7 Ağustos 2012 Salı

Dar Alanda Kısa Sevişmeler

Saat 19.00
Kendimi dolabın karşısında kıyafet seçerken buldum. Saat 20.00 demiştik. Geç kalacaktım ve bahanem yine kıyafet seçememek olacaktı ama işin aslını sorarsanız, uzun bir süredir bir erkekle baş başa yemek yememiştim ve daha da garibi sonrasının ne olacağını bilmiyordum. Sıradan bir Cuma günü işten 6da çıktım ve eve gittim. Birkaç parça kıyafet kombinesi yaparken düşüncelere daldım. Makyajıma çok zaman ayırmamaya karar verdim. Teknolojinin nimetlerinden faydalanarak saçlarımı maşa ile düzleştirdim. İşte hepsi bu kadardı. Tam bunlar içinde debelenirken telefonumdan “sms” sesi geldi. Bunca işin arasında çalan telefonlardan nefret ettiğim gibi yine de orta halli bir heyecanla telefona sarıldım, ekrana baktım. Reklam mesajıydı. Gençlik tarifeleri içinde kaybolan operatör servislerinin garanti bir kapsamı alanı vardı ve bu alan, Türk gençlerinin küfür zenginliğine zenginlik katıyordu. Okkalı bir küfür savurdum ve dişlerimi fırçalamaya gittim Asıl sorun ayakkabı olarak ne giyeceğimdi. Tabi ki iki tane olan New Balance’ımdan birini seçecektim. Durdum, baktım. Siyah olanı seçtim. Her zaman onu daha çok sevmiştim. Dişlerimi fırçalarken aynada kendime baktım ve “ Bu adam kim ya, neden ben?” diye içimden söyledim. 

19.30
Hoş bir bluz ve iyi bir jean ile tamamladım giyeceklerimi. Bunları seçerken aklıma o kötü yıl geldi… Uzun zamandır kimse ile baş başa yemek yememiştim, hadi onu da geçtim, akşam bulacağım kişi, çok da samimi olduğum birisi değildi. Hayatımda uzun süredir zaten birisi yoktu. En son ayrıldığım herifin çok iyi bir crossdresser olduğunu anlamıştım. Harika geçen bir cumartesi gecesini noktalayıp evimize döndüğümüzde, alkol bünyelerimizde tavan yapmıştı. Tam yatmaya hazırlanıyor iken, bir anda karşıma, çekmecemden arakladığı siyah iç çamaşırlarım ile çıkmıştı. Sessizce karşısında ayrılıp, yan odaya gitmiştim. Kapıyı kapattım ve hiçbir şey olmamış gibi uyumuştum. Sabah uyandığımda O gitmişti… Etrafımızda bizi tanıyan onca insana türlü yalanlar uydurarak ayrıldığımızı anlatmaya çalıştım. Sektörüm içindeki ilişkilerin temeli kaygan bir zemin üstündeydi ve hakkında iyi düşündüğün insanlar bir anda karşına bambaşka kimlikler ile çıkıyordu.



Bu akşamki buluşma diğerlerinden biraz daha farklıydı. Cuma günlerim yoğun olmazdı ama birazda gecenin nasıl biteceğini bilmediğim için buluşmanın bilerek Cuma günü olmasını istedim. Cumartesi günümü böyle bir belirsizlik için harcayamazdım. Bir arkadaş vasıtası ile tanışmıştık. Bir süredir eğlenceli ama kısa, ayaküstü sohbetler ediyorduk. Belki benim iş tempom belki de biraz rahat mizacım nedeni ile bu yemek sık sık ertelendi. Ama bu aralar baharın gelmesi, Beyoğlu’nun hareketlenmesi, bar-bahçelerin açılması ile etrafımdakilere vakit ayırmam, kötü fikir değildi sanırım. Yemek teklifini artık geri çeviremezdim çünkü her karşılaşmamızda mutlaka çok gülüyor ve mutlaka konuşacak bir şeyler buluyorduk.  TV kanalında çalışıyor oluşum ve dizlerin tatile girmesi, iş tempomu yavaşlattı. Böylece yemek teklifini kabul ettim.



20.20
Evet, yine geç kalmıştım, eminim beni bekletmemek için ve belki de centilmenlik yaparak 5 dk. erken gelecekti. Zira bekletmiş olsam bile, “yo 5dk bekledim" diyerek tatlılık yapacaktı aklı sıra. Hızla evden çıkım ve yürüme mesafesinde olan buluşma noktasına yöneldim. Bu yürüme mesafesinde, akşamın nasıl geçebileceği üstünde birkaç fikir geldi aklıma ama dediğim gibi çok da samimi olmadığım için bu düşüncelerin hepsi şuan boşlukta sallanan kelimelerdi. Belki biraz sohbetten ve birkaç kadehten sonra nasıl birisi olduğunu anlayabilirdim. Çünkü çevremde gerçekten çok fazla insan vardı ancak niyetler 1-2 kadehten sonra çok kolay açığa çıkıyordu. Onunla ayaküstü sohbetlerinizde gerçekten çok eğlendiğim aşikârdı ama yine de temkinli davranacaktım. İstanbul’da bahar akşamları hala içimi üşütüyordu. Ürperdim…


Kaldırımın karşısına geçtim ve sokağı döndüm. Yanılmadım. Orada bekliyordu, el salladım. Yanına gittiğimde “çok beklettim mi “diye sordum. Tabiki çok beklememişti(!)Güneş çoktan batmıştı ve bluzumun bu akşam için ince bir seçim olduğunu düşünerek içimden söylendim. Neyse ki mekan yarı kışlık bir mekandı ve yemekten sonra kapalı bir kulübe dönüşüyordu. Mekanların aptal polar şallarını kullanmak zorunda kalmayacaktım. Rüzgardan kendimi biraz korumak için kollarımı bağdaş yaptım. Mekana yürüyene kadar havadan sudan şeylerden konuşuyorduk. Ama her zaman ki adamdan ziyade, biraz daha gergindi, böyle olması sanırım beni de germiş olacaktı. Mekana vardık.

20:50
Evet, 2.ci kadehe geçmiştim ve biraz fazla konuştuğumun farkına vardım. Parfümünün kokusunu daha iyi hissediyordum. Oldum olası güzel kokmasını becerebilen erkekleri hep sevmiştim. Bazı sorular soruyordu ve bende gönül rahatlığı  ile cevaplıyordum. Dedim ya, tedbiri elden bırakmak istemiyordum, çok samimi gelen sorulardan bazılarına da bilerek soğuk cevap verdim. Sanırım o da beni anladı. Yemek süresince kısa konuşmalar yaparak aramızdaki o anlamsız gerginliği attık. Yeni bir dizi projesinden ve kaşar başrol oyuncusunun kanala yaptığı kaprisleri anlatırken çok eğlendiğimizi fark ettim. Konu daha sonra dönüp dolaşıp kadın – erkek ilişkisine geldi. Adem ile Havva’dan bu yana bu iki cins gerçekten birbirini anlamamıştı, Adem akıllı olsaydı o elmayı almaz, mevzu da buralara gelmezdi. Konu olaysız kapanırdı. Elmayı yedi, üstüne bir de cennetten atıldı. Sonra zor toparladı işte bu zamana kadar. Ama yine elma yesin yani hobi olarak, çünkü bir kadın; bazen sevmesini bile beklemez bir erkeğin, en azından onun için bir şeyler yapabileceğini göstermesi bile yeterlidir o kadına. Ama Adem, Elma’yı Havva'nın elinden aldığından beri, Erkeg'ler sevgiyi hazır çorba sanmıştır. Dök, kaynat ve iç. İşte hepsi bu kadar. Kadın sevginin kök sayısını hesaplarken, erkek artık başka elmalar peşinde koşuyordur.

23.08
Biz, Dünya'nın en eski sorununu tartışırken, mekan gece klübüne dönüştü ve güzel müzikler çalmaya başladı. Ancak karşımdakinin sesini dahi duyamayacağım mekanları oldum olası çok sevmemiştim. Zaten gece bitmek üzereydi, evim yakındı, belki bir kahve içmeye davet edebilirdim... Yani deneyebilirdim belki. O şapşal gerginliğimiz gitmiş yerini yüksek volüm müzik almıştı. Evet, bu gecenin böyle bitmesini nedense artık bende istemiyordum :)


23.26
Kendimi yorgun hissettiğimi ve kalabalığı bahane ederek, kalkalım mı diye sordum. Bunu demem gerekmiyordu belki ama bir 5 dk. daha, bir 5 dk. daha diye ertelersem gecenin bütünlüğü kaybolacaktı. Alkol etkisini yitiriyordu ve ben uçurumda bir dala tutunuyormuşum gibi ısrarla hayatın saatlerine uzatma dakikalar koymak istiyordum. Hesabı istedi. Mekandan ayrıldık. Beyoğlu’nu sevmemin nedeni evimin buraya yakın olması ve güzel havalarda yanımdaki arkadaşım ile evime kadar yürümektir. Gece nasıl biterse bitsin, o aptal kalabalıktan sıyrılıp, caddenin sağından ağaçların altında yürüyerek evime varmam, güven hissimi tazeliyor. Bu gece ağaçların altında yürürken, ikimizin de elince birer sıcak çikolata vardı. Üşümem biraz dinmiş, çikolataları aldıktan sonra beni eve bırakmaya davet etmişti. Bu daveti yapacağını bildiğim için mutlu oldum ve olabilir dedim. Çikolata gerçekten iyi gelmişti.

23.50
Evin sokağına girdikten sonra ikimiz arasında yine bir gerginlik oluştu. Bu gerginliğin ismi “Vedalaşma” idi. Kendi açımdan baktığımda gergin olmam için bir sebep yoktu, sıradan bir yemeğin, sıradan bir vedalaşması olacaktı. Ancak ne gece sıradandı, nede birbirimize olan tavırlarımız sıradandı. Bu keşmekeş içinde geceyi değerlendirdim ve nasıl hoş çakal demem gerektiğini düşündüm. Çok laubali sarılırsam ve öpersem benim basit olduğumu düşünecekti. Eğer, sadece tokalaşıp bu gece için teşekkür edersem; ne kadar dengesiz ve kaprisli birisi olduğumu düşünecekti. Ama ben doğal olmayı seçmeliydim. Çünkü her ne olursa olsun, erkekler kendilerini güldüren ve doğal bayanlardan hoşlanırdı. Bu gece için, 1-2 çok samimi soru haricinde ben doğallığımı kaybetmemiştim ve geceyi apartman kapısında bitirmek  istemeyecek kadar iyi hissediyordum kendimi. “Çok güzel bir akşamdı… gerçekten “ dedim. Hala bir şeyler açıklama telaşındaydım. Sanki o an neyi açıklayacaksam artık. “Yemek da, restaraunt da iyiydi, güzel seçim! “ dedim.


Tam sözümü bitirmişten beni öpmek için talihsiz bir hamle yaptı. Yaklaştım. Niyeti, beni gerçekten dudaklarımdan öpmekti ancak ben onun yanağına komik bir hamle yaptım. Bu ufak karmaşadan sonra birbirimize baktık. Güldük. 


Ancak; bu karmaşıklığın arasında ben büyük bir hayal kırıklığı ile karşı karşıya kaldım?!?......



Aman allahım?!?! bu akşam penguenli iç çamaşırı giyinmiştim!!!! Bu çok komik olmuştu. Bu haldeyken bu gecenin harika bitmesi imkânsızdı. O, bu gerçekten bir haberdi. Neden böyle bir dengesizlik yaptığımın farkında bile değildi. Bu güzel geceyi yanlış iç çamaşırı seçimim yüzünden mafetmiştim kendimce !!!!!!

Bunun pişmanlığını yaşamak istemiyordum. Saçlarım rüzgardan dağılmıştı, biraz düzelttim. Kafamı dağıtmaya çalıştım. Omzuna dokundum ve yanağından öptüm. Kendi kendime içimden binbir türlü laflar ederek apartmanın kapısını açtım. Bu gece asla böyle bitemezdi. Dikkatsizce giyindiğim kıyafetlerim yetmiyormuş gibi, iç çamaşırım da sıradan penguenli bir şeydi işteee! 

Hırsımı alamadım, apartmanın kapısına geri gittim. Çok kısa süre içinden gözden kaybolmuştu. Köşe başındaki taksiye yöneldiğini gördüm. Adımlarımı hızlandırdım ve ona yetiştim. Seslendim. Döndü arkasını ve beni gördü. Hızlı ve güzel bir öpücük verdim ona. Arkamı döndüm ve apartmana doğru koşmaya başladım. O an güldüğümü göremezdi... Çünkü adım gibi emindim, Havva’nın da penguenli bir iç çamaşırı hiçbir zaman olmamıştı...



*Görseller:Pinterest, Love Dance Point Offical Web Site, Leblon 11 Offical WebSite, Swedish House Mafia Offical WebSite

Bu öyküde, sadece kişiler kurgudur :)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder