4 Ocak 2026 Pazar

Yeni Gelmedik. Geri Geldik.

Merhaaaabaaa. Yeni Gelmedik. Geri Geldik :D

Bu blogu bilenler, bilmeyenler… N’apıyorsunuz yaa, anlatın; oturmaya mı geldik?

Ayol ressssmen en son dört sene önce yazmışım!

Mevzuya girmeden önce size çok samimi bir soru soracağım: Dört sene ne ara geçti? Yuh. Yüzsüzce dört sene sonra buraya geldim ve açık konuşayım; ne yazacağım hakkında hiçbir fikrim yok hahaha. Olan biteni toparlayabilmek için Instagram arşivime geri dönüp bakmak zorunda kaldım ve notlar aldım. Niye? Çünkü size ve bu bloga duyduğum saygıdan. Madem bu kadar zaman geçmiş, bari karşılıklı eğlenelim.

Sert bir dört sene geçirdim dostlar. “Tamam ya, bundan sonrası kolay” derken, oyunda bir anda çok inandığım o kurgu karakterimle ve egomla yüzleşme patch’i açıldı. Türkçedeki tam karşılığını hâlâ bulamıyorum; büyümek mi, hayatı filtreden geçirmek mi, artık üstüme uymayan maskeleri tek tek çıkarmak mı… Ama şundan eminim: yüzleştiğim her mesele, o çok güvendiğim “Sıla” karakterinin başının altından çıkıyormuş. Ve kendisi gerçekten çok yorucu bir kurummuş. Zaman zaman Türkiye’nin devlet dairelerine benziyormuş. İçine giriyorsun, düzeltmek istiyorsun ama neresinden tutsan elinde kalıyor lol.

Covid döneminin bende bıraktığı yorgunluk ve zihinsel verimsizlikle birlikte Berlin’de sürekli şikâyet eden ama değişiklik yapmaya hiç niyeti olmayan bir turşuya dönüşmek üzereydim. Üstelik kendime hiç bakmadım, kilo aldım, çok alkol ve daha buraya yazmaya gerek duymadığım şeyler. En son yazmayı bıraktığımda Marije Berlin’de Erasmus’a başlamıştı ve bana çok yakın bir yerde oda buldu. Onunla daha sık ve acayip keyifli vakit geçirdim. Bu kısmı İngilizceden Türkçeye çevirsem net “she helped me to get my shit together” olurdu. Aynı dönemde en yakın arkadaşım Keykan’la daha da yakınlaştık; hayatlarımızı ve osuruk karakterlerimizi çözümleme evresine birlikte girdik. Bu dört senede bendeki emekleri için ikisine de minnettarım. Bloglarca yazsam bitmez.


Alkole ve düzensiz yemeklere 2022 başında bir dur demeye çalıştım ama yetmedi ve üzerimdeki nereden geldiği belli olmayan bu manevi yükün ne olduğunu ve bunu nasıl hafifletebileceğimi anlayabilmek için Ayahuasca yaptım. (Belki bu kısım daha sonra ayrı bir blog yazısı olur) Mevzulara aslında sert bir giriş oldu. Orada gördüm ki bu yöntem bir “çözüm” değil, aslında bir başlangıçtı. Konfor alanımın dışına çıkmam, fiziksel ve mental sağlığıma ciddi şekilde yatırım yapmam gerektiğini söyleyen bir ödevle döndüm. Aynı yaz, kardeşim evlendi. Hâlâ bana yaptığı şakalardan biri gibi geliyor ajdjfjf. Zaman diye bir şeyin olmadığının canlı kanıtı. Düğünden sonra çantamı alıp ilk kez tek başıma Naxos’a yaz tatiline gittim. O yaz gerçekten çok güzeldi. Sonbaharda Berlin’e döndüğümde birkaç date’e çıktım ve biriyle görüşmeye başladım. Haber ajansındaki işim Covid sırasında giderek daha yoğunlaşmıştı ama buna paralel olarak şirkette olan bitenden (EU’da Rusya’ya uygulanan ambargolar, banka hesaplarına el konması, şirketin ufaktan Almanya’dan kovulması, CV’imin değersizleşmesi vs. vs. tatsız şeyler) inanılmaz mutsuzdum. Ardından Abu Dhabi’ye gittim, sonra da yeni yılı kutlamak için Fas’ta bir road trip yaptım. Dev bir çanta ve en yakın arkadaşlarımla yaptığım 2000 km’lik bu yolculuk bir kaçış mıydı yoksa bir arayış mıydı, cidden hâlâ bilmiyorum. Döndükten sonra dört aylık ilişkimi bitirdim. İçimde bir şeylerin ciddi anlamda uyumsuz olduğunu hissettim.



2023’e girer girmez ikinci Ayahuasca çağrısı geldi. Bu sefer tüm tuşlara bastım. Büyük bir dağılma, ardından toparlanma ve yeniden kurma süreci başladı. Yazıyla anlatınca kolay gibi duruyor değil mi? Ama; sanki ölmek üzere olduğunu fark edip “yok, bu böyle olmayacak” diyerek geri dönüp kendi karanlık taraflarınla yüzleşmeye karar vermek gibi bir durumdu. 2023 tam olarak böyle bir seneydi. Ayahuasca’dan döndükten sonra büyük bir kırılma yaşadım ve iş değiştirme kararı aldım. Gerçek dünya işlerine döndüm; Alman vatandaşlığı meselesini biraz askıya aldım. CV’mi yeniledim, iş aramaya ve görüşmelere başladım. Her şey yaklaşık dört ay içinde oldu. Bu sırada Amsterdam, Valensiya, Türkiye ve St. Petersburg seyahatleri yaptım. Rusya’da devletin düzenlediği ve ajans adına gittiğim o beş günlük seyahat muhtemelen benimle mezara gider. O dönem ajans, benim için kurulacak yeni merkeze, yani Abu Dhabi’ye taşınmamı teklif etti. Peki ben onlar için gittiğim St. Petersburg’tan döndükten bir gün sonra ne yaptım? Yeni iş teklifini kabul ettim ve istifamı verdim. İstifadan sonra Keykan’la Atiya’ya, oradan da yine Naxos’a tatile gittim. Müthiş güzel iki haftaydı. Döner dönmez, neredeyse hiç ara vermeden yeni işime başladım (ki şimdi buradan bakınca bunun bir hata olduğunu düşünüyorum). Hayatımda gerçekten yeni bir level açılmıştı. Yıl sonuna kadar spora ağırlık verdim ve Noel / yeni yıl tatili için on günlük İzlanda turunun planlarını yaptık. Niyetimiz kuzey ışıklarını görmekti ama kuzey ışıkları hariç adada görmediğimiz bir şey kalmadı ahahaha. Kıyıya avlanmaya gelen dev balinalar da buna dâhil. Hatta çok alakasız bir şekilde, yıllar önce haber ajansında tanıştığım ve birlikte çalıştığım, Reykjavik’te yaşayan bir arkadaşımla bile buluştum. Adanın kendisi, başlı başına bu dünyadan olmayan bir yer gibiydi.


2024 açıkçası keyifli başladı. Kendi farkındalığımın arttığı, fiziksel ve ruhsal dönüşümümün görünür hâle geldiği bir yıl gibi hissettirdi. Kendimi çok iyi hissediyordum. Yeni işime alışmaya başlamıştım. İş için gittiğim Barselona’yı gezme fırsatım oldu. Eski blog yazılarından belki hatırlayanlar vardır; baharda İstanbul’daki en yakın arkadaşım Ali’nin nikâhına gittim ve bir süre remote çalıştım. O yıl ilk kez Keykan’la birbirimizin İstanbul’unu keşfetme şansı yakaladık. Bu arada, aranızda Unkapanı Pilavcısı’nı bilmeyenler varmış? Ben de kendisini gerçekte var olduğuna ikna etmek için Unkapanı Pilavcısı’na götürdüm. Yazın tam ortasında, her şey yolunda gidiyor derken Berlin’e döndüğümde bir kalp kırıklığı ve reddedilme yaşadım. Bu mevzu beni biraz sarstı. O ara kafam dağılsın diye Alman vatandaşlığımı aldım (evet arkadaşınız o sırada Alman olduuuooo ajdsjjfjf ) ve yeniden online dating dünyasına dönmeye çalıştım. Kendime dürüst olmaya söz verdiğim için kısa sürede dating mevzularını saldım. Aslında iyi de oldu. Yaz mevsimine ve arkadaşlarıma odaklandım. Keykan’la birlikte Budapeşte’deki Ozora Festivali’ne gittik. Acayip eğlenceli bir kamp yaptık. Size tüm samimiyetimle söylüyorum dostlar: 38 senelik hayatımın şakasız en güzel 10 günüydü. Aşırı saçma ve aşırı iyi bir festivaldi. Yazın son günlerini yaşamak için yine Malta’ya, Enis ve Ezgi’nin yanına gittim. Öncesinde İstanbul’daki eski ev arkadaşım Gökçe Berlin’e beni ziyarete geldi. Evimden bağlanıp CNBC-e ve Bloomberg’te ekonomist olarak canlı yayına çıkması ve geldiği ilk gün pasaportunu ve cüzdanını Prenzlauer Berg’te daha ilk oturduğumuz mekânda çaldırması dışında kalan zamanlarda benimle güzel bir yaz geçirdi :D Malta’dan sonra Amsterdam’a gittim. Marije’nin evindeydim. Kasım’ın ilk haftasıydı, Hindistan’daki bir haftalık iş gezimden yeni dönmüştüm, remote çalışıyordum. Yeni işimdeki baskı ve şirket iş modelinin (lisanslı yazılım satışı ve lisanssız kullanımların takibi) bende yarattığı inanılmaz mutsuzluk nedeniyle bir anda ciddi bir duygusal çöküş yaşadım. Berlin’e döndüğümde Keykan’la işimi bırakma ve hayatlarımızın genel gidişatı hakkında uzun konuşmaların olduğu bir döneme girdik. “Dönem” diyorum çünkü bu mesele bir akşam bir kahve içip çözülecek gibi değildi. Yaklaşık altı ayımızı aldı. Açıkçası bu süreçte aklımı toparlayabildiğim tek yer spor salonu ve en yakınımdaki bir iki kişiyle geçirdiğim günlerdi.

       


2025’e girdiğimde ise kafamda tek bir soru vardı: Bir hedefim mi eksik, yoksa artık yavaşlamak mı istiyorum? Hayatım akarken içimde sürekli bir kaygı vardı. “Mutlu olduğum bir işim neden hiç olmadı? Başarılacak ne kaldı? Bir hedefim, bir hayalim bile yok, o zaman ben yetersiz miyim?” sorusu beni sürekli rahatsız ediyordu. Oturup buna bir çıkış yolu bulacak motivasyonu günün sonunda kendimde hiç bulamıyordum. Son on yılda yaptığım seçimlere dönüp baktım. Yürümeyen ya da benim yürütmediğim romantik ilişkileri, kopan ya da zayıflayan yakın arkadaşlıkları, değiştirdiğim evleri, şehirleri, kendimi içinde rahatsız hissettiğim, aklıma gelen bir sürü sosyal veya psikolojik detayı didik didik etmeye çalıştım. Senenin başlarında en yakınımdaki insanlarla burada detaylarına giremeyeceğim tartışmalar yaşadım. İşim, haber ajansından sonra aslında hiç fena değildi. İyi para kazanıyordum. Ancak sorumlusu olduğum pazar Türkiye olunca kafamdaki soru işaretleriyle daha da arttı ve son derece mutsuz bir bahar dönemi geçirdim.



Ve sonra… 1 Nisan’da göklerden bir karar indiiiiii: 2026’da Berlin’de yarı maraton koşacağım ve yıl bitmeden 500 km tamamlayacağım. Bu kart, kendimi tam anlamıyla hedefsiz ve mutsuz hissettiğim bir anda açıldı. Ben de o kartı alıp oynamaya karar verdim. Şimdi dönüp bakınca bu karar bana biraz iddialı geliyor. Çünkü kim tam da 40 yaşına girdiği gün, dili götünde 21 km koşar ki yani? Krizin tam ortasına benzin dökmek gibi bir şeydi bu. Koşulara başladım. 2, 3, 4, 5, 7 km… Yetmedi, koşu kulüplerine gittim. Load Berlin ile düzenli koşulara çıkmaya başladım. Yeni başlayanlarla, yıllardır koşan insanlarla tanıştım, yeni arkadaşlıklar kurdum, koşan arkadaşlarımı destekledim. Koşmayı yeniden sevdim. Haziran’da tatile Türkiye’ye, ailemin yanına gittim ve o sırada aslında çok zor kabullendiğim ama artık tam olarak emin olduğum bir gerçeği kabul ettim: burnout yaşıyordum.

Temmuz’da Berlin’e döndüm ve Adidas’ın 10 km yarışında koştum. Hayatımda katıldığım ilk yarıştı ve çok eğlendim. Ağustos’ta iş yerimin 2026 için bana önerdiği pozisyonu ve çözümü beğenmedim. Türkiye’den sonra tekrar Naxos’a tatile gittim. Gitmeden hemen önce de iş yerimle karşılıklı olarak kontratımı feshettik. Çok garip bir şekilde her şey olması gerektiği gibi oldu: bu sefer tatilde tektim ve buna gerçekten çok ihtiyacım vardı. Tek istediğim; uyku, yemek, yüzmek, koşmak, okumak, anime izlemek ve bazen de hiçbir şey yapmamaktı. Aynen öyle oldu. Dönüş yolunda, Atina’daki son akşamımda Acropolis Müzesi’nin bahçesine oturdum. Müzenin ışıklarını ve yaz akşamını izlerken kulaklığımda Komodo Kolektif’ten Djakarta 3000 çalıyordu.

Çok kısa bir süre Berlin’de kaldıktan sonra Malta’ya, Enis ve Ezgi’nin tekrar yanına gittim. Glitch Festival’de dans ettik, gündüzleri yüzdük, gym’e gittik, uzun kahvaltılar yaptık, akşamları koştuk, yemekler pişirdik, bol bol goygoy yaptık. Çok ama çok güzel bir on gündü. Berlin’e döndüğümde şehir maraton haftası nedeniyle spor ve koşu etkinlikleriyle doluydu. Full maraton koşmamış olsam da, koşmuş kadar eğlendim. Partilere gittim, markaların etkinliklerine katıldım, yeni insanlarla tanıştım ve onlarla koşmaya devam ettim. 30 Eylül ise son iş günümdü. Offboarding yaptım, akşam 5’te ofisten çıktım, eve geldim, yemek yedim ve One Piece izledim. O an sanki evin içine tuhaf bir yavaşlık ve huzur yayıldı. Hayatımda hiç ama hiç oynamadığım bir level daha açıldı: kariyer arası.

Son iş günümün üzerinden tam üç ay geçti. Bugün arkadaşlarıma sorsanız dünyanın en yoğun ve en çok eğlenen işsiziyim diyebilirler hahaha: koşmayı daha doğru öğrenmek ve uzun vadede kendimi sakatlamamak için birebir bir koşu antrenörüyle çalışmaya başladım. Bu yıl bitmeden toplam 500 km koştum. 29 Mart’ta Berlin yarı maratonunu koşacağım ve tam o gün 40 yaşıma girmiş oluyorum. Bunu şu an hayatımda ve kafamda bir milestone olarak belirledim. Hâlen haftanın üç günü gym’de güç antrenmanı, üç günü ise koşu antrenmanı yapıyorum. Tüm bu dört senelik süreçte ise romantik ve sosyal dünyam da sanırım daha “ne istediğini bilen” bir hâle dönüştü. Mesela yıllarca kafamda bir romantik partner modeli kurmuşum ama fark ettim ki ben o modelde biri değildim. O modelde biriyle birlikte olabilmem için önce kendime dönmem gerektiğini anladım. Bu manevi işler burnout’umu hızlandırdı mı? Muhtemelen. Ama yükü taşımak yerine içine çomak soktum. Ortalık dağıldı, ben de…

Şimdi baktığımda ise kendimin ve çevremin biraz daha farkında olduğum bir yerdeyim. Bana ve hayatıma değer getirmeyecek ve yük olacak karakterleri çözebiliyor ve bir sınır koymaya gayret ediyorum. Bana anlamsız, zerre faydası olmayan durumları, geçmişi, geçmişimi, geçmişte benim kalbimi kıran veya benim kalplerini kırdığım insanları, hatalarımı, zihnimde yer tutmaması için bilinçli bir çaba içindeyim. En sevdiğim ve bana en yakın olan insanlarla daha verimli zaman geçirmeye gayret ediyorum. Reiki öğreniyorum; Level 1’i tamamladım, haftaya da Level 2 eğitimim başlıyor. Günlük hayattaki küçük zaferlerimi sesli kutluyorum. Elimdeki en ufak güzelliklerin beni mutlu ettiğini görüyorum ve bunun için her gün minnet duyuyorum. Şikâyet edip kendi huzurumu kaçırmak yerine, “tamam, bunun da böyle olması gerekiyormuş” deyip, yüksek sesle “neeeexxxttt” diyerek ilerlemeye çalışıyorum. Bazen ise hiçbir şey ama gerçekten hiçbir şey yapmıyorum. Hayatta kaç defa dolu dolu “hiçbir şey” yaptınız? Öylece boşluğu izlemek, hiçbir şey düşünmemeye bile çaba göstermeden beyaz bir duvara bakmak, karanlıkta tavanı izlemek ya da sadece beş dakikalık bir meditasyon yapmak… Bunların sayısı kaç? Muhtemelen çok ama çok az. Yirmi sene çalıştıktan sonra hiçbir şey yapmamak zor veya bazen tuhaf geliyor ama buna ne kadar çok ihtiyacım olduğunu net bir şekilde görüyorum. Ve en önemlisi de… Bugüne kadar aklımı kaçırmadığım için kendimle gurur duyuyorum :D


Tabii ki hâlâ her şeyin cevabını bilmiyorum. Pek de bilmek istiyor muyum, o kısım da biraz paradoks. Ama ilk defa bilmemekle barışığım. Elimden geldiğince olanları özetlemeye çalıştım ama dört seneyi bir blog yazısına sığdırmak, hele de içinde bir karakter çalışması olunca, hakikaten aşırı zormuş. Üstelik şimdi dalga geçiyorum ama yazarken yine çok zorlandığım ve beni zaman zaman hâlâ zorlayan başlıklar var. Ama sanırım amaç da bu; her bir kelimeyi yazdıkça içimde organik bir kabullenme oluşuyor ve let it go başlıyor.

Bir sonraki yazı dört sene sonra olmaz umarım. Sizinle tekrar bir araya gelmek güzel. Kendinize iyi bakın, kahve için, sevişin ve asla küs uyumayın!

18 Şubat 2022 Cuma

BEDEL ÖDENDİ

"Heaven's not that, it's this 
It's the depth of this moment 
You don't reach for bliss 
God knows life is chaos 
But He made one thing true 
You gotta unwind your mind 
Train your soul to align"
Phantom Regret by Jim Carrey

Bu siirin hepsini ofiste dinledigimde aglamistim. Umarim is arkadaslarim gormemistir. Selam. Napiyorsunuz? Ben muthis gri Berlin havasinda Cuma gunu islerimi yapmaya calisiyorum ama yapamiyorum. Hic canim calismak istemiyor. 

Aksama cok sevdigim bir arkadasim Malta'dan bizi ziyarete geliyor, biraz eglenceli bir haftasonu olacak. 

Yilbasindan sonra hersey cok yavas ve eglenceliydi. Marije geldi, gitti.  Simdi bu aralar hazirlik yapiyor. Erasmusu Berlin'e okuyacak. Gercekten muko bir sene oluyor. 

Kizlar ekibi ile o hafta cok eglendik. Noel aksami Lily ile yemek yedik ve film izledik. Ertesi gun ekip, Noel kahvaltisi icin bize geldi. Tarcin, elinde salamli ekmek tutan Alex'i isirdi ahahaha.

Ocak ayinin koskocaman bir Pazartesi oldugundan suphelerim vardi ama ispat edemem. 

Rusya, Ukrayna'ya girer mi, bu virus omikrondan sonra efendi bir cocuga donusur mu, Almanya bana kalici oturum verir mi, bu Almanca ile yildizim ne zaman barisir, Izmir'e mi gitsem, en ucuz fotograf filmi hangi websitesinde var, sehirde guzel bir sergi nerede, kar yagar mi, evde yeterli miktarda sarap var mi, yaz ne zaman gelecek, tarcos evde bensiz napiyordur vb. sorular ile 2022'nin ilk iki ayini yedim ahahahah....

Bunlari kendime sorarken, yeni yil haftasi ilk kez Cinestill Siyah-Beyaz ile cekim yaptim. Asagida bazilarini sizinle paylasiyorum. Makina tabiki annemin makinasi. Cok,cok severek suan Kodak200 ile cekime devam ediyorum. Bu ay IG hesabimdan renkli baskilari yayinlayacagim. 

Gercekten cok uzun aramalar sonrasi, ebay'den temiz bir Olympus mju1 buldum. Borsa gibi, ikinci eli 250-300 eurolara kadar cikan ikinci el bir cihazi 80 euroya cozmenin hakli gururunu yasiyorum. Bu cihazda suan IlfordHP5 ile cekim yapiyorum, gelecek aya anca biter, siyah beyaz bir baski olacak ama cihazin kalitesi Dunya'nin dilinde. 

O arada bir kac date'im oldu ama havanin muthis depresif olmasindan galiba, hic devami gelmedi. Bunlar yerine evde aksamlari sarap icip The Office izliyorum, avaz avaz guluyorum. Ondan once de Aggretsuko izledim, ufff cok guzeldi!  Evde kendi kendime eglenmenin yerini hic birseyin almadigi bir doneme girdim. Neler oluyor, buna ne deniyor? 

Tarcin 12 yasina girdi. Evet koccccaman, agresif bir tepsi boregim var ve 12 yasinda oldu. Hala kira oduyor degil, sabah alarmi da duymuyor ve horluyor. 

Bana hala yaptigi espirilerden biri gibi gelse de kardesim nisanlaniyor. Bu haberler de kalmayip, Istanbul parti partnerim, muzik festivallerinde aranan dans ortagim, Dance Department kurucu ortagim Bugra evleniyor. Iki olayin ayni gun Istanbul'da olacak olmasi bence daha bombastik bir mevzu. Allahim sevdigi kuluymussun Silvia, 4 bilet yerine 2 bilet alacaksin. Durum boyle olunca, gecen haftalarda mutfagimi yenileyecek ic dizayn sirketine bir erteleme mesaji attim. Nisanlar, dugunler vs. kucuk kalbim bu finansal boslugu 2022'de kaldirirsa bence 100 sene daha yasar. 

Efendim, son bombayi da birakip gidiyorum. Pesini hic birakmadan gittigim bu Almanya macerasinin mottosu "donmucem" oldu. Gelecek ay kalici oturuma basvurarak resmi makamlara donmucem demek istiyorum. Resmiyette bir engelim yok cunku bedel odendi. Yoluma sadece oy kullanamayan yari Alman vatandasi olarak devam edecegim. Peki gelsin mi bir olumlama daha? "eeee Silvia, vatandaslik ne zaman?" Onu da buraya yazip kaciyorum arkadaslar. Hedef 2024 Kasim. 

 Kus uyumayin, sevisin ve kahve icin! Herkese iyi haftasonlar.





24 Aralık 2021 Cuma

Bazıları geçti, bazıları icin çok geçti : 2021

Merhabaaaaaa.

Evet bu senenin tam ozeti bu baslikta sakli. 

Napiyosunuz ya? Anlatin? Oturmaya mi geldik? Ahahaha. 

2021'de (utanc icinde) 1,  yazi ile bir blog yazisi yazmisim. Cunku senenin yarisini resmen bir kisi eksik calisarak bitirdim ve Malta tatilinden dondukten sonra soz verdigim guzel gorselli tatil ve sonbahar yazisini size yazamadim. Bilgisayar basina her oturusumda kafami ve basliklari bir turlu toparlayamadim. Aslinda paylasmaya deger bir suru sey olmustu. Boylece tam bir sene yedim. Ama geleneksel yil sonu yazimi atlamiyorum. Tabiki Exclusive gorseller ve bu sene icin atip tuttugum hedefler ile; buyrunuz sizi kapanis yazisina alalim. 




Malta tek kelime ile muhtesemdi. Sene ortasi ayrilma karari alan ofis partnerim bana tonla is yigdiktan sonra, bir nefes alayim, kafayi toplayim, kis sezonuna ekstra D vitaminli gireyim, az da gulup egleneyim diye Malta'ya gittik. Aslinda beklentim tamamen gebeslik yapmak, yemek yemek, Ekim ayinda yuzmek ve dostlarla iyi vakit gecirmekti. Ama ben oradayken zaman adeta durdu, adanin elindeki renklerin ve isigin icin usulca kayboldum. Bunda tabi hem ikinci kez gidisimin, hem de bana eslik eden arkadasimin payi vardir. Ama ozunde bu seyahat otuzbesimden sonra tatil anlayisimi oldukca degistirdi. Malta kendi kendine Akdeniz'in ortasinda oyle yasayip giden, ortamlarda "biz Afrika'da degiliz yiea" diyen, adeta "atanamayan Italya". Boyle olunca, uzun bir yaz yasamak, guzel yemekler yemek ve Akdeniz'in asiri yavas hayatina sahit olmak kacinilmaz oluyor. Analog cekim yapmak icin annemin kamerasi ve iki tane film ile gittim. Cok dogru karardi. Bir kac guzel gorsel asagida paylasiyorum ve yilin son ceyreginin "Berlin" kismina geciyorum... 



 
Aslinda bu ceyrek bana 3 ay degil, 3 hafta gibi geldi. Malta donusu kendi istegimle ofis hayatina geri gectim. Bunun bir kac nedeni var. Berlin'in gri-karanlik havasi evde calisirken gercekten cekilmez oluyor.  Digeri ise, bir tane daha depresif kis mevsimini ve oturma odasindan bozma is ortamini bunyemin kaldiramayacak olmasiydi. Eski yazilari okuyanlar belki hatirlayacaktir; alkolik, gurultucu, yasli ve deli komsum, polisi yuzlerce kez aramam ve avukatlarla gorusmelerim, caresizce ev arayisim, Dunya gundemi, Turkiye gundemi, is yukum ve icinde bulundugum pazar, sagliksiz homeoffice ortami, tuhaf datelerim, bazen bombos gecip giden haftaici aksamlarim vs. vs. Kisaca etrafimda sessiz sakin, ayni tempoda is yapan insanlarla aydinlik bir ortamda calismak bana iyi geldi. Yilin son ceyregine 100km/s hizla girdim ve eksik adam olmasina ragmen 10-18 dumduz calistim.




Malta'dan dondukten sonra Berlin'de sonbahari ve degisen renkleri izledim, guzel fotograflar cektim, daha cok vakit gecirmeye basladigim kizlar grubu ile birkac sergiye/bara gittim, ayni grup ile enterasan kart oyunlari oynadik, Alman bir cocuk ile tanistim, Marije sonbahar tatilinde Berlin'e geldi ve cok eglendik, dogum gununu kutladik, sabah 6'ya kadar icip, mutfakta Craig David ve Sting dinledik, Istanbul gezmesi icin hayaller kurduk, Almanla bir suru aksamimiz black out gecti, o kafa ile gece yarisi yemekler pisirdik ve hayvan gibi gulup eglendik, bir Cuma aksami otlu browni yaptik ve 2 gun yerimizden kalkamadik ajsjfjfj. Halimiz cok komikti. 




Botanik bahcesinin de icinde oldugu bir suru film yikattim, tuhaf bir depoya partiye gittim ve eve nasil dondum hafizamda yok, Noel marketinde kizlar ile sarhos oldum, Keykan ile bir turlu bitmeyen non-dual sohbetlerimiz oldu ve aklimizi kacirdik, Spotify'da cok iyi sarkilar kesfettim, IG uzerinden analog cekim yapan insanlarla tanistim, yeni sansolyemiz secildi, Berghain acilip kapandi ama gitmedik, 3. asi randevumu aldim, cok guzel yesil caylar kesfettim, Turk Lirasi'ni ve Euro ile odeme yapan musterilerimi dehsetle izledim, Refik Anadol'un yine muhtesem bir sergisine gittim, ofis ortaminda cok sevilen Secret Santa seysine katildim, wish list'ime analog film yazmistim, geldi mi? Geldi:) 


Tum bunlar bana 3 hafta gibi gelen bir zaman icinde oldu ama aksi ve yasli komsum icin bazı seyler artik çok geçti. Kendisini 20 gun once kaybettik... Benim o cirkin bagirtisini henuz bir gun once duydugum ama ertesi gun vefat haberini aldigim bir haftasonuydu. Ust komsusu kapisini calmis, cevap vermemis. Polis iceri girmis ve O'nu mutfakta oylece yerde yatarken olu bulmus. Duyan veya konustugum herkes kurtuldun dedi. Ama nedense bana inanilmaz bir huzun coktu. Son aylarda arkadas olmustuk ve sik sik konusuyorduk. Simdi ise penceresinde mum yakiyorum, komsularimi yerini yurdunu bulmalari icin darliyorum. Polisi ve kriminal buroyu gunlerce aradim. Bir turlu mezarini bulamadim. Kapisina not astik. Evini ve esyalarini bosaltmaya gelen birilerinden baska caremiz yok cunku ulastigimiz otoriteler ailesi olmadigimiz icin nerede yatar bir tane bilgi vermedi. Bu haberi de sizinle boyle buradan paylasmak istedim. Andy yasli, hasta, sakat, alkollu ve cok mutsuz bir sekilde bu dunyadan goctu. Tam da gecen sene bugun, noel aksaminda cok korkup polisi 2 kez aramistim. Yapmadigini, soylemedigini birakmadi. Ozel gunlerde ozellikle cok alkol alip kendini kaybederdi. Bir noel daha goremedi. Dort gozle mezarina gitmeyi bekliyorum. Pazar sabah 9'da tepesine dikilip, basbas bagirip onu uyandirmak istiyorum. "Seni aksi ihtiyar, kalk yerinden!". 


Bende izi kalacak bir 3 aydi. Noel tatiline girdik. Ben de 10 gun izine ciktim. Cok ihtiyacim varmiski bugun gozumu 11'de actim, biraz kahve goygoy, saatlerdir arkada bir jazz listeleri, sonra bir tur mini yemek alisverisi, hediyelerin paketlendi, planlar programlar yapildi, yeni bir seneyi bekliyoruz. Ama hosumuza ama zorumuza, bir sekil 2022'ye girecegiz. 



Gecen sene ise; "2021'den ilk istegim yine saglik ve iyi beslenme. Daha cok spor yapmak istiyorum. Bu sene bu mecburi konunun yani sira biraz sanat getirecegim. Sanat basligi bu blogta yillardir yoktu. 2021'de hayatimda daha fazla Sanat olacak. Fotograf makinama ve fircalarima biraz daha fazla zaman ayirmak istiyorum. Almanca'yi bu sene bu hayatin bir parcasi yapamadim ama en azindan en zor kismini yani "baslamak" olayini yaptim. Yeni senede biraz tekrar yapip B2'yi kendimce evde kovalamak istiyorum. Komik gelecek ama bu sene cok is yuku ve genel karmasadan is ingilizcem bozuldu. Nasil diye sormayin, bilmiyorum. O nedenle net bir sekile ingilizce olayini cozucem. Bu cok gecikmeyecek, hemen tatilden sonra cokucem ustune. Okudugum toplam kitap sayisi 2020'de yuzkarasi. Hic yakismadi bana. Ama bu sene hic birimize yakismadi. Gelecek seneden biraz daha okunmus kitap bekliyorum." demisim...... 




Saglik ve iyi beslenme anlaminda bu sene tek yaptigim, guzel vucut yapmis ablalari-abileri IG'den izlemek oldu. Sanat vardi birazcik. Biraz daha karmasik bir Olympus (om1) aldim ve analog dunyanin icinde biraz daha girdim. Firca ve tuala o nedenle hic vakit kalmadi. Ahahaha B2'yi okuyunca bana bir gulme geldi. Ayh. Almancam cok ilerledi arkadaslar ama A1'e dogru ahahah. Bildigimi de butun bir sene unutunca geriye baska sorun kalmadi bence. Simdi sartlar biraz daha uygun tabi. Arada Alman cocuk bana konusuyor ben de Japon anime gibi kafa salliyorum. Beni daha cok dusunduren Ingilizce. Baharda 2 ay kurs aldim, o da yarim yamalak. Ya hoca gelmedi, ya sinif seviyesi dusuktu ya da online oldugu icin adapte olamadim. Kitap okumak ise koskocaman bir sifir. Hayatimda inanilmaz gerileyen tek sey kitap. Cus bir tane bile okumadan nasil yasiyorsun diyorsunuz, sizi duyuyorum. Ben daha evvelden hic olmamis soyle bir donemin icinden geciyorum; kitap=sıkılmak.


Yeni senenin hanesine inatla ve yeniden Almanca ve Ingilizce yazmak istiyorum. Cunku ihtiyacim var ve cozulmedi. Istanbul'a ve Izmir'e gitmek istiyorum. iki sehri, ailemi ve arkadaslarimi cok ozledim. Belki profesyonel alanda biraz macera arayabilirim, ama bunun icin iyi bir haritaya ve daha efektif bir calisma planina ihtiyacim var. Ve ya en azindan bir rota cizmem gerekli. Bunu yapmadan evvel biten oturumumu uzatmam sart. Iyi haber; burada 5 seneyi gelecek Mart'ta bitiriyorum ve sinirsiz oturum hakki kazandim hahaha saka degil gercekten donmeyecegim. Ekonomik anlamda biraz zorlandigim bir seneydi ama ozel nedenlerim vardi. Artik Andy faktoru de kalmadigi icin, bu evden tasinmaktan vazgectim, o yuzden belki mutfagimi daha fonksiyonel hale getirebilirim. Biraz para biriktirip bu renovasyon isi ile ugrasabilirim. Cunku mutfagimda beni genel olarak hersey rahatsiz ediyor. Bunlarin yani sira hala bir kac yeni sehir/ulke kesfetmek istiyorum. Subat'ta partner-in-crime Marije Berlin'e Erasmus icin geliyor, emniyete haber verin jdjjdjd. Bu kesifleri onunla da yapabiliriz. Gecenlerde sinemada Dune'u izledim ve assssiri sevdim, yeni senede daha cok sinemaya ve sergiye gitmek istiyorum. Mesela hayatimda evde hic otlu browni yapmamistim, bu sene yaptim. Yeni senede yine hic ama hic denemedigim birsey yapmak istiyorum. Gonullu olarak zaman ayirdigim ve dort bin kisiye yaklasan, Berlin'de yasayan Turklerin oldugu bir facebook grubunda moderatorluk yapiyorum. Gecmisimde otelcilik/halkla iliskiler var. Yardim-paylasim-bilgilendirme-ogrenme, hepsinin birlikte oldugu gonullu bir projeye dahil olmak istiyorum. Berlin'de bir suru mevcut. Bu anlamda dogru grubu ve dogru alani bulmak istiyorum. 

Yeni seneden aslinda biraz daha rasyonel beklentilerim var. Bunun icin tek yapmam gereken kicimi kaldirmak. Size de boyle otuzbesinizden sonra bir rafinelik coktu mu? Boyle daha az beklentiler ve biraz daha keyfinin kahyasi olmak? Gecenlerde 18 senedir calistigimi farkettim. Bana emekli maasi baglasalar mesela suan yasar giderim. 

Küs uyumayin, kendinize iyi davranin ve lütfen, lütfen umudunuzu kaybetmeyin. Cünkü bu sefer gercekten gidecek. Herkese iyi ve saglikli seneler! 


20 Eylül 2021 Pazartesi

Birdenbire Boşalan Yolların Ortasındayım

"İki yol var demiştim. Birinden gidiyorum."

Merhaba dostlar. (Bu kismi Sedat Peker gibi dislerimizi sikarak okuyoruz). Yoklamanizi almaya geldim.

Mavisakal'in bu sarkisina sonra geri gelicem. 

Ya anlatiiiiin hadiiii, napiyosunuuuuz? Sizi dinlemeye geldim. Biz valla yasiyoruz iste bir sekilde, buna yasamak denirse. 9 ay sonra sanki hic birsey olmamis gibi elimi kollumu sallayarak bloga geliyorum. Gelirim tabi, niye gelmeyim, blog benim. 


Ben son 9 aydir cok guzel bir tursuya donustum. Aci ve anksiyeteli bir biber tursu oldum. Bunyeyi terkederken bile cok sikinti cikartiyorum ahahahah. O sekil yilbasi yazisindan sonra burayi birakip ciktim. 

Yilbasi partisi cok guzeldi. En sevdigim insanlari, yine kisin en sevdigim mekan olan, kendi evimde agirladim. O hafta cok guzeldi. Yillik izine ciktim, tek basima evde sarap ictim, sarhos oldum, Jazz ve Blues playlistler kesfettim. Belgeseller izledim. Filmler bitirdim. Bir kac arkadasim gitti geldi yemege. Noel'in ve yilbasinin, yagan kar esliginde hakkini verdim. 




Ama... Ardindan beni hakikatten cok ama cok zorlayan bir 3 ay gecirdim. Havaya bok atma diceksiniz ama lutfen demeyin. Gunlerce odanin isiginin kapanmadigi karanlik bir Berlin kisi vardi. O karanlik icime vurdu. Yerimden kalkamadim. Yasli ve engelli komsum ile gercekten bana da sinir krizi gecirtecek sekilde ugrastim. Allahin her aksami eve polis cagirdim. Her gun ev aradim. Karda kista taa Berlin'in oteki ucuna metro ile giderek kiralik ev ziyaretleri yaptim. En son artik, cok yakisikli Alman bir polis ile kanki olduk. Ben aksamlari Bir Demet Tiyatro’daki Feristah gibi pencere pervazimda oturdum. O da sokak tarafinda. Sigara icip dertlestik, komsuyu cekistirdik. 


Dayanamayip ev sirketime cok ciddi bir Almanca ile uzun bir mektup yazdim. Bunlar bu sikayeti alip amcaya goturdu, amca 6 aydir susar gibi oldu. Sonra kendisi ile biraz muhabbet ettim, o zaman anladim bu amcaya gercekten laf anlatilmaz cunku anlamiyor. Ben de saldim amcayi. Artik gurultu yapinca ben de ayni volumde cevap veriyorum. Hemen susuyor. Megersem mevzunun cozumu buymus. Simdi amca bayaa sakin ve de yaslandi biraz.

Bu mevzunun uzerine, ikinci dalgadan sonra Subat ortasi, cok yakinimda yasayan, aile uyelerimden cok cok cok sevdigim birini Covid’ten kaybettim. 

Bahar'da 1 hafta alacak izinlerimi kullandim. O donem birkac date'im de oldu ama sıkıldım hshhddhd. Cunku evim o kadar tatli oldu ki, baska kimse ile paylasasim, disari da cikasim gelmedi. Mesela; saka degil yillardir ambalajini sokmedigim cok amacli, buyukce bir fare ve bardak altligim vardi. Ahsapti. Ambalaji ile kullanmak cok hosuma gidiyordu. Hem kirlenmiyordu hem de fare kolayca hareket ediyordu. Rus bir cocukla takiliyordum kisin. Bir sure sonra bana geldi gitti. Bir aksam sarap icip muhabbet ediyorduk. Bir ara iceri mutfaga gittim. Geldigimde, bardak altligimin ambalajini sokmustu. Bana durmus gulerek "ya sen bunu neden sokmuyorsun bak boyle daha guzel ve parlak oldu" dedi... Cocukla bir daha gorusmedim. Kendisine buz gibi ghosting cektim. Habire mesaj atti durdu, düdük herif.  Ardindan Fransiz bir cocukla gorustum. Aslinda uzun da gorustuk aslinda ama bilmiyorum. Genel olarak herseyi yavas ve benim hayatimsa yeterince yogundu. Kendisinin bir gunahi yok. Ben ne duygusal ne de fiziksel bir denge bulamadim kendim icimde. 



Ofis hayatina hic donmedim, evden isler yuruyor denebilir, sikayetim pek yok. Ancak tum bu kasvet, kis gelince, "ay kosecikte dursun zor anda kullanirim" dedigim 10% 'luk acil durum enerjimi yedim bitirdi. O arada iyiki bahar geldi, insanlar birazcik gorusmeye basladi. Mart sonu, 2 gun pespese evde arkadaslarim ile dogum gunumde birlikte olduk. Cok anlamli hediyeler aldim ve 6 yasima geri dondum. Geri kalan aylarda, sakasiz, bir kac dost ile haftasonlari Turk kahvaltisi ederek, film izleyerek, sahsen bir miktar Berlin cileklerinden yiyerek, su asagida yeni tanistigim expat kizlar grubu ile karanlik cokene kadar parklarda Uno oynanip, 2 euroluk sarap icerek, hic gitmedigim parklari kesfederek, tum yaz mevsimini Berlin icinde yedim diyebilirim. 




Yaz ortasi Ayvalik'a annemin babamin yanina gitme sansim oldu. Gercenten cok guzel ve zamanninda bir ara idi. Cekirdek aile 2 haftayi keyif yaparak, yiyip icerek gecirdik. 37 derecede yuzdum, miskinlik yaptim, dalgalari ve Ege'nin lacivertini izledim. Annemle turk kahvesi esliginde, plaja bizim gibi 20 senedir gelenlerin dedikodusunu yaptim. Babama da bolca sakalar komiklikler yaptim. Gelmeden 1 gun once annemin dogum gunusunu kutladik.  Tatil sonu havalimani yolunda annem bana donup, "tesekkur ederim silviakus, cok guzel bir tatildi, biz de sayende cok eglendik ve dinlendik" dedi. Annemin ben minikken kullandigi fotograf makinasini Berlin'e getirdim ve onunla 1 hafta cekim yaptim. Suan lab'da hazirlaniyor. Sonuclarinini heyecanla bekliyorum. 






IG'den yillar evvel tanisip, kankisto oldugum Hollandali arkadasim Marije, Berlin'e geldi ve uzaktan egitimini buradan yapti. Eylul'de ise okuluna ve yuzyuze egitime geri dondu. Bu surecte gercekten bana hem mental olarak destek oldu hem de cok eglendik. Beni, yillardir cesaret edemedigim Analog fotografcilik ile tanistirdi. Dogum gunumde ogrenmem icin analog kamera hediye etti. Yardimi ile ben de 2 iyi cihaz aldim. Sanirim bu cesit, sanalda kalmayan, karsilikli bambaska deneyimler getiren ve ogretmeye devam eden gercek baglantilari cok seviyorum. Bu son 6 ayda cektigim gorsellerden bir kacini paylasmak istiyorum. Bir iddaam yok ancak renklerle ve golgelerle sonsuz olmak harika bir duygu. 




 
Sadece bununla kalmadik, bolca piknik yaptik, sahane saraplar bitirdik/yemekler yedik, filmler izledik, yaz boyunca bitmeyen Tinder date'lerimizin dedikodusunu yaptik, birlikte Hamburg'a fotograf turuna gittik, asi olduk, ucuz Netto saraplarindan ictik. Uno ve Phase10 oynadik ve oyunlarda birbirimizi harcadik ahahahah, asid yaptik, kedi baktik ve ustelik kediler Turkce biliyordu. Canal'in tanesi 6 euro olan, evet dogru okudunuz, 6 euro olan eklerinden denedik ve hayatimda yedigim en en en iyi eklerdi, Feuerle koleksiyonunu gezdik ve gercekten cok etkilendik, Prater'de her sene oldugu gibi yine sarhos olduk. Wedding'te uzun yuruyuslere gittik. Yeni sarkilar kesfettik. Stranero'nun muhtesem pizzalarindan yedik. Haftaici mini kahvaltilar yaptik ve plak dinledik. 




Su yukarida yazdiklarinin ozeti neydi diye sorsaniz, itlik serserilik derdim ajsjjjd. Ama nihatinde true vacation 'i hakettim. Daha ne olacak demek yok, durmak yok, devam. Gercekten hicbirsey yapmadigim cok gun oldu ama arkadaslarimla hicbirsey yapmadigim bir tatil bu sene imkansizliklardan dolayi olmadi. Biz de ancak kicimizi basimizi toplayip, ajandamizi bir duzene koyup bir Malta rezervasyonu yaptik.  Gecen sene oradaydik, ancak yaz orada uzun surdugu icin ve bildigim bir mekan olunca, benim yine gonlumden Malta gecti. Basimiza bir is gelmez ise, Ekim'de bir hafta tatil yapacagiz.

Bunun haricinde gelecek 3 ay boyunca, kopek gibi bekledigim birkac iyi film vizyona giriyor. Biri, Berlin'de cekilen ve arkadaslarimin cok kez kadrosuna Mitte'de rastgeldigi Matrix. Gercekten saatleri durdurdum, bekliyorum. Digeri Wes Anderson'in Fresh dispute. Digeri Di Caprio'nun yeni filmi. 

Gecen haftalarda cok tatlis sergiler gezdim ve gezmeye devam ediyorum. Evet, sanat haftasi vardi ancak ben biraz gebeslik yaptim. Simdi sanat haftasi bittigine gore, sergi gezmeye devam edebilirim. Kalabalik oldugu icin de biraz gitmeye cekindim acikcasi. Misal, yenilenen ve henuz gecen ay acilan, acayip bir Bauhaus formati ile geri donen Milli Muze'ye gittim. Boyle milli deyince insanin aklina 2 tane koyun postu, 3 tane tablet, ne bilim 10-15 tane mezar tasi  geliyor. Oyle olmamis. Berlin'in en zengin muzesi olmus. Almanlar cikartip masaya koymuslar ve demisler ki, milli muzecikte kartlar yeniden dagitiliyor. Icerideki donem 1900-45 arasi ve eserler atessssss. Suradan tik tik,  Dusunun 3 hafta oncesinden ancak online bilet bulabilmistim. Bunun harici; bir isik enstalasyonu olan "The Dark Matter"a , Van Gogh'un cakma islerinden yapilmis cok kotu ve pahali bir sergisine, animasyon + film teknolojisnin birlestigi ve caglar oncesinin Berlin bitki dokusunu anlatan Berl-Berl'e ve Potsdam-Sanssouci Sarayi'indaki Impressionistlerin sergisine gitme sansim oldu. Hepsi alaninda farkli olaylardi. Berl-Berl, Berghain'in icinde sergilendi ve en tuhafiydi. Bu hafta arkadaslarla ikinci sefere gidecegiz. Impressionistler'de ise basta Monet, Renoir, Sisley olmak uyere dev bir koleksiyon gordum. Muh-te-sem-di.


Hamburg'tayken de muze gezmeyi ihmal etmemistik. Ikinci kez karsilastigim ve adete yitip giden yorgun yillarimi temsil eden, Caspar David Friedrich'in uzaklara dalan tablosu ile yine bulustum. Bu tabloya her bakisimda arkada Cengiz Kurtoglu caliyor. Eski Elb tunelini yuruduk, glutensiz yiyecekler denedik, sicakta sokaklarda yuruduk, hostelin terasinda market sarabi ictik, bit pazarindan cok guzel plaklar bulup aldim, buyuk fangril'u oldugum Elbgold kahve merkezinden cekirdek kahveler aldim ve satici kizla bayaa muhabbetik ettim.  Onun haricinde sehir, genel olarak 24 saat balik kokuyor gonul dostlarim.




Sonbahar burada 1 Agustos'ta basladi ve keyfimi hemen kacirdi. Ne guzel 3 guncuk suren yaz mevsimine alismistim. Suan tek tesellim; 1 hafta Malta'da denize girmek, kamyon lastigi renginde 2 faktor gunes yagi kullanmak, analog kameram ile son yaz fotilerini cekmek, depresif kisa ise bonbronz formatta bir gecis yapmak ve oradaki dostlari gormek. Gitmeden bu 2 hafta icinde; sinamalara gelmis ve yine dev heyecanla bekledigim Dune filmini izlemek var. Hikayesinin zaten hastasiyim. Bu gelen film ise 2021 versiyonu. Yine tatil oncesi, Hamburger Bahnhof'ta Marije 'nin tavsiyesi uzerine bir sergiye gidecegim. Son olarak, gelecek ay 2 senelik cok ciddi bir aradan sonra Berghain'in acilacagi soylentileri dolasiyor. Bu gercek ise, biz zaten aksiyon ve serserlilik anlaminda tum seneyi kapattik denebilir.   

Simdilik benlik bu kadar. Mavisakal'in sarkisina geri donecek olursam... Gercekten de 2 yol var ve ben birinden gidiyorum. Ama vites bosta ve yokus asagi ahahahahahaha neden? Cunku oyle daha heyecanli. 

Kendinize iyi bakin, sevisin, kahve icin ve asla ama asla kus uyumayin. Malta'dan sonra gorusmek uzere. 

Dipnot : Butun gorseller analog kamera ile cekilmis, negatifleri taratilmis gorseller. Hic biri cep telefonu ile cekilmedi.