tarçın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tarçın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Mayıs 2020 Cuma

Canim Yine Bekleriz Ama Cenazeme

Merhaba.

Ajanslar ile karsinizdayim.

Hadi bizi gectim, bir miktar belki delirdik, belki de dipteyiz. Herseye kabulum. Gonder gelsiiin. Ama artik donup Dunya'ya, yaaa sen hayirdir? demek istiyorum. Nedir bu sakalar, komiklikler? 

Goruntunun reel mi, fake mi, simdi mi eski mi oldugu konusunda hic bir fikrim yok, konu onume dustu. Acikcasi dusununce de normal bir insana cok urkutucu geliyor. "1998 OR2" isimli asteroid Dünya'yı teğet geçti." Su sekilde kaydedilmis. 


Simdi oturup izlerken, ay ay ay ay diye bir an oluyor. Sonra sistem hic bisi olmamis gibi donmeye devam ediyor. Keske bize denk gelseydi. Muthis bir final olurdu. 

Pentagon'un 500 milyon yil once kayida aldigi UFO goruntulerine ne diyorsunuz? Bu kurumdan cikan UFO goruntusune inanmak da ne biliyim, kakam geliyor bu haberleri okudukca. 

Trump, canli yayinda dezenfektanin direkt viruse etkisi oldugunu bildigini soyledi ve bunun direkt vucuda uygulayacak bir yontem uzerinde calisamaz miyiz? diye anlik danismanlarina sorular yoneltti. Dezenfektani umarim kendisi once bir icer, bakar bir ise yariyor mu diye icimizden gecirdik mi hepimiz? Bence gecirdik. Bu aciklamadan sonra, politik kariyerine zarar veriyor diye gunluk basin toplantisi olmicak felan dendi. 24 saat sonra o basin toplantisi yine oldu tabi. 


Isin burasi, magazin-politik haber. Simdi mizah kismini yaziyorum. Bu aciklamadan kisa bir sure once de; hidroklorokinin koronavirüsü tedavi ettiğini soylemisti. Akabinde Arizona'da yani ABD'nin Konya'sinda bir cift, kendine klorinfosfat enjekte etti ve adam öldü. Kadinin durumu agirdi. Elon Musk da bu hafta; karantina fasistliktir dedi... Aaaaaaa aaaa aaaaaa aaaaaaaa sinirlerim bozuldu ahaahhahahaha.

Is gununu dun, soyle bir haber ile bitirdim. "Brooklyn'de cenaze evinin hemen dışında, sogutmasi CALISMAYAN 2 kamyonda 100 ceset bulundu..."  Buyrun, haber de burada. Aynen oyle. Dukkanin onunde 100 ceset felan. Bulunma sekli de su.. Komsular kokuyu sikayet etmis. 

2 sene evvel Ali ile Berlin sokaklarina cikip bir takim fotiler cekmisiz. Arsivimi temizlerden sunu buldum. Canim sari berem. Senin yerini hic bir sari renk tutmadi. Weekday eger bu isi biliyorsan bu sarinin ayni tonundan uretirsin kardesim. Metroda kaybettikten sonra yerine saka degil 3 tane sari bere aldim. Olmadi. Vazgectim artik, kirmiziya donmustum. O gunden sonra polis alarmi gibi dolasiyorum. Bere mevsimi de gecti. Azicik yagmurlar bitsin, kamerami alip sokaklara geri cikicam. 


Arkadaslarimla aramdaki arkadaslik seviyesi, sifir saka. Gercekten yuzune oturdugunuz arkadaslariniz yoksa bana "ay daha da ote, o benim kankiiiiiim" diye gelmeyin ahahahah.


Gecen hafta, icimizden gecen gecmeyen tum cilginiklar az geldi diyip, daha da cildiralim dedik. Muge'lere gittik. Zaten bu 4 kisinin bir araya gelip de akli basinda oturmuslugu, kendimi bildim bileli = yok. Butun gun balkonda gebeslik, meyve, tatli, renkler sekiller, Yesilcam filmleri. Aksama onlara yemek pisirdim. Ertesi  sabah, Muge ile balkonda mini-yoga yaptik. Tolga bize kahvaltida Pisi hazirladi. Ayayayayay.


Su aralar bolca Kuskonmaz pisiriyorum. Bu kuskonmazlari tarlalardan toplamak icin, bu agir karantina doneminde ozel ucaklar ile Balkanlardan ogrenciler ve isciler getirttiler. Gercek bu. Ekilen bu degerin bosa gitmesi buyuk bir gocus olurmus. Almanya, Avrupa'nin Kuskonmaz tuketeminde adeta bir Termintor. Yani "yokedici" ahahahah. Yiyelim dostlar, bosa gitmesin. Cilek konusuna da yine gelecek olursak, bu hafta bir supermarkette, yalan yok, iyisinden buldum. Ama hala Berlin'in simgesi olan Karls kiosklarindan eser yok. Linke tiklayin ne dedigimi anlicaksiniz. Sevenin halinden gercekten de sevenler anlar. Sorarlarsa ,2020'de sadece Cilek ve Kuskonmaz yedim dicem.

Muge'de yaptiktan sonra, canim cok cekti, haftaici evde su hazir Browni'den alip yaptim. Ama herseferinde kendime artistlik yapip, olculeri bildigimi dusunerek yanlis yontemler uyguluyorum. Bu sefer de ortaya alam yareppim ne cikti dersiniz? Muzlu ekmek. Yumurtasi eksik, ektra un kondu, muz eklendi bilmem ne. Maceraya hic gerek yok. Benden bu kadar.

Kullanmadigim, uygun kilif olmadigi icin bir kenara attigim buyukce pofidik yastigimi meditasyon minderi yaptim. Benden cok bu rahatligin ekmegini elbette Kedi yiyor. Kedi'nin suana kadar evde rahatliginin ekmegini yemedigi hic bir sey kalmadi. Bu basimin eti de dahil. Kedinin bana neye maloldugunu asagida anlaticam size.


Son zamanlarda, kaliteli ses deneyimi konusunda cok aci cektim. Cunku sevdigim muzikleri, daha derin bir duyma keyif ile alamiyorum. Sacma sapan kulakliklar ile kendime iskence ediyorum. O sallanan kablo cebe girmiyor, kosarken, yoga yaparken, uyurken bogazima dolaniyor. Bu hafta bir musteri ile potansiyel bir anlasma icin gorusurken, hic olmucak bisi oldu, kedi masaya atladi o kabloya kedi takildi, telefonum yere dustu, kablo kedinin ayaklarina dolandi ve kacarken bir kulagim yere dogru pesinden ben tokezledim, ben o panikle ayayayay diye bagirdim, kedi kablodan kurtulamadi ve ellerimi cizdi. O sirada mikrofon acik oldugu icin, bu anlarin hepsini musteri duydu... Gerisini anlatmiyorum, neyse. Gittim, bu delirmislik ile Airpods Pro aldim. Saol Apple, 2 ay makarna yicem. 

Mesela su parcayi cok seviyorum ama bu parcadan maksimum kulakici ses keyifi almak istiyorum. Sahane track, isiklari kisip dinleyin. 


Cihangir Yoga, bu donem Youtube kanalina videolar yukluyor. Ustelik bazilari eski hocalarim! Neredeyse her gune bir ders! 1.5 aydir kanal ile yoga yapiyorum. Cok sevdim, studyoya geri donus olsa da, bu dersler hic bitmesin! Eski okulumu, Bade Hoca'yi, is cikisi tramvaya atlayip Findikli'da derse yetismeyi cok ama cok ozluyorum. 

Birsey sorucam size. Samimi olalim. Bu ASMR batagina dusen, bu alemde bir tek ben miyim yoksa bu tiklamalari, citlamalari, pitpitlari bir ben mi seviyorum, yoksa bu da delirmenin bir baska gostergesi mi? Yillardir asmr pesindeyim, mesela yuzlerce doga sesleri kanali takip ediyorum, yagmur sesinden tut da, Amazon hayvalarina kadar ama seviye hic bu kadar cikmamisti. Bizbizeyiz bana dogru cevap verin. Mesela bu kizin buyuk hayraniyim. Utanmadim videolarina yorum yaziyorum. Her gece uyumadan once bir 15 dakika stalkiyorum. Canim yine bekleriz ama cenazeme.


Oldurmemeye yeminler ettigim, Bauhaus'tan aldigim 2 cicegim de yasiyor. Cocuklar odami sevdi. Ben de onlari sevdim. Ayni anlatilan gibi bakiyorum, gozlerinin icine icine. Suluboya yapmaya devam ediyorum. Sisko bir kedi boyadim. Aylardir kutuda yatan kahve makinami ilk kez calistirdim. Her sabah cekirdek kahve cekiyorum. 


Gecen hafta eski ev arkadasim Gokcekus ile Skype yaptik. Sarap icip, eski gunleri konustuk elbette. Kendisi Arcelik'te, solunum cihazi ureten projenin muhendislerinden biri.

Canimiz cigerimiz butik biraci Brewdog, karantinadan sonra, subelerinde bedava bira dagitip, tekrar bir araya gelmelerini kutlucaklarmis. Mekani ve biralarini koppek gibi seviyorum. Biliyorum mekan olarak Turkiye'de yok, biralari bazi yerlerde satiliyor. Subesini bulanlar yine de bu guzelligi kacirmasin. Donuste bence herkesin acik havada ve +30 derece bir, bilemedik iki ama bence kesin dort tane biraya ihtiyaci olacak. Suradan register yapabilirsiniz. Ticket, epostaniza geliyor. Tiktik.  Kendileri ise bu surecte dezenfektan uretmeye devam ediyormus. Afferim cocuklara.

Ajanslar bitti.

Gidiyim bir kucuk yuruyeyi, temiz hava alayim. 

Kendinize iyi davranin. Gorusmek uzere.

1 Ağustos 2017 Salı

Ev Yapimi Biralar, Istanbul Seyahati ve Kavusmaya Az Kala

Evet nihayet les balkonumu temizledim. Hic bir sey olmayan balkondan 3 poset cop cikti. Yerlerdeki pisligi cikarmak 2 saatimi aldi. Akil edip hortum almistim. Cok ise yaradi. Tasima su ile imkansizdi temizlik. Kedi icin biraz sikintili oldugu icin etrafi da file ile kapattim.  Aksaminda da plaj sandalyemi atip kitabimi ve birami elime alabildim. Bu balkonun 3 gun suren Berlin yazinda hakkini verecegim dostlar. Bu sabah yine yagmurlarla uyandim. Ama bu sefer piril pirildi etraf. Yagsa da fark etmez.


Yarin oglen Istanbul`a ucuyorum. Herseyi ikiser kez kontrol ettim. Bazen de ucer kez. Yani artik daha fazla kedi tasima videolari felan izlersem aklimi yitircem. Lutfen bir an once 5 Agustos olsun ve sabah O`nunla uyanayim.

Pazar sabah Triangel Label partisine gittik ama boyle sabah kahvalti yapip felan ciktik. Parti oglen 12.00`de basladi. Line-up yangin yeriydi. Ilk saatler Setaoc Mass harika atesledi. Bir miktar heyecanlandigim isimler de oldu ama Dup ve Reggae(!) calininca benim kacasim geliyor boyle yerlerden. Bayaa da elestiri almis sonradan yorumlari okudum. Oradan Berghain`a gittik ama hava harika olunca insanlar Berghain`a gelmemis bile. Garten sakin, icerisi bombostu. Yarim saat sonra Else`ye geri donduk. 11`e kadar oturduk. Hava misti. Bu da boyle hos bir ani oldu bize.

Setaoc Mass ve DVS1 ile tanistim. Sam`i daha cok sevdim sanirim London aksinindan dolayi. Kiz arkadasi da cok hostu. DVS`e de egilip fangirl`unum dedim yaa `cik tisikkir idirim` dedi. Dvs lutfen house calma.

Bir de cok uzun zamandir takip ettigim ve assiri begendigim bi hatun ile tanisma sansim oldu. Instagram`i hakki ile kullaniyor kendisi. Kim Else`de olucak diye story atmis. Ben dedim. ``Aaaa gelip selam ver mutlaka cunku ben seni tanimam`` diye yanit yazinca, hemen iceride gozlerim kendisini aradi. Tabi ancak 2 biradan sonra biraz cesaretim oldu. Cok sicak davrandi, sarildi ve iyi ki geldin dedi, bayaa bir sohbet ettik. Sonra O da eklemis beni. Ozgun bir hatun kendisini cok seviyoruz. Bu sefer Martin`i mekanda goremedim.

Berlin`in sorunu metrolarinin asssiri sicak olmasi. Disarisi 16 dereceyken kompartimanin ici galiba 40 felan oluyor. Cayir cayir bira kokuyor herkes. Iiiiimmiii en sevdigim. 


Bir is arkadasimizin vedasi icin butik bir biraciya gittik. Buralarda Craft Beer cok populer. Baska sehirlerin de biralarini icebildigin mekanlarin house beer`lari asiri basarili oluyor. Deske gidip sectigin biranin tandina bakip oyle alabiliyorsun. Begenmezsen baska secersin. Ben sanirim 4 farkli bira ictim. Biri siyah digeleri Pale Ale muadilleriydi. Mekan BrewDog. Kocaman masalari, kapi onu bahcesi harika pizzalari var. Kardesimle gitsek valla gece sonu bize hastaneden 2 yatak. Fiyatlar 4.5-12 Euro arasi degisiyor. Ackerstrasse 29, Mitte`de. 


Eylul`e kadar pek bir sey yok etrafta. Agustos ortasi bir Berghain yapariz belki. Ostgut Ton Nacht varmis. Atonal`a gidiyim diyordum ama sehir disi ay sonuna baska planlarim var. O nedenle butcemi koruyacagim biraz. Cok para harcadim.

Istanbul`dan 4`unde donuyorum. Arkadaslarimi cok ozledim. Bir mini-reunion yapacagiz. Umarim bloga geri dondugumde hersey yolunda gitmis olur. Dua edelim. Kahve icelim. Kus uyumayalim. Simdiden iyi ve gunesli haftasonlari.

10 Temmuz 2017 Pazartesi

Kurabiyeli Tuvalet Kagitlari, Legalizing Lgbt ve Kayip Kediler

Tuvalet kagitlarinin kurabiye gibi kokmasi. Evet evdeki tuvalet kagitlari cookies kokuluymus arkadaslar. Uzerinde de gokkusagi ve unicornlar ucuyor. Tanrim ne cok aci ne cok aci ceken insan var! 

Gokkusagi demisken, hayatimda ilk kez burada cift gokkusagi gordum. Gelsin dilekler.

Ve yine gokkusagi demisken, Almanya`da Lgbt evlilikleri meclisten gecti. Galiba bu ulkede yasiyor olmaktan bir kez daha gurur duydum.

Gggggggggaaaaa ofis arkadasim, `kedin Berlin`e gelene kadar su site ile idare edebilirsin` dedi. Bir tarcin ayisi degil ama inanilmaz minnos bir site yapmislar. Arada bir miyavlayan online KEDI.


Gecen hafta Boiler Room`a gittim. Boiler Room disinda her seyi sevdim diyebilirim skjkjfhs. Ictik, muhabbet ettik ve muzikle ilgilenen guzel insanlar tanidim. Beste ile Ksk`dan dipdibe komsu ciktim. O da yillar evvel Izmir`den bu taraflara tasinanlardanmis. Harika muzikler yapiyor. 

Almanca kursunu kis mevsimine biraktim. Hem zamanim hem de param olacak. Suan eminim ders olsa, arada bir ortaya cikan ve nadiren sicak olan havanin keyfini cikartir, derslere gitmezdim. Kisin gunler uzun ve hava eksi sekkkiz derece iken bu islere bolca vaktim olacak. Ganz genau.

  Stuart C. Wilson / Getty Images
Berlin`de agir toplar var, bu hafta Dilay`yi agirliyorum. Giybetler siril siril aksin mi? Ay en sevdigim, tabi aksin. Offically biri ilk kez tasindiktan sonra beni ziyaret edecek. Kendisinden bu sefer Boyoz isteyemedim cunku Izmir`den degil Helsinki`den geliyor.

Boyoz olayini nasil cozucem bilmiyorum. Galiba cozemicem. Dertlerime bir de boyozu ekledim. Su gecici vize olayini hallettikten sonra sonbaharda Izmir`e gitmeye karar verdim. 

Hayatimda ilk kez Ingilizce bir kitabi bastan sona okudum. Bu konuda kendime hic guvenmemistim. Hadi biraz basit olsun anlarsin tavsiyeleri ile Harry Potter`a basladim. Zaten sevdigim bir hikaye ve cogunu henuz okumadigimdan cok cezbetti. Suan 2. kitabindan devam ediyorum. Dun kendimi Primark`ta Harry tshirt`u bakarken buldum ama sonra aaaaaa-aa-aaa noluyor yaa diye uzaklastim.


Berlin`de terkedilmis yapilar var ve bu yapilara fotograf cekmeye gidiyorlar. Bunun harika bir listesini, tarihleri ve iceri nasil girilir, girince neyle karsilacaginiza kadar yazan bir de blog hazirlamislar. Bu yapilar patronlara satilmak yerine korunuyor. Cunku ya asssiri pahali oluyorlar ya da o alanda yapi izini olmuyor. Yani alan napsin? Biri de 90larda duvar sonrasi kullanilmayan Pankow yuzme havuzu. Evime cok yakinmis. 

Genel olarak su aralar boyleyim : Most Overjoyed Cat AHAHAHAHHAHA 

Goguslerimde olan kistler durduk yere asiri agri yapinca gecenlerde doktora gittim. Ultrasonda bisi cikmadi ama agrilarim cok olunca doktor bana bitkisel bir ilac verdi. Once bir hafife aldim. Cunku bayaa iyi bir para verdim, icinde 6 tane bitki varmismis ve genelde cok pahali seyler hep dandiktir. Oyle degil midir? Ama oyle olmadi. Kramplar, agirlar 1 gunde gecti. Sik sik kontrole gidicem. Kendin icin gelince ne yaptim diye sorsalar cevap hazir; kendime bir Alman Jinekolog buldum.


Kobosil biz senden sikildik yaa yani bize verdigin genel hissiyat bikkinlik.

Berghain`da tatliskoluktan olecek biriyle daha tanistim. Aslinda bu cocuk yeni degil, cooook oncelerden gozum asina, cunku sirtinda omurilik boyunca uzun-incecik bir line dovmesi var, fark edilmemesi imkansiz. Yan yana dans ederken hep selamlasirdik. Gecenlerde birebir tanistik en sonunda. Istanbul`dan felan deyinca Turkiye`yi cok severim muhabbeti yapti ve Turkce naber nasilsin dedi. Dun aksam Berghain`da ilk kez ben selam vermeden beni tanidi ve ahhh nice to see you again diye sarildik, doktor asistanligi gibi bisi okumus, ismi Martin, aaa unutmamissin ismimi dedi. Benim ne is yaptigimi sordu vs. Viyana`da okulu bitmis, bu sene geri Berlin`e donmus, `cok sevindim bundan sonra demek seni hep gorucem burada` dedim. Evet kesinlikle lutfen goruselim burdayim artik diye karsilik verdi. Sonra yukarida beni goremeyince Oya ve Keykan`a, `Sila buradaydi asagida gordum` demis. Martin`in samimiyetini sevdim. 

Dun gece Berghain`da hic olmayan bisi oldu ve asiri kulak agrisindan aksamin ortasinda eve dondum. Moralim bozuldu. Uyuyunca gecti. Bir sure ara vericem. 

Dun sirada beklerken bisi fark ettim. Bana kapida kac kisiyim, yasim kac, nerden geldim, neciyim, ustum basim, bilmem nee, hic bisi sormadan, direkt selam verip 1 kisi diyip bouncerlardan geciyorum. Peki sadece soruyorum; bu kadar berlinlesmeye ne gerek vardi? 

Bir de soyle bisi var, rahatsizlanip ciktiktan sonra Evirgen, bozma moraliniiiii, haftaya gelirsin dedi. Bir gevseklik basladi arkadaslar bende, salla ya haftaya gelirsin. Bakiyorum line up`da Ben Klock varmis. Sonra gitmiyorum. 

Yagmur hic durmayacak ve butun bir yaz mevsimini 18 derecede firtinalaarrrrr koparsa kopsuunn suruklesin ikimiziiiiiii, devam edip sulu kar yagisli Ekim ayina sert bir gecis yapcaz. Boyle olcak diye odum bokuma karisiyor.


Gecen hafta sokak kapisinda bu sefer bir kedi buldum. Kapiyi actim eve geldi, girdi, gezdi, cikti. Ay bir de guzel bir de cana yakin yatti yerlere evde. Manyak mi ne. Sonra bi baktim asagi kapida agliyor. Uc kagitci, genis kedi sahipleri boyle iste. Ben de aglamaya basladim. Ust komsuya ciktim, bu cocuk sizin mi??? -eerr bi sn eve bakim ama o yan apartmandaki birin kedisi sanirim ve 2 ay once buraya tasindilar, mahallenin yenisi dedi..... -.- sighhhh. Yok benimkilerin ikisi de evde deyince, okay! Indim baktim geri yok. Ertesi sabah kapidaydi yine. Gozlerim dolu. Ise yetismem gerektigi icin orada biraktim. Arkamdan geldi. Vazgecti, geri dondu. Bir daha da gormedim. Sahibini gorursem agzina sicicam.

Efendim bu haftalar da boyle olaysiz gecti bitti. Bu hafta sonu kendimi siril siril giybetin kollarina birakip bol bol Berlin gezecegiz Dilay ile. Muze biletlerinizi cikartin sinav yapicam.

Iyi haftalar, kedilerinize ve Martin`lerinize sahip cikin, kus uyumayin ve lutfen benim icin yaz gunesinin tadini cikartin. 

11 Ekim 2016 Salı

Aşşırı Miktarda Kedili Blog Yazısı, Beyenmeyenler İran'a

Gözlerimi dinlendireyim, iş emailimden 2 dakka uzaklaşayım dedim, buraya geldim.
Bir baktım yine bir meydan okumalar, ne güzel şeyler yazmışsınız. Siz tüm bunları konuşurken, çalıştığım şirketin Katar'da açılacak yeni oteli ile görüşme yaptım. Hem de 2 kez. Orta Doğu insanına sövüp yasarken Doha'ya taşıma fikri çok FREAKY değil mi ya ahahahahahahahah. Resmi cevabımı henüz vermedim. Ne diyorduk? Her şey ihtimaller dahilinde.
Günün Çorbası yazmış. Arca'yı bir süredir takip ediyorum. Efendim gündem şu sıralar eve kedi istemesi. Çok ilgimi çekti konu. 6 yaşında bir kedim var. Tip olarak patatesli böreğe benzeyen, genel olarak çok soru soran, gürültülü ve devlet memuru statüsünde bir hayat yaşayan Tarçın'a istinaden Arca ve annesine 1-2 satır yazı yazmak isterim. Arca çok tatlı ve bir kedi istiyor. Annesi ise çok kaygılı ve saygı duyduğum bir çok nedenden dolayı ikna olmuş değil. Elbette zor, ben bile hemen "ayyy çınım çık tıtlı hemen eve alın" diyemiyorum.

Kediler yaşam alanlarına alıştıkları andan itibaren oraya uyum sağlayabiliyorlar çünkü insan O'nu değil, O bir insana ve bir eve sahip oluyor. Karakter meselesi. Tabi bir de ben genel olarak hayvanları insanlardan daha çok seviyorum.
Mama, su, kum tazeleme, oyun, ilgi, mıncıklama, tokatlayarak sevme, gözlerinizden kalplerin çıkması gibi olaylara zamanla alışıyorsunuz. Yemeğinize suyunuza patisini sokuyor, huylanma hissiniz zamanla köreliyor.
Gece avlanma huylarını bırakamıyor şerefsizler, sabah 5-6 gibi mütemadiyen mama isteyen şişko bir şey ile güne başlıyorsunuz.
Her yer tüy olduğu için, bazen eve gelen dostlarınız, yemek yiyemiyor, koltuğunuza rahatça yayılamıyor, o yüzden içinizden; "burası bizim evimiz olm, BEYENMEYEN İRAN'A!" rahatlığı ile yaşayıp gidiyorsunuz.
Dökülen tüylere aşırı alıştım. Haftalık makine açarak etrafta uçuşanlara çare buluyorsunuz. Kıyafetler için ise bol bol yapışkanlı rulo harcıyorsunuz. Fazlası mevsim geçişlerinde çok oluyor. Ne olursa olsun, dökülen tüylen, kedi besleyen birinin üzerindeki yıldız parıltılarıdır!!!
Evde 1,5 aylık bulaşıklar çamaşırlar yıkanmayı beklerken, 1 haftayı geçince, dolu kum kokusundan komşularınız "ayyyyyy evde galibaaaaa ceset var" deyişine gözlerinizin akını çıkartarak belertiyorsunuz. Siz onun bokunu yeyin bokunu! diyorsunuz.

Stresli, sinirli, sıkıntılı bir günden sonra eve gelince, Ümit Usta kıvamında bir kedinin yerlerde yuvarlanmasına siz de eşlik ediyorsunuz. Ah o göbekler. Bazı akşamlar iş dönüşü onu pencere kenarında dışarı izlerken buluyorum. Kediler günlerinin %21'ini dışarıyı izleyerek geçirirmiş.
Evde sesini duymayınca, çocuğunu peşleyen analar gibi, acaba düştü mü acaba kanatlanıp uçtu mu, kaçırıldı mıııı, acaba kaçtı mı deyip psikopata bağlıyorsunuz. Sonra bir bakıyorsunuz küvette yatıyor. Tasmasındaki çan sesini duyamayınca evde kafayı yiyorum. Kapı bi ara açıktı apartmana kaçmış olabilir mi diyip, eve yarı yoldan geri döndüğüm çoooook oldu.
Tüylerini yalayıp, bir kısmını kusunca -ki bu biraz normal ilk gördüğümde ölüyor sandım- ğğğğğğğğğ yavrooomm dur sen kusma ben kusayım diye iç geçiriyorsunuz. Mutlu mesut evin her yerinden öbek öbek kusmuk temizliyorsunuz.
Dışarıda çakan şimşeklere, geçen çöp arabalarına verdikleri korku dolu tepkileri kaygı ile izliyorsunuz. -Korktun mu kuşum? Korkma annemm! diye sarılıyorsunuz. Evin bir ucundan bir ucuna bir anda roketleme şeklinde koşmalarına anlam veremiyorsunuz. Boyutlar ötesi hayaletli mayaletli şeyleri görebildiklerine inanılırmış. Görseydi eminim Tarçın onu da mideye indirmek isterdi.
Gökçe, ev arkadaşım,  Tarçın'ı zamanla sevdi. Biri ile evi paylaşmak kolay ama kedili bir eve taşınmak hiç bilmeyen biri için zor. Çok garip, şuana kadar eve gelen herkes ile çok iyi anlaştı. Araları gayet iyi. Gökçe uzakta olunca kedisini çok özlüyor.
Tarçın hiç kokmaz. Kediler iyi beslenip iyi bakıldığında zaten kokmaz. Ama ona has, temiz ve pamuksu bir kokusu var. O kokuya hayranım. Uzaktayken kokusunu çok özlüyorsunuz. Bir de mesela yetişkin bir insan gibi horlar. Evet, horlar. Kurban olduğum neler yaratıyorsun.
Hatırınızı sormak için arayan annenize yarım saat kedinizi anlatıyorsunuz. -Bizim tombalak bugün 3 kez kaka yaptıııııııı! Onlar da biraz dinledikten sonra telefonu suratınıza kapıyor. Annem de tabi ki O'nu sever ama uzaktan :)
Tatile gidişler çok zor. Çok. İlk zamanlar eşe dosta anahtar bırakırdım. Baktım insanlar hiç yanaşmıyor. 2 gün, 3 gün derken, Tarçın'ı ufak ufak tek bırakmaya başladım. Arada birilerini buluyorum bir kontrol etmesi için. Elektrik-gaz vanalarını kapatıp, yeterli mama ve su bırakarak, tatillerimi kısa tutarak bu hayata devam ediyoruz. Tek sorun özleşmek. Tatil sonu eve koşturarak gelip sarılıyorum, -bir daha bu kadar uzun gitme ağzına sıçtığım! diyor, öpüşüyoruz barışıyoruz felan. Çok özlediğim için eve taksi ile döndüğüm, taksiciye nölur daha hızlııııııı gidin demişliğim var. Tabi bazı tatillerimde Gökçe oluyor, bu bir şans belki de. Kedi pansiyonlarına, uçak yolculuklarına, yolculuk boyunca uyku yapıcı aptal ilaçlar satan paragöz veterinerlere, kafeslerin bagajda gitmesine, hepsine hepsine karşıyım.
Zamanla bir veterinere dönüşüyorsunuz. Bir anne, bir baba, bir dost, bir oyuncak parçası, tırmalama tahtası, tarak, köle, bir mama kabı görevlerini layıkı ile yerine getiriyorsunuz. Kılına bişi gelse, ortalığı yakarım, ehe kendimi biliyorum.
Evin ortasına, yatağın üstüne, mutfak masasına, size minnetini göstermek için çeşitli hediyeler bırakıyor. Genelde ölü sinek, varsa böcek, çöpten çıkardığı domates salatalık parçaları, tuvalet kağıtları vb. organik hediyeler.
Buna ister inanın ister inanmayın, zamanla sizinle aynı kelimeleri kullanmaya başlıyor. Tarçın, ses tonunu benim gibi yaparak acıkınca ma-ma ve su istediğinde ise maa diye miyavlıyor. Eşeksıpası.
Çantanızda zamanla sokak kedileri için de mama taşımaya başlıyorsunuz. Bir iş görüşmesine gidince, çantanızdan masanıza laaapp lap diye mama parçaları düşüyor. Rezil oluyorsunuz adamlara. Asddfgghhjjj. Dostluk mamaları onlar. Verin, yedirin çocuklara, aç kalmasınlar.
Kedisi olan dostunuz tatile giderken, sizin hayır demicenizi bildiği için "kedayıma bakar mısın?" ricasını asla kırmıyor, iş çıkışı yorgun argın o kedayın da bir halini hatırını sormaya uğruyorsunuz. Arkadaşlarınızın hasta kedaylarını 80 kez soruyorsunuz. "Naptı sizinki ya? Çiş yapabildi mi bugün?"
Çok kötü halde olan yardıma muhtaç hayvanlar için yapılan gönderilere, sahiplendirme çağrılarına daha duyarlı olmaya başlıyorsunuz. Ben biraz fazla hassasım, üzülerek bu tip görüntülere bakamıyorum ama elimden geldiğince kendi imkanlarım ile geri plandan destek olmaya çalışıyorum.
Her gece sizden önce gelip yastığınızın kenarına kuyruğunu ve patilerini kıvırıp uyku moduna geçmesini aşkla izliyorsunuz. Youtube'ta içinde kaybolduğum kedi videolarını hiç saymıyorum bile. Ve her gece, usanmadan, ulan neden bütün Dünya'daki kediler benim değil yav? sorusuna yanıt arıyorum. Buyrun, cevap arayan ben, aşağıda.
Rüyalarınızda onu kaybediyorsunuz, uçuyor, kaçıyor, bazen boğuluyor ve siz uykunuzdan boğularak uyanıyorsunuz. Bir bakıyorsunuz, gecenin karanlığında sokak ışığı üstüne vurmuş, ayak ucunuzda malak gibi uyuyor. 
Bunu düşünmesi çok kötü ama hayat bu, bir gün ben nasıl öleceksem O da ölecek. Ancak bu benden önce olursa, yokluğunu psikolojik destek alarak atlatacağımı düşünüyorum. En azından bu yöntemi şimdiden kabul ediyorum. O'nu hayatımda çok özel bir yere koydum. Ben böyleyim.
Kendi evim olana kadar bir kedim olmayacağını annem ısrarla bana da söylemiştir. Sokak kedilerini besleyen, evden kaçak yemek götüren benle Arca, çok benzediği için bu yazıyı yazmak istedim. Arca eğer annesini ikna edemez ise, babası ile barınaklara ziyarete gidebilir, mama, eski kıyafet, kulübe yapmak için malzeme vb. şeyler götürebilir diye düşünüyorum. Ne olursa olsun hayvan sevgisi ile büyümesi şahane bir şey. Erteleyebilirler ama asla vazgeçmezler :)
Efendim ben de bir miktar daha Katar'a kedi gider mi giderse nasıl gider soruları ile baş başa kalarak haftama devam edicem. Stalklamadığım instagram hesabı ve #catsindoha hashtag'i kalmadı. "Miriba ben Doha'ya taşıncam, evinizdeki kediniz 50 derecede nasıl yaşıyor" diye koca koca adamlara özelden mesaj attım. Hiç biri dönmedi. Bir miktar keyifsizim.
Kedilerinizi sevin, birlikte yağmurları izleyin ve asla küs uyumayın. Hoşçakalın.

30 Nisan 2014 Çarşamba

Güneş İle Sevişme Seansları ve Akustik Hayat

2 sene fazladır uğramadığım hatta şifresini unuttuğum Grooveshark hesabıma girdim. Ayyy ne ara ben elektronik müziğie bu kadar sardım ki, orda bıraktığım nasıl indie geldi nasıl indie geldi anlatamam skhadkha güldüm biraz kendime sonra listeyi shuffle'a aldım, aksın dursun ben de yazı yazayım dedim. Efendim, bu kız hep deep house-nu disco-nu house parçalar paylaşıyor, bunun indie kafası da nasımış merak ettim bi zili çalıp kaçıyım diyorsanız şurası.  Ben de oha bunu mu dinliyordum dediğim şarkılar çıktı ama sevdiğimi hatırladım. Eski ev arkadaşım Sevinç ile sabahlara kadar Stereophonics dinlerdik...

Büyük Budapeşte Oteli'ni izledim! Ay allahıııımmm o ne güzel bir ortam o ne güzel bir festival filmi, o ne güzel bir "otelci" birini oynamak. Kalplerden bir demet! Gönül rahatlığı ile söylemek isterim ki, gidin izleyin. Ana karakterin içinde beni göreceksiniz askhdkashdka :):):):):):)

Lady Gaga'nın İstanbul'a gelişi kesinleşti. 16 Eylül. Biletler tabi ki Lana'dan pahalı. 1.58 boyumla neyime güvenerek Lana'ya saha içi bilet aldım diyerek kendime tüm konser boyunca küfürler ettiğimde, aklım başıma gelmiş olacak ki, Gaga gibi bir pazarlama ikonunu bir daha bu yaştan sonra nerede izlicem endişesinde(!) -aman ne gerekli endişe- tribune bilet alma girişimi içine girdim.

Çay içiyorum şuan. Earl Grey. Şuan mesela bi yandan Sting dinliyorum. Keşke Sting'i canlı izleme fırsatım olsa ölmeden. Nasıl duru ve asil bir ingiliz sesidir o ya :( Ama özellikle akustik. Akustik her şey yenilesi güzellikle oluyor.

Kastellorizo'ya gitmek istiyorum. Yani bizim bildiğimiz Meis Adası.


Philips ipl aracı çıkarmış bi tane. Ev tipi. Anasının nikahı gibi pahalı ama mantıklı düşündüğünüzde ipl ile bitirdiğiniz epilasyon sorunundan sonra, 1500 lira verdiğiniz o ipl makinasını evde napıcaz? Öyle çözüm odaklıyım ki, kılları bitirdim de lojistiğini merak ediyorum. Mantıklı mı bilemedim.

Tarçın 4 yaşını bitirdi. Tarçın kocaman kız çocuğu oldu. Böyle 4 patili kız çocuğu. Tezgahın atından fosforlu turuncu renkte bir pinpon topu bulmuş, ne ara buldu ne ara çıkardı bilmiyorum, evin şuan ağzına sıçmakla meşgul.

Portished de geliyor İstanbul'a. Alllllaahııımmmm o Roads yok mu o Roads. Ağzı olsa da dili olsa da konuşsa keşke! Nasıl hüzünlü nasıl isyancı tam İstanbul gibi bir şarkı. "Oohh, can t anybody see..."

Tamam hocam sensin, ırkçılık felan ayyynen sensin, hayır ırkçılığa, evet muz, aynen sarı olandan, hocam sensin ya, sakin, yani merak ediyorum iyisin hoşsun zor yokuşsun, çektin gittin ya da çektin gönderildin, sensin yaaa dur bi. Sen deyilmisin bu yönetime hayır diyemeyen, yandaş olan, tamam hocam tamam, aynen, ırkçılığa hayır! Ayyyynen-ayyynen.

Elektrik faturasını okumaya giremeyen memur, faturanız okunmadı diye boş fatura kağıdı bırakmış. AHAHAHA ya faturayı okumadığını anlıyoruz da bunu fatura kağıdına basması çok komik bence. Sikerim gitmem ben Bedaş'a filan, öteki ay 2 aylık öderim -.-

Yazın kesin Ayvalık'a gidicem. Karar verdim. Gerçekten çok ihtiyacım var yaza. Güneş ve deniz ile sevişmek istiyorum.

Çok sevdiğim ama bayaa çok sevdiğim bir dostum hamile. Hem de annem gibi sevdiğim birisi. Bu kadının çocuk yapacak olması beni dehşet heycanlandırıyor. Bugün öğrendim. Ay Kasım'da bebek geliyor ayol.

Jay Jay Johanson'nın İstanbul'da sanırım Cihangir - Karaköy sırtlarında bir evi var, çok sık geliyormuş İstanbul'a. Bir söylentiye göre çıkıp tek başına dolaşıyormuş. Şehir efsanesi gibi amk. Yılda 1-2 kez sahne alıyor. Şu aralar da var, gidesim geldi. On The Radio gerçekten iyi şarkı.

Sizi şimdi, gerçek bir Trentemoller yapıtı ile başbaşa bırakıyorum. Kasper Bjorke'nin bu parçasını Trentemoller yorumlaması ile dinleyin. Ben de Orhan Pamuk'un Masumiyet Müzesi'ne devam edeyim. Yarın 1 Mayıs. Emek Günü. Biz özel sektör çalışanları için ise "ara tatil." Evdeki ekmek yeter mi acaba? Çıkmıcam. Ah durun vurmayın tamam tamam!