Noldu kardeşim? Paylaştın bitti mi bol hashtagli postlar, siyah beyaz fotoğraflar, romantik benzeşmeler, ay gerçekten yeter yaaa pes yani yaaaa'lı elitlikleriniz, tamamsınız bence ya, instagramdan facebooktan yaptığınız samimiyetsiz çağrılarınız ile 3 dakikalık gelecek kaygılı showlarınız , ay biz yaşamiiiicaz bununlaaaaa diyen "share"li "repost"lu isyanlarınız? Yeterli bugünlük bence evet, diğer Atatürklü içeriği de yarın girersin, 3 güncük ortalama ne de olsa eskiye dönmek?
15 Mart 2016 Salı
12 Mart 2016 Cumartesi
Alkol Leğeni
Uyku önemli. Bugün cumartesi. Uykumu bölüp ofise geldim. Şimdi eve geri dönücem. Şu alttaki ayı gibi uyucam. Akşama çıkıyor muyuz gençler? Dün geceden kalma kafalar. Elimde sosli ekmek ile taksimde metroya bindim. Sonrası yok. Beni şöyle iyi bir alkol leğenine basın.
8 Mart 2016 Salı
Berlin Gezi Notları (3) ve (4)
Şimdi size karlı Berlin görselleri paylaşınca, bu yazıların ne kadar geciktiğini anlayacaksınız, haklısınız, 3. ve 4. günü toparlayıp güzelce bir yazı ile Berlin notlarımı bitiriyorum ve bahara giriş yapıyorum. Efendim, bahar deyince minik bir "Bu aralar aşık olduğum 5 Şey" ve şehirde ne olup bitiyor listesi de yapacağım. Güzel bir bahar beklentisindeyim. İçerik olarak alkol ve deniz kenarından oluşuyor. Bence oluru var.
3. gün Mohrenstrasse'den metroya atlayıp Alexenderplatz'ta iniyorum. Çok şanslıyım çünkü iyi connected olan bir lokasyonda kaldım. Berliner Dom'un arkasında, köprü altında bir ziyaret ile başlıyorum güne. DDR, Demokratik Almanya Cumhuriyeti tarihini anlatan, bol yaşam örneği olan kapsamlı bir müze. Minicik odalara dünya kadar detay sığdırmışlar. Çekmeceleri açıp müzikler dinliyor, tutsak odalarındaki tuvaletleri izleyip, 70'li yıllardaki kreşlerin eşyalarına dokunuyorsunuz. Güzel bir deneyim. Spree kıyısında, Karl-Liebknecht-Str. 1 'de.
Altes Museum'a gittim çıkışta. Müzeler adasının tam ortasında. İçeride Antik Çağ'a ait eserleri görmek mümkün. 1845 yılına kadar Kraliyet Müzesi olarak kullanılmış. 2.Dünya Savaşında hasar almış ve 1966 'da restore edilmiş. Valla bravo.
Hackhescher Markt'a gittim yol üstü. Sıcak şarapların, türk gözlemelerinin yapıldığı mini bir kermes vardı. Berlin'e gidip gözleme yemicecem için, şöyle bir dolandım çıktım. Ama bina çok güzel, etrafında fiyakalı bira evleri ve üstelik Weihenstephaner'in bir de orijinal bir mekanı var. Aşık oldum!
Alexenderplatz'dan S5, S7 ve S75 numaralı trenler ile Warschauer durağında inip doğrudan Berlin Duvarı'nın kalan kısmına ulaşıyorsunuz. East Side Gallery olarak bilinen tarihi ve ünlü parça, halkın suratına "al ulan, utan" dermiş gibi Spree'ye paralel olarak öyle uzanıyor. Karlar altındaki duvar çevresinden ve güzel 1-2 renkli çalışmayı buraya bırakıp afilli köprü Oberbaumbrücke'ye yürüyorum efendim. Duvarın tarihi hakkında uzun bir nutuk çekmicem ama açıkçası mantık muhteşem yaa! Eskişehir'den sonrası için acil 1 tane Anadolu'ya çekilmeli.
Çaktırmadan köprünün solunu kestiğimde, Watergate'i görüyorum, tekno müzik dinleyip bira içeceğim günleri hayal ediyorum, buranın bilinen ve sevilen klüplerinden. Ama Dünya'nın en iyi ve ünlü klübü Berghain, Berlin'de konumlanmış, duvara 5 dakika yürüme mesafesinde, bu konu hakkında ayrıca yazıcam.
Köprü, kızıl tuğladan yapılmış, Spree'nin 2 yakasını bağlıyor. Berlin Duvarı ile birlikte dönemin simgesi olmuş. Sarı renkli U-Bahn üzerinden geçerken, çok depresif bir görüntü bırakıyor. Üzerinden yürüyerek geçtim ve Schlesisches Tor'dan metroya bindim. Köprüden inince Burgermeister diye bir hamburgerci var, çok güzelmiş, denemedim ama iyi yorumlar alıyormuş. Bir yolluk yenir. İstikamet 36_34 Kreuzberg, Silvia - Killa Hakan emin ellerde!
Kottbuser Tor, Kreuzberg'e doğrudan ulaşabileceğiniz U-Bahn durağı. Üstüne karamsarlık çökmüş bir semt burası. Yanlışsa düzeltin, Berlin'de 300.000 Türk yaşıyor. En yoğun olduğu bölge Kreuzberg. Çarşıdan içeri girince, Avcılar'dan hiç bir farklı yok. Pazar arabası sürükleyen teyzeler, kapı önünde tespih sallayan, çay bardaklı esnaf, buram buram döner kokan kaldırımlar, sallanan Şahinler marka sucuklar, Melek Pastanesi, Dilek Blumen Shop, gerçek bir açık hava kültür seyri Smyrna Kuruyemiş ahahahha. Oranien Str. ve Naunyn Str. 'de yürüdüm. Killa Hakan'nın da dediği gibi -Burası Berlin, yani Küçük İstanbul!-
Aynı duraktan Friedrichstrasse yönünde hostele döndüm. Hava yumuşamıştı. Yol üzerinde Rossman'dan 1 Euro'ya beyaz şarap aldım. Aynen, rujlarla aynı yerde şarap da satılıyor. Geç bir saate kadar çakır keyif valiz topladım.
4. ve son gün erken çıkış yaptım. Öğleden sonra olan uçağa kadar, 2-3 saatimi Deutsches Historisches Museum'a ayırdım. Prusya ve Almanya tarihini ayrıntılı gezebileceğiniz en kapsamlı müze burası galiba. 8 Euro girişi var, Berlincard'a dahil değildi. Hitler dönemi asker eşyaları, dönemin tarihi yüzleri, savaş belgeleri ve duvar tarihi ile ilgili kısım hoşuma gitti. Aaa bir de Napolyon'nun boydan kocaman bir tablosu var. Oldukça renkli. Gezmeye çok değer. Unter Den Linden Str. 2'de.
Listeme uzak olduğu için alamadığım 2 müze ve 1 lokasyon ismini yazmadan geçmicem. Hamburger Bahnhof Modern Sanat Müzesi, Gemaldegalerie Sanat Müzesi ve Prenzlauer Alle bölgesi. Bir gün tekrar gidersem ziyaret listesinin üzerindeler.
Berghain konusuna geri döncek olursam, eskiden bir fabrika olan, son 10-15 senedir, elektronik müzik ve tekno kültürüne tapanların hacı olma yeri. Giyim adabı, kitlesi, katı telefon kuralı, dealer'ları, günler süren partileri ve ödüller alan konsepti ile Dünya'nın en iyi klübü sıfatını kimseye bırakmıyor. Berghain'a öyle girilmez, içeri alınırsınız ya da alınmazsınız. Ben bu ziyaretimde yer veremedim. Mekan hakkında daha da fazla anlatcak bişiyim yok.
Berlin macerası, yine soğuk bir öğleden sonra İstanbul'a dönmemle son buldu. Ve telefonsuz. Geldikten uzun bir süre sonra başka bir iphone aldım, gözüm gibi bakıyorum. Kıro istanbulda çalınmadı, gitti Berlin'de çalındı, ona yanarım. Efendim, iyi bir hafta olsun dicem ama şunu yazarken bile midemde kramplar var. Keşke elmaya dönüşsem, Amasya'da bir ağaçta felan yaşardım. İyi olmaz mıydı?
Küs uyumayın. İyi haftalar.
Küs uyumayın. İyi haftalar.
7 Mart 2016 Pazartesi
Mim, Bok İkonu Hayatım ve 30'a 3 Hafta Kala
Ben valla maytap geçer gibi, bir yazdım bir yazmadım, Berlin notlarım kaldı taslaklarda öööyyleee, sokak itleri gibi çalışıyorum.
Mideme kramplar giriyor çok, kahveden.
Dün gece uykumdan ağlayarak uyandım, soluma döndüm yorgana sarıldım, geri uyumuşum, o arada neye bağırdımı burada yazamıcam ama içler acısıyım kızlaaarrr.
Berlin'i 3 ve 4 günü birleştirip yazıp bitircem, biraz işlerim azalır gibi oldu ama asıl olay Nisan'dan sonra başlıyor.
Başka haberler olaylar var, 1 aydır hayatım ayfonun bok ikonu gibi geçti, napıcamı şaşırdımöööööö.
Aaaaaaa mim yapmışsınız, hayretler içindeyim, ama J de yapmış, dünyanın sonu mu geldi noldu? Kesin bir sik oldu haberim yok. Mim bizim işimiz, cevap vericem ve gidicem. Giderken de Fermina na na na na diye eko yapıyorum.
1) Yakın çevrenizdeki insanlara blogunuzdan
bahsediyor musunuz?
Argo
dilimi kaldırabilecek olanlara alt yazı şeklinde geçiyorum ama okumaları için değil. İddaalı bir şey yapmıyorum en nihayetinde. Okunursa zaten okunur.
2) Neden blog yazıyorsunuz?
Kendi kendime konuştuğumu sanıyordum, olmadığını bilmek güzel oldu. Şimdi yazdıklarımı
unutmamak için not aldığım bir yer gibi. Sosyalleşiyorum burası sayesinde.
3) İlk yazınız ve son yazınız arasında nasıl bir
fark var?
İlk yazılarımda Cengiz
Kurtoğlu gibi gereksiz bir dert ile yazıyordum. Şimdi ise tarzı, otobiyografi olabilir. Peynirimsi.
4) Blog yazmak normal yaşantınıza ne kattı?
Takip ettiğim bloglar; kimsenin
henüz keşfetmediği, kütüphanede bulunmasın diye yerini değiştirdiğim kitaplar
gibi.
5) Yakın arkadaşlarınıza blog yazmalarını önerir
misiniz?
Bence blogspot yazacaklar
zaten çoktandır yazıyor. Gerisine önermiyorum.
6) Hangi kaynaklardan ilham alıyorsunuz?
Kendimle ilgili
yazacaklarım elbette özgün ama bir bilgi paylaşıyorsam mutlaka kaynak kullanıyorum.
Wiki’den teknik bilgiler, şehir ile
ilgiliyse Timeout Istanbul. Seyahatlerimi kendim planlıyorum ama Tripadvisor’dan destek
aldığım oluyor. Google Map, Instagram Venue, Pinterest ve Yelp kullanmayı
seviyorum. Like-a-local siteleri bolca takip ediyorum.
7) Diğer blog sahipleriyle iyi iletişim kuruyor
musunuz?
Bilmem, galiba boka
basıyorum bu konuda , yok kuramıyorum yaa, onlar beni çok arayıp soruyor ama ben
hayatı biraz hızlı yaşadığım için onları ihmal ediyorum. Özür dilerim. Etmiycem
bi daha.
8) Şikayetçi olduğunuz konular var mı?
Ayyy offf var! Olmaz mı? Boş mezar
olsa gircek, bedava kozmetik ürünlerini, çirkin suralarında deneyip, “bu
föndöteni tivsiyi ediyirim” diyen kezolara, “Blogunuzu çok beyendim, bana da
beklerim” diyenlere, bakınca da blogta kısır-poğaça yapan köylülere sinir
oluyorum. Çağırmayın çünkü gelmiycem!
13 Şubat 2016 Cumartesi
Berlin Gezi Notları (2)
Çok geç yazdım farkındayım ama ne keyfim ne de zamanım var. Kalan yerden devam. Berlin 2. gün...
Hiç iyi bir gece geçirmedim hostelde. Verimsiz bir uyku, gürültülü odalar, bir de hasta, dikkatsiz, gürültülü bir Çinli yüzünden 8'de kalktım. Odadaki herkesi uykusuz bıraktı lanet hasta herif. Biraz dolandım, kahvaltı yaptım, internete girdim. Yahudi Anıtları'na doğru yola çıktım. Çok enteresan bir açık hava müzesi. Gri bloklar rahatsız edici ve ürpertici bir ortam yaratmak için yapılmış. Ben karla kaplıyken duvarların arasında yürüdüm. 1 kişi dahi yoktu. Katledilen Avrupalı Yahudiler Anıtı, Memorial to the Murdered Jewish of Europa , Cora-Berliner Str. 1 'de.
Hiç iyi bir gece geçirmedim hostelde. Verimsiz bir uyku, gürültülü odalar, bir de hasta, dikkatsiz, gürültülü bir Çinli yüzünden 8'de kalktım. Odadaki herkesi uykusuz bıraktı lanet hasta herif. Biraz dolandım, kahvaltı yaptım, internete girdim. Yahudi Anıtları'na doğru yola çıktım. Çok enteresan bir açık hava müzesi. Gri bloklar rahatsız edici ve ürpertici bir ortam yaratmak için yapılmış. Ben karla kaplıyken duvarların arasında yürüdüm. 1 kişi dahi yoktu. Katledilen Avrupalı Yahudiler Anıtı, Memorial to the Murdered Jewish of Europa , Cora-Berliner Str. 1 'de.
| Görsel kaynak : durmakesfet.blogspot.com.tr |
Brandenburg Tor ise 18.yy 'ın ihtişamı ile tam şehrin ortasında. Berlin'in önemli bir simgesi, duvar yapılınca doğuda kalmış. Tepesindeki olayı, Napolyon söküp Paris'e götürmüş, O'nu yenen kral geri alıp Berlin'e getirmiş. Valla iyi kafa. Ben olsam Napolyon'dan rica ederdim. O da vermezdi. Efendim şöyle güzel bir görselini paylaşıp, Bode Müzesi'ne geçiyorum.
![]() |
| Görsel kaynak : gogermany.com |
Unter Den Linden Caddesi, doğruca müzeler bölgesine gidiyor. Üstünde bulunan Brandenburg metro kapısından çıkan 2 eleman yanıma yaklaşıp bişiler soruyor, cevap vermeden devam ediyorum ama akıl edip telefonumu korumuyorum. Cebimden almışlar. Polis buluyorum, unut onu diyor, ehh yeter o zaman, ben tatildeyim diyorum ve programa devam ediyorum. Tüm bunlar sadece 20 dakikada oluyor. Bir sürü güzel resim ve anı telefonda gidiyor.
Şoku atlatıp, Bode Müzesi'ne gittim. Şarjım %45! Üzüntüden ölücem ama ısınınca biraz toparlıyorum. Bir kahve içtim. İnternet buldum. 1-2 kişiye haber verdim.
Bode Müzesi, içi çok güzel, keyfim yerine geldi. Irmak kenarında, her yer beyaz. Manzara muhteşem. Bizans dönemine ait heykeller, paralar ve daha eski çalışmaları görebilirsiniz. Üst katlar çok güzel kahve kokuyor! Am Kupfergruben'de.
Alte Nationalgalerie hemen karşısı. 19. Yüzyıl ile 21. Yüzyıl arası Neoklasik, Roman ve Modernist bir çok esere ev sahipliği yapıyor. Açıkçası, hırsız olayından hemen sonra şu heykel beni çok güldürmüştü. İçerideki büyük okul turunu ve viyak ciyak çocuklar harici hoş bir ziyaretti. Bode-Strasse 3'te.
Programımda St. Hedwig Katedrali vardı ama üst caddeden yürümek istediğim için rotamın dışına çıkmıştım. Zaten sonra telefonum çalındı.
Berliner Dom çok çok güzel bir yapı, galeri çıkışı tam da meydanda. Yapı beni çok etkiledi. Açıkçası içine girmeyi canım istemedi bile. Meydanda biraz izledim. Hırsızlık yapan çocukları tekrar gördüm ve hızlıca uzaklaştım.
Meşhur TV Kulesi Berliner Fernsehtrum devasa büyüklükte. Hemen önündeki güzel parkta biraz dolaştım. Neptünbrunnen ve Marienkirche parkın içinde. Kulenin arkası Alexanderplatz'ta ertesi günde takıldım.
Günü biraz erken bitirdim ve akşam üstü yemeği için Pure Origins'e geçtim. İşletmecileri sanırım Türk. Güzel bir tost ve harika bir Earl grey çay içtim. Litfassplatz 3'te. Yemekten sonra otele döndüm, aşırı soğuktu, karın durmasını ve ısınmayı bekledim. Biraz kendime geldim ve çıkıp Friedrichstrasse 'ye doğru yürüdüm. Doğu Berlin'i iliklerinize kadar hissettiğiniz, insanlarının biraz daha donuk ve alım gücünün Batı'ya göre düşük olduğu, 2.el kıyafet dükkanlarının bolluğunu gördüğünüz bir bölge. Yine araştırıp bulduğum, Motz-Der Laden 'den eski ve kullanılmış bir koyun yünü kazak ve annem için bir porselen şekerlik buldum. İkisi toplam 8 Euro tuttu. Friedrichstrasse 226'da. Garip bir yer. Çalışanlar İngilizce bilmiyor. Ben çok lokal yerlerden hemen etkileniyorum. Devamında ise Kik 'e uğradım. Burası da japan pazarı gibi bir yer. Çok severim bilirsiniz. Çok havalı kışlık çoraplar, masa üstü dekoru, tshirtler ve pofidik bir bluz aldım. Hepsi 20 Euro tuttu. Friedrichstrasse 225'da.
Yol üstü Check Point Charlie'i unutmadım. Charlie, duvar zamanı yıkılmadan önceki son askermiş. Müzesine girmedim. 2. Dünya Savaşı tarihine bir miktar mesafeliyim. Hava iyice soğudu. Sokaktan kocaman bir tabak patates aldım ve otele yürüdüm. Kar başladı...
3. Gün : Karlar altında Alexanderplatz ve DDR Museum, Altes Museum, East Side Gallery, Warschauer, Oberbaumbrücke, Oranienstrasse, Kreuzberg, Naunynstrasse ve Kottbusser Tor!
Alte Nationalgalerie hemen karşısı. 19. Yüzyıl ile 21. Yüzyıl arası Neoklasik, Roman ve Modernist bir çok esere ev sahipliği yapıyor. Açıkçası, hırsız olayından hemen sonra şu heykel beni çok güldürmüştü. İçerideki büyük okul turunu ve viyak ciyak çocuklar harici hoş bir ziyaretti. Bode-Strasse 3'te.
Programımda St. Hedwig Katedrali vardı ama üst caddeden yürümek istediğim için rotamın dışına çıkmıştım. Zaten sonra telefonum çalındı.
Berliner Dom çok çok güzel bir yapı, galeri çıkışı tam da meydanda. Yapı beni çok etkiledi. Açıkçası içine girmeyi canım istemedi bile. Meydanda biraz izledim. Hırsızlık yapan çocukları tekrar gördüm ve hızlıca uzaklaştım.
Meşhur TV Kulesi Berliner Fernsehtrum devasa büyüklükte. Hemen önündeki güzel parkta biraz dolaştım. Neptünbrunnen ve Marienkirche parkın içinde. Kulenin arkası Alexanderplatz'ta ertesi günde takıldım.
Günü biraz erken bitirdim ve akşam üstü yemeği için Pure Origins'e geçtim. İşletmecileri sanırım Türk. Güzel bir tost ve harika bir Earl grey çay içtim. Litfassplatz 3'te. Yemekten sonra otele döndüm, aşırı soğuktu, karın durmasını ve ısınmayı bekledim. Biraz kendime geldim ve çıkıp Friedrichstrasse 'ye doğru yürüdüm. Doğu Berlin'i iliklerinize kadar hissettiğiniz, insanlarının biraz daha donuk ve alım gücünün Batı'ya göre düşük olduğu, 2.el kıyafet dükkanlarının bolluğunu gördüğünüz bir bölge. Yine araştırıp bulduğum, Motz-Der Laden 'den eski ve kullanılmış bir koyun yünü kazak ve annem için bir porselen şekerlik buldum. İkisi toplam 8 Euro tuttu. Friedrichstrasse 226'da. Garip bir yer. Çalışanlar İngilizce bilmiyor. Ben çok lokal yerlerden hemen etkileniyorum. Devamında ise Kik 'e uğradım. Burası da japan pazarı gibi bir yer. Çok severim bilirsiniz. Çok havalı kışlık çoraplar, masa üstü dekoru, tshirtler ve pofidik bir bluz aldım. Hepsi 20 Euro tuttu. Friedrichstrasse 225'da.
Yol üstü Check Point Charlie'i unutmadım. Charlie, duvar zamanı yıkılmadan önceki son askermiş. Müzesine girmedim. 2. Dünya Savaşı tarihine bir miktar mesafeliyim. Hava iyice soğudu. Sokaktan kocaman bir tabak patates aldım ve otele yürüdüm. Kar başladı...
3. Gün : Karlar altında Alexanderplatz ve DDR Museum, Altes Museum, East Side Gallery, Warschauer, Oberbaumbrücke, Oranienstrasse, Kreuzberg, Naunynstrasse ve Kottbusser Tor!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)








