13 Mayıs 2016 Cuma

Berlin ve Geride Kalanlar (2)

Kalan yazıya devam etmeden önce, Kollwitzkiez'de yaşayan, haftasonunu bizimle paylaşan sevgili Oya'ya, Keykan'a, yorgun olduğu halde akşamını bize ayıran sevgili Zerrin'e teşekkür etmek istiyorum. Berlin'de "long weekend" tadında, gayet lokal ve eğlenceli zaman geçirdik. Daha iyisi olamazdı.
 




1 saat sırada kaldıktan sonra içeriye alındım. Main line up için 2. kata çıktım. Mekan; çeşitli katlarda sahneler, farklı isimler, kantin alanı, barlar, Darkrooms (buraya sonra gelicem), dinlenme alanları, koridorlar, asma katlar, bolca insana yetecek bolca alan mevcut. Her dilden ve ırktan insan var. Pazar öğlene kadar turistler sonrasında yerliler dolduruyor mekanı. Kapıda çok sağlam bir eleme oluyor. Topuklu-terlikli, fancy makyajlılar, girly gruplar, şıkır şıkır tipler, kalabalık kutlama grupları, boy band tipliler alınmıyor. Ben düz siyah ayakkabı ve ipli torba çantayı bu gezi için almıştım. Eksta bişi yapmadım. Siyah bi jean, Buğra'nın haki renk yağmurluğu (tşk ler Buğra!) siyah bir shirt ve içimde siyah tank top vardı.

Mekanın ana sahnesinden bir görsel paylaşıyorum. 2. Kat. (Kaynak : David Shannon)
Partiler Pazartesi öğleden sonraya kadar sürebiliyor. Mekan, Ostbahnhof 'tan 5 dk yürüme mesafesinde. Ben girdiğimde kitle yavaş yavaş değişiyordu. Hakkını verenler lokaller. Benden bir süre sonra ekip de geldi ama buluşmamız biraz zaman aldı. Onlar gelene kadar tek başıma Ben Sims ve Ben Klock dinledim.



 
Ses ve ışık sistemine dicek 1 gram lafım yok, beklentimizin çok çok üstünde. Benim dikkatimi çeken adamların iyi çalmasının yanında, tek başıma, bir taşkınlık ya da rahatsızlık duymadan eğlenmiş olmamdı. Kafamda, yav o kadar da değil, illa gerzonun biri çıkar, yanaşır, "hey, hello, how is going on" diyen biri gelir, ordan burdan sarılmaya çalışır, taciz felan. Sıfır! Yok! Evet çok kalabalık, evet çeşit çeşit insan var içeride ama kitle gerçekten iyi müzik dinleyip eğlenmeye odaklı. Kimse kimseyi kesmiyor, içeride turist gibi gezinmiyor, çarpsa bile gözüne bakıp özür diliyor, izin istiyor, zoraki yapmacık tavırlarla değil, "fine dining" bir mekanmış gibi hizmet ediliyor. İçeridekiler ponçiklikten ölecekler agshagdh! Kitlenin tercihlerini istediği gibi yaşayabildiği saygılı ve "weird" bir ortam. 

Henüz daha geçen hafta sonu, Beyoğlu'nda gerçekleşen, Selekt Festival'de, Peyote'nin ara katında biz bize eğlendik. Yani minik bir kitle, tanıdık yüzler. Ben bir ara dinlenmek için köşeye oturdum. Aiiii, fırsat kollamış, avuç kadar insanın arasından şakk! diye herifin biri çıkıp, "Hi, what are doing here!" diye yanımda bitti. Ellerini açıp sanki sarılacakmış gibi? "Who the fuck are you! What do you mean what am i doing here!?!" gibi bişiler çıktı benim ağzımdan. "Errr sorry sorry ok" diyip gitti.  Aasgdag, 3 dk sonra aynı şekilde yanımdaki kız arkadaşıma geldi. Gerçekten yüzsüz bir orospu çocuğu. Tekno festivalinde giydiği Rafet El Roman şapkası ile adam yılmadı, hala karı-kız çıkartma peşinde. Sonra kayboldu ortadan. Anlatmak istediğim böyle bir şey.




Berghain'a geri dönecek olursam, gece yarısına doğru DVS1 çıktı, çaldı. Çaldı demek yanlış olur, katliam yaptı. Ortalık bayaa bir karıştı. Rüya ile gerçeklik arasında asılı kalıp, ortada bir yerde tekno dinledik. Gözüm, aklım açık ama etraf karanlık. Müzik çok güzel! Bir ara aşağı katlarda takılırken, Ramsey diye bi kızla tanıştım. Amerikalı ama Berlin'de yaşıyormuş. Sosyologmuş. Berlin'nin sosyo-kültürel tarafını konuştuk, bana Berghain'da yaşadığı son 5 yılını ve burada tanıdığı muhteşem insanları anlattı. Numaralaştık, yazın sanırım gelicekmiş, O'na Suma Beach'ten bahsettim. Gözlerini belerterek "aaggg we have to gooo there" dedi. Gerçi kafası çok yüksekti ama samimi olduğuna şüphem yok. Sonra kalabalıkta kaybettim kendisini.

Bazı sahneler bu tercihten hoşlanmayanlara asla uygun değil. Boklama yapacaksanız, lütfen çıkışlar sayfanın sağ üst köşesinden. Bir önceki yazıda yazdığım gibi, burası gey / fetish based bir mekan. Darkrooms denilen ve göz önünde olmayan arka odalarda büyük seksler dönüyor. Sahnenin etrafında çıplak yada yarı çıplak dans edenler, minimal kıyafetler ile çılgın danslar yapanlar, 3'lü takılanlar, lezbiyenler, teknocu yaşlı teyzeler, harika giyimli hatunlar, derilerle tasmalarla dolaşanlar, jartiyerli abiler, dudakları hiç ayrılmayan süper yakışıklı geyler, çok güzel dans eden çiftler vs.

Dijital kayıt almak katı bir şekilde yasak. Wc kuyrukları çok uzun. Altıma yapacaktım bir ara. Çişin varsa, "only me, a second plz" diyip nazikçe öne geçebiliyorsun. Bar'dan 1 şişe su ya da bira alıp, içine su doldurup gecene devam ediyorsun. Çünkü mekanda alkol alan az bir kitle var. Tepiniyorsun çok su gerek! Çeşme suyu yeterince berrak ve temiz. Vestiyer inanılmaz cool. Su'nun dediği gibi mağazadan bile iyi. İçeride sanırım 1000 kişi vardı ama 1 gram ter kokusu yoktu. Bu tespit de Enis'e ait. Merdivenler var ve korkuluklar bel hizzası. Kafa üstü valla iyi biri düşmüyor. Tüm bu karmaşıklığın içinde güzel olan şey, mekanın kendine has "huzuru ve ritmi".


Sabaha doğru açıktım. Üst katta bir vitamin bar var. Tahıllı, çikolatalı, muzlu bişi içtim. İçtiğim en müthiş karışımdı galiba. Böyle bir ortamda içerikten insan kıllanıyor değil mi? Ya da o an öyle hissettim. Panorama Bar'da Mano Le Tough çalıyordu, koşarak kaçtık.

Sonradan öğrendik, DVS1 o gün 18.00'e kadar felan çalmış. Berghain'dan ben sabah 8 gibi çıktım. En son hatırladığım el ele 3 tangalı ablanın önümden birer angel gibi uçarcasına geçmesiydiiiii. Arkamdaki kalabalığı yorgun ve şaşkın bir şekilde geride bıraktım. Hostele dönüp check out yapmam gerekti. Öğlen ekip ile buluştuk, alana geçtik. Kimsenin ağzından uçakta tek kelime çıkmıyor. Yaşadıklarımızı ve gördüklerimizi hazmetmek biraz zamanımızı aldı. Döndükten sonra beni bir travma bekliyordu. Ben ertesi gün, sanki anne karnından çıkmışım gibi, ofisten mutfağa inip biraz ağladım. Midem bulanıyor bu ülkede.

Bir süre seyahat etmicem. Yaz mevsiminin gelmesini bekliyorum. Biraz Suma'ya kaçar, biraz yurt dışına çıkarım. Yine aynı ekip ile süprizli 1-2 plan var. Onları kovalayacağız. En nihayetinde, özendiğiniz hayatı yaşamaya devam ediyorum sjaghafasda.

Down gibi bir kaç hafta beni bekliyor. Motivasyonum hiç yok, bir sürü iş yapmam gerek, kendime çeki düzen vermeye söz verdim. Evimi temizlemekle başlayabilirim. Yeni aldığım ve Fermina'dan gördüğüm polisiye kitaba başlamak için, Pazar günü otelde tutacağım uzuuuun 9-23 arası nöbetini bekliyorum.

Küs uyumayın, güzel müzikler keşfedin ve sevişin!

Herkese şimdiden iyi hafta sonları. 

6 yorum:

  1. Büyük bid macera sayılır bu gezi.

    YanıtlaSil
  2. ayy silvia harika bi post bu! hem fotolar, görseller.. hem içindeki öneriler.. hem de ramsey'i delicesine tanıma isteği veren bi yazı.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Cok haklisin Mia,manyakca bi deneyimdi, Ramsey ile birlikte maceralarimiz icin izlemede kaliniz, her zaman soyledigim gibi, blogta girisler ucretsiz! :))))

      Sil
  3. Cool.

    Harika bir hayat deneyimi olmuş.
    dskjkfasdjfklaserjksef

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bunu neredeyse yayımlamıcaktım ama bi baksım senmişsin dkhasjgasa

      Sil