27 Haziran 2014 Cuma

Etiketli Tablo ve Yağlı Kedi Bıyıkları

Dün İstanbul Modern'e gittim. "Geçmiş ve Gelecek" sergisini gezdim. Perşembe günleri İstanbul Modern ücretsiz ve uzun saatlere kadar açık. Bir sürü güzel çalışma gördüm. Şu 2'si ile sizi başbaşa bırakıyorum. Bir tanesi Orhan Peker'in 1976 yılında ayvalık'ta yaptığı yağlı boya tablosu. Bu kasabanın kaderinde hep bi bıyıklar bi patiler olması çok tatlı.


Diğeri ise, Sabire Susuz'un yaptığı bir çalışma. Korkunç etkilendim. hiç böyle bir şey görmemiştim. Kıyafet etiketlerini uygun renk tonlarında birbirine simetrik iğneyelerek harika bir resim ortaya çıkartmış.



Güne kırık uyandım. Öyle de devam ediyorum. İçim kurumuş gibi. Perişan. Saçlarım dağılmış. Zorla gülümsemeyin, bu size hiç yakışmıyor. Sonra sevgime yetişemiyorsunuz.

24 Haziran 2014 Salı

Güneşe El Sallayan Mim

İstanbul'un yağmurdan çıldırdığı gün yaptığım mime yağmurlu mim demiş olmam ve bunu yazarların benimseyip aynı isimden bahsetmesi çok tatlı olmuş. Yazının, nerede olursa olsun kalıcı olmasını bir kez daha tecrübe ettim. Efendim havalar malum ısındı biz de güneşe el sallamaya başladık, minnoş bir mim yapmış Zihin, beni de mimlemiş, hemen yapacam, çünkü ofiste tonla işim var. Çünkü işim olduğu olduğu zaman blogta yazmam gerek dkshadkha anlayabiliyor muyum? Ben bu sefer mimlemicem, dileyen alıp yapsın, bu aralar çok mimledim, talepler birikmesin :)

1) Meyve olsaydın hangisi olurdun? 
Çilek :) Çünki Sarı kırmızı. 

2) Şu sıralar okuduğun kitabın 82.sayfasından bir bölüm seç.
"Then stop behaving like we're a bunch of sheep and you're the shepherd walking along behind us, waving a crook to make sure we don't trot our stupid selves off the road and into a quicksand bog. Open your mind to us. If we're going to die in the city or on that train, I want to die knowing I was more than a marker on your game-board." (Stephan King, Çorak Topraklar) Kitap yanımda olmadığı için internetten ingilizcesinin aşağı yukarı 82. sayfasını bulmaya çalıştım, saçma oldu ama olsun :d İyice çamur oldu bu kitap elimde, bir an evvel bitirmek istiyorum. Aslında çok da istemiyorum çünkü tam da plajda okuncak bir kitap! Birazını Ayvalık tatiline bırakcam galiba. Kitap tüketimim bu sıralar yavaşladı.

3) Deniz mi havuz mu?
Deniz. Ayvalık çocuğuyum ben.

4) Günün en ideal yüzme vakti?
11.00-12.00 arasına bayılıyorum. Sabah güneşinin denizde yaptığı pırıltı oyunları felan, harika mucizeler bunlar. Baksanıza nasıl da mutluyum... 


5) Plajlarda bu yaz ne çalmasını istersin?
Malum türkçe poptan vazgeçemiyorlar ama chillout-ambient müziği maviye, güneşe çok yakıştırıyorum. Ama plajlarda çalan pek umrumda deyil, playlistim her zaman yanımda. Tercihim çoğunlukla elektronik müzikten yana oluyor. Belki biraz çok eski türkçe pop şarkılar. Hem 1 saniye, tatil esnasında kim playlistini canavar gibi hazırlamıyor ki? Hemen tokatlayalım. 


6) En sevdiğin kahvaltılık?
Domates,peynir,varsa tuzlu limonlu maydonoz, tatlı bişiler (kek felan).

7) Yazlık mekanlarda en sinir olduğun şey ya da şeyler?
Wc lerin ve soyunma kabinlerinin pis kullanılması ve halka açık yerlerde zorla fal bakan geniş kalçalı üç kağıtçı teyzeler.

pS. Mim'i yaptıktan sonra Lancester'in güneş kremlerine bakmaya başladım, yazmaaaaa dsjagdjsag

23 Haziran 2014 Pazartesi

Karpuzlu Islak Minipax ve Gergin Pazartesiler

Sezonun bir elektronik müzik festivalini daha, havanın şanssız olması ile biraz buruk uğurladık. Cumartesi iş çıkışı festivalin servisi ile Kilyos Suma Beach'e ulaştım. Ben saate çok bakmadım ama içerde çalışan kadim festival eşrafımdan Buğra, kasaların orda koşturuyordu, efsane selamlaşmamızdan sonra Beach Stage'de Paradisko'yu dinlemeye gittim, öncesinde diğer üyesi Hakan ile tanuştım, backstagelerinde yağmurdan korundum ve onlara gerçekten çok teşekkür ettim. Setleri ve Hemi ile oluşturdukları iki kişilik dev kadronun, daha çok popo sallamalı müzikler üretmesi temennesi ile Restless Stage'e geçtim. Ara ara bastıran yağmurdan Puma'nın dağıttığı yağmurluk ile korundum. Arada yine backstage'e kaçtım. 


Geçen sene FG'nin düzenlediği Burn Electronica Festival'dan hatırlayacağınız Suma Beach'te biraz dekor ve organizasyon değişikliği olmuş, bu festivale özel stage sayısı artmış. Geçen sene Ekim'de Mario Basanov'da kurtlarımızı döktüğümüz o güzel alan yenilenmiş, tam da orada boş bir hamak bulup bayaa bi keyif yaptım. Öğleden sonrayı, food courtun mecburi besini patates ve su ile atlattım, festivallerin gerçekten kanayan yarası bu yemek olayı. Bu işi Chillout'ta Can'lar çok güzel halletmişti. Minipax idare etmeye çalışmış. Festival ekibinden Fırat, Suma Beach'ın temalı butiğinde çalışıyor. Öyle hoşuma gitti ki içerisi, butikten bir kaç şey satın aldım. Karpuzlu telefon kabıma merhaba deyin! Çok tatlı değil mi lsjakdjsada? Bir daha gidersem "i survivored suma" temalı tshirtlerinden alacam.


Yağmur nedeni ile running order çok ciddili aksadı. Her sanatçının çıkış saatine 2 saat ekleyerek takip ettim. İşin garip yanı, main stage henüz saat 6'da kurulmamıştı bile. Şok olduk. Açıkcası o şekildeyken benim main stage hevesim inanılmaz gitti. Wankelmut, Maribou State ve Slow Magic performaslarında çok hevesliydim ama izlemedim. Deniz Kurtel ve peşi sıra Maxi Strorrs ve Avatism'i dinledim ve müziğe kısmen doymuş olarak 2 gibi eve döndüm. Bizim tayfayı ise kafalarında bir takım timsah ve renkli uçuşan böcekler ile alanda bıraktım. Servis sırası çok bekledim, yağmur yedim, eve vardığımda resmen ufacık bir sinek gibi yatağa düştüm, bayılmışım.


Belki güzel bir hafta sonu geçirmiş olmalısınız, sizi daha hemen yazının başlığındaki gergin kelimesi ile darlamadan bir kaç konu daha ekleyip, çıldırmalık işlerime geri dönmek istiyorum.

 
Bir valiz havalimanında kayboldu diyelim. Peki bir valiz dünyanın öteki ucuna gitse bile nasıl bulunamaz, benim aklım bunu almıyor abi. Bir misafir aktarma sırasında valizlerini veriyor ancak istanbula gelince bir tanesi banttan çıkmıyor. Abi, 2 valizi verirsin, 2 tane gelir, neden 1 çıkar? Benim bunu aklım al-mı-yor. Bugün ofise döndüğümde misafiri gördüm, sordum, 3 gündür hala bulunamamış. Ailenin genç bir üyesi, ergen bir de. Hali ile daha mutsuz, içinde güzel kıyafetleri var belki, güzel parfümü kim bilir. Ama istanbul gibi leş bir şehirde 3 gündür eşyasız tatil yapıyor. Dubai aktarması ile Doha'dan gelmişler. Dubai'de valizi vermişler, gerisini yazdım işte. Bilmiyorum, buna bile canım sıkıldı.
Sabah saat 09.15'te e-maillerimi okumaya başladım, dedim noolur bir ekşın olmasın, dakika 1, bir misafir bizim yönlendirme yaptığımız restaurantlardan birinde aşırı abuk bir hesap ödemiş. Allah bilir hangi fiyatsız yemekten söyledi. Kendileri de sormaz ise, gelip bize ekşiyorlar. E malum bir takım turistik restaurantlar bazen 10 misafirden 1 tanesini bir güzel yoluyor. Biz burası ile böyle bir deneyim yaşamamıştık. Açıklamasını okuduktan sonra kan beynime çıktı. Uğraşıp didinip pamuklara sarmaladığın işini, abuk ve tiksinç esnaf mantığı -burada iyi esnaflara sözüm meclisten dışarı- gelip bok ediyor. Üstüne bir de aşırı gergin, "utanmıyor musunuz!!! 'lu, 3 ünlemli, bana patronunuzu çağırın temalı, ayıbımızı rezilliğimizi yanımızda bırakmayan, referansımızın Yenikapı Yolgeçen Pavyonu olduğunu ima eden bir e-mail alıyorsunuz. Pazartesine mutlu başlamak imkansız bu sektörde. Şimdi kafamı toplayıp bir cevap yazacağım. Belki şimdi neden bir takım şeylere umursuz olduğumu anlıyorsunuzdur...
Bir kongre grubu girişi var. Fiyatları yükselttiğimiz halde 5 katı fazlasını ödeyip oda satın alan başka odalardan:)dolayı:)overbooking:)olduk:)arkadaşlar. Sektörümüzde bu hoş karşılanan bir durum değil tabi ama bu fazla odaların da bir yerde uyuması gerek değil mi? Üç kağıt nerede ben orada. 4 oda dışarı gönderdim. Daha:)4 oda:)daha:)var:) bir tanesi hala kalmak istemiyorum diye felan söyleniyormuş. Otel arıyoruz. Böyle bir durumda otelcileri anlayın ve bu taleplerini lütfen kırmayın. Çok zor işler. 8 yıl yaşlandım bugün.

Siz şimdi bu muhteşem parçayı dinlerken, ben şu aşırı gergin abiye, bir daha o restaurantla çalışmayacağımızı ima eden düşük volümlü bir özür e-maili yazıcam. Akabinde yeni dış cephe çalışması için fotoğraf çekimi yapmam gerek. Yani benim pazartesim yeniden başlıyor. Herkese iyi haftalar.
 

21 Haziran 2014 Cumartesi

Uzun Bir Yaz Günü ve Kalıcı Müzikler

Nerede degilsem, orada iyi olacakmisim gibi gelir. - Charles Baudelaire.
Yılın en uzun gününden herkese güüüü naaayyy dııınnn. Seda Sayan selamlaması yapıp işlerime dönmeden önce size a-a-acayip bir running order bırakıp gidicem. Artık yağmurun altında mı patlarız, dağıtılan yağmurlukları mı yeriz, çimlerde ayılıp bayılır mıyız efendime söyleyim tuvalet kuyruklarında yerlere mi yatarız bilmiyorum, sabah kalkıp festival çantasını hazırlarken servislerin sabah 8'e kadar süreceği aklıma geldi... Hıımm, demek ki şezlongta uyumak zorunda kalmıcaz khsdsjaha. Gider gitmez Paradisko'nun müzikleri ile popo sallamaca, Deniz Kurtel ile nikah kıymaca ve Wankelmut ile beynimizi jungle'a çevirmece gibi çeşitli ekşınlara gireceğim için şimdilik mutluyum.



Arkadaşlar ben şimdi gidiyorum, buralar ve bu 21 Haziran uzun yaz günü size emanet. Hava raporlarına göre pek yağmur beklenmiyormuş ama istanbulun orospu havasına güven olmaz. Sıkı bir festival çantası hazırladım. İş çıkışı koştur koştur. İçerde dostlarım Buğra, Ali, Enis, Esra ve Su, Kilyos'tan biraz rüzgar, bolca harika isim ve müzik ile 1 günlüğüne kendimi bu kazulet şehire unutturacağım. Pazar gelince Hi-Voltage festivaline gitmeyi düşünüyorum. Tabi mecalim kalırsa. Saat 3'te de spa randevum var, sabah pasaportum geldi ofise felan, aaayyyyyyhhhh beklentimin üstünde iyi gidiyor bağzı şeyler bakasanıza! Hadi siz bu şarkıyı dinlerken ben de ellerime güneş yağının yüzünden yapışacak kumları hayal edeyim :d BYE!




20 Haziran 2014 Cuma

Yağmurlu Hava Mim'i ve Bir Takım Hissiz Çığlıklar

İyi bayramlar. Bugün Cuma. Ben bir takım sinir harpleri geçirirken mim yapayım dedim. Kafa dağıtıyor. Tonla işim var. Haftasonu hakkında hala planlarım net değil. Hava zaten bok gibi bu yağmurda nasıl festival yapılacak hiç bilmiyorum. Dün kuaföre giderken kafama dolu parçaları düştü. Yağmur mu yağdı ağladım mı karar veremedim yüzüm elim ıpıslaktı. Leş gibi ıslak saçlarla sir ağda yaptırdım. Pazar günü için güzel bir otelden Spa randevusu aldım, korkunç dereceye ulaşan mutsuzluğumu bir takım özel ritüeller ile atmayı düşünüyorum. İşe yaramazsa artık son alternatif köprü diyorum. Gerçi köprü de bakım çalışması altında.  Bir disko topuna dönüşüp samanyoluna çıksam, geri düşeceğim yer konya ovası ya da erzincan felan olur. Sevdiğinizi, lütfen O'nu gördüğünüz ilk gün ki gibi sevin. Tekrar iyi bayramlar. 

Efendim mimlenenleri kasap havası ile şöyle piste alıyoruz; 


Yeni cevapladıkları için zamanları olursa; Fermina, Cessie ve Mert 

1)Telefonun nerede?
Ay çok enteresan ki, bugün evde unuttum. Arada bir error veriyorum, unutmalarıma alışın. Biraz da iyi oldu, ofiste işim var zaten, kafa dinlicem.

2) Partnerin?

3) Saçlarin?
Toplu ve açık kestane. Ensemde uzun bir tutam platin sarısı var. Radikal tavırlarımı temsilen. 

4) Annen?
Hayat öğretmenim.

5) Baban?
Ponçik.

6) En sevdigin eşya?
Hayalimdeki büyük kitaplık.

7) En son gördüğün rüya?
Son hatırladığım ama yazmak istemiyorum.

8) Hayalindeki araba?
Ehliyetim yok.

9) İçinde bulunduğun oda?
Bir lobby ve şimdilik bir sürü arap misafir. -.-

10) Korkun?
Haksızlıkla başbaşa kalmak.

11) On sene içinde ne olmak istiyorsun?
Tarçın,sevdiklerim ve geniş kitaplıklı bir yaşam.

12) Sen ne değilsin?
İki yüzlü.

13) En son yaptığın şey?
Az önce bir misafire taksi çağırdım.

14) Üzerinde ne var?
Şanssızlık.

15) Senin hayatın?
Bu sefer herşey harika derken hayatın beni bir göt edişleri felan, ne biliyim böyle bir yıkılmalar.

16)Moralin?
Bok gibi olmuş bu bok. (Galata Kulesi etrafında açılan kafelere bir gönderme)

17) Şuan ne düşünüyorsun?
Bana rol yapıldığını.

18) Senin bilgisayarin?
Kaldırıp duvarda parçalamalık.

19) Bira?
Bomonti.

20) Aşk?
Ortası yok.