30 Aralık 2015 Çarşamba

Amsterdam Gezi Notları ve Dönüş (3)

Sabah Adriano'nun kırık İtalyanca aksanı ve mutfaktan gelen kahve kokuları ile uyandım. Güzel ekmekler, peynirler ve reçeller ile kahvaltı yaptık. Dapperbuurt'in içinden geçerek yürüdük. Bölgeyi anlattı biraz bana. Bit pazarına vardık.
 
Amsterdam-Oost, 19.yy sonunda işçi sınıfının yerleşmesi ile büyüyor. Semt isimleri halen eski Hollanda koloni isimleri, çok nostaljik; Javastraat, Sumatrastaat, Borneostraat... Bölgede şimdi çoğunlukla Türk, Hintli, Faslı öğrenciler ve aileler yaşıyor. Bölgenin en popüler mekanı Maxwell 'e gitme şansım olmadı ama yapılcaklar listesinde yer alıyor. Mekan, tüm gün açık. Sahibi Fas'lı bir genç. Oranın yüzünün değişmesinde büyük rolleri var. Gençlerin ve yerlilerin çok sevdiği cafe Beukenplein 27 'de
 
 

Gezinin en merakla beklediğim yeri Waterlooplein bit pazarı. Açıkçası beklentimin çok üstünde çıktı. Erken bir saatte gitmekte fayda var. 09.00'da açılıyor. Eşe dosta alıncak hediyelikleri mutlaka buradan alın. 2.el kıyafet, dekorasyon ürünleri, süsleme, aksesuar, sigara aparatları, antikalar, hurda, bisiklet ürünleri, plaklar, cd, poster, parti aksesuarları aklınıza gelecek bir sürü şey. Gezdim, alışveriş yaptım, bir yandan sigara içerken inanılmaz eğlendim. Annemin koleksiyonu için antika 2 tane porselen tabak buldum, ikisi 5 Euro. Şans eseri hangi yıla ait olduğunu bilmediğim bir palto aldım. 10 Euro olduğunu öğrenince pazarlık bile yapmadım. Eve geldikten sonra paltonun "Batı Almanya" üretimi olduğunu fark ettim. Batı. Almanya. Üretim. Batı Almanya yok olm. Giyinip Taksim metrosuna indim, bakışlara alışamadım ilk gün, şimdi pek sallamıyorum. Palto çok havalı. Bit pazarı Waterlooplein 2'de.



Buradan sonra bi 3 saat yok arkadaşlar dljsakdsa.

Adriano'dan beni Hermitage'a bırakmasını istedim. Müzeye nasıl gittik, bileti nasıl aldım ve içeri girdim, wc'leri bulamadım, içerisi sıcacık, tatlı bir uğultu var, pencereden dışarı izlerken 2 saat geçmiş, harika bir bahçe, şekerim düştü, bir kahve-muffin aldım içeriden, biraz kafam düştü, sergiyi gezeyim dedim, tersten girmişim, güvenlik görevlisi çıkardı doğru kata. Oralar biraz karmaşık.
 
 

Hermitage Amsterdam, Altın Çağ'ın portrelerinin toplandığı müze. St.Petersburg'ta olan orijinal Hermitage'ın resmi şubesi. Ben içerideki "Amsterdam'ın Portreleri" sergisini  görmeyi çok istiyordum. İspanyol ressamların olduğu özel bir de süreli sergi var. Goya güzeldi. Girişe bu da dahil. Amsterdam Card geçerli.




 
Ana salona vardığımda kafam hala iyiydi, birden ışıklar söndü! Meyersem salonun kendine ait bir ışık showu varmış. Tabloların üzerinde yanan kafalar!!! Eyvah. 5 dakika felan kendime gelemedim. Harika bir anlatım, çok güzel bir atmosfer! Kahvesi de çok lezzetliydi, Amstel nehrinin hemen kıyısı, 51'de.


video
Dışarı çıktığımda yönümü bulamadım. Yarım saat bina etrafında dolandım. Niyetim Rembrandt'ın müze evine gitmekti.  Artık niye diye sormayın. Tam o sırada yağmur başladı.

Rembrantplein'e yürüdüm. Flying Tiger, oraların 1 milyoncusu. Evet, burada da buldum bir ucuzcu! Renkli, ucuz ve işlevi çok şeyler var. Şemsiye, pofidik çorap, iphone kablosu, glitzli törpüler, kalemler, defterler aldım. Rembrantplein 2'de.

 
Yağmur hızlandı. Munttoren, bir Galata Kulesi formatında. Ama tadilatta olduğu için üzerinde çöp poşeti gibi mavi bir naylon vardı. Ya da ben öyle hayal etmiş olabilirim. De Oude Kerk şehrin kuzeyinde, Albert Cyupmarket güneyde kaldı. Gidemedim. Şehrin merkezine dönmeye çalıştım, 2 saat Dam Meydanı'nda tramvay durağı aradım. Adriano, "galiba çok sigara içtin" diye whatsapptan yazıyor bi yandan, bi yandan elimde yamulan şemsiye ile savaşıyordum. 9'du eve vardığımda. Kapıyı açtığında bana "Pooorrr" diye seslendi! Sıcak bir kahve aldım, kalan sigaramı içtim. Goygoy yaptık. Kıyafetlerimle uyumuşum...


Sabah çantalarımı hazırladım. O'na 100&1 'de bir kahvaltı ısmarladım. İçi çok tatlış bi cafe. Mauriskade 100'de. Muiderpoort istasyonuna yürüdük.  Böyle iyi niyetli bir yabancıya rastlamak ayrı bir şans. Herşey işin teşekkür ettim ve vedalaştık. Schiphol Havalimanı için farklı bir hatta bindim. Tek biniş kartı 5 Euro. 25 dakika sürdü. Havalimanı içinde indim ve hızlıca check-in'e gittim. Uçaktan önce Heineken içmeyi unutmadan.



Dönüş yolunda; yanımda ve arkamda görgüsüzce bağırıp, sarhoş olan türk kocişkolarla, "ayh ben ot içmem korkarııımm" diyen kezban eşlerle geldim. Kafam açıldı yemin ederim. Keyifsizce eve vardım. Galiba bu dönüşlerin tek güzel yanı kendi yorganım ve minnoşko Tarçın'a kavuşmak.
 
Umarım keyifli bir 3 gün okumuşsunuzdur. Valla ben ufak bir kısmını CTRL + DEL yaptım ama acayip eğlendim. Yakın zamanda kalan adresler ve içemediğim güzel sigaralar için geri gidicem. Daha artık ne içeceksem kshajsgda. Herkese güzel bir kış diliyorum ve gelecek adreslerde, gelecek tatillerde görüşmek üzere diyorum!


5 yorum:

  1. Orhan Veli paltosu rules <3 Çok güzel bir kaçamak olmuş senin adına sevindim Silviaaanım :)

    Mutlu yıllarımı da dileyeyim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ay en keyif aldigim gezim oldu ahahahha konsept malum meydanda :)))) Sana da sevgiler zihin gorusup tanisip istanbulda kahve icebilcegimiz bir yil diliyorum akdkahshs

      Sil
  2. Kesmen iyi olmus ahahha
    Kaldiramazdim :P
    Ulke sana hazir deYil.
    Ben de gitcem tekrar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 2. bir amsterdama da ben henuz hazir deyilim akdhakshsvs

      Sil
    2. The Netherlands hazır da, Turkiye değil bebek.

      Sil