30 Ocak 2017 Pazartesi

İhanet Sarısı Fönlü Saçlarınız

Galiba bir histeri geçiriyorum. Korkunç bir sinir harbi yaşıycam yakında. Acayip yoruldum ve tiksindim dijital kanallardan. En kötüsü de işim gereği 7/24 içinde olmak zorundayım. Bu zorunluluk altında gün geçtikçe eziliyorum. Bu mecraları amaçtan çıkartıp bir araca dönüştürmeyi başarabilmiştim. En azından bir miktar. Ne biliyim, çevremdeki bazı insanları, paylaşımlarından dolayı yargılamayı bırakıp, tahlil etmeyi bırakıp, show yaptıklarına ikna etmiştim kendimi. Bazılarını, "bu ne beee? 10 sene önce bilmem nereden, bilmem kimin arkadaşı, benim özelimi niye görüyor olm" diye engelledim. Yetmedi yetmiyor. Her yerden çıkıyorsunuz. Bakın bu iletişim hiç değil. Çok rahatsız olduğum bir dünya ortaya çıktı. Her yerden hayatıma saldırıyorlarmış gibi hissediyorum. Bu dereceye gelmesinde etken aslında yine bizleriz, evet. Ama tüm bunları az tatmak istiyorum. Az olsunlar. Çok küçük miktarlarda. Bu sabah işe geldiğimde, bir yandan whatsapp'ımın çalması, öteki yandan gece 11'de iş telefonuma abdik gupdik reklam emaillerinin düşmesi, bir yandan aaaawww rakip işletme nö poyloşmoş, bir yandan ölücü, doymayan dijital kesmin beğeni kasması bunu takip etmek zorunda oluşum, bir yandan annelerimiz trip atar "nödön böğönmöyorson fotoğrafloromo?!". SIKILDIM. HEPİNİZDEN SIKILDIM. SAMİMİYETSİZ SİYASİ YAZILARINIZDAN, APTAL SELFILERINIZDEN,  KIRMIZI RUJLARINIZDAN, HER EKRANI AÇTIĞIMDA GÖRDÜĞÜM İHANET SARISI FÖNLÜ SAÇLARINIZDAN SI KIL DIM. YETER!

21 Ocak 2017 Cumartesi

Senenin İlk Seyahati : Berlin

Meraba.

2017 senesine sağ ayakla girdim, kar yağdı, evimde kedime sarılarak kahve içtim ve öncesinde sevdiklerimle yeni seneyi kutladık. Kutlama denirse ona da. Olmadı. Canımız sıkıldı. Herkes biraz korku biraz endişe ile sabah 8'de evlere dağıldı. Şu da dağılmadan(!) önce biz.  

Kardan şehrin biraz iptal oluşunu izledik. Ama iyi izledik. Ben evde sıcak şarap yaptım ve işe gidemedim. Somurtarak senenin ilk seyahatini bekledim. Ama seyahatler iyidir. Çok tanıdık hislerle bir çanta hazırladım sevenler kavuştu. 13 Ocak'ta Berlin'e uçtum. Tek başıma. Sevenin halinden sevenler anlar. Biraz müze, biraz kahveci, çok az da teknolu (sonradan ortaya çıkan güzel programlar ile) zip'lenmiş dosyada Berlin tatili yaptım. Daha evvelden eksik kalan adreslerim vardı. Hemen kısa bir guide yazıp, fotoğraflar ile sizi burada bırakıyorum. Bu akşam, ekibin yaptığı güzel müzikleri dinlemek için Taksim Pixie'de olacayız. Tekno sevenleri bir adım öne alalım.  

Uçaktan iner inmez koşarak Hamburger Bahnhof'a gittim. Eski tren garı, biz de olsa çoktan bir otel zincirine ya da bir inşaat firmasına, yerine "lakşıri rezıdıns" yapmak üzere peşkeş çekilirdi. Adamlar tabiki de en mantıklı şeyi düşünerek binayı harika bir Modern Sanatlar Galerisi'ne dönüştürmüşler. 
  
Acele etmemdeki neden, 1 gün sonra bitecek Gülsün Karamustafa sergiydi. Kendisi daha evvel Salt Galata'da da enstalasyonları olmuştu. Viyana'da, İstanbul'da ve yine Berlin'de özel koleksiyonlarda hala eserleri var. Toplumsal sorunları, günümüzde, çok da eskiye gitmeden, kadının bu topraklardaki yeri ile birlikte tartışan "Chronographia" çok çok hoş bir o kadar da hüzünlü bir çalışma. Tavsiye edemiyorum, bitti, ama ileri bir zamanda mutlaka yakalarsanız asla kaçırmayın. Devam eden diğer 2 sergi de çok çok iyi. Ahahahaha tablolarının arkasına resim yapan manyak Kirchner'i anımsamayan yoktur galiba? Eski yazılarımda sıklıkla yazmıştım. Efendim herifin kapsül bir sergisi mevcut.  Diğeri ise müzeye ait süresiz bir sergi, Erich Marx 'ın koleksiyonu. Çeşitli Alman sanatçıların toplama eserleri yer alıyor. En etkileyicisi Beuys'un şöyle (soldaki) bir "odası". 


Berlin'de bir hipster otelinde kaldım arkadaşlar. Kedili illüstrasyonların olduğu harika eğlenceli, Neukölln - Kreuzberg arası, merkeze 15 dakikada gidilen, cool çalışanlarının olduğu, minnoş bir yer. Cat's Pajamas, Hermannplatz metrosuna çok yakın. Urbanstrasse 84'de. 
Son dakika ortaya çıkan müzikli planları çok seviyorum. Hiç o kafada olmadığım halde, About Blank'te Polar Inertia'nın çalması işi biraz değiştirdi. Oya ve Keykan'a takıldım, Cuma gecesi mini tekno night out yaptık. Çok iyi geldi. Dertleri İstanbul'da bıraktım. About Blank bana bir miktar Suma'yı anımsattı. Ama kitle, temadan dolayı biraz rahatsızdı. Değer mi? Elbette Berlin'de değer. Tartışmaya kapalı. Bu sefer Berghain'a gitmedim. Başka mevsimlere kaldı.

Cumartesi günü uzun uzun bol bol müze ve sanat almaya devam ettim. Gemaldegalerie çok istediğim bir adresti. İçinde birden fazla sergi görmek mümkün. Koleksiyonda ise 13-18. yüzyıllar arası tabloları izleyebilirsiniz. Dürer, Raphael, Tizian, Caravaggio, Rubens, Vermeer ve adamım Rembrandt bunlardan sadece bazıları. Kombine bilet alarak içeride yer alan, bir kapsül sergi, Dekorasyon Müzesi ve dijital kütüphaneden de faydalanabiliyorsunuz. Ben dekoratif eşyalar kısmına geçtim. Çok wow değildi. Bir de, biraz daha eskizlerin olduğu, alışılmış tarzlarının dışında, romantik renklerin sergilendiği, Friedric, Van Gogh gibi isimlerin yer aldığı , "Romantik und Moderne" isimli minik bir sergi mevcuttu. O da kaçmazdı. Hepsi, Matthäikirchplatz 'da. Keşke şunlar gibi işe gidebilseydik. Soldaki tablo gerçekten manyakça. 1555 'te kimyasal var mıydı yaaa?



Pazar günü niyetim aslında sabah Ostbahnhof Bit Pazarı'na gitmekti ama bir anda kendimi Renate'nin kapısında buldum. 1 saatlik bir elektornik müzik macerası, Pazar sabahı saat 9 için yeterliydi. Burası da gerçekten çok büyük bir ev ve içinde küçük odalar, bir sürü stage ve her telden her müzikten insan bulmak mümkün. Sosyalleşmeyi sevenleri ve Berlin'in underground hatta no name isimlerini dinlemek isteyenleri Ostkreuz yakınlarına alıyoruz arkadaşlar. Alt-Stralau 70'de.  


Aşırı kardan dolayı bit pazarına gitmekten vazgeçtim ve Kreuzberg'e geri döndüm. Aklımda bu sefer eve iyi bir kahve götürmek vardı. Çünkü evime artık bir kahve öğütücü aldım. O nedenle de açık ara şehrin hatta bölgenin en iyi kahvecisini tercih ettim. 5 Elephant, Reichenberger 101 'de. Kenya kahvesini içmeden ve çikolatalı cookiesini yemeden dönerseniz kalbim kırılır.  
 
 

Akşamında ise, yine uzun zamandır denemek istediğim bir Sushi restaurantı yer ayırttırdım. Omoni'yi aslında Berlinli bir Instagram takipçimde görmüştüm. Yorumlarının iyi olduğunu görerek denemeye karar verdim. Haksız da değilmiş. Gerçekten uzun zamandır yiyecek paylaşmamıştım sosyal medyada. Hatta hiç yiyecek paylaşmadım ama bu çok farklı bir dünya. Bu harika Japon-Kore restaurantı için mutlaka rezervasyon yapın. Aşağıdaki Omoni mix yanlış hatırlamıyorsam. Kızın tavsiyesi Kophenagener mix. Pazar günü bile açık! Kopenhagener Str. 14'te. 

Buradan sonrası artık sadece Berlin sokaklarında yürüyerek, kış mevsimin yarı sert yarı gri ama bana her zaman aşırı huzur ve mutluluk getiren ortamında saatleri an an yaşayarak geçti. Evimden çıkıp, çantamı sırtıma atıp, "evime" geldiğimi hissettiğim bir yer artık burası. Hayal etmeyi bırakıp, hakkında planlar yaptığım, çözümler aradığım, kısacık zamanda duygusal bağlar kurduğum bir şehir oldu Berlin. Yeni seneye girerken, içinde ben olan, hakkında çok şeyler dilediğim bir kent.  
Bir gün buraya yerleşicem ve çift yön uçak bileti alıp, dönüş biletini de artislik olsun diye yakacağım dostlar. Ahahahaahsadgafag. İyı hafta sonları. Kahve için, sevişin ve asla küs uyumayın. Yeni "anlarda" görüşmek üzere!