8 Mart 2016 Salı

Berlin Gezi Notları (3) ve (4)

Şimdi size karlı Berlin görselleri paylaşınca, bu yazıların ne kadar geciktiğini anlayacaksınız, haklısınız, 3. ve 4. günü toparlayıp güzelce bir yazı ile Berlin notlarımı bitiriyorum ve bahara giriş yapıyorum. Efendim, bahar deyince minik bir "Bu aralar aşık olduğum 5 Şey" ve şehirde ne olup bitiyor listesi de yapacağım. Güzel bir bahar beklentisindeyim. İçerik olarak alkol ve deniz kenarından oluşuyor. Bence oluru var.  
 
 
3. gün  Mohrenstrasse'den metroya atlayıp Alexenderplatz'ta iniyorum. Çok şanslıyım çünkü iyi connected olan bir lokasyonda kaldım. Berliner Dom'un arkasında, köprü altında bir ziyaret ile başlıyorum güne. DDR, Demokratik Almanya Cumhuriyeti tarihini anlatan, bol yaşam örneği olan kapsamlı bir müze. Minicik odalara dünya kadar detay sığdırmışlar. Çekmeceleri açıp müzikler dinliyor, tutsak odalarındaki tuvaletleri izleyip, 70'li yıllardaki kreşlerin eşyalarına dokunuyorsunuz. Güzel bir deneyim. Spree kıyısında, Karl-Liebknecht-Str. 1 'de.
 

 
 
Altes Museum'a gittim çıkışta. Müzeler adasının tam ortasında. İçeride Antik Çağ'a ait eserleri görmek mümkün. 1845 yılına kadar Kraliyet Müzesi olarak kullanılmış. 2.Dünya Savaşında hasar almış ve 1966 'da restore edilmiş. Valla bravo.
 
Hackhescher Markt'a gittim yol üstü. Sıcak şarapların, türk gözlemelerinin yapıldığı mini bir kermes vardı. Berlin'e gidip gözleme yemicecem için, şöyle bir dolandım çıktım. Ama bina çok güzel, etrafında fiyakalı bira evleri ve üstelik Weihenstephaner'in bir de orijinal bir mekanı var. Aşık oldum!
 
 
 
 
 
Alexenderplatz'dan S5, S7 ve S75 numaralı trenler ile Warschauer durağında inip doğrudan Berlin Duvarı'nın kalan kısmına ulaşıyorsunuz. East Side Gallery olarak bilinen tarihi ve ünlü parça, halkın suratına "al ulan, utan" dermiş gibi Spree'ye paralel olarak öyle uzanıyor. Karlar altındaki duvar çevresinden ve güzel 1-2 renkli çalışmayı buraya bırakıp afilli köprü Oberbaumbrücke'ye yürüyorum efendim. Duvarın tarihi hakkında uzun bir nutuk çekmicem ama açıkçası mantık muhteşem yaa! Eskişehir'den sonrası için acil 1 tane Anadolu'ya çekilmeli.
 
 
Çaktırmadan köprünün solunu kestiğimde, Watergate'i görüyorum, tekno müzik dinleyip bira içeceğim günleri hayal ediyorum, buranın bilinen ve sevilen klüplerinden. Ama Dünya'nın en iyi ve ünlü klübü Berghain, Berlin'de konumlanmış, duvara 5 dakika yürüme mesafesinde, bu konu hakkında ayrıca yazıcam.
 
 
 
Köprü, kızıl tuğladan yapılmış, Spree'nin 2 yakasını bağlıyor. Berlin Duvarı ile birlikte dönemin simgesi olmuş. Sarı renkli U-Bahn üzerinden geçerken, çok depresif bir görüntü bırakıyor. Üzerinden yürüyerek geçtim ve Schlesisches Tor'dan metroya bindim. Köprüden inince Burgermeister diye bir hamburgerci var, çok güzelmiş, denemedim ama iyi yorumlar alıyormuş. Bir yolluk yenir. İstikamet 36_34 Kreuzberg, Silvia - Killa Hakan emin ellerde!
 
 
 
 
Kottbuser Tor, Kreuzberg'e doğrudan ulaşabileceğiniz U-Bahn durağı. Üstüne karamsarlık çökmüş bir semt burası. Yanlışsa düzeltin, Berlin'de 300.000 Türk yaşıyor. En yoğun olduğu bölge Kreuzberg. Çarşıdan içeri girince, Avcılar'dan hiç bir farklı yok. Pazar arabası sürükleyen teyzeler, kapı önünde tespih sallayan, çay bardaklı esnaf, buram buram döner kokan kaldırımlar, sallanan Şahinler marka sucuklar, Melek Pastanesi, Dilek Blumen Shop, gerçek bir açık hava kültür seyri Smyrna Kuruyemiş ahahahha. Oranien Str. ve Naunyn Str. 'de yürüdüm. Killa Hakan'nın da dediği gibi -Burası Berlin, yani Küçük İstanbul!- 
 
 
Aynı duraktan Friedrichstrasse yönünde hostele döndüm. Hava yumuşamıştı. Yol üzerinde Rossman'dan 1 Euro'ya beyaz şarap aldım. Aynen, rujlarla aynı yerde şarap da satılıyor. Geç bir saate kadar çakır keyif valiz topladım.
 
4. ve son gün erken çıkış yaptım. Öğleden sonra olan uçağa kadar, 2-3 saatimi Deutsches Historisches Museum'a ayırdım. Prusya ve Almanya tarihini ayrıntılı gezebileceğiniz en kapsamlı müze burası galiba. 8 Euro girişi var, Berlincard'a dahil değildi. Hitler dönemi asker eşyaları, dönemin tarihi yüzleri, savaş belgeleri ve duvar tarihi ile ilgili kısım hoşuma gitti. Aaa bir de Napolyon'nun boydan kocaman bir tablosu var. Oldukça renkli. Gezmeye çok değer. Unter Den Linden Str. 2'de.
 
 
Listeme uzak olduğu için alamadığım 2 müze ve 1 lokasyon ismini yazmadan geçmicem. Hamburger Bahnhof Modern Sanat Müzesi, Gemaldegalerie  Sanat Müzesi ve Prenzlauer Alle bölgesi. Bir gün tekrar gidersem ziyaret listesinin üzerindeler.
 
Berghain konusuna geri döncek olursam, eskiden bir fabrika olan, son 10-15 senedir, elektronik müzik ve tekno kültürüne tapanların hacı olma yeri. Giyim adabı, kitlesi, katı telefon kuralı, dealer'ları, günler süren partileri ve ödüller alan konsepti ile Dünya'nın en iyi klübü sıfatını kimseye bırakmıyor. Berghain'a öyle girilmez, içeri alınırsınız ya da alınmazsınız. Ben bu ziyaretimde yer veremedim. Mekan hakkında daha da fazla anlatcak bişiyim yok.
 
Berlin macerası, yine soğuk bir öğleden sonra İstanbul'a dönmemle son buldu. Ve telefonsuz. Geldikten uzun bir süre sonra başka bir iphone aldım, gözüm gibi bakıyorum. Kıro istanbulda çalınmadı, gitti Berlin'de çalındı, ona yanarım. Efendim, iyi bir hafta olsun dicem ama şunu yazarken bile midemde kramplar var. Keşke elmaya dönüşsem, Amasya'da bir ağaçta felan yaşardım. İyi olmaz mıydı? 

Küs uyumayın. İyi haftalar.
 
 

1 yorum:

  1. Amasya'da bir ağaçta kurtlanırdın.

    "çok güzel bir yazı. takipteyim. bloğuma beklerim"

    YanıtlaSil