berghain etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
berghain etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Eylül 2017 Cuma

Bissssssml Sag Ayakla Eylul Ayi ve Munih`te Kisa Bir Ara

Kisa bir Munih ziyaretim oldu haftasonu, yagmur yagmasa ya da semsiyem olsa daha iyi olurdu. Semsiye ile gezip tozmayi hala ogrenemedim. Kotu bir yaz mevsimi yasiyorum. Kisa ziyaretten geriye kalan sadece guzel Alte Pinakothek gorselleri ve ictigim guzel Munih biralari oldu. 


Eylul ayi hareketli gececek gibi. Bu hafta sonu evden calisiyorum. Gelecke hafta ise Enis ve Su Malta`dan Berlin`e tatile geliyorlar. 10 gun kalacaklar. Ben de dahil ekipce 10 Eylul`de ilk kez, Berghain`da Cassegrain dinlicez. Line up`da ustelik Len Faki ve Ben Klock var. Heyecanla bekliyoruz. Herseyden once arkadaslarimla zaman gecirmeyi cok ozledim. 13-17 Eylul arasi, Berlin Art Week olacak. Cesitli galeri adreslerde guzel sergiler deneyimleyecegiz. Suradan tik tik.  Eylul`un ikinci yarisi itibari ile isime biraz daha fazla asilacagim cunku oyle gerekiyor. Sonbahari ve isleri takiben belki bir Istanbul`a is gezimiz olabilir. Haricinde ise Ekim sonu Izmir`e bir tatil planliyorum, Sonrasinda ise hala yapamadigim Viyana, Roma ve Prag gezileri olacak. Guzel bir tatil diliyorum herkese. Yine yagmur yagarken burada, siz uzaklarda yaz gunesinin tadini cikarin ve kahve icin. Iyi bayramlar.





10 Temmuz 2017 Pazartesi

Kurabiyeli Tuvalet Kagitlari, Legalizing Lgbt ve Kayip Kediler

Tuvalet kagitlarinin kurabiye gibi kokmasi. Evet evdeki tuvalet kagitlari cookies kokuluymus arkadaslar. Uzerinde de gokkusagi ve unicornlar ucuyor. Tanrim ne cok aci ne cok aci ceken insan var! 

Gokkusagi demisken, hayatimda ilk kez burada cift gokkusagi gordum. Gelsin dilekler.

Ve yine gokkusagi demisken, Almanya`da Lgbt evlilikleri meclisten gecti. Galiba bu ulkede yasiyor olmaktan bir kez daha gurur duydum.

Gggggggggaaaaa ofis arkadasim, `kedin Berlin`e gelene kadar su site ile idare edebilirsin` dedi. Bir tarcin ayisi degil ama inanilmaz minnos bir site yapmislar. Arada bir miyavlayan online KEDI.


Gecen hafta Boiler Room`a gittim. Boiler Room disinda her seyi sevdim diyebilirim skjkjfhs. Ictik, muhabbet ettik ve muzikle ilgilenen guzel insanlar tanidim. Beste ile Ksk`dan dipdibe komsu ciktim. O da yillar evvel Izmir`den bu taraflara tasinanlardanmis. Harika muzikler yapiyor. 

Almanca kursunu kis mevsimine biraktim. Hem zamanim hem de param olacak. Suan eminim ders olsa, arada bir ortaya cikan ve nadiren sicak olan havanin keyfini cikartir, derslere gitmezdim. Kisin gunler uzun ve hava eksi sekkkiz derece iken bu islere bolca vaktim olacak. Ganz genau.

  Stuart C. Wilson / Getty Images
Berlin`de agir toplar var, bu hafta Dilay`yi agirliyorum. Giybetler siril siril aksin mi? Ay en sevdigim, tabi aksin. Offically biri ilk kez tasindiktan sonra beni ziyaret edecek. Kendisinden bu sefer Boyoz isteyemedim cunku Izmir`den degil Helsinki`den geliyor.

Boyoz olayini nasil cozucem bilmiyorum. Galiba cozemicem. Dertlerime bir de boyozu ekledim. Su gecici vize olayini hallettikten sonra sonbaharda Izmir`e gitmeye karar verdim. 

Hayatimda ilk kez Ingilizce bir kitabi bastan sona okudum. Bu konuda kendime hic guvenmemistim. Hadi biraz basit olsun anlarsin tavsiyeleri ile Harry Potter`a basladim. Zaten sevdigim bir hikaye ve cogunu henuz okumadigimdan cok cezbetti. Suan 2. kitabindan devam ediyorum. Dun kendimi Primark`ta Harry tshirt`u bakarken buldum ama sonra aaaaaa-aa-aaa noluyor yaa diye uzaklastim.


Berlin`de terkedilmis yapilar var ve bu yapilara fotograf cekmeye gidiyorlar. Bunun harika bir listesini, tarihleri ve iceri nasil girilir, girince neyle karsilacaginiza kadar yazan bir de blog hazirlamislar. Bu yapilar patronlara satilmak yerine korunuyor. Cunku ya asssiri pahali oluyorlar ya da o alanda yapi izini olmuyor. Yani alan napsin? Biri de 90larda duvar sonrasi kullanilmayan Pankow yuzme havuzu. Evime cok yakinmis. 

Genel olarak su aralar boyleyim : Most Overjoyed Cat AHAHAHAHHAHA 

Goguslerimde olan kistler durduk yere asiri agri yapinca gecenlerde doktora gittim. Ultrasonda bisi cikmadi ama agrilarim cok olunca doktor bana bitkisel bir ilac verdi. Once bir hafife aldim. Cunku bayaa iyi bir para verdim, icinde 6 tane bitki varmismis ve genelde cok pahali seyler hep dandiktir. Oyle degil midir? Ama oyle olmadi. Kramplar, agirlar 1 gunde gecti. Sik sik kontrole gidicem. Kendin icin gelince ne yaptim diye sorsalar cevap hazir; kendime bir Alman Jinekolog buldum.


Kobosil biz senden sikildik yaa yani bize verdigin genel hissiyat bikkinlik.

Berghain`da tatliskoluktan olecek biriyle daha tanistim. Aslinda bu cocuk yeni degil, cooook oncelerden gozum asina, cunku sirtinda omurilik boyunca uzun-incecik bir line dovmesi var, fark edilmemesi imkansiz. Yan yana dans ederken hep selamlasirdik. Gecenlerde birebir tanistik en sonunda. Istanbul`dan felan deyinca Turkiye`yi cok severim muhabbeti yapti ve Turkce naber nasilsin dedi. Dun aksam Berghain`da ilk kez ben selam vermeden beni tanidi ve ahhh nice to see you again diye sarildik, doktor asistanligi gibi bisi okumus, ismi Martin, aaa unutmamissin ismimi dedi. Benim ne is yaptigimi sordu vs. Viyana`da okulu bitmis, bu sene geri Berlin`e donmus, `cok sevindim bundan sonra demek seni hep gorucem burada` dedim. Evet kesinlikle lutfen goruselim burdayim artik diye karsilik verdi. Sonra yukarida beni goremeyince Oya ve Keykan`a, `Sila buradaydi asagida gordum` demis. Martin`in samimiyetini sevdim. 

Dun gece Berghain`da hic olmayan bisi oldu ve asiri kulak agrisindan aksamin ortasinda eve dondum. Moralim bozuldu. Uyuyunca gecti. Bir sure ara vericem. 

Dun sirada beklerken bisi fark ettim. Bana kapida kac kisiyim, yasim kac, nerden geldim, neciyim, ustum basim, bilmem nee, hic bisi sormadan, direkt selam verip 1 kisi diyip bouncerlardan geciyorum. Peki sadece soruyorum; bu kadar berlinlesmeye ne gerek vardi? 

Bir de soyle bisi var, rahatsizlanip ciktiktan sonra Evirgen, bozma moraliniiiii, haftaya gelirsin dedi. Bir gevseklik basladi arkadaslar bende, salla ya haftaya gelirsin. Bakiyorum line up`da Ben Klock varmis. Sonra gitmiyorum. 

Yagmur hic durmayacak ve butun bir yaz mevsimini 18 derecede firtinalaarrrrr koparsa kopsuunn suruklesin ikimiziiiiiii, devam edip sulu kar yagisli Ekim ayina sert bir gecis yapcaz. Boyle olcak diye odum bokuma karisiyor.


Gecen hafta sokak kapisinda bu sefer bir kedi buldum. Kapiyi actim eve geldi, girdi, gezdi, cikti. Ay bir de guzel bir de cana yakin yatti yerlere evde. Manyak mi ne. Sonra bi baktim asagi kapida agliyor. Uc kagitci, genis kedi sahipleri boyle iste. Ben de aglamaya basladim. Ust komsuya ciktim, bu cocuk sizin mi??? -eerr bi sn eve bakim ama o yan apartmandaki birin kedisi sanirim ve 2 ay once buraya tasindilar, mahallenin yenisi dedi..... -.- sighhhh. Yok benimkilerin ikisi de evde deyince, okay! Indim baktim geri yok. Ertesi sabah kapidaydi yine. Gozlerim dolu. Ise yetismem gerektigi icin orada biraktim. Arkamdan geldi. Vazgecti, geri dondu. Bir daha da gormedim. Sahibini gorursem agzina sicicam.

Efendim bu haftalar da boyle olaysiz gecti bitti. Bu hafta sonu kendimi siril siril giybetin kollarina birakip bol bol Berlin gezecegiz Dilay ile. Muze biletlerinizi cikartin sinav yapicam.

Iyi haftalar, kedilerinize ve Martin`lerinize sahip cikin, kus uyumayin ve lutfen benim icin yaz gunesinin tadini cikartin. 

23 Eylül 2016 Cuma

Bir Kez Daha : Amsterdam & Berlin

Sabah ofise gelince, elim istemsizce şu sözlere gitti; "masal diyarlara göç edip yeniliyorum." Ashhdaffa. Döndüm. Saç baş dağınık, inbox'ım patlamış. Geldiğimin sabahı işe gidemedim. Sonraki gün ofiste sabah kahve makinasının kapağını açık unutmuşum. Genel müdür, hayırdır Berlin'de aşık mı oldun kızım, kahve patates olmuş dedi. Berlin'e aşık oldum. Bir kez daha, evet.
 

Amsterdam...
 
Berlin'den önce Amsterdam'a gittik. Tatil oradan başladı, başladığı gibi de bitti. Bayaa yorulduk.  Hatırlamadığım yerler var. Uydu yayını şeklinde. Karıncalı görseller. Kaldığımız hostelin resepsiyonistlerinden biri kedi. Evet baya kedi. Kocaman bir orange tabby idi. Orange tabbyleri bayaa çok severim. İlk günümüz kavga dövüş koşturmaca geçti. Benim değil ekibin ilk ziyareti olunca, bol bol gezdik, çok güzel sigaralar içtik. 1 günümüzü Vondelpark'ta mantara ayırdık. Benim sanırım 12 saatim hayatımdan kayıp. Garip bir yolculuktu. Geri geldiğimde hostelde yatıyordum. En son hissettiklerim, toprağın altında doğaya ve çimlere karışıyor oluşumdu. Nabzımın durduğunu ve su kadar hafiflediğimi felan hissettim. Sanırım artık hayatımda, bir çok şeye şaşırmayacağım.
 

 
Bu ziyaretimde yine bir fırsatını yaratıp Waterlooplain Bit Pazarı'na gittim. Harika ötesi çok eski bir palto buldum ve aldım. Gerçekten şanslıyım bu konuda. Eski, atılmış, çöplerden, 2.el kıyafetleri, yaşanmışlığı olan bu hayat parçalarını giyinmeyi çok seviyorum. Eski olması; beni hayatın akşına ve zamanın geçişine adapte ediyor. Belki 10-20 sene evvel birini ısıtmış bir hırkayı taşımak beni çok heyecanlandırıyor.
 

Rembrandtplein ve Bloemenmarkt'a vakit ayırdım. Turistik lale soğanları görmek istiyorsanız buyrun efendim. Flying Tiger 'a ve Sostrene Grene'ye uğramayı ihmal etmedim. Yeni sezon ürünler beni pek cezbetmedi. İkisinden de 1-2 küçük şey alıp çıktım.
 
 
Kanallar çevresinde çok vakit geçirdik, biraz popüler ancak Bulldog Coffee Shop'ta oturduk biraz da. Geçen seferden sevdiğim Abraxas'a götürdüm bizimkileri. Cumartesi günü ise, öğleden sonra son sigaralarımızı havalimanında içip Easyjet ile Berlin'e uçtuk. Amsterdam'ı, sonbaharın güzel bir gününde geride bıraktım. Umarım en kısa sürede tekrar gider, Anne Frank'ı ziyaret edebilirim. Kıyamet kadar sırasını maalesef yine bekleyemedim. Üzgünüm Anne.
 

 
Berlin...
 
Bu sefer daha güçlü duygularla döndüm Berlin'den. 1 sene içindeki 3. ziyaretimdi ve her gelişimde yeni hislerle ayrılıyorum. Geçen seferki "garip" şoku hiç yaşamadım. Sadece her ayrıldığımda daha çok bağlanıyorum. Dönüp giderken, uzaktan daha çok gözümün içine bakıyor. Daha çok sarılıyor şehir bana. Amsterdam'dan sonra uçaktan inince, çok yoğun bir home-away-home hissettim. Hemen aynı gece Berghain'a gidip biraz vakit geçirdik ve Pazar öğleden sonra ise upuzun bir eğlencenin içine geri girmek için geri döndük. Buyrunuz efendim bu da ekibin ölmeden önceki son fotoğrafı asdfghjk.
 
 
Line-Up beklenilenden de çok iyiydi. Answer Code Request, Slam, Lucy, Function bizle mezara kadar gelecek şeyler yaptı. Çok özel bir deneyimdi o gece. Hakkını verdiğimiz söylenebilir.
 
Merakla beklenen buluşma oldu ve Ramsey ile Eis Bar'da oturup uzun uzun muhabbet ettik. İyi ki varsın Berghain ve iyi ki böyle güzel insanlar getiriyorsun bana. Ramsey ile Berghain'da tanışma hikayem burada. O da benim gibi parlak bir yaz geçirmemiş. Kıza hala bir Suma Beach sözüm var, gelemediği için bayaa üzgün. Terör olayları O'nu endişelendirmişti. Gelişi iptal olmuştu. Tüm akşam klüpte sadece Club Mate içip sakince sohbet eden 2 tek insandık bence. Sadece Ramsey değil, bu sefer de yeni insanlar ile tanıştım. Teşekkürler Berlin.

Mekandan, Pazartesi sabah 10.00 gibi çıktık. Müthiş bir geceydi. Berlin'de evini bizimle paylaşan Oya ve Keykan'a sonsuz teşekkürler. Ne desek yetmez. Minnoş evlerinde ve Berlin'de güzel bir kış mevsimi diliyorum onlara da.
 
Aadsaggaghahah kekomançi bir şarkı sözü ile yazıya lap diye girip bayaa ağır bir laf ile blogtan şimdilik çıkıyorum.  Ben nerede değilsem orada mutlu olacakmışım gibi gelir. -Baudelaire . Adeta bu yılımı özetliyor.
 
Güzel bir sonbahar olsun. Bir süre seyahatim yok. Belki şehirde olup bitenleri yazarım bir ara. 30'umdan sonra hayatımda ilk defa kış mevsiminin gelmesini istiyorum. Huylarım değişiyor. Kedime sarılıp, yağmurların üzerime yağmasını izlicem. Küs uyumayın, kahve için ve sevişin. İyi hafta sonları.

13 Mayıs 2016 Cuma

Berlin ve Geride Kalanlar (2)

Kalan yazıya devam etmeden önce, Kollwitzkiez'de yaşayan, haftasonunu bizimle paylaşan sevgili Oya'ya, Keykan'a, yorgun olduğu halde akşamını bize ayıran sevgili Zerrin'e teşekkür etmek istiyorum. Berlin'de "long weekend" tadında, gayet lokal ve eğlenceli zaman geçirdik. Daha iyisi olamazdı.
 




1 saat sırada kaldıktan sonra içeriye alındım. Main line up için 2. kata çıktım. Mekan; çeşitli katlarda sahneler, farklı isimler, kantin alanı, barlar, Darkrooms (buraya sonra gelicem), dinlenme alanları, koridorlar, asma katlar, bolca insana yetecek bolca alan mevcut. Her dilden ve ırktan insan var. Pazar öğlene kadar turistler sonrasında yerliler dolduruyor mekanı. Kapıda çok sağlam bir eleme oluyor. Topuklu-terlikli, fancy makyajlılar, girly gruplar, şıkır şıkır tipler, kalabalık kutlama grupları, boy band tipliler alınmıyor. Ben düz siyah ayakkabı ve ipli torba çantayı bu gezi için almıştım. Eksta bişi yapmadım. Siyah bi jean, Buğra'nın haki renk yağmurluğu (tşk ler Buğra!) siyah bir shirt ve içimde siyah tank top vardı.

Mekanın ana sahnesinden bir görsel paylaşıyorum. 2. Kat. (Kaynak : David Shannon)
Partiler Pazartesi öğleden sonraya kadar sürebiliyor. Mekan, Ostbahnhof 'tan 5 dk yürüme mesafesinde. Ben girdiğimde kitle yavaş yavaş değişiyordu. Hakkını verenler lokaller. Benden bir süre sonra ekip de geldi ama buluşmamız biraz zaman aldı. Onlar gelene kadar tek başıma Ben Sims ve Ben Klock dinledim.



 
Ses ve ışık sistemine dicek 1 gram lafım yok, beklentimizin çok çok üstünde. Benim dikkatimi çeken adamların iyi çalmasının yanında, tek başıma, bir taşkınlık ya da rahatsızlık duymadan eğlenmiş olmamdı. Kafamda, yav o kadar da değil, illa gerzonun biri çıkar, yanaşır, "hey, hello, how is going on" diyen biri gelir, ordan burdan sarılmaya çalışır, taciz felan. Sıfır! Yok! Evet çok kalabalık, evet çeşit çeşit insan var içeride ama kitle gerçekten iyi müzik dinleyip eğlenmeye odaklı. Kimse kimseyi kesmiyor, içeride turist gibi gezinmiyor, çarpsa bile gözüne bakıp özür diliyor, izin istiyor, zoraki yapmacık tavırlarla değil, "fine dining" bir mekanmış gibi hizmet ediliyor. İçeridekiler ponçiklikten ölecekler agshagdh! Kitlenin tercihlerini istediği gibi yaşayabildiği saygılı ve "weird" bir ortam. 

Henüz daha geçen hafta sonu, Beyoğlu'nda gerçekleşen, Selekt Festival'de, Peyote'nin ara katında biz bize eğlendik. Yani minik bir kitle, tanıdık yüzler. Ben bir ara dinlenmek için köşeye oturdum. Aiiii, fırsat kollamış, avuç kadar insanın arasından şakk! diye herifin biri çıkıp, "Hi, what are doing here!" diye yanımda bitti. Ellerini açıp sanki sarılacakmış gibi? "Who the fuck are you! What do you mean what am i doing here!?!" gibi bişiler çıktı benim ağzımdan. "Errr sorry sorry ok" diyip gitti.  Aasgdag, 3 dk sonra aynı şekilde yanımdaki kız arkadaşıma geldi. Gerçekten yüzsüz bir orospu çocuğu. Tekno festivalinde giydiği Rafet El Roman şapkası ile adam yılmadı, hala karı-kız çıkartma peşinde. Sonra kayboldu ortadan. Anlatmak istediğim böyle bir şey.




Berghain'a geri dönecek olursam, gece yarısına doğru DVS1 çıktı, çaldı. Çaldı demek yanlış olur, katliam yaptı. Ortalık bayaa bir karıştı. Rüya ile gerçeklik arasında asılı kalıp, ortada bir yerde tekno dinledik. Gözüm, aklım açık ama etraf karanlık. Müzik çok güzel! Bir ara aşağı katlarda takılırken, Ramsey diye bi kızla tanıştım. Amerikalı ama Berlin'de yaşıyormuş. Sosyologmuş. Berlin'nin sosyo-kültürel tarafını konuştuk, bana Berghain'da yaşadığı son 5 yılını ve burada tanıdığı muhteşem insanları anlattı. Numaralaştık, yazın sanırım gelicekmiş, O'na Suma Beach'ten bahsettim. Gözlerini belerterek "aaggg we have to gooo there" dedi. Gerçi kafası çok yüksekti ama samimi olduğuna şüphem yok. Sonra kalabalıkta kaybettim kendisini.

Bazı sahneler bu tercihten hoşlanmayanlara asla uygun değil. Boklama yapacaksanız, lütfen çıkışlar sayfanın sağ üst köşesinden. Bir önceki yazıda yazdığım gibi, burası gey / fetish based bir mekan. Darkrooms denilen ve göz önünde olmayan arka odalarda büyük seksler dönüyor. Sahnenin etrafında çıplak yada yarı çıplak dans edenler, minimal kıyafetler ile çılgın danslar yapanlar, 3'lü takılanlar, lezbiyenler, teknocu yaşlı teyzeler, harika giyimli hatunlar, derilerle tasmalarla dolaşanlar, jartiyerli abiler, dudakları hiç ayrılmayan süper yakışıklı geyler, çok güzel dans eden çiftler vs.

Dijital kayıt almak katı bir şekilde yasak. Wc kuyrukları çok uzun. Altıma yapacaktım bir ara. Çişin varsa, "only me, a second plz" diyip nazikçe öne geçebiliyorsun. Bar'dan 1 şişe su ya da bira alıp, içine su doldurup gecene devam ediyorsun. Çünkü mekanda alkol alan az bir kitle var. Tepiniyorsun çok su gerek! Çeşme suyu yeterince berrak ve temiz. Vestiyer inanılmaz cool. Su'nun dediği gibi mağazadan bile iyi. İçeride sanırım 1000 kişi vardı ama 1 gram ter kokusu yoktu. Bu tespit de Enis'e ait. Merdivenler var ve korkuluklar bel hizzası. Kafa üstü valla iyi biri düşmüyor. Tüm bu karmaşıklığın içinde güzel olan şey, mekanın kendine has "huzuru ve ritmi".


Sabaha doğru açıktım. Üst katta bir vitamin bar var. Tahıllı, çikolatalı, muzlu bişi içtim. İçtiğim en müthiş karışımdı galiba. Böyle bir ortamda içerikten insan kıllanıyor değil mi? Ya da o an öyle hissettim. Panorama Bar'da Mano Le Tough çalıyordu, koşarak kaçtık.

Sonradan öğrendik, DVS1 o gün 18.00'e kadar felan çalmış. Berghain'dan ben sabah 8 gibi çıktım. En son hatırladığım el ele 3 tangalı ablanın önümden birer angel gibi uçarcasına geçmesiydiiiii. Arkamdaki kalabalığı yorgun ve şaşkın bir şekilde geride bıraktım. Hostele dönüp check out yapmam gerekti. Öğlen ekip ile buluştuk, alana geçtik. Kimsenin ağzından uçakta tek kelime çıkmıyor. Yaşadıklarımızı ve gördüklerimizi hazmetmek biraz zamanımızı aldı. Döndükten sonra beni bir travma bekliyordu. Ben ertesi gün, sanki anne karnından çıkmışım gibi, ofisten mutfağa inip biraz ağladım. Midem bulanıyor bu ülkede.

Bir süre seyahat etmicem. Yaz mevsiminin gelmesini bekliyorum. Biraz Suma'ya kaçar, biraz yurt dışına çıkarım. Yine aynı ekip ile süprizli 1-2 plan var. Onları kovalayacağız. En nihayetinde, özendiğiniz hayatı yaşamaya devam ediyorum sjaghafasda.

Down gibi bir kaç hafta beni bekliyor. Motivasyonum hiç yok, bir sürü iş yapmam gerek, kendime çeki düzen vermeye söz verdim. Evimi temizlemekle başlayabilirim. Yeni aldığım ve Fermina'dan gördüğüm polisiye kitaba başlamak için, Pazar günü otelde tutacağım uzuuuun 9-23 arası nöbetini bekliyorum.

Küs uyumayın, güzel müzikler keşfedin ve sevişin!

Herkese şimdiden iyi hafta sonları.