karaköy etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
karaköy etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Ekim 2016 Pazartesi

3. Istanbul Tasarım Bienali ve Yeni Kitaplar

Merhaba.

Bu sonbaharda İstanbul'da bir miktar sanatlanacağız. Contemporary Istanbul yaklaşıyor. 3. Tasarım Bienali başladı. Uluslararası galerilerin ülkeye gelmemesi nedeni ile Art International iptal oldu maalesef ama Istanbul Design Week vardı paralel olarak. Ben tabi işim gereği bir miktar takipteyim ama özel ilgim nedeni ile 22 Ekim açılış günü, 3. Tasarım Bienali'nin 4 mekanından biri olan Eski Galata Rum İlkokulu'na gittim. İnsan ve Tasarım ele alınıyor ve tasarımın insanlık tarihine etkileri tartışılıyor. Çok özel enstalasyonlar var. 1 kez daha gideceğim bu hafta, kalabalık olduğu için çok iyi gezemedim. Beni en çok mutlu eden Norveç'teki Global Seed Bank'in bir ekran yansıtmasını izlemekti. Koridor fotoğrafları çok kasvetli ama harika bir proje. Bir de ölümden sonra estetik kaygısı ve toplumun estetik anlayışına gönderme yapan bir çalışma vardı. En altta göreceksiniz. Mezarlar...
 
Bienal'in bir diğer adresi Arkeoloji Müzesiiiiii! Burada gözlerimden kalp çıkarak Fermina'ya sesimin yankısı gidiyor. Arkeoloji Müzesini seçmelerinin nedeni biraz daha şehire yayılmak ve tabi ki tasarımın eski insanları nasıl etkilediğini konuşmak. Diğer adresler ise Bomonti Alt ve X Studio Tophane. Bienal'i 20 Kasım'a kadar ücretsiz gezebilirsiniz.
 
 
Nadirkitap.com'dan aldığım efso-fantastik kitap "Sınırdaki Ev" geldi. Telefon edip teşekkür ettim. Kitapçı çok şaşırdı. Teşekkür edilecek işler de az etrafta malum. Bir avuç kaldık. İdefix'ten sevgili Birgül'ün 2. baskıya giren "Ev Anası" kitabını geç de olsa artık utanarak aldım, uzun süren kötü perhizimi bu kitaplar ile bir bozacağım. Bir de, çok sevdiğim birinden gördüğüm China Mieville 'nin bir kitabını ısmarlamıştım, "Kral Fare", o da yolda geliyormuş. 3 etti.
 
Görseller, Tasarım Bienali'nden. Kahve için, güzel müzikler dinleyin ve asla küs uyumayın. İyi haftalar. Sevgiler...
 
 

 
 

17 Kasım 2015 Salı

KAOS! Bayılırım

Çok alakasız, aylar aylar sonra bir şey fark ettim.
 
Burada bir yazımın altına "amaçsız hayat,boş ego" (boş ego da ne demekse artık, dolusu da var galiba) felan diye gelip boklayan yazar, meyerrrrrrsem Karaköy Gümrük restaurantın şefi imiş. Sahibesi olup olmadığını anlayamadım, sonra konu parçaları yerine oturdu. Zomato'da 2,5 vermiştim Gümrük için. Çok dertlenmiş galiba okuyunca, gelip beni bulmuş diye düşündüm. Mekanının deneyimi karşılığında gelip sana boş ego felan diyor. Internet sağolsun, insanlar gelip istediği şeye istediği zaman yorum yapıyor. Hayatlar hakkında yorum yapmak ise kendini çürütmüş oldu, ego felan. Komiğime gitti. Gümrük henüz kocaman bir ıspanağa yada patatese dönüşmedi, yorumlarımdan sonra benzerleri eklenmiş, onu gördüm. Özgün işler yapacam diye milleti ayakta sikmek Karaköy'ün atmosferine çok uygun. En iyi cevap zaten bir daha orada bulunmamak diyorum ve kötü reklamımı uzatmadan kaçıyorum.

21 Ekim 2015 Çarşamba

Özendiğiniz Hayatı Yaşamakla Meşgulüm

Meraba.

Yav yok taktığımdan değil de, Jardzy okusun diye yazacaaaaaam, o malum kişi otelden ayrılıyor kıııııız. djsakdha.
 
Filmekimi içinde 2 film izledim, yorum yazmadım, ondan da geri kalmayım efendiler, biri Mustang diğeri de Küçük Kız Kardeşim. Mustang türk filmi ve ben türk filmi pek sevemiyorum amma bu yönetmen kızcağız böyle bi showlu şekilli bir şeyler katmış öyküye, o da doğrudan Galatasaray, koca festival filmine bildiğin futbollu bir içerik kondurmuş, ay ben şok, bayıldım. Festival gibisin Cimbom sana katılmak istiyorum. Ana konu harcanan Anadolu kadını.
 
Uğğğraşsam o kadar seçemem, 2 konu birbirine o kadar mı benzer, denk geldi, Küçük Kız Kardeşim de kardeş dayanışması olan keyifli bir Japon filmi. Japonları; minik dekorlu hayatlarını ve sempatik aksanları için izledim. Çok çok çok beğenmedim ama makul düzeyde sevdim.


Galeba otelde hayatımın en yoğun günlerini yaşıyorum. Ama masa başında bu kadın naapıyor boş boş oturuyor gibi görünüyorum. Geriye kalan günlerde ise yokardaki ayı gibi yattım.

Misafirin biri demiş ki, bu ne rezalet service ne biçim branding kol gibi hesap geldiiiiööö. Aynen check in yapıp insta post için gittiğin mekanda kol hesap gelince biraz sıkıcı oluyeor.  Ben olsam Unkapanı pilavcısına giderdim. Ketçeplı pilav felan.

Ketçaplı pilav nedir ya, kendinize biraz saygınız olsun lütfen.

Danimarka'dan gelen dergi grubu ile Rudolf Karaköy'de çok hoş bir yemek yedik ve konuşcak dünya kadar şey çıktı. Şu ortada duran Nikolaj. Instagram'dan. Rudolf otelimizin markası. Üstelik gezi fotoğraflarımı gösterince, nöööeee burası kopenag mı dediler. Valla evet bacım sizin köy dedim. @Eurowomendk Aralık sayısını bayilerinizden istemeyin çünkü Türküyede yok.

 
Efendim süprizli müprizli kış sezonu başladı. Bol gezi yazısı ile yine özendiğiniz hayatı yaşamakla meşgul olacağım. Jointleri sarın, müziğin sesini açın, manitalarınızı ortamlardan çekin. 10 Aralık. Amsterdam. Bitch better have my moooneyyy.

Geçen hafta Pim Karaköy'de vasat bir kahvaltı ettik. Tükkan mı Pim mi diye canuzun ile yağmurun altında münakaşa yapar iken "Eh hadi Pim olsun farklı olsun" dedi. Beğenmeyince "yuavv niye Pim istedin kızım! keşke Tükkan'a gitseydik ora daha iyiydi" dedi. Efendiiiiim, siz bilmezsiniz bu herif benim eski sevgilim, eski sevgiliden arkadaş olmaz lafına da büyük kapak, en azından ben öyle düşünüyorum, yarım asırdır tanıyorum, ama iyi ki de eski sevgilim çünkü bu cevap ilişki bitirir, dost arkadaş söyleyince kahkaha atıyorsun. Biz de öyle yaptık zaten. Gülüp anlayış göstermek sanırım bu devirde önemli.  
 
 

Cihancığım, Karaköy'de, kardeş Tuna kontenjanından benle kahve içti. Hafta sonu biraz da onun kafasını şişirmiştim. Dertlerim bitmiyor hali ile çünkiiii fazla vefa vefasızlık getiriyor arkadaşlar.

Pazar akşamı güzel kahveler güzel sigaralar eşliğinde bir Beşiktaş ziyareti yaptım. Yüzümüzden eksik olmaz o kıyak gülüşler. Şu adam kadar dertlerimi dinleyen olmadı İstanbul'da.

Ben ve Ali. Soldaki Ali.
Soundcloud-Turkcell allah belanızı versin both of you. Teknocu adamlara spotify açtırdınız. Spotify parasızken bile konforlu. Sonra aylık dokkuz.nokkta dokkssandokuzz lira, bilemiyorum dostlar.

Yusuf Atılgan'nın kısa öykülerinin toplama kitabını okuyorum. Sonra da Anna Frank'ın Günlüğüne başlıcam. Gezi programımda üst sırada. Nadir Kitap'tan almayı düşlüyorum. Düşlerinde özgür dünya.

Akşama maç var, Pazar da Derbi. Valla 1 ülkeye 1 derbi gündemi yetiyor. Çok özür dilerim ama seçime kadar iyi sikiş dönecek.

Ne seçimi ya, biraz da benim hakkımda konuşalım.

Herkese iyi haftalar. Kıpslaşmaya devam. Küs uyumayın ve bana grip bulaştırmayın. 

21 Nisan 2014 Pazartesi

İstanbul Biz Gibi Bahar, Uzun Çoraplı Mini Etekli ve Heyecanlı

Bahar geldi, biraz yağmur yağdı, sonra durdu. sonra güneş aştı. Tuna geldi, biraz buruk gitti. Pek bir şey yapamadık. Yenilgiler keyfimizi açmadı. Evde felan takıldık, İpekçi'nin otoparkında maçı beklerken tinerciler gibi sarhoş olduk, maça alkollü girdik. İŞTE ARADIĞIM TARAFTAR BUUUU. Bu sabah geri gitti.


Ceketimi alıp çıkasım var otelden. Laptop'un kapağını şaaakkk diye kapatıp çıkıp gidesim ama gitmem çünkü bu ay ekstra satış çok yaptık, ekstralarımı almadan hiç bir yere gitmem, meeeeheheheh.

Ben yazı çok özledim. Yaz acil gelmeli. İpincecik giyip Karaköy'de dolaşmalı. Ordan Galata'ya çıkılmalı felan. Gelmezse ben alıp gelirim kendime biraz yaz. Gerçi bazen öyle şeyler olur ki, 4 mevsim aynı anda geliyor bir şehre.

Şimdi siz şu şarkıyı dinleyin, ben de bu hafta arası tatilimde neler yapacağımızı planlayım. İstanbul güzel. İstanbul biz gibi bahar. Belki güzel resimler de çekeriz, kim bilir?


5 Kasım 2013 Salı

1 Fincan Karaköy, Dem'li Olsun Lütfen

Bir süredir Karaköy taraflarını keşfetme telaşı içindeyim. Tamircilerin yanı başında, ithal kahveciye rastlamınız artık çok mümkün. Arka sokakların bohem havasını modern mekanlarda yaşayabiliryorsunuz. The Guide İstanbul Kasım - Aralık sayısında keşfettiğim Dem de bunlardan. Geçen hafta ziyaret ettik. Hizmet fikri en az kendisi kadar hoş bir mekan: bu güzel İstanbul'da her yerde kahve dükkanları varken, neden çaycı yok? İşte bu yüzden çok sevdik burayı. 


Dem çok samimi bir isim. Sıcak içilen ve çok iyi demlenmesi gereken çay kadar lezzetli bir mekan. Özenli bir servisi var. Dünya'da belki de ismini hiç duymadığınız bir toprak parçası üstünde yetişen çayın içeriğini okuyup, siparişini verebiliyorsunuz. Dilerseniz çay çekmecesinden örneklerine bakıp, öyle de karar verebiliyorunuz. Beyaz çaydan, yeşil çay çeşitlerine, İngiliz çaylarından , kırmızı çaya, Uzak Doğu'nun daha hiç bilmediğimiz duymadığımız çaylarına kadar, sahiplerinin çay uzmanları ile görüşerek hazırladığı çok çeşitli bir menüsü var. Çayların yanına geleneksel cookies, pasta ve diğer lezzetli ikramların eklenmesi unutulmamış.


Bu fikir, harika iç mimari ile birleşince özel bir yere dönüşmüş. Ahşap, mermer, seramik, masalarda canlı çiçekler ve etrafta renkli linenlerle hazırlanan minderler sizi içine çekiyor. En çok hoşumuza giden detay ise duvarlarında, Dünya ünlülerinin, çay ile bir deneyimlerinin olduğu fotoğrafların duvarları renklendirmiş olması. Tutkunu olduğum müzisyenlerin hiç görmediğim yanlarını, bir fincan çay ile de görmüş oldum :) 


Kültürümüzde hatrı sayılır yere sahip çayın, böyle dikkat çekici bir mekan ile işlenmiş olması çok hoşumuza gitti. Biz siyah çay ve tarçınlı çay denedik. Yanında Sufle. Çayınızı dilerseniz fincanda dilerseniz demlikle sipariş verebiliyorsunuz. Salonun tam ortasına yerleştirilmiş romantik bir mermer masada oturup sohbet ettik. Ayrılmadan önce de ziyaretçilerin bıraktığı notlara biz de deneyimlerimizi yazdık.


Siz de bir Pazar öğle sonranızı mutlaka Karaköy'e ayırın ve kendinize Dem'li bir çay söyleyin. Bu deneyimi es geçmeyin. Ve umuyoruz ki bu keyif uzun soluklu olur ve biz çayseverler Dem'in mevsimlerce keyfini çıkartırız...

http://www.youtube.com/watch?v=A3adFWKE9JE