26 Aralık 2015 Cumartesi

Amsterdam Gezi Notları (1)

Amsterdam... Sabahın köründe (3.30?) evden çıkıp uykusuz uçağa gittim. O yorgunluğun üzerine 3 adet müze gezdim. İspanyol 2 çocukla, pis bir hostel odasında 1 gece geçirdim. Couchsurfing yaptım. Kayboldum. Köpek gibi eğlendim. Kanallara aşık oldum. Yağmura yakalandım. Kafam leeeşşş, yolculuklar. Ama bir saniyesini dahi unutamam.

Bilgiler, rotalar, adresler, kısa kısa sizinle. Uçakta giderken de gelirken de, paçoz türklerin Avrupa ziyaretlerini görgüsüzce ima etmeleri dışında canımı sıkan bişi olmadı. Hayalini kurduğum Anne Frank Evi'ne gidemedim, çok üzüldüm! Onu 2.gün anlatıcam. O halde iyi okumalar.

Sabah afyonum patlamadan Amsterdam polisinin, "ne yani, hiç mi arkadaşın yok, yalnız mı geldin, ne zaman dönüceksin, biletini göster, hostelin nerde bilmem ne " sorularına şapşik gözlerimi sonuna kadar belerterek cevap verdim. İstiyorsan verme. Sorunsuz gümrükten çıktım.

Rijksmuseum Interior
Efendim 1-2-3 günlük alternatifleri olan IAmsterdamCard tam bir hayat kurtaran. Çılgınlar gibi tasarruf edebilirsiniz. Şehiriçi ulaşım dahil. Gerçek bir turist olduğum için şuradan 72 saat kartı edindim, 69 Euro. Rezervasyon numarasını göster, kartını teslim al. Havalimanında 1. terminaldeki Amsterdam Card ofisi var, orası olmazsa şehir içinde var. B11 durağından kalkan 197 numaralı otobüs ile doğruda müzeler adasına ulaştım.  
Rijksmuseum - Stadhouderskade
Önemli bir bilgi; Amsterdam'da hangi toplu taşıma olursa olsun, kartınızı bir binerken ve bir de inerken okutuyorsunuz. Hiç pratik değil ve 3 kez hata yaparsanız kartınız iptal oluyor, ben ilkinde gözlemledim. İzleyince çözdüm. Bir anlam veremedim, sordum, yerliler de cevap veremiyor. Otobüs konforlu, sizi Museumplain'de bırakıyor.  
Soluğu sabahın köründe Rijksmuseum'da aldım. Ünlü Amsterdam şehri yazısı karşıladı beni. Salak kola arabası bozuyor biraz kusura bakmayın. Amsterdam kart 1-2 adreste geçerli değil. Birisi de burası. Size önerim burayı netten satın almak. 18,-€ ama Rembrandt'ın Night Watch 'ı karşısında dizlerimin bağı çözülünce, buna değdiğini anladım. Resimde dönüm noktası olan çalışmaları çok seviyorum. 1642'de biten tabloda, Rembrandt'ın kendisinin olduğu sanılan bir karakter gizlenmiş. Dutch Altın Çağı'nı yansıtan milatrik bir tablo aslında bakarsanız ama detayların işlenmesi, boyama ve gölge oyunları o yılların en iyisi. Maskot kızın beline taktığı baş aşağı sarkan tavuğu görmelisiniz! Böyle bir kart var, trick'leri de okuyorsunuz.
 
Gece Devriyesi "Night Watch"
Meşhuuuur inci küpeli kızı yapan Hollandalı Vermeer'in sütçü kadın resmi. Efendim, inci küpeli kız maalesef Amsterdam'a yakın başka bir bölgenin müzesinde sergileniyor. Vermeer'in tablolarına Rijks'da rastlamak mümkün. 1660'da sütçü kadını çizmek için, bu manyak, usanmadan her gün süt süzen kadını gözlemlemiş. İçerde süt hariç her şey "hareketsiz". Bunun nedeni ışık. Gün ışığının her bir obje üzerinde bıraktığı oyunları anlayan Vermeer'in, çok yetenekli gözleri var. Pofidik ceketim nasıl? Bence muhteşem.
 
 
Beni heyecanlandıran bir diğer bölüm kütüphane. 1881'de yapılmış ve göze çarpan ilk şey sağ köşedeki dönerli merdiven. Karakteristik bir yapısı var. Amsterdam'ın en büyüğü. Kapıdan içeri girince burnuna gelen aşırı yoğun eski kitap kokusu, acaba suni mi şüphesi uyandırdı. Aşağı katta insanlar çalışabiliyor hala, asma kat ise ziyaret alanı.
 
 
Şansıma, Anish Kapoor'un 3 çalışması sergileniyordu. Akbank Sanat ile gelmişti hatırlarsanız SSM'ye. Bu 3 çalışmayı sabah sabah görünce burnuma mangal kokusu geldi. Rembrandt'ı içine alan kapsül bir sergi. Üffffffff! Çalışmanın amacı rahatsız etmekmiş.  6 Mart'a kadar silikon etleri görebilirsiniz.
 
 
Her müzenin vestiyeri ücretsiz ve sonuna kadar kullandım. He bir şeyimi bırakarak rahatça gezdim. Müzelerin içi hep çok samimi, anlaşılır, sıcak, çalışanlar mükemmel. Bir tanesi bana "Merghağğğba, hoshgeldınizz" dedi, onu 2.günde anlatcam. Günler öncesinden attığım bir emaile bile Rijks üşenmeden cevap yazmıştı. Neden hep ödüller aldıkları anlaşılıyor. Burada bi topkapıya git de bak, trip çeşitlerinden koleksiyon yap. Neyse, yerliler Rayk diye okuyor. Başka bişi derseniz anlamazlar. Museumstraat 1 'de.
 
2 müze arası, 1 gecelik kalacağım hostele yerleştim. Overtoom 80'de. İsmine aldanmayın, pek de piremses değildim Geceliği 9 yuuro olan yatak haricine bir beklentim yoktu. Giriş yaptım, odada tamirat vardı ve Rus bir tesisatçı(!) "i will finish the repair during the day, sent some one to buy more stuff, sorry for messed up" dedi. Başka eşyalar vardı, umursamadım. Ortam leş. Çantamı bıraktım, çıktım ve 2. adrese yetiştim. Döndüğümde garip şeyler gördüm, yazı sonunda anlatırım.
 
Van Gogh Müzesi'ne geçtim. Amsterdam Card geçerli. Efendim bilmeyeniniz yoktur, Vincent kafayı yiyince kulağını kesmiş. 
 
Yüksek sezonda anasının nikahı kadar sıra olan bu müze için online bilet satın alabiliyorsunuz. Kapıda 17,-€.  Kuyruk olsa da hakkını veriyor. Şansıma hiç sıra yoktu, şekildeki gibi, 3 saniyede felan içeri girdim. Amsterdam Card'a dahil ve işe yaradı. Bir diğer detay, içerde fotoğraf çekmek yasak, saygı duyarım. Ama ben bir türküm ve ilk kareden sonra uyarı aldım muhahahaha. Mekan 3 katlı. İçeride çok şanslıyım ki, meslek partneri, bizim dilimizde kankeytosu, meşhuuur "Çığlık" tablosunun sahibi Norveçli ressam Edvard Munch ile birlikte olan sergisi gezilebiliyor. Ayol Çığlık da oradaydı, onu da gördüm! Efendim bu ikisi birlikte dağ tepe gezip resim yapmışlar. Ruhsal bir birliktelik yaşıyorlar. Edward ona terapi gibi geliyor. 

Vincent kendini manyak gibi yaptın Vincent
Vincent V.G'un tabi İbrahim Tatlıses ağlaklığı gibi bir hayatı var.  Çocukken kardeşini ve annesini kaybettiği için ölene kadar anksiyete bozukluğu ile yaşıyor. Kronolojiye göre tablolarını görüyorsunuz. Kardeşi Theo'ya mektupları, bu mektupların saklandığı ve yengesinin bunları bulduğu yazı masası, kült resimler oda ve badem çiçekleri, boya paleti, gençlik resimleri, ünlü patates yiyenler, Asylum tarlaları, bir sürü self-portreleri  vs. müthiş. Benim en sevdiğim Vincent ile Edvard'ın aynı manzarayı ya da objeleri resmettikleri ortak çalışmaları. Tahmine göre, Vincent'in anksiyete bozukluğu için verdikleri yüksük otu bir teoriye göre de içtiği absintte onun etrafı çok sarı görmesine neden oluyor. Bu arada ünleniyor ama sikinde değil. Sarı papatyalar, odasının resmi, yaşadığı sokak tabloları, sarı tonlarında. Bu herif hakkında çok yazasım var, bitmez. Sonra iyice kafayı yiyor, kulağını felan kesiyor. Düzeldi diyorlar, eve geliyor. Bir gün tarlaya resim yapmaya çıkıyor, kendini vuruyor o şekilde otal odasına geliyor, evde kardeşinin kucağında ölüyor. Ölmeden önce yatağındaki son sözü ise, "hüznüm her zaman sonsuz kalacaktır" oluyor. Kulaklarımda Goldfrapp'ten Clay yankılıyor. Biraz ağlıyorum. Huzur içinde uyu koca paletli adam. Müzeden minnoş bir yağmurluk aldım. Çıktım. Museumstraat 6 'da.
 
Perşembe olması nedeni ile Stedelijk gece 10'a kadar açıktı, bu çok iyi oldu, sona bıraktım ve günü burada bitirdim. Amsterdam Card geçerli. Öncesinde Stedelijk Cafe'de güzel vegan bir burger yedim. Ekmek bayattı ama  köfte fena değildi. Domates çorbası çok iyiydi. Toplam 17,-€ ödedim, tüm gün açtım ve yeni bir müze öncesi iyi geldi. Sonra yakışıklı bir çocuktan beni çekmesini istedim, havalı bu poz için cıvık cıvık teşekkür ettim! Mina'ya buradan kart aldım. Museumstraat 10 'da.
 

Modern sanat, grafik, dizayn vs. severleri buraya alıyoruz efendim. Üstelik Alman çağdaş sanatlar artisti Isa Genzken'in kişisel koleksiyonu var şu sıralar. Mach Dich Hübsch! "Hep çılgın, yanlış şeyler ve imkansızı yapmak için cesaretim olmasını isterdim." demiş. Yaşlanınca Isa Genzken olucam.

Isa Genzken - Mach Dich Hübsch! sergisinden, kontent kapağı
Bu müzede bir diğer güzel tesadüf Kirchner'in bir çalışmasına rastladım. Kirchner'i hatırladınız mı? Hani şu kanvas tuvale değil de tuvalin arkasına resim yapan Münih'teki hasta manyak herif? Ashadjahagahh.


Gün sonu, yürüme mesafesi olan hostele geri döndüm, dönerken ışıklı binalar çektim, ve ayaklarımı hissetmeyerek bu yorgunluğun tadını çıkartmaya karar verdim. Odaya döndüğümde 2 İspanyol çocuk, jilet gibi giyinmiş dışarı çıkıyorlardı. Gülümsedim, iyi eğlenceler dedim, aynı şekilde gülerek teşekkür ettiler. Buraya kadar okey. Uyumuşum. Gece kaçtı bilmiyorum, sessizce gelip uyumuşlar. Sabah 8'de uyandım. Bunları ranzanın alt katında birbirlerine sarılmış uyurken buldum.Yaşları küçüktü benden. Tatlış bu çift ile hiç konuşmamış olmaktan mutsuzluk duydum. Keşke goygoy yapsaydım. Çantamı aldım, suratsız sarı kız, check out'umu yaptı, plastik oda kartına aldıkları 1 Euro depozitoyu ölürüüüüüm de bırakmam, aldım.

Yeni adresler ve yeni gün için kendimi Amsterdam sokaklarına bıraktım... Hava gri. Acil kahve. Fonda Moloko - Forever More çalıyor!!!!!!

2.gün : İlk couchsurfing deneyimim ve ev sahibim Adriano, Amsterdam Ulusal Müzesi, Anne Frank, Westerkerk, Dam Meydanı, Amsterdam Kraliyet Sarayı, Nieuwekerk, biraz alışveriş, yıllar sonra Yener ile buluşma, Abraxas ile bebek poposu kafalar.





 

6 yorum:

  1. Amsterdam'da yorulmak yok!!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haklısın, bir sigaraya bakıyor asdkash

      Sil
  2. Like a boss !

    Munch sergisi kalıcı değil herhalde(?), ben Çığlık'ı Norveçte sanıyordum. Kapoor'a lanet olsun, veganların selamı var. Parispass gibi burada da IAmCard almak lazım demek, thanx for the tip :)

    İkinci günü merakla bekliyorum o_O

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Malesef bu guzel birliktelik 17 Ocak'a kadar Zihin, gercekten gorulmesi gereken tek sureli sergi bence bu. Ciglik bu sergi icin Norvecten geldi bu da benim sansim "like a boss". Iamcard muthis bir uygulama! Kapoor un da allah belasini versin silikonu ne hale getirmis diyip gidiyorum! Agdkshs

      Sil
  3. Çok güzel ya bayıldım amsterdam'a çok yakın bir arkadaşım gitti hatta bi yıla yakın kaldı ama itiraf etmek gerekiyor sen daha güzel anlatmışsın :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ay ne mutlu, begendigne sevindim! Ise yarar umarim gitmek isteyen birine de :)

      Sil