28 Kasım 2013 Perşembe

Yapma Volkan! Çökme Hakkımız Dolduuoooo

Evet, çökme hakkım bu sefer dolduuuooo, çünkü biriken işler, saçma sapan yoğunluk, 2014 işleri, aylık periyodik ruh halim derken çöktüm. Yorgunluk, moral bozukluğu, etrafımdaki insanlara yoğunlaşamamak vs. eklendi, çökme hakkımı bitirdim ve yılın son ayına artık çok iyi girmekle yükümlüyüm.

Bunca sinirliliğin, bunca işin arasında son 2 haftada sadece 1 tane tiyatro oyunu izleyebildim. 1 sayfa bile kitap okumadım. Günlerdir Pinterest'te yatak odası ve salon dizaynları, christmas DIY's ve güzel kıyafet kombinleri Like'lıyorum. Bunların arasında sadece tiyatro oyununu ve Üsküdar Tekel Sahnesin'den Kemal'in bana ayırdığı değerli zamanı kayda değer. Sessizlik'i izledim. Oyun cidden çok iyidi. Geriye halan haftamı ve günlerimi kaldır çöpe at. Belki eserse yarın Propaganda'daki etkinliğe giderim. 7'sinde Tuna tatile geliyor. Moralimi düzelticek kısmen. O da bu hafta Galatasaray Sözlük'te çaylak oldu. Çok sevindim, umarım kısa sürede yazar olur. Kardeş yazarlar statüsüne biz de geldik. Hayırlısı olsun.


Geçen Cumartesi Dorukhan, Ozi ve kız arkadaşı Merve, dördümüz önce Sivas maçını izledik akabinde Asude'den Yaşar konserine geçtik. Yaşar'dan vazgeçemiyoruz. Yeni de albüm çıkardı, eski şarkılarından da söyledi. 

Filateli.gov.tr'den 18 Kasım'da sipariş verdiğim pullar hala gelmedi. Web sitelerinden bulduğum telefona cevap vermiyorlar, adrese e-mail attım. 2.sinden sonra cevap verdiler, bugün henüz postaya verilmiş. Atmasam sallamıcaklar belki.


Hava buralarda çok soğudu. Geçen hafta sonu henüz yağmur başlamamışken, konser sonrası geç uyanıp Balkon Sefası'na gittim. Nilşah'ı ziyaret ettim. Alışveriş festivalinin tarihini uzatmış. Bana da bahane oldu, ayırdıklarımı götürdüm ve teslim ettim. Ben de kendime çok tatlı bir bluz ve kendisinin özel olarak sattığı şu çizgili maskulen pijama altlarından 1 tane aldım. Zeytin yeşili, gri gibi. Aşık oldum rahatlığına. Gittiğimde güzel kahvaltısından tattım ve çay içerek asma katta çok güzel bir Pazar geçirdik. Ablası ile tanıştım, ikisine de buradan sevgiler, daha sık ziyaret edeceğim onları bu kış.


Mutsuzum. Nedeni iş miş diye buna bağlıyorum ama aslında değil, nedensiz, bilmiyorum. Sadece çay içip, Chelsea Wolfe dinlemek istiyorum. Beni biraz rahat bırakın.

14 Kasım 2013 Perşembe

Yeni Yılın İlk İzmir'i


Sanırım Dünya'nın en tatlış hislerinden biri İzmir'e uçak bileti almak... 

1-2 gündür başka işlerle ilgilenirken arada kaynadı, fırsatım olmadı. Uçak biletimi 10-12 Ocak'a aldım en sonunda. Kardeşim Aralık 7-15 arası İstanbul'da benimle tatil yapacak. Sonra da ben gideyim İzmir'e dedim. Kışın güzel olur oralar. Biraz da Karşıyaka'da fotoğraf çekerim belki. Çok özledim.

https://youtu.be/Uvec96wI6GI

12 Kasım 2013 Salı

Yarım Paket Sigara

"...İşim gücüm olmasa emin ol yapardım bir çılgınlık, yazardım hatuna üç beş satır, derdim böyle böyle güvenme şu hayatındaki adama, boşuna başının etini yiyorsun, kuşkulanmaların yeridir. Hem bunlara deymez O, bak bir sürü pisliğini biliyorum. Ama yapmıyorum. Yani sonuca bakıldığında, bana ne adamın jartiyer sevdiğinden, Konya'lı olduğundan, parlak üniversite hayatını bok ettiğinden felan... Bu saatten sonra kimse kimseyi ilgilendirmiyor. İyisi mi ben hiç sesimi çıkartmayım. Bu çocuk kızın hayatını s*kmeye devam etsin, kız da bunun kafasını. Nasılsa bir gün her şey bitecek. Hatun bu orantısız aşk hayatından aldığı maşallah kütük gibi bir ders ile Egeli köyüne geri dönecek. "

...
Şu penguenli iç çamaşırlarını anlattığım kısa öyküyü bu blogta yayımladıktan sonra bir heves gelmişti, başlamıştım yeni bir öykü yazmaya ama yarım kaldı... Yukarıda, yarım kalan öyküden kısa bir bölüm paylaştım sizinle. Yarım kalan mevzuları da en az bitmişleri kadar seviyorum! Cesaret veriyorlar bana. Bilmiyorum ya böyle entrikalı yazıları okur seviyor, devam etsem mi bilemedim. O yüzden bunu şöyle buraya bırakıyorum...

9 Kasım 2013 Cumartesi

Son Kış Güneşi & Tarçınlı Çay

Dün Anneciğimi karşılayıp Taksim'de güzel bir kahvaltı yaptıktan sonra İstanbul'un son kış güneşinde İstiklal'de keyifli bir yürüyüş yaptık. Aktarmalı yolculuk öncesi bu kahvaltı ve yürüyüş bize çok iyi geldi. O'nu biraz daha iyi gördüm, iyi görmek beni de iyi yaptı. Umutlu ve metanetli konuşmalar yaptık, havadan sudan bile konuşma fırsatımız oldu. Bir ara Özgür'ün bebekliğinden konu açtı ve gözleri doldu. Çünkü annem büyüttü Almanya'da O'nu. Çocuğu gibiydi. Kaybetmek çok zor, anlatamam. Bugün mezarını ziyaret edecek. Düşünmesi bile aklımı oynatmama neden olabilir. Pasaport kapısına kadar annemle birlikteydim. Bişiler yedik ve vedalaştık. Giderken videosunu bile çektim. Ocak ayında İzmir'e gitmeyi düşünüyorum. 1-2 aydan önce görüşemeyeceğiz belki. Gece whatsapp'tan (bu whatsapp gerçekten hayat kurtaran bişi) dayıcım ve teyzelerim annemin resmini de attılar, evde hep birlikte duygusal anlar ve çay - muhabbet varmış. Bunu görünce zaten o stres bitti, uyuyakalmışım.


Bu sabah ofise geldiğimde masamda bu güzel postcrossing kartlarını buldum, öyle mutlu oldum ki anlatamam. Bir gün önceden kalan yorgunluğum gitti adeta. Hemen kayıtladım sisteme. Bir tanesi Belarus diğeri Çek. Bugün Cansu ile Kadıköy'de buluşacağız. Benim de atmam gereken bir Almanya ve bir de Hollanda var. Bu işler beni acayip dinlendiriyor ve mutlu ediyor. En büyük hayalim bir gün Küba'dan kart almak.


Kadıköy'e 2 haftadır gitmiyordum. King'te Çorak Topraklar yani serinin 3 numarasına geçtim. Hikaye çok hızlandı ve müthiş dialoglar var içerde. King'in gerçekten hayal gücünü yaşıyorsunuz. Vapuru özledim, binip denize yakın bir kenar seçeceğim kendime öğle sonrası.


Dün markette tarçınlı & erikli çay buldum. Lipton'nun böyle bir çayı olduğunu bilmiyordum. Bana Yasin'i ve Dem Karaköy'de geçirdiğimiz günü anımsattı. O gün çektiğimiz fotoğraflar cidden çok iyi çıkmış. Arada açıp bakıyorum ofiste. Markette bulduğum çayın resmi burda. :) Çok manidar bu çayı bulmuş olmam, mutlu oldum. Ocak ayına bilet bakıyorum, yılbaşından sonra bir İzmir gerekiyor.


Yarın fenerle maç var benim kafam öyle dalgın ki, @farukken ile izleyeceğimiz mekanın rezervasyonunu asla unutmamam gerek, yarın lütfen güzel ve sakin bir gün olsun!

Hadi gidin siz de güzel bi çay demleyn, Cumartesi'nin sonra da Pazar'ın tadını çıkartın. İstanbul'da son kış güneşinin tadını çıkartıcam ben de, herkese iyi hafta sonları.

http://www.youtube.com/watch?v=34MEoGEaQM0 

7 Kasım 2013 Perşembe

3,5 Kilo Ağlamak

Bir süre yazmamıştım geçen hafta. Ortalıkta yoktum. Geldim. Pek hoş gelmedim. Kuzenimi kaybettim. Almanya'da yaşayanlardan bir tanesi. Aramızda ne kadar da mesafe olsa aile bağlarımızın çok kuvvetli olmasından dolayı o acıyı yaşadım. Annem'in üzülmesine de çok üzüldüm. Yarın sabah çok erkenden Annem İstanbul'a geliyor. Akşam üstü de uçağı var. Vizesi geç çıktığı için cenazesine yetişemedi, perişan bir halde Almanya'ya yolcu edeceğim O'nu. Bugün yaklaşık 4 saat Swiss Airways ile uğraşıp aktarmalı felan bilet aldım. Becerdim ama. Yarın tüm gün ofis dışında olucam. Annem için buna değer. Ben ofisten izin almayı seven birisi deyilim pek. İzinci tayfa olamadım... Beni düşündüren Annem'in görmeye yüreğimin kaldıramayacağı üzüntülü hali ve evdeki 850 yıldır bekleyen bulaşıklar. Şuan hala ofisteyim. Biraz mesai yapayım dedim. Kafa dağılsın. Yarının işlerini toparlarım. Sonra blogta buldum kendimi. Otursam 3,5 kilo ağlarım. Çok gerildim. Bütün gün Annemle olacağım için biraz olsa mutluyum ama  sanırım onu bir cenaze için kardeşlerinin yanına yolcu edecek olmak bana çok koydu. Tahamül edemiyorum bu hayatın bu kadar ucuz oluşuna.

6 Kasım 2013 Çarşamba

Aşk Vs. Ölüm

Aşk ile ölümü aynı anda yaşadığınız bir süreciniz hiç oldu mu? Birini kaybederken bir başkasını aynı zaman da hayatınıza aldınız mı? Ben bunu yapmaya çalışıyorum şu sıralar ve elime yüzüme bulaştırdım. Bana alkış tutun, hadi...

5 Kasım 2013 Salı

1 Fincan Karaköy, Dem'li Olsun Lütfen

Bir süredir Karaköy taraflarını keşfetme telaşı içindeyim. Tamircilerin yanı başında, ithal kahveciye rastlamınız artık çok mümkün. Arka sokakların bohem havasını modern mekanlarda yaşayabiliryorsunuz. The Guide İstanbul Kasım - Aralık sayısında keşfettiğim Dem de bunlardan. Geçen hafta ziyaret ettik. Hizmet fikri en az kendisi kadar hoş bir mekan: bu güzel İstanbul'da her yerde kahve dükkanları varken, neden çaycı yok? İşte bu yüzden çok sevdik burayı. 


Dem çok samimi bir isim. Sıcak içilen ve çok iyi demlenmesi gereken çay kadar lezzetli bir mekan. Özenli bir servisi var. Dünya'da belki de ismini hiç duymadığınız bir toprak parçası üstünde yetişen çayın içeriğini okuyup, siparişini verebiliyorsunuz. Dilerseniz çay çekmecesinden örneklerine bakıp, öyle de karar verebiliyorunuz. Beyaz çaydan, yeşil çay çeşitlerine, İngiliz çaylarından , kırmızı çaya, Uzak Doğu'nun daha hiç bilmediğimiz duymadığımız çaylarına kadar, sahiplerinin çay uzmanları ile görüşerek hazırladığı çok çeşitli bir menüsü var. Çayların yanına geleneksel cookies, pasta ve diğer lezzetli ikramların eklenmesi unutulmamış.


Bu fikir, harika iç mimari ile birleşince özel bir yere dönüşmüş. Ahşap, mermer, seramik, masalarda canlı çiçekler ve etrafta renkli linenlerle hazırlanan minderler sizi içine çekiyor. En çok hoşumuza giden detay ise duvarlarında, Dünya ünlülerinin, çay ile bir deneyimlerinin olduğu fotoğrafların duvarları renklendirmiş olması. Tutkunu olduğum müzisyenlerin hiç görmediğim yanlarını, bir fincan çay ile de görmüş oldum :) 


Kültürümüzde hatrı sayılır yere sahip çayın, böyle dikkat çekici bir mekan ile işlenmiş olması çok hoşumuza gitti. Biz siyah çay ve tarçınlı çay denedik. Yanında Sufle. Çayınızı dilerseniz fincanda dilerseniz demlikle sipariş verebiliyorsunuz. Salonun tam ortasına yerleştirilmiş romantik bir mermer masada oturup sohbet ettik. Ayrılmadan önce de ziyaretçilerin bıraktığı notlara biz de deneyimlerimizi yazdık.


Siz de bir Pazar öğle sonranızı mutlaka Karaköy'e ayırın ve kendinize Dem'li bir çay söyleyin. Bu deneyimi es geçmeyin. Ve umuyoruz ki bu keyif uzun soluklu olur ve biz çayseverler Dem'in mevsimlerce keyfini çıkartırız...

http://www.youtube.com/watch?v=A3adFWKE9JE