon ise Büyükada. Ayağımın dibinde olan adalara yıllardır hiç gitmedim desem beni tokatlarsınız biliyorum. O nedenle bu Pazar, 1 Kasım'da bitecek Bianel'e istinaden gidip ada gezeyim diyorum. Bitmeden onun da güzel görsellerini paylaşacağım. Bienal'i o zamanki yazıda anlatırım artık.
 
İstanbul Kahve Festivali var arkadaşlar, benim gibi coffeelover birisi bunu da kaçırcak çünkü o hafta sonu otelde bişiler var, ve bensiz otelde sıçmaya gitmiyorlar malum. Bugün Rudolf'ta menü çekimi yapacağım. Aynen, ben ve çekim. Görseller yakında Rudolf'un instagram hesabında olacak. Dönüyorum o eski şanlı günlere.
 
Danimarka, Kopenhag dedim dedim, şöyle güzel böyle harika, evrene mesaj gönderirken, bir anda Danimarka'nın en iyi dergi grubunu otelde ağırlayacağım 5 gün boyunca. Tesadüfe bak, fotoğrafçılarını da instagramdan takip ediyormuşum. Nikolaj ve ekip ile yarın akşam yemeğim var, ay çok heycanlandım. Konuşacak şeylerin daha çok olması yemeğin iyi geçeceğini gösteriyor. Zira minik bir Kobenhavn Guide çıkacak içimden.
 
Ekim ortasına geldik neredeyse, bu sene de böyle üzüntülerin üstesinden gelme, yamuk yapan insanları sindirme ve hataların telafisi yılı gibi oldu bana. Ekim bitince yıl bitti diyorum. Bu sene adeta, daha önceden de yazdığım gibi, ayaklarımı uzatıp, patlamış mısır yiyip, hayatımın akışını izlediğim bir yıl oldu. Kasım ayı benzer geçecek. Cem ile ayrıldığımız o akşam, açıkçası "noluyor yaa!? nedir bu koşturma, bi dur bi soluk al, sen ne yapıyorsun" dedim kendi kendime. Bunun içimde sıkışmasından dolayı Akaretler'de dönüp arkamı basıp gittim. O bu karar ile gelince, hiç düşünmeden tamam dedim. İyi de oldu. O'ndan geriye bana kalan 1 litre sızma zeytinyağ. Yağ ne olm dkshjsagh ne biçim bi ilişkiymiş bu.
 
Yağ demişken, 2 günlük Ayvalık tatilimde 6 faktör ile güneşlenmeye çalıştım. Ve soyuldum. 2015 yılındaki deniz-güneş tatilini de boynu bükük bitirdim.
 
Yeni ev arkadaşım İzmirli. KESİN İZMİRLİLER.
 
1,5 aydır apartman kapısı bozuk. Demir kapı işte, çürümüş kapanmıyor. O kapı gecenin bir vakti çat çut çarpıyor ve benim odamın altında. Kaç defa söyledim kapıcıya çözülmedi. En sonunda apartmanın sahibi olan ev sahibini aradım. Tamam fiyat bekliyorum gelsin yapacağım o konu bende dedi. 2 gün sonra kapıcıya sordum. Onla yaptığımız tüm yazışmalar caps lock. Gözleri görmez pek. Canım kardeşim de mottosu. İlk zamanlar bozuluyordum ama 3 senede alışıyor insan. Ama artık Şişli'de kafayı kim yedi derseniz, beni gösterirler. Genel olarak hayata karşı tavrım da şu;
 

Efendim, güzel görseller ile sizi burada bırakıyorum ve Blogger'ların dünyasına geri dönüyorum. Bu arada, kafamız çalışsaydı 2009'da bloğu ilk açtığımızda şimdi birer az ünlü olacaktık. Ama olamadık. En iyisi gidip Maritsa'nın yanında biraz ağlayım, belki içim açılır. Müzik paylaşmıycam bu sefer. Ama tavsiye var : Tunein Radyo'dan 60'lar kanalı. Herkese iyi hafta sonları.
 
Güzel "Taş Kahve"
Şampiyon mu olacaklarmış? (Cunda-Ayvalık Motoru)
 


Sarımsaklı, Ege'nin Laciverti
Aliexpresten aldığım brazilian bikini altı. Etiketi çıkmış dskhdas.






 

21 Ekim 2013 Pazartesi

Aşık Olma Durağı : İzmir

Bir kez daha İzmir'e duyduğum aşk ile gerisin geri döndüm. Zaten İzmir'den aksi durumda döndüğümü hiç hatırlamıyorum. Geleneksel "seneye kesin taşınıyorum" sözlerimin olduğu video burada. Sanki plan yapacağımı bile bile son gün yağmur yağdı ve Yasin ile sabah erkenden buluşup kahvaltı ederiz düşüncelerimizi duyar gibi, Perşembe günü kedilerin ve köpeklerin bile dışarı çıkamayacağı kadar yağmur gönderdi. Bu güne geri dönücem...

Çok güzel bir havada ve çok hoş bir saatte vardım eve. Tuna bana süpriz yapmış, metro çıkışına gelmiş. Çarşıdan eve sohbet muhabbet yürüyerek gittik. Tam da yemek vaktiydi ve 3 gün boyunca annemin güzel yemekleri ile yürüyen bir fok balığına dönüştüm.

İlk gün bir kaç ziyaret yaptık ev civarında. Akşamında Tuna ile takıldık. Karşıyaka'da bira içtik midye yedik. Efso muhabbetler döndü. Tuna Aralık'ta İstanbul'a geliyor. İstanbul'u ve ilişkilerimizi konuştuk. Söz yine gündeme ve maçlara geldi. Bizim her lafımız dönüp yine Galatasaray'a geliyor. Alemin en iyi ikilisi Selçuk İnan ve Burak Yılmaz. İkincisi ise Teyedor ve Silvia. Net kere Net.


İkinci gün Tuna'nın kız arkadaşı Sevinç'in doğum günü vardı. Buradan da Happy Birthday diyelim. Yaşının 19 olması harika bişi. 19 yaşında aaabi, 19 yaşındakiler doğdumu ya? Beni çok güzel bi mekana götürdüler. Zaten İzmir aşkımdan iyice geberiyorum, bir de böyle güzel bir mekan ile karşılaşmış olmam ve şubesinin İstanbul'da olmaması beni üzüntülere gark etti. Yine yakın zamanda bir İzmir ziyareti yapacak gibiyim. Mekan: Cafe Del Mundo. hikayesi çok enteresan. Okuyun. İçeri girdiğinizde duvardan yerlere kadar kitap ve dergi ile karşılaşıyorsunuz. Kendimi kaybettim içerde, sonra bir ara uyanmışım.


Perşembe günü Yasin ile kahvaltı edelim demiştik ama gerçekten çok fena yağmur yağdı. İkimizde sabahın köründe uyanıp geri uyamaya devam ettik, bence bu çok komikti. Kahvaltıdan sonra belki yağmur durur diye öğlen buluştuk. İnciraltı'na belki en son çocukluğunda gitmiştim. Oralarda çok güzel rekreasyon alanları oluşmuş. Deniz kıyısına kadar inebileceğim bir yere kadar yürüdük ve çok eski bir piknik masası bulup oturduk kıyıda. Hava zaten çok güzel olacak kadar kapalıydı, bir ara neden kahve almadık yanımıza felan diye düşündüm. Yasin makinasını da getirmiş, fotoğraf çekti. Ordan Güzelbahçe'ye bira-kalamar yapmaya gittik. Güzel müzikler dinledik yolculuk esnasında. Bu ufak geziyi çok sevdim. Gezileri ve yolculukları zaten çok severim. Yasin'e burdan da teşekkür ederim. Çok mutlu ayrıldım yanından. Kasım'da İstanbul'a gelcekmiş, ben de bu Perşembe'yi ve kısa buluşmayı telafi edeceğimin sözünü verdim. Bir sonraki ziyaretimde ise Urla'ya gitme planlarını konuştuk. Çok imreniyorum İzmir'de yaşayanlara. Bir solukta yakın yerlere gidip, hafta içi keşmekeşlerinin unutulduğu bir şehirde yaşıyorlar. Bana bir resim attı, bu haftasonu oradaymış. Kıskandım. Çok kıskandım. Resmen Ege'nin Laciverti.


Akşamında en yakın arkadaşımın yeni evini ziyarete gittim. Ceren benim 15 yıllık dostum ve benim şehir değişimlerimden dolayı hep uzak kaldık. Evlendi, nikahına bile gidemedim. Bundan dolayı üzgünüm. Kışın gittiğimde telafi edecem. Giderken Ceren'nin aşık olduğu papatyalardan götürdüm. Baktım ki artık kocasına aşık bir kadın. Sonra nikah resimlerine baktik ve 16 yaşımızda apartman merdivenlerinde yaptığımız dedikoduları anımsadık, cheesecake yapmış, onu yedik. Silvia'nın olmayan aşk hayatını ve İzmir hayallerini konuştuk. Bayaa şey konuştuk ya. Ali ile Ceren çok güzel bir çift olmuşlar, hep mutlu olsunlar.

Sonra ben Bostanlı'ya Red Cat'e geçtim. Bayaa bayaa elektonik müzik çalan bir mekan. Yeni açılmış. Tuna'lar oradaydı. Ay bu adam artık büyüdü, mekanlara yanına felan gidiyorum eşşek sıpasının. Arayıp "ablaa hadi gelmiyon mu" diyor. Serseri.

Akşam eve geldiğimde mutsuz mutsuz eşyalarımı topladım. Biraz daha kitap okudum. Ertesi sabah çok erken kalktım ve alana geçtim. Bu İzmir'in en kötü yanı İstanbul'a dönüşleri. Ama "Şair demiş ki; tüm gitmeler gelmek içindir." 

Güzel Urla...
Ayağımın tozu ile cumartesi sabah mesaiye gittim. Çıkışta çocuklarla İpekçi'ye geçtik, basket kombinelerimizi teslim aldık. Güzel şeyler oluyor yaa. Akşamında Arena'da buluştuk, uzun zamandır galibiyet görmeyen takımı izledik. Öncesinde Deniz ve ekibi ile Sokak'ta buluştuk. MSK, Ozi ve daha bir sürü dostla selamlaştım. Hal hatır içinde sokak birası içtik. Bence ligte, ikinci devre daha güzel olacak gibi. Karabük'e 2 güzel gol attı Wesley. Dönüp dolaşıp yine sevdiğimiz Galatasaray'a geliyoruz İstanbul'da.


Pazar günü öğle saatlerinde İpekçi'de kombinelerin siftahını yaptık. Beşiktaş maçı vardı. Bayaa keyifliydi. Maçı az bir sayı fark ile aldık. Oradan Kadıköy'e geçtim. Kadıköy'ün bohem sokaklarını yeni yani tanımaya başladım. Sevdim diyebillirim. Cansu çağırdığında hiç itiraz etmeden tamam gelirim diyorum artık :) Sahaflara uğradık. 99 baskısı Stephen King buldum. Serinin 4. kitabı. Adam 20 liraya yakın bişi dedi. Cebimde sadece bu var dedim ve 10 liraya aldım ktiabı. Büyücü ve Cam Küre. Çok heycanlıyım şu sıralar.


Kadıköy'den erken döndüm. Biraz yürümek için Eminönü'nde indim vapurdan. Galata - İstiklal - Taksim istikametinde eve vardım. Güneş batmıştı. İt gibi yoruldum. Bir duş ve sonra uyku. İzmir'den sonra İstanbul'da yaşadığım 48 saat gerçekten çok enterasan. İzmir'de evden çıkıp 361 ile Alsancak'a gitmiştim. Yasin'nin beni karşıladığı cadde normalde çok işlektir. Bomboştu. İnsanlar kaçmış gibi ya da bilmiyorum, boşluklar ve sakinlikler çok şaşırtıcı geliyor. Bu detay kaldı aklımda. Kalabalıklara alışmak aslında çok kötü.

Veee, bence bu tatilin en güzel olayı. Bunu yazıda bilerek sona bıraktım. Bir akşam eski müziklerden konu açıldığında babama plakçalar aradığımı ve İstanbul'a döndüğümde bakınacağımı anlattım. Tabi onların çocukluğumda plak dinlediğini anlatmıyorum bile. Babamdan aldığım cevap ise dilimi yutmama neden oldu. "Bizim annenle ikimizin olan plakçalar Ayvalık'ta depoda duruyor. Al götür, iğnesini yaptır. Ama Ayvalık'tan gelip alman şartı ile." Sizce de çok şanslı bir çocuk deyil miyim? Kışın 1-2 günlüğüne Ayvalık'a kaçma fırsatım oldu bu bahaneyle. Artık Cansu'ya plak bakarken eşlik edebileceğim için mutluyum. Almak istediğim ilk plağımı belirledim bile. The Doors, Strange Days kayıtları...

İzmir ve İstanbul arası belleğimde böyle kaldı. Bir sonraki İzmir ziyaretimi şimdiden hayal etmeye başladım bile. Bu hafta İstanbul sakin deyil :)) İçerde Oly ile Avrupa Ligi maçımız, Kophenag ile Şampiyonlar Ligi maçımız var. Telaşe memuru ben, memnun oldum. Sonrasında aylık işlerimi toplayıp oteli yılbaşına hazırlicam. Gerçi bu yılın önceki yıldan daha sakin geçeceği kesin.

Ben çok uzun zamandır dinlemediğim bir grubun parçası ile bitiriyorum yazıyı. Çay için, kitap okuyun, güzel müzikler keşfedin ve tek uyumayın... Herkese iyi haftalar.

http://www.youtube.com/watch?v=cViZaPP2p2U