22 Haziran 2010 Salı

"Artık herşey daha az. Yani unutur gibi."

Yazılanlar gayet iç karartıcı. Şöyle bir kısa kısa göz attım ardıma, gerçekten çok tahammülüm varmış benim. Bazen anlamak için o kadar çok zaman ayırıyorum ki, mecburen bende şaşırıp kalıyorum bu kadar sıkıldığıma.
 
Yaşarken de özleyebildiğim bir şehirde yaşarken, üstüne üstlük bir de daha çok özlemek olunca, beklentilerimi en aza indirdim ve sabrettim. Birde baktım, ne bir adım ileri ne bir adım geri. Nefret yoktu ama, acınılası bir şehir suskunluğu bıraktım ardıma, kalbimin boşluğa doğru teklemesi, yanıma kalmış. Şimdi farklı bir şehirdeyim. Kışın geldiğim bir şehrin aynı anda soğunu, baharını, yazını ve güzünü yaşadım, hala da yaşıyorum. Farklı farklı insanlar. Farklı yüzler, sesler, dokunuşlar ... Bu dokunuşların içinden sıyrılıp atmak kendini bir kaldırıma, acımadan tokatlanılan hırs, eli tutulamayan heyecanlar, yada sönüp giden mutluluklar...

Ben mutluluğun paylaştıkça çoğaldığına hala yürekten kendimi inandırmış rolü kesiyorum. İçten içe doğrultulan parmakların arkasında nelerin gizlenmiş olduğunu açıkça görebiliyorum, bu bir yetenek değil. Eski sıfatına bürünmüşlerin alaycı şaklabanlıklarına tahammül edemiyorum , bu tahammülsüzlük maalesef beni mutluluğun paylaştıkça çoğalacağı hissine inandırmak için zorluyor.
Bunu buraya yazılarıma dökmeyi bir borç bilirim. Ben yakıştırmadığım şu meşhur şehir suskunluğunu bu kente gömmeyeceğim. Her şey meydanda, açık, net, "temiz bir çizgi". Kısa aralıklarla gözlerimi sabitlediğim bir nesne, 5 saniye sonra unuttuğum bir insan yüzü olmamışcasına yaşıyorum buraları. Sokaklarında tanıdık kişilerimle karşılaşıyorum, selam veriyorum onlara, beni hatırlıyorlar bir yerden.

Aradan bir zaman geçti... Şimdi artık biraz durağanlaştım. Değerlerimi hala sorguluyorum gerçi.
Yaşadığım çarpıklıkların seceresini tutacak değilim bu saatten sonra , mükemmelliyetçi de değilim aslına bakarsan, tek elimde kalan tek avucumda kalan ben, yani bildiğim ben.

8 Haziran 2010 Salı

harman


seni ihmal ettim Özgür çocuk.

dün ve ondan önceki günler sana mektup yazmak için kendime sözler verdim.

sonra,

şu uğursuz 13 rakamı ile karşılaştım.

demek hala ordasın.

sana bugün yazacağım.

hemde geçen günleri telafi edecek kadar güzel cümleler olacak bunlar.

yazılarım harman oldu Özgür çocuk.

çok harman ...

25 Mayıs 2010 Salı

itiraf ettim


..Neden iyiyim, onuda yazıp bitireceğim. Varlığını ve yokluğunu şüphe içinde yazdığım, öncesinde bir çok nedenine güvendiğim sen, hep hayatımda ama'lar ve yersiz karamsarlıklarla devam etmeyecektin. Son bulan biz değil, sana yakıştıramadığım koca bir şehir suskunluğuydu. Bu şehirde olman bile yetiyor ve zaten acı olanda bu. Gidişimin tek nedeni, senin olduğun şehire benim kinimin yakışmamasıdır. Tanrı beni tüm kötülüklerden korusun.

24.02.2010

cümleler


Sessizliğin içine saklanmış cümleler varmış.
Çok beklemiş.
Çok beklenmiş.
Usulca gözler yere inmiş,biraz sitem edilmiş,biraz naz çekilmiş.
Sonra biraz sessiz kalınmış.
Sarılmış.
Bir eli kadehteymiş.Bir eli kalbindeymiş.
Seslenmiş gölgesine, saçlarına dokunmuş,
geçmişi sormuş.
Sonra bakmış uzunca
ve sonunda mutlu olmuş.

22 Mayıs 2010 Cumartesi

yeni bir sayfa

yeni bir sayfaya yazmak konusundaki ısrarcılığım ve sert inadım devam etmekte. kalemimle sayfalar arası küslüğe bir son verdim ama bu seferde ben kendimi aklamadım. ivedi bir günahkeçisi arayışındayım. çok güzel yakıştırmalar yapabilirim günahlarıma.onlara değişik şekiller verebilirim, beğendirebilirim,dikkat çekerler.çok umursamazdırlar onlar. elbet bir gün,bir tanesi ayağıma dolanacaktır.tam kurtulacakken, eskilerine yeni bir tanesini ekleyeceğimdir.bu böyle sürer gider.

sonra adamın biri çıkar.

"ah bee, sen nerdeydin" diye sitem ederim.

günah dağının ardından.