31 Mart 2013 Pazar

Şehrin Yükü

Aynı anda birden fazla kalp kırıklığı yaşamak, bu şehir için fazla ağır. Fazla çok. Taşıyamaz kollarında. Bırakır gider o kadın, bir sabah, hiç eşya almadan yanına. Bırakır gider ve hiç yaşayamadığı özlemleri içinde üzülerek ölür. Adamın elleri kirlenmez. O'nun için, bu gidiş temiz bir sondur.

http://www.youtube.com/watch?v=Y0CU4H99PtA

Bir Mektubum Var^^

Ayşegül ile Chris'in güzel ziyaretinden sonra, sabah evden ayrılırken bana bir mektup bırakmışlar.  Uyandığımda buldum. Çok hoşuma gitti ve sizlerle paylaşmak istedim. Herkes güzel dostluklar hak ediyor, uzak olsun-olmasın...

"Silvia Beybi,
Kalemim senin gibi güçlü,akıcı değil ama giderken sana bir mektup yazmak istedik.Doğum gününü beraber kutladığımız için pek çok mutlu olduk- ki bu ilk doğum günündü beraber olduğumuz. Bizi misafir ettiğiniz için sizi (Tarçın'ı da) kocaman öperiz. Almanya, Nevşehir neresi olursa her zaman bekliyoruz. Aslında hayatının erkeğini bulursun, mutlu olursun diyeceğim ama senin hayatını böyle dinlemek daha eğlenceli sanki:)) Full aksiyon, full macera bir şeyler oluyor hayatında. Ben çok eğleniyorum sanırım:)) Anyway, umarım hayatta her şeyi elde edersin. Kendini bu şehirde sakın yalnız hissetme. Her zaman bir e-mail, bir sms'e bakar. Kendine dikkat et ve iyi ol. Çok öperiz.   Ayşegül 29.03.2013"

Ali'nin Ceketi

Arkadaşlar, Ali'ye geçen haftalarda alması için cesaretlendirdiğim 2.el ceket yüzünden başım dertte. Ceketi, Ali'nin annesi giymesini istemiyormuş.Ceket bayan ceketiymiş, başka şeyler düşünerek korkmuş. Ben bunu duyunca çok üzüldüm. Ali tabi ki de ikna etmiş ama anne, ceketi saklamış, vermiyormuş. Sen söyle ben istediğin ceketi alacağım, o ceketi beğenen kız arkadaşın da kim? Getir bir tanışayım diyormuş.

ALLAHIM BEN NAAPCAM?

29 Mart 2013 Cuma

Teşekkürlerimle

Güzel dilekleriniz için teşekkür ederim... Sosyal medya kutlamaları güzümüzde çok yeriliyor. Bazı arkadaşlarım sırf o gün sosyla medya duvarını ya da doğum günü tarihini görünüme kapatıyor ve ilginç bir şekilde onlara kim ulaşacak, kim ulaşmayacak görmeye çalışıyorlar. Bu bence daha komik bir durum, o yüzden zaman ayırıp yazan, soran ve kutlayan herkesin teşekkürlerini çok sevdiğim blog'um üzerinden yapmak istedim. Her ne kadar bu blog bazen bazı kişilerin tadını kaçırmış olsa da, bu gün iyi bişiye vesile olsun. Sevinç, Ayşegül ve Christian ile Nişantaşı'nda eğlenceli bir akşam yemeği yedik ve kafam şuan adeta bir İngilizce-Türkçe sözlük kıvamında. Çok iyi bir konsantrasyon gösterip bu akşam ve Pazar akşamı köşe yazıma çalışmam gerekiyor. Ayşegül'ün doğum günüm için Nevşehir'den getirdiği güzel kırmızı şarabı dolabıma kaldırdım. Toplamda 3 şarabım oldu. Şarap güzeldir...

Bu yaşıma mutlu girdim diyebilirim. Bunu da, hayatımda ne olursa olsun vazgeçemediklerimle paylaşmak istiyorum artık^^

ps.güzel doğum günü çiçekleri için iş ortağım Kuartet Reklam'a teşekkür ederim. Bu şehri her şeye rağmen seviyorum o yüzden Ekvador'a göçmekten vazgeçtim.

27 Mart 2013 Çarşamba

Single In The City (*)

(*)Şehirde tek başına

İki hafta üst üste Cuma gününe yağmur denk geliyordu. Ben mükemmel şanssız bir insan olduğum için bu kaderin üzerine gitmeye karar verdim ve Eminönü'nde Buğra'nın bahsettiği kahveciye gitmek için O'nu iki gün boyunca darladım. Ben darladıkça Cuma hava iyice bozdu, sanki "otur oturduğun yerde sabırsız hatun" dercesine habire yağmur gönderdi İstanbul'a. Cuma günü bir mucize eseri bitirdiğim raporlamalarım sayesinde 7ye doğru otelden çıktım ve tramvaya bindim. Bayadır binmiyordum, ben tramvay ile Sultanahmet tarafına gitmeye bayılan bir insanım^^. Tam Eminönün'de inecekken yağmurun çok hızlandığını fark ettim ve çıkmak konusunda biraz pişmanlık yaşamadım değil. Vardığımda Buğra durakta bekliyordu, bişiler atıştırdık ve anlattığı mekana geçtik. Legacy Ottoman otelinin altına açılan Brew Coffeeworks, Dünya'da Cape Town, Zurih ve İstanbul'da bulunuyor, harika kahveler yapıyorlar, bunları çok yakışıklı çocuklar ile sunuyorlar :) Çalan müzikler çok güzel, biz ordayken Guns n roses çaldı, daha çok sevdim. İçerinin güzel apliklerini ve kahve kokan atmosferini saymıyorum bile. Bir kaç güzel kare sizin için paylaşıyorum ama Latte'sini için ve benim yemeye yerim olmayan seksi cupcakelerinden deneyin! 


Brew, 9 gibi kapanıyor arkadaşlar, sanmayın ki elalemin starbaksı gibi bilmem kaçlara kadar açık. Biz Buğra ile elektronik müzik hakkında tam da lak lak yaparken kapatıyoruz dediler ve üzülerek hesabı istedik. Eminönü'nden çıktığımızda hala yağmur atıştırıyordu, hava da biraz yumuşamış, e bari Galata Kulesi'ne doğru yürüyelim dedik. Bir Balat değil tabi ama merdivenlerden Galata'a çıktık ordan da Tophane'nin bir kaç sokağını ziyaret ettik. Street Art'lara rastladık. İnternette görmüştüm bazılarını. Resim çekerken çok eğlendik. Şu yapamadığımız Balat yürüyüşüne Termos getircekmiş Buğra, beni de heveslendirdi ama önce kendime bir kahve termosu almam gerekiyor ^^ Bu sokaklardan birinde Ekvador Büyükelçiliğini bulduk. Akabinde benim geçen yazıda bahsettiğim sadece güneşin olduğu bir ülkeye göç etme fikri terkar aklıma geldi. Açıkcası gülmedim de değil. Neyse, kafamın sigortası atar, bu şehire küfür etmekten bir gün vazgeçersem, nereye gidip sığınma talebinde bulunacağımı artık biliyorum...


Hava gece soğdu biz de plansız Galata yürüyüşünü bitirdik ve Cihangir Kahve'de birer çay içtikten sonra evlere dağıldık. Bir sonra ki gün zaten The Hall konseri için tekrar buluşacaktık.

Cumartesi günü, WWF'in düzenlediği ve tüm Dünya'nın aynı anda katıldığı bir uygulamayı gerçekleştirdik otelimizde. Ben çevre ile ilgili sosyal sorumluluk projelerini iş yerimle birlikte desteklemekten büyük keyif alıyorum. Çevre koruma uygulamaları ve sürdürülebilirlik günümüzde reklam ve marka prestiji için kullanılıyor ve hak ettiği yerde kesinlikle değil. Dünya Saati uygulaması ile iklim değişkliğinin neden olduğu kayıplara dikkat çekmek için her yıl aynı gün aynı saatte ışıklarımızı kapatıyoruz. İstanbul'da bir çok önemli ikon bina ve şirket de ışıklarını kapatarak bu harekete destek verdi. Otel olarak biz de bu harekete katıldık ve ışıklarıımızı kapattık. Ben de, Cumartesi günü bu önemli etkinliğin resimlerini otelde çekmek için, bizimkiler ile buluşmadan otele uğradım ve bir kaç keyifli kare aldım.


İşim bittikten sonra Buğra ve Ali ile buluştum. Küçük Beyoğlu'na geçtik. Söz verdiğim gibi hafta içinden Oliver Koletzki performasına giriş ayarladım. Performans öncesi Yeşilçam Bronx'a uğradık, Emre'ye selam verdik, The Hall'un sokağında oturup bi kaç bira içerek goygoy yaptık. Ne zamandır sokakta oturup sevdiklerimle eğlenip soğuk havayı umursamamıştım. İzmir Kordon'da işsiz işsiz oturup bira içtiğim zamanlarım aklıma gelince, yine hafiften bir memleket hüzünü çöktü bana. Kordon bu konuda iyi bir arkadaş.


Gece yarısını geçtikten sonra The Hall'a geçtik. Oliver'den önce başka bir çocuk warm up yapıyordu. İçeri girer girmez tepinmeye başladık zaten. Ben geceye fenomen bir tshirt ile girdim. Twist'den aldığım Single in the city konsepti ile mekanda kendimi iyi yansıttığımı düşünüyorum:))) Gece saat 4'te programın sonunda bir çocuk bize dönerek "aabi siz sabahtan beri burdasınız ve hiç oturmadınız! hiç mi yorulmadınız?" dedi. Bilmiyordu ki günlerdir bu performansı bekliyorduk ve oturduğumuz 1 dakika bile bizim için zaman ölümüydü:))) Oliver Koletzki, Polonya asıllı bir DJ ve Fran diye bir kadın sanatçı ile harika işler yapmış. O işlerden bir tanesi ve benim favorim olan parça, o akşam da çaldı ve biz gerçekten çok çok eğlendik. Oliver ocağın yansın oliver. Sabah 5.30 da ben yastığıma anca kavuşmuştum. Bayılmadım, direkt öldüm.

Pazar günü, artık azalan inşaatın da sesi ile biraz uyumuşum. Kendime geldiğimde saat öğlen 1.30'du. Akıl almaz gereksiz bir enerji ile uyandım ve evde yiycek bişiyin olmadığını fark ettim. Akşamdan kalma kıyafetleri üstüme geçirip dışarı attım kendimi. Ağrı kesici ile temiz hava birleşince kafam açıldı ve yemek için mekan aradım. Yarı öğle yemeği yarı kahvaltı için karnımı doyururken annemlerle konuştum, gereksiz enerjimi itunes listeme vermeye çalıştım ve "her Pazar 1 film" aktivitem için salon baktım. İstediğim filme hemen Fitaş'ta yer buldum ve saatine karar verdim. Asla Tarantio repliklerinin yerini tutamayacak ama benzerliği hafiften hoşuma giden, abzürd komedi "7 Piskopat"'ı seyrettim ve aklıma hemen Barış geldi. Pat diye "monita yoptım artık goroşomoyoz yoooo ama bön Eskişöhir'e toşonıyom" modunda takılıyor kendisi şu sıralar ama buraları okuyacağına adım gibi eminim. O yüzden Barış, bu filmi seyret adamım:))) Filmi götüren cümlenin "Rüyalar ibne işidir" olduğunu düşünürsek, absürd komediyi sevenler kaçırmamalı. Christopher Walker'ın oyunculuğu ve ses tonu Gerçekten!!! çok iyi. Ses kayıt cihazından anlattıklarını iyi seyredin.


Filmden hemen sonra Ali aradı ve bir işini hallettikten sonra Semerkant'a geçtik. Birer bira içtik, Enis geldi ve ordan Beyaz'a bişiler yemeye geçtik. Yemek sonrası her ne kadar artık Brew'in altında kalacağını bilerek Starbucks gittik. Laylay yaparak kahvelerimizi içtik ve yine bir haftasonum gırgır şamata ile geçti.

Haftasonu diyorum, eğlence diyorum, blog diyorum, yazmak diyorum, yarın doğumgünüm felam filam diyorum ama canımın sıkılmasına da engel olamıyorum. Hayatımdan çıkarttığım insanlar, hayatıma hala dolaylı yollardan zarar veriyorlar ve ben çok üzülmeye devam ediyorum. Bu o insanların sorunu belki ama Blog'ta bahsini ettiğim ve şahsen iyi tanıdığımı düşündüğüm bir arkadaş için yazdıklarım, kız arkadaşını rahatsız etmiş. Şimdi durumu şu yönden ele alırsak, bu site, şahsi, samimi ve detayını hiç bir zaman anlatmaktan sıkılmayacağım sosyal bir blog. Gireni çıkanı ben bilmem. İsteyen okur, isteyen yerer ama müdahale edemez. Burada bir müdehale yok ancak dolaylıda olsa birilerinin özel hayatına etki etmiş. Bunun çıkış nedeni elbette benim yüzümden değil, o arkadaşın dangozluğu yüzünden ama kız ile henüz tanışma fırsatım olamadığı için, bu çok farklı bir boyut gibi algılanmış ve geçmişte yanlış tanıdığım ve geçen seneden ilişkimi bitirdiğim adamlar yüzünden kızımız beni de aynı kefeye koyarak bir güzel yargılamış. Tabi arkadaş ile bu durumu konuştuk, ben 27 yaşında bir adamım, cahil değilim ve bu duruma muhalefet olamam. Anlayış gösterdim. O kız beni tanır ya da tanımaz bu saatten sonra bu benim umrumda bile değil ama çiftimiz çok farklı 3.cü kişileri araya "elçi" gibi sokarak benim onlarla arkadaşlığımı bitirmemi söylettiriyorlar. Bana ergen muamelesi yapıyorlar, beni geçmişteki yanlış adamlarla aynı kefeye koyup orospu muamelesi yapıyorlar ve bu durum benim bugün inanılmaz canımı sıkıyor. Benim kalbimi kırmayın arkadaşlar, geçmişini sktiğim adamlar yüzünden arkadaşlık değerlerime karışmayın, benim kalbimi kırmayın arkadaşlar. Bir sıkıntınız varsa bana gelin, benim kalbimi kırmayın...

Bu sıkıcı durumun üzerinde durmamaya gayret edicem çünkü bu haftanın anlam ve önemi başka. Yarın doğum günüm. Dün akşam eski dostlarım Metin (@miskinkalamar) ve Fati (cokacayibim) ile Kanyon'da yemek yedik. Geçen haftadan niyetimiz vardı görüşmeye ve hafta içi iş temposuna moral olsun diye Salı'yı seçmiştik. Bana minik birer hediye de getirmişler. Çok çok mutlu oldum, kendilerine çok teşekkür ediyorum.

Almanya'dan Ayşegül ve Christian gelmişti. Nevşehir'den İstanbul'a da bu sabah geldiler. Sonunda kavuştuk birbirimize. Ben bunca yoğunluğun arasında köşe yazısını nasıl yazıcam bilmiyorum ama söz verdim, yazıcam ^^ Geçen sene ki doğum günümde ev taşımış, Can Uzun ile tekrar denemiş, olmamış ve geri kalan yılı enteresan kararlarla geçirmiştim. Geçen seneden bu zamana hayatımda büyük değişklikler var aslında.

Bunları da başka yazıda yazarım belki. Beni 27. yaşım ile başbaşa bırakın. Bu rakama biraz alışmaya ihtiyacım var :))))

Sevgiler...

http://www.youtube.com/watch?v=cqm-K-1v3Eo