10 Mayıs 2016 Salı

Berlin ve Geride Kalanlar (1)

Alanda ekiple buluştuk, kahveler içildi, uçakta güzel bir kahvaltı, biraz uyku, soğuk ve yağmurlu bir Berlin'e indik. Jardyz bana bere al demişti sallamamıştım, göt donması yaşadım inince. Eşyaları eve bıraktık, mini bir tura çıktık. Berlin Duvarı'na gittik hep birlikte. Oberbaumbrücke köprüsünün altında takıldık biraz.
Biji Serok BERLİN!



Duvara geri döndük, yürüdük biraz, akşam hostele erken gittim, ertesi gün uzun sürecekti.

2. Gün, geçen sefer gezip de -10 soğukta pek bir şey anlamadığım yerleri ziyare t ettik. Şehir rehberi olarak bilgilerim çok işe yaradı. Bayaa çocukları gezdirdim. Onlar da ben de rahat ettim çünkü bilmediğim bir şehirde çok stress olurum. Otobüs numarasına kadar bulup bindirdim. İstedikleri her yeri elimde koymuş gibi buldum.

İlk adres müzeler adası, oradan Alexanderplatz, Unter Den Linden'den Brandenburger Tor, Yahudi Anıtları, Potsdamer Platz, Kreuzberg, harika bir plakçıya gittik ismi Hardwax, çocuklar plak aldı, Weinbergsweg Parkı ve Rosenthaler Platz'dan, Kollwitz'e döndük.






Ertesi gün kahveler içildi, meyveler sandviçler felan alışverişler yapıldı, piknik örtümüzü aldık, Tiergarten'e gittik. Burada 6 saatim yok. Pek hatırlamıyorum ama çok güldük, çok eğlendik. Dönüşte Kollewitz'de güzel bir akşam yemeği yedik ve geceye hazırlanmak üzere yine evlere dağıldık. Aslında çok daha like-a-local bir gezi oldu. Sanki bir süredir orada yaşıyormuşuz gibiydi. Gece yarısı yani Cumartesi gecesi Berghain'nın kapısı denendi, çok sıra olunca şansımızı Tresor'da deneyelim dedik. Ben de öyle neye güvendiysem kimliksiz çıkmışım, neyseki sormadılar. İçerisi bayaa turistik, müzik sistemi ve ışık sistemi pek iyi değil gibiydi, anlamadım. Çıkarken kafam çok iyiydi. Taksiye atladık, 3-4 gibi Berghain'nın kapısına tekrar gittik. İyi değildim. Geri döndüm. Oradan sonra bir kopuş yaşadım...

3. gün; sabah hostel odasında uyandığımda kıyafetlerim üzerimde, üzerim leş, yüzüm ve dişlerim sızlıyor. Kahve, evet kahve içmem gerek! Telefonuma baktım, şarjım az, günlerden Pazar, hava muazzam güzel ve 1 Mayıs sesleri geliyor sokaklardan. Pırıl pırıl her şey. Çim kokusu geliyor bahçeden. Kendime geldi, bişiler yiyemedim, gece çok kusmuştum...


Kahvemi aldım ve çıktım. Gerçekten çok gitmek istediğim bir bit pazarı vardı. Mauerpark'ı gezmiş oldum bu sayede. Çok çok güzel şeyler satın aldım. Taze meyve suyu içtim. Kazak, hırka, çanta, tayt, porselenler, termos, Jean şort, vs vs, 2 çanta doldurup çıktım. Öğleden sonra ekibi bırakıp, Berghain'nın sırasına geri gittim. Pazar 14.00 felandı. Tekrar şansımı denicektim. Nihayetinde sadece burası için gelmiştik...

Berghain; tekno müzik üzerine kurulan bir eğlence ve kültür çatısı. Hiç bilmeyenler için, dilim döndüğünce çok kısa bişiler yazıcam. Yanlış ise lütfen düzeltin. Berlin'nin soğuk döneminde ayrışan kültürlere, kalıplara, sıradan sosyalleşme yollarına bir tepki olarak, özgürce müzik dinleyip kendini ifade edenlerin parti yeri olarak ortaya çıkıyor. Sonra şuanki "tabelasız,yönsüz,ruhani,gri ve rave" tipli elektrik santrali binasının içinde partilerine devam ediyor. Burada parti kelimesi sizi "meehhh" yapmasın. Mekanın bilinen ve uygulanan katı değerleri var.


-Gerçekten içerideki eğlence hayatına uyum sağlayacak tiplerin kapıda seçilmesi ve alınması. Bunu seçerken çok nazik olmaları.
- Kapıda ve içeride fotoğraf çekmenin yasak olması. Çünkü = özele saygı.
-Cinsel tercihlerin, kıyafet, aksesuar, saç baş gibi fiziksel seçimlerin içeride asla yargılanmaması ve buna sonsuz saygı duymak.
-Oldukça kaliteli müzik ile bunu seven insanlar ile aynı anda eğlenebilmek.
-Çok saygılı ve nazik olmak. Tacize asla yer yok! Kavga - tartışma - taşkınlık yaratmamak.
-Siyaset, din, ırk, cinsel tercih gibi hassas meselelerin kapıda bırakılması.
-Kapıda mümkün olduğunca Almanca konuşmak? (Bence bu da bir etken, tartışmaya açık, lokal bir mekan olduğu için)

Sırada beklerken aslında hiiiiç iddaam yoktu. Bouncer dedikleri görevliler, "s*k*r git bizlen gelemezsin" diyebilirdi bana. Tek bir kadındım. Pek turist görünmemeye çalıştım. Nihayetinde çok ağır bir gey fetish klübü burası. Yılda 1-2 kez sapkın partileri olmak üzere, konsepti herkesin kaldıracağı cinsten bir yer değil. Yaklaşık 1 saat bekledim. Sıra bana geldi. Zaten geceden kalmayım, biraz makyaj vardı, bir kural olmasa da istenen şekilde baştan aşağı simsiyah giyinmiştim, cool ve donuk bir tiple ve Refah Partisi/Erbakan selamı ile parmak gösterdim, "Ein bitte." dedim. "Willkommen,Ja bitte!" deyip gülümseyerek içeri davet etti. Ondan sonra içimde bir bayram havasıııııı, tribünlere bir Drogba selamı, ama çaktırmıyorum!


Giriş ücreti, en pahalı mekan Berlin'de, 16 Euro. Telefonlara yapıştırıyorlar stickerları, asla açamıyorsun kamera, zaten açarsan linç yersin, soyundum, dökümdüm, üzerimde durg yok, koluma o efsane stamp'i aldım, ğğğğğğğ ağlıcam, vestiyer adeta bir cümbüş, 1,5 Euro ücreti var, deri kıyafetler, jartiyerli erkekler, pembe saçlı ablalar, tasması ile gezdirilen genç çocuklar, ten rengi gecelik ve tanga ile dolanan 40-50 yaşında abiler, düz ama güzel giyimli teknocu kızlar erkekler, 1 abi kafasında bir şapka ile full çıplak geziyordu ama o anda bakamadım çünkü sıra bana geldi, her şeyimi verdim, orası için aldığım ipli çanta, cüzdan, telefon ve kimlik bende kaldı, çok rahat ettim. Ve ana sahnede, gümbür gümbür Ben Sims çalıyordu.

Bense, tek başıma, karanlıkta, Berghain'ın içinde, basamaklardan 2. kata doğru yavaş yavaş çıkmaya başladım.

(2. yazıdan devam ; 18 Saat tekno, Ramsey ile tanışmam, wc sıraları, Panorama'da içtiğim meyve karışımı, Berghain kültürü, gece yaşadıklarım, ve ağlayarak İstanbul'a dönüş)

4 yorum:

  1. Büyük bir macera bu anlattıkların. Umarım herşey yolundadır. Erbakan selamı da hoşuma gitti doğrusu.

    YanıtlaSil
  2. Gidip orada yaşayacaksın sen. Az kaldı.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bilmiyorum içimden bi ses birden gidicekmişim gibi söylüyor?

      Sil