28 Aralık 2015 Pazartesi

Amsterdam Gezi Notları (2)

2. gün sabahı, bir koşu hostelden çıktım. Kaçtım desem yeri. Çantamı Couchsurfing vasıtası ile evinde kalacağım ev sahibim Adriano'nun muhteşem manzaralı ofisine bırakıp, tüm gün hafif bir şekilde gezebildim. Sen gez, ben çantanı akşam eve getiririm dedi! Bunun için ona sonsuz minnettarım.
 
 
Çantamı hızlıca bıraktıktan sonra yol üzeri güzel bir kahveci buldum. Kahvaltı ettim. Kartlarımı yazdım, postaladım, yine güzel kareler yakaladım. Hava gri, benim ise Amsterdam Müzesi'ne yetişmem gerekiyordu. Kahve gerçekten çok güzeldi, 2.yi içtim. Ces't Magnigique, Leidse Straat 18'de. 
 
 
Amsterdam Müzesi, şehrin DNA'sını izlemek ve öğrenmek için çok hoş bir müze. İçeride süreli sergilere rastlamak mümkün. Ben Grafiti ve Transeksüellik konulu 2 sergiyi daha gezme şansım oldu. DNA'yı daha çok sevdim çünkü kronolojik çalışmalar daha çok hoşuma gidiyor. En çok ilgimi çeken, 1625'te New York henüz bulunmuşken, bu adamların ticarette 1. olduğu ile ilgili çalışma. Işıklı deliklere burnunuzu yaklaştırıp, ticaretinin yapıldığı kahve, karanfil vb.ürünlerin birebir kokusunu alıyorsunuz. Ayrıca birer canlı örnekleri ile.
 



Amsterdam'ın en eski çizim haritası yine burada. Ancak güneyi yukarıda, kuzeyi aşağıda, bu da ilginç bir detay. Sarı bir koridordan triplere girerek çıkışa gidiyorunuz. İyi ki kafam boştu, yoksu sarılarda kafayı yerdim. Ama Hermitage'da başıma gelenleri 3. gün anlatıcam. Amsterdam Museum, Kalverstraat 92 'de.


 
Anne Frank... Aslında bu isim için ayrı bir yazı bile yazılabilir ama şimdi değil. Nazi işgali sırasında 8 kişi ufacıcık bir evde Alman askerlerinden saklanıyorlar. Bu isimlerden biri 12 yaşında bir Yahudi kız çocuğu. 1943 yılında tuttuğu günlüğüne tüm yaşanılanları kendi penceresinden harika bir dille yazıyor. İspiyonlanan evden, toplama kamplarına gönderilen 8 kişiden biri de babası. Tek kurtulan baba, kızının anısına bu günlüğü saklayan isimlerden teslim alıp, kitap olarak bastırıyor. Ev, müzeye dönüşüyor. Yılda 1 milyon ziyaretçisi var. Kitabı okuduktan sonra, Prinsengracht'da müze ev Anne Frank Huis 'i ziyaret etme konusunda acayip hevesliydim ancak kapısındaki 1 km kuyruktan ve başlayan yağmurdan dolayı elemek zorunda kaldım. İçeri girmek yerine güzel Anne heykeli ve evinin dış görseli ile yetindim. Huzur içinde uyu sevgili Anne, Dünya senden sonra pek de değişmedi. Prinsengracht 263'te.
 
 
Hemen aynı sokakta olan Westerkerk'e de uğrayın. Amsterdam'ın en yüksek yapılarından biri. İçi de çok güzel. Ben her gezimde mutlaka 1-2 sembolik kilise ziyareti yapıyorum. O da bunlarda biri. Ayrıca beni sağanak yağmurdan kurtardı. Çıktığımda hava gayet dönmüştü.
 

Anne'den boş kalan zamanı biraz sokaklarda gezerek doldurdum. Buranın Cihangir benzeri, Jordaan tarafından yürüdüm. Güzel 1-2 kare yakaladım. Dam Meydanı'na geçtim.
 

Sokakların ve evlerin hepsi birbirine benziyor. Küçük, renkli, sıcak, huzurlu... Akşam için, Breda'da yaşayan arkadaşım Yener ile buluşma saati ayarladık. Açıkçası 2009'dan beri tanıyoruz birbirimizi, bir samimiyetimiz var ancak hiç görüşme şansımız olmamıştı. Bu gezi, güzel fırsat oldu. Akşam yemeği ve güzel sigaralar için sözleştik.
 
 
Dam Square 'in tam ortasında çok önemli adresler var. Amsterdam Royal Palace lokal ismi Koninklijk Paleis Amsterdam yani kraliyet sarayı, 15.yüzyılda yapılmış bölgenin en eskisi kilisesi De Nieuwe Kerk, bir demirören avm formatında De Bijenkorf, Taksim Meydanı Takı gibi bir sembol National Monument ve bol memeli, popolu, döşlü balmumu müzesi Madame Tussauds. Sadece saraya ve içinde süreli bir sergi olan De Nieuwe Kerk 'e girdim arkadaşlar. Amsterdam'da yapılacak o kadar başka güzel şeyler var, diğerleri bu yüzden NO!
 
Amsterdam Royal Palace / Koninklijk Paleis Amsterdam 
Saray hakikatten saray. Amsterdam Card geçmiyor. 10 Euro giriş. Kapıdaki hostes kız nereden geldiğimi sordu, İstanbul'u duyunca "Merghağğğba Hojgeldiniz" dedi. Ne alaka dedim yav, 2 ay İstanbul'da yaşamış. Çok seviyorum, my dream city dedi. Allah allah, mesai saati, çalışırken, uyuşturucu kullanmak yasak, bu niye böyle dedi acaba? diye düşündüm. Yani "ehe tişikirlir , dream tabi evet very nice tink yiu" dedim. Ben samimi bulmuyorum bu İstanbul'u sevenleri yaa. "You call dream we call hell dedim :( Bastım yukarı çıktım. Dam Meydanı'nda takılırken, "aloooo nerdesiniz? ben damdayım! diye bağıran görgüsüz köylü türklerden bolca görebilirsiniz.
 
Koninklijk Paleis Amsterdam
De Nieuwe Kerk ise çok haysiyetli bir yapı. 1649'da yapılmaya başlanmış. Need to connect! deyince bilgilendirme masasında duran 78 yaşındaki teyze çok harika bir ingilizc ile bana kilisenin staff wi-fi password'unu verdi. Ayakta alkışladım. İçinde süreli sergiler var, bana Roma temalı Constantine's Dream diye bişiler denk geldi ama cezbetmedi. İçinde kalabalıktan anladığım kadarı ile özel bir kaç tablo sergileniyor. Yav Constantines olsa noolur, ben oranın merkezinden geliyorum zaten. Girişi de 15 Euro ama ben 5 Euro verdim because Amsterdam Card.
 

Saat 16.00'da Yener ile buluşup hemen Vapiano'ya akızladık. Çok güzel çorba, çok güzel İtalyan makarnaları, harika bir inside design, çok pratik ödeme sistemi, efendim, Remprandtplein'e azıcıcık yürüyorsunuz, Amstelstraat 2'de. Biz toplam 22 Euro felan ödedik, çok güzel sunumlar, lezzetli yemekler bulabilirsiniz, tüm gün.
 
100 beygir gücünde kafalar
"Like a local" bir mekanda sigara içmek istiyorsanız, kesinlikle avamlık yapmayın ve Bulldog'a felan gitmeyin çocuklar. Tonla mekan var, tavsiyelere uyun. Ben Greenhouse Namaste'yi duymuştum. Ama Yener'in mekanı Abraxas. İçi harika! Fiyatlar 5-18 Euro arası, çeşite ve grama göre değişiyor. Sarmasını biliyorsanız paket alıp kendiniz yapın, yoksa tek dal yani joint alın. Jonge Roelenstreeg 12'de. Nasıl bir şeyler denemek istediğinizi söyleyin. turistlere karşı açıklayıcı ve anlayışlılar. Bu deneyimi es geçmeyin.
 
 
Orada olduğum süre içinde 2 çeşit içtim. Pure ve Lemon Haze. Pure çok sakin yapan ve sizi mallaştıran bir çeşit. Haze ise Amnesia idi. Çok az hayali görüntüler, biraz enerji, konuşma isteği, dalgınlık, gece sonu az terleme vs. hafif etkileri vardı. Şu ana kadar denediklerimin yanından bile geçmez. Tertemiz, hasarsız sigaralar satılıyor, sonuçta devlet kontrolünde. Üzerinde ziraai veya kimyasal maddeler yok.
 
 
Bir ara haritaya bakarken kaybolduk. Artık ne haldeysek. Çok fazla eğlendik. Kanallarda yürüdük. Yağmur başladı. Leidseplein'e geldik. Vedalaştık. Tramvaya bindim. Kalacağım ev Dapperbuurt 'daydı.
 
 
Gece sonunda Adriano beni duraktan aldı, çok nazikti. Köpek gibi yorgun olduğum için güzel bir sigara daha içtim, bebek poposu gibi uyumuşum. Sabah 8'de Adrino beni uyandırma ve gezdirme sözü verdi! Çok ponçik bir ev sahibi. Sabah uyanınca yukarıdaki muhteşem manzara ile karşılaştım.
 
3.gün; Dapperbuurt yürüyüşü, Waterlooplein Bit Pazarı, bebek poposu kafalara devam, Hermitage Müzesi, Amsterdam'ın Portreleri ve sönen ışıklar, Flying Tiger, şehir merkezinde kaybolmam, fırtına, yağmur, iptal adresler, gece eğlencemiz
 
Warmoerstraat, De Bijenkorf'un arka sokağı.

Amsterdam Müzesi'nden bir tablo
Amsterdam Müzesi girişi

8 yorum:

  1. "Acilen sigarayı bırakman lazım" :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gönlünden kopanı sdfdsafdfads :D

      Sil
    2. Gönülden kopsa da kafadan kopmuyor zihin dşdislaklfa

      Sil
  2. Kizim ne yanlis isler yapiyon sen yaa?
    Gecen seneki uluslararasi blend ve cafe mekan degerlendirmeye juri olarak bir arkadasim katildi. Haber edeydin de seyredip gideydin!
    :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yav beni kafam olmus mekan, onun gelip beni izlemesi gerekti, kacirmis, gecmis olsun :)))

      Sil
    2. Istanbul'dasiniz, tanisin bari.

      Sil
    3. Yav seni daha goremedim bana ne arkadasindan :((( izmire gelcem artik o zaman cokerim ctesine :((((

      Sil