10 Ocak 2013 Perşembe

Ayıp

Yazdıklarım bir bir çıkıyor meydana. Orospu çocukluğu yapmaya devam edenler, yapmaya devam ettikçe de buradaki yazacaklarım bir bir meydana çıkacak. Yalanları ile aynı yastığa baş koyanlar, bu sefer hakikatten yalanları ile aynı yastığa baş koyacak, resmileşti. Hem de sıkı durum, bir ömür boyu. Yaa, bir insan, yavşak bir karakter ile aynı beden içinde, nasıl bir hayat yaşar ya, nasıl o bedenin içinde böyle bir yaşam sürdürür yaa? Anlamıyorum, anlayamıyorum. bu adamlar resmen yavşak doğuyor, yaşıyor ve yavşak ölüyor. Ha bir de bunlar peşkeşçileri var, onlar ayrı karaktersiz oluyor ama onlar hakkında yazmıycam. Değmiyor çünkü gerçekten yazmaya ne kadar denesem de.

Bu orospu çocukları neden var bu hayatta anne,neden var?

Ama.... Ama gerçi olsunlar ya... Onlar da olmazsa nasıl ayıracağız bu kitabını siktiğimin yavşaklarını, Doğru'lardan? Güzel,süper,devam...

9 Ocak 2013 Çarşamba

Neymiş?

Bakın arkadaşlar, şunu bir kez daha yazıyorum...
Vurdum duymaz değilim.
Sadece neyi vurup, neyi duymayacağımı çok daha iyi biliyorum.
Hepsi o.

8 Ocak 2013 Salı

Kadın dediğin...



Habire alışveriş yapıp parası bitince ağlayana kadın denir. Habire alışveriş yapıp, Avrupa tatili parasını biriktiremeyen kadına ise Silvia denir:)

Neyse ki henüz Ocak ayındayız diyorum, geçen ay da neyse ki daha Aralık ayındayım diyordum. Aralık ayında da neyse daha Kasım'ı yeni bitirdik, daha çok var diyordum. Ulan bi baktım Ocak maaşını bitirmişim:)   Tabi bu arada ben yine durmadım, hemen Şubat sonu için uçak biletimi aldım, Tuna'nın doğum günüsü için İzmir'e uçucam. Arkadaşları ile ona güzel bir rakı sofrası kuralım diyoruz.

İstanbul, karlar altında. Bu yıl biraz üşüyorum, gerçi hangi yıl üşümüyorum ki? Yaz mevsimini çok özledim. Gerçekten o güzel Ege Laciverti'ne dönmeyi, bir kaç gün de olsa o laciverte kaçmayı kafaya koydum. Sonbahar döneminde belki, La Liga başladıktan sonra, merhaba Barselona'nın güzel şarapları ve Flemenko. Tüm bunları planlıyorum, düşünüyorum ama tabiki iyi bir bütçe planlaması yapmam gerek. Öğrendiğim kadarı ile evime sadece 3 dk bir mesafede Harbiye üstünde Avrupa ülkelerinin toplu vize bürosu var. Toplu diyorum, merkezi bir ofis düşünün. Zaman konusunda bir sıkıntı yok. Belgeleri toplayıp teslim etmek ve vizeyi almak çok kolaymış. Tek önlem alacağım galiba şu alışveriş olaylarım. Ama şimdi doğruya doğru. 

https://www.youtube.com/watch?v=gmkHMYQRq2s

3 Ocak 2013 Perşembe

Yılın son ziyareti; Karşıyaka...

Herkese tekrar iyi yıllar!

Size ve bloga yazı yetiştireceğim diye Kasımpaşa'da trafiğe yakalandım, yüreğim ağzımda alana vardım uçak için. O sırada İbb'nin uygulamasından trafik durumuna bakmam aklıma bile gelmedi, akıl ettim de biraz rahatladım. Gerçekten şu iphone denen cihaz zamanla el-ayak oluyor insana lanet olsun. Alana koştum, kapılar, kontroller, gereksiz polis suratları... Uçak henüz yeni yolcu indiriyordu. Kapı numaram da 111'miş. Biri ve tek olmayı hep çok sevmişimdir :) Uçaktan eskiden korkmazdım ama insanın yaşı ilerleyince hayatı biraz kıymete biniyor. Henüz daha yaşımız 1 rakamı ile başladığı dönemlerde Ölüdeniz'de Ati ile single tandeme iki kişi binerdik, ne büyük geri zekalılık işte, o zamanlardan sonra bu uçak korkusunu aklım hiç almıyor. Gerçi, bu sefer de yine sıkıntısız uçuş oldu, hava mükemmeldi şansıma. Öyle stress yaşıyorum ki, dayak yemiş gibi iniyorum her seferinde uçaktan. Eve vardığımda saat tam yediydi ve tabiki de çok lezzetli bir sofraya oturdum gelir gelmez :) Yemekten sonra çay bile içemedim on birde bayılmışım. 

Babam grip olmuş, bütün bir tatilde yattı :( Annemle biz bol bol dedikodu yaptık, kahvaltıları öğlene taşıdık. Ben Pazartesi günü bazı işlerim için çok erkek kalktım. Ama gerçekten hiç bir işimi halledemedim. En önemlisi Nüfus Müdürlüğü ve süresiz kullandığım ilaç için heyet raporu işiydi. İkisini de halledemedim ve eve sinir küpü döndüm! Özellikle biten ilacımı alamamış olmam beni ayar etti. Kahvaltıdan sonra öğlene kadar uyumuşum. Annem bu arada yeni yıl akşamı için kedi dilinden yaptığı profiterolü süslemiş hazırlamış ben uyurken, akşama başka yemekler yapmış. Ertesi gün, ondan sonra ki gün bol bol güzel anne yemekleri yedim, yaprak sarmasını felan söylememe gerek yok sanırım... :) Yeni yılı annemle Victoria's Secret defilesi seyrederek girdik, annemden yine bir bomba geldi gösteri sırasında, "Bacakları photoshop mu bunların Sıla?"skladkjahdsand. Bu sene, defilede Rihanna performansı vardı, ablayı çok sevdiğimiz için double double bir şölen oldu. Dönmeden bir gün önce Tuna ve Sevinç ile buluştum. Öküz'ün müdavimi olmaya doğru gidiyorum. Güzel Karşıyaka Bomontisi içtik ve Çarşı'dan da midye yemeden gece eve dönmedik. Her İzmir'e gidişimde, Gevrek için geri dönücem, havası için geri taşıncam diye bırakıyorum bu şehri, bu sefer de midye için söylendim. 

Uçağım 2'sinde gayet makul bir saatteydi. Son kahvaltımızı hep birlikte yaptık yine ve İzmir'de metronun artık tercih edilen öncelikli ulaşım aracı olduğundan, çok rahat bir şekilde alana ulaştım. Tuna erkenden okula gittiği için onunla öğleden vedalaştık. Beni yolcu eden Annem oldu. Tam sokağı dönmüştüm ki, dolapta hırkalarımı unuttuğum aklıma geldi ve her zaman ki gibi geri dönüp almak zorunda kaldım. Iphone şarjını 343849 kez kontrol ederken, bunları unutmam ayrı bir olay.  Çok ama çok sinir olduğum bir durum iç hatlarda buldu beni. Artık kabin içine duş jeli bile almıyorlar. Miktar kısıtlaması var. Annemin hediyesi özel bir ürünü polisin çöpüne atmak zorunda kaldım. Lavukların, kendi aralarında bu eşyaları paylaştığını çok iyi bildiğim için, ekstra üzüldüm bu duruma. Eve vardığımda saat dokuzu geçiyordu. Kapıda Tarçın beni, el clasico, İzmir marşı ile karşıladı. Kucaklaştık kocaman. Bu tatilde Sevinç ve Can evdeydi, Tarçın onların yanından hiç ayrılmamış, maması suyu hiç eksik kalmamış hanfendinin. Geldiğim gibi evi süpürdüm, kaka kabı ile savaştım, gece yarısı anca uykuya dalabildim.

Yukarıdaki komik ve muzip sıratan çocuk benim. Bir Almanya ziyaretinde anneme yeni yıl hediyesi yapmıştım, resmimi çerçeveletip hediye etmiştim. Bu resim,o resim... Yılbaşı denince aklıma bu resim geliyor hep. Bu aile ziyaretlerini 2013 yılında sıklaştırmaya karar verdim. Geçen yazıda bahsini ettiğim kararlardan bir tanesi de bu. Sanırım hayat çemberim daralıyor ve her daralmada onlara daha fazla dönüyorum. Hayat çemberi demişken, bir şey aklıma gelmişti bu sabah. Hayat çemberimin dışında kalan insanlar... Onu da bir önceki yazıda biraz anlatmaya çalıştım. Belki bir göz atarsınız... Yılın son İzmir ziyareti böyle bitti. Bir diğer İzmir ziyaretim belki Şubat sonu, Tuna'nın doğum günüsü için olabilir. Uçak biletleri çok uygun, haftaya almaya düşünüyorum.

Annemin bir komikliği ile bitiriyorum yazıyı... Gideceğim sabah Tuna'yı uyandırmaya yatağına gittim, mutfaktan bizi dinliyormuş, sanayide wc'leri yıkılan esnafı konuşurken, annem araya girerek NEREYE SIÇACAK ADAMLAR diye isyan etti bize :))))


ps.link yerine, video koydum, nasıl şekil olmuş mu?:)

Kör

Bu arada aklıma bişi geldi.

Hani şu hayatlarımızda çok büyüttüğümüz erkekler var ya, onları zamanında çok sevdiğimiz için her dediklerine körce inandıklarımıza, heh işte, onlar etraflarındaki dostlarından, dost diye bahsederler. Ama dostları değildir o insanlar. Sadece karşısında bizim gibi onlara inanacak insanlara, bu adamları "çok sevdiğim eski bir dostum" diye yedirirler. Sen de körce inanırsın, diğerleri gibi, çok sevdiğinden...Yıllarca beklersin doğruyu söylemesini, hatta senden nefret ettiğini bile söyleyecek erkekliği beklersin ondan. Yaptığın tek şeyi bu adama körce inanmaktır hayatta.

Sonra çıkar, seni suçlar, onun yalanlarına neden inandın diye.

Öyle saçma işler işte, neyse, takılma sen çok.

http://www.youtube.com/watch?v=pNurzZq9XGA