23 Eylül 2016 Cuma

Bir Kez Daha : Amsterdam & Berlin

Sabah ofise gelince, elim istemsizce şu sözlere gitti; "masal diyarlara göç edip yeniliyorum." Ashhdaffa. Döndüm. Saç baş dağınık, inbox'ım patlamış. Geldiğimin sabahı işe gidemedim. Sonraki gün ofiste sabah kahve makinasının kapağını açık unutmuşum. Genel müdür, hayırdır Berlin'de aşık mı oldun kızım, kahve patates olmuş dedi. Berlin'e aşık oldum. Bir kez daha, evet.
 

Amsterdam...
 
Berlin'den önce Amsterdam'a gittik. Tatil oradan başladı, başladığı gibi de bitti. Bayaa yorulduk.  Hatırlamadığım yerler var. Uydu yayını şeklinde. Karıncalı görseller. Kaldığımız hostelin resepsiyonistlerinden biri kedi. Evet baya kedi. Kocaman bir orange tabby idi. Orange tabbyleri bayaa çok severim. İlk günümüz kavga dövüş koşturmaca geçti. Benim değil ekibin ilk ziyareti olunca, bol bol gezdik, çok güzel sigaralar içtik. 1 günümüzü Vondelpark'ta mantara ayırdık. Benim sanırım 12 saatim hayatımdan kayıp. Garip bir yolculuktu. Geri geldiğimde hostelde yatıyordum. En son hissettiklerim, toprağın altında doğaya ve çimlere karışıyor oluşumdu. Nabzımın durduğunu ve su kadar hafiflediğimi felan hissettim. Sanırım artık hayatımda, bir çok şeye şaşırmayacağım.
 

 
Bu ziyaretimde yine bir fırsatını yaratıp Waterlooplain Bit Pazarı'na gittim. Harika ötesi çok eski bir palto buldum ve aldım. Gerçekten şanslıyım bu konuda. Eski, atılmış, çöplerden, 2.el kıyafetleri, yaşanmışlığı olan bu hayat parçalarını giyinmeyi çok seviyorum. Eski olması; beni hayatın akşına ve zamanın geçişine adapte ediyor. Belki 10-20 sene evvel birini ısıtmış bir hırkayı taşımak beni çok heyecanlandırıyor.
 

Rembrandtplein ve Bloemenmarkt'a vakit ayırdım. Turistik lale soğanları görmek istiyorsanız buyrun efendim. Flying Tiger 'a ve Sostrene Grene'ye uğramayı ihmal etmedim. Yeni sezon ürünler beni pek cezbetmedi. İkisinden de 1-2 küçük şey alıp çıktım.
 
 
Kanallar çevresinde çok vakit geçirdik, biraz popüler ancak Bulldog Coffee Shop'ta oturduk biraz da. Geçen seferden sevdiğim Abraxas'a götürdüm bizimkileri. Cumartesi günü ise, öğleden sonra son sigaralarımızı havalimanında içip Easyjet ile Berlin'e uçtuk. Amsterdam'ı, sonbaharın güzel bir gününde geride bıraktım. Umarım en kısa sürede tekrar gider, Anne Frank'ı ziyaret edebilirim. Kıyamet kadar sırasını maalesef yine bekleyemedim. Üzgünüm Anne.
 

 
Berlin...
 
Bu sefer daha güçlü duygularla döndüm Berlin'den. 1 sene içindeki 3. ziyaretimdi ve her gelişimde yeni hislerle ayrılıyorum. Geçen seferki "garip" şoku hiç yaşamadım. Sadece her ayrıldığımda daha çok bağlanıyorum. Dönüp giderken, uzaktan daha çok gözümün içine bakıyor. Daha çok sarılıyor şehir bana. Amsterdam'dan sonra uçaktan inince, çok yoğun bir home-away-home hissettim. Hemen aynı gece Berghain'a gidip biraz vakit geçirdik ve Pazar öğleden sonra ise upuzun bir eğlencenin içine geri girmek için geri döndük. Buyrunuz efendim bu da ekibin ölmeden önceki son fotoğrafı asdfghjk.
 
 
Line-Up beklenilenden de çok iyiydi. Answer Code Request, Slam, Lucy, Function bizle mezara kadar gelecek şeyler yaptı. Çok özel bir deneyimdi o gece. Hakkını verdiğimiz söylenebilir.
 
Merakla beklenen buluşma oldu ve Ramsey ile Eis Bar'da oturup uzun uzun muhabbet ettik. İyi ki varsın Berghain ve iyi ki böyle güzel insanlar getiriyorsun bana. Ramsey ile Berghain'da tanışma hikayem burada. O da benim gibi parlak bir yaz geçirmemiş. Kıza hala bir Suma Beach sözüm var, gelemediği için bayaa üzgün. Terör olayları O'nu endişelendirmişti. Gelişi iptal olmuştu. Tüm akşam klüpte sadece Club Mate içip sakince sohbet eden 2 tek insandık bence. Sadece Ramsey değil, bu sefer de yeni insanlar ile tanıştım. Teşekkürler Berlin.

Mekandan, Pazartesi sabah 10.00 gibi çıktık. Müthiş bir geceydi. Berlin'de evini bizimle paylaşan Oya ve Keykan'a sonsuz teşekkürler. Ne desek yetmez. Minnoş evlerinde ve Berlin'de güzel bir kış mevsimi diliyorum onlara da.
 
Aadsaggaghahah kekomançi bir şarkı sözü ile yazıya lap diye girip bayaa ağır bir laf ile blogtan şimdilik çıkıyorum.  Ben nerede değilsem orada mutlu olacakmışım gibi gelir. -Baudelaire . Adeta bu yılımı özetliyor.
 
Güzel bir sonbahar olsun. Bir süre seyahatim yok. Belki şehirde olup bitenleri yazarım bir ara. 30'umdan sonra hayatımda ilk defa kış mevsiminin gelmesini istiyorum. Huylarım değişiyor. Kedime sarılıp, yağmurların üzerime yağmasını izlicem. Küs uyumayın, kahve için ve sevişin. İyi hafta sonları.

3 Eylül 2016 Cumartesi

Uzun Bir Yaz : Kaş ve Kastellorizo (Meis Adası) Yazıları

Travel & Leisure International kapağında, şu minnoş renkli evleri görmemin üzerinden 2,5 sene geçmiş. Hayatımda bu sürede o kadar çok şey değişmişken, bir çok şey gidip yerine yenisi gelmişken, bu renkli evleri ve o lacivert suları düşlemem tam 2,5 sene sürmüş. Sonunda geçen hafta Kaş'ı ziyaret ettim ve adaya geçmek için bir bilet aldım. Bu uzun yaz mevsimini ve bu yazıyı, Kastellorizo düşerime adıyorum.


Onca yer gezmişliğim vardır, aklımda tek kalan 90'lı yıllarda uğradığımız bu kasabanın havası çok sıcaktı. Gece 3 gibi İstanbul'dan araba ile yola çıktık ve öğleden sonra vardığımız Kaş, pırıl pırıl, kasabalıktan çıkmış, minik bir şehir olmuştu. Pansiyon çok makul ve merkezdeydi. Kahvaltıları da kalış boyunca güzeldi. İlk gün, yol yorgunluğumuzu Derya Beach'te attık, pizzaları, kokteylleri gerçekten müthiş. Tertemiz denize atladıktan sonra plajda kuşlar gibi uyumuşuz. Akşam gün batımını burada izledik. Nar & Jack içmeden dönmeyin!


2.gün, sabah erkenden dolunca kalkan tatlış tekneler ile Limanağzı Koyu'na gittik. Bir çok plaj işletmesi var ama biz ilk durak olan Bilal'in Yeri'nde kaldık. İyi oldu, hem temiz hem çok gürültülü değil. Bir de tekne ile gidildiği için doğal bir "Adult Beach" aman aman çocuk ve müzik yok. Bu güzel bir tercih oldu. Deniz müthiş ve saatlerce kafası sakin bir koy. Dönüş son teknesi 19.00'da, giderken aşağıda gördüğünüz masaya kişi başı 20 TL ödüyorsunuz, dönüş dahil. Limanağzı dönüşü, Derya Beach'te yine birer kokteyl içtik, o sırada gün batarken Kastellorizo'yu izledim. Elimi uzatsam dokunuyorum. Tek kelime ile muhteşem. Akşamında Kaş'ın en eski mekanı Mavi Bar'da midye bira yaptık. Ayı'da weiss bira içtik.



Adaya geçiş için biz, Kahramanlar şirketini tercih ettik. Sabah 10.00'da kalkan feribot gayet konforlu ama zaten yolculuk 25 dk sürüyor. Beşiktan'tan daha yakın yemin ederim. Schengen vizenizin olması yeterli. Kapıda vize uygulaması da sürüyor. 2 günde adaya vize alabiliyorsun. Ohal nedeni ile, feribot firması bir sgk dökümü istiyor. Çarşamba ve Cumartesi günleri 23.00 feribotu var, diğer günler 16.00 'da dönülüyor. 16.00'da döneceksen 85 TL, 23.00 'te döneceksen liman vergisi ile 100 TL 'ye gidip gelebiliyorsun. Günü birlikçiler de var, konaklayanlar da.  EU pasaportu olmayanlar biraz bekliyor kapıdan geçmek için, orada bile naziktiler. Makedonya damganız var ise oldukça sorun oluyormuş, bu aralar araları çok gerginmiş. 2 Türk kadın, Balkan turunda aldıkları damga nedeni ile bekletiliyorlardı. Makedonların brokratik bir yanlışları olmuş galiba. Evet benim de Berlin'de telefonumu çalmışlardı, doğrudur.


Mediterraneo filmi ile ünlenen ada, Türkiye'ye en yakın minik bir Yunan köyü. Filmde ve dergide gördüğüm o muhteşem evler ve otelleri ziyaret edip fotoğraflama şansım oldu. Ağlayacaktım huzurdan! Sanırım toplam 500 kişi felan yaşıyor. Çoğu güler yüzlü ve Türklere çok benziyorlar. Genel olarak da rahat ve yavaş insanlar. Aynı ben!
Sabah kahvesi için hemen Stratos Cafe'ye gittik ve birer Yunan Frappe'si söyledik. Sokaklarda herkes frappe içiyor. Bunun bir yunan içeceği olduğunu geçmişte öğrendiğimde çok şaşırmıştım. Bir de cheese cake söyledik, gerçekten çok iyiydi. Feribottan ininca deniz kenarı boyunca sıralanan cafelerinden biri, sabah mutlaka uğrayın! Keke ve kahvelere 26 Lira verdik. Hemen hemen tüm adada Türk Lirası geçiyor.


Etraf sakinleşti ve keşfe başladık. Zaten kısa sürede merkezi yürüyüp bitiriyorsun. Tüm limanı yarım saatte gezdik. Harika renkler, lacivert deniz, tatlışko insanlar ve fotojeniklikten ölecek bir köy. Bu sırada akşam için, Tripadvisor'ın 1. sırada önerdiği  Alexandra's 'a rezervasyon yaptırdık. Akşam Ouzo'su için yer yapılmazsa boş yer bulmak biraz zor.


Öğleden sonramızı ise, küçük motorlar ile gidilen St.George Adasında geçirdik. Feribottan inince zaten size motorlar hk. bilgi veriyorlar. Telefon numaralarını bırakıyorlar. Telefonları bile Turkcell. Bizim de telefonumuz orada çekiyor. Gitmek istediğinizde arıyorsunuz, deniz taksisi sizi kıyıdan alıp adaya götürüyor. Kişi başı 5 Euro.

Mavi mağaraya gitmedik, çok rağbet görülen bir yermiş ama benim klostrofobik huylarımdan dolayı olmadı. Onun yerine bolca denize girdik ve nöööfilter fotoğraflar çektim. Plajda dinlenirken sırtınızı bir kiliseye veriyorsunuz, evet adanın tam ortasında. Deniz tertemiz, plaj sanki 80'lerden kalma bir Yunan bohemliği taşıyor. Temiz wc'ler ve duş var.





Ada plajının ve oradaki restaurantın işletmesini Türk bir kız ve Yunan eşi yapıyor. Yemekler taptaze ve kalamar inanılmaz lezzetliydi. Bol bol Mytos birası içip taze mezelerden yedik. Greek Salata denemeden dönmeyin! Biz biralar, salata ve 2 mezeye 80 lira gibi bişi ödedik sanırım. Manzarası yıkılıyor.


Akşam üstü adaya tırmanma fikri olduğu için bu güzel adacığı 17.30 gibi bırakıp, Kastellorizo adasına geri döndük. Ara sokaklarda markette pırlanta bulmuş gibi sevindiğimiz "Alfa Weiss" birası ve bir de Rodos'tan gelen bir beyaz şarabı alıp, tepeye tırmandık. "İçkiler soğumadan mesafesi" kadar bir tepe assdfdfgg.

Ada tepesi çok güzeldi, tam bir akşam içkisi yeri. Devam edip St. George Of Horafia Kilise'sine yürüdük. Restauranta geçtik ve adanın ışıklarını izledik. Sanki Dünya bu adaya uğramamış, sanki Agustos 1983 yılı gibi her şey.



Servis, ekip, lezzetler, Ouzo, tek kelime ile harikaydı. Önce Ahtapot ve Yunan Salatası söyledik. Ouzo'da Barbayanni'yi tercih ettik. Sonra ortaya bir tane taptaze balık. Yanında kocaman bir tabak patates ile geliyor. Toplam 65 Euro. Masadan mutlu kalktık ve 23.00'teki feribotumuza geçtik. Duty Free'den Ouzo almayı unutmadık. 1 litresi 12 Euro!


Bu yorgunluğu ertesi gün Hidayet'in Koyu'nda unuttuk. Bu sene Blanca Beach ile birleşmiş ve çok temiz ve modern bir plaj sistemine dönüşmüş. Denizini çok sevdik. Caretta bile gördük! Tüm gün vakit geçen bir yer. Tek sorun çok kötü müzik yayını. Çalışanlara bildirdim. Kaş'ın diğer yerlerinden olduğu gibi plajlarda müzik yayını olmamalı. Akşamında, Aylin Aslım'ın yeni mekanı Gagarin ve Kaş'ın Babylon'u Echo Bar'ı denedik. Gagarin, 1'den sonra yıkılıyor. Playlisti Aylin yapıyor.  80ler-90'lar Rock n roll sevenlere duyurulur.


Beşinci günü, tekne turu yapalım dedik. Ödeme yaptığımız halde yer tutulmaması nedeni ile güne biraz gergin başladık ama denize açılınca geçti. Su, her şeyin ilacı. Kekova, Koylar, Batık Şehir, Simena, hepsi harika yerler. Simena'daki esnaf, siyasi olayların onları çok etkilediğini felan anlattı. Otelci olduğumu söylemeden sessizce dinledim. Tur, bir kerelik yapılabilecek bir şey ama şahsi fikrim, tur yerine Limanağzı'nda vakit geçirmek. Ama Kekova'yı görmediğim için iyi bir deneyim oldu. Batık Şehir'i görünce istemsizce Fermina'yı andım. I love arkeoloji like a hell!!!




Tur sonrası soluğu Derya Beach'te aldık. Saat erkendi ve bok gibi sarhoş olduk. Bikinilerim ve kıyafetimle uyumuşum. Tatilin en sevdiğim yanı, kıyafetlerle sızmak.

Soft bir kapanış için ertesi gün yine Hidayet'e gittik ve çok gece kalmadan son akşam adam gibi bir yemek yiyelim istedik. Retro Bistro, Tripadvisor'da çok ünlü. Klasik Rakı-Balı istemeyenlere rahat bir ortamda, özgün, onların tabiri ile "relax fine-dining" bir akşam yemeği sunuyor. Ravioli, Tagletelli ve Salata harikaydı. Közlenmiş domates çorbasını evde denemek istiyorum. Tatlı olarak "Patlıcanlı Suflesi" meşhurmuş ama bizim ona üzülerek yerimiz kalmadı. Evet doğru okudunuz, patlıcanlı sufle. Arka bahçesi tatlış ve çalışanlar çok güleç. Hepsine 90 lira gibi bişi ödedik, değer mi? Sonuçta bir emek var ama wow değildi. Olsundu. Ellerine sağlıktı.

6.günümüz yolda geçti. Dönüş akşama denk gelince ve ben de yollardan korkunca biraz gerildim. 12 saatten sonra bok çukuru İstanbul'a geri döndük. Bu çukurda, Kastellorizo'nun düşlerini yaşayıp, valla iyi hayatta kalmışım diyorum.

Efendim, böylece güzel fotoğraflar ile Kaş ve Kastellorizo günlüklerimi paylaşmış oldum. Sonbahar biraz hareketli geçecek. Ayol daha ne kadar hareketli olacak, dur bir yerinde dediğinizi duyar gibiyim. Ama, ben, özendiğiniz hayatı yaşamaya devam ediyorum. Sonbahar'da güzel kafalarda görüşmek üzere, kahve için ve küs uyumayın. Antio gia tora!