12 Kasım 2015 Perşembe

Fotoğraflı Mim

Fermina yapmış, ilk defa böyle bi mim gördüm, hemen yapayım dedim, malum fotoğraflar ilgi alanım, birden fazla seçtim. Bir fotoğraf seçip, altına ne hissettirdiğini yazıyorsun. Bu blogta da, birazda elimizdeki cihazların artık güzel fotoğraflar çekebilmesinden kaynaklı, yazılar zaman zaman azalıp yerine görseller geliyor, ya da tam tersi hiç yazı tek görsel. Artık insanların zamanı çok değerli olduğu için, az yazı okuyup çok görsel izliyor. Doğruya doğru, şu blog networkünde allaşkına kaç kişinin satılarını sonuna kadar okuyorsunuz? Ben ve benimki de dahil.
 
Yaşasın Galatasaray!
Hayatımın içinde Galatasaray'ın yeri tartışılmaz. 2013 Aralık'ta kardeşim Juventus maçı için İstanbul'a gelmişti ve maç saatinde kar yağdığı için ilk devreden sonra maç tatil oldu. Şehir durdu. Ölüm kalım meselesi bir maç. Kar dizimize kadar. -5 soğuk. Ertesi gün bin bir yalanla işten kaçtım, stada gittik yine. Ayakkabılarımızın içi çamurlu kar. Maçın sadece 2. yarısı oynancak. Son dakikalarda 1 gol attı Sneijder. Topun kaleye çamurlar içinde yuvarlana yuvarlana gidiş anı sadece bir kaç adım ötemizde. İkimizde bu fotoğraftan 15 dakika önce ağlıyorduk. Yaşasın Galatasaray! Yaşasın Galatasaray sevdamız!
 
"Fakat Müzeyyen bu derin bir tutku"
Biliyorum, yakın bir zamandan bu. Ama burada sanki İstanbul'a bakışım aslında içime dönüş gibi. Çünkü 2014 yarısı ve 2015 yılı benim için bir yıkımdı burada, bir büyüme sancısıydı, bir 30 yaşa hazırlıktı, bir aylar süren ağlama nöbetleri, bir kaçış hikayesi, bir kişilik mücadelesi, bir alkole yaslanma, egomla savaş, bir rüya hali, bir her şeyin tekrar inşaa edilmesi ve kendine dönüş. Hepsi bitmiş değil. Etkileri sürüyor. Bu fotoğraf tüm bu kıvranışların bir sembolü olarak kaldı aklımda. Yaşadıklarıma bir son koyup Türkiye'ye geri geldiğimin 3. günüydü, Yoga'ya o gün gitmeyip, Cihangir'den yön değiştirdim, kendimi bu otelin terasında içip ağlarken buldum. Fotoğrafı çeken ise kadim bir dostum. Kaderlerimiz çok benzer ne hikmetse. O günlere tekrar dönmemek dileği ile.
 
Ny Carlsberg Glyptotek
Kopenhag'a gitme nedenimi size anlatmadım. Anlata da bilirim aslında. Oraya yerleşme planlarım var. Geçtiğimiz Temmuz ayında iş görüşmesi için gittim, görüştüm, olmadı, çünkü işin bürokratik kısmı biraz sıkıntı, göçmen işçi politikaları biraz sıkı. Öyle de olmalı. Ama kapı kapanmadı. 2016 yılı için başka planlar var.
 
Bu binaya, gezimi planlarken internete rastladım ve gideceğim müzelerden birinin içi olduğunu fark edince çok heyecanlandım. Bahçede beyaz ile yeşilin kusursuz bir uyumu vardı. Burası Ny Carlsberg Glyptotek. Hikayesini şurada okuyabilirsiniz. Müzeyi gezdim. Kahvemi aldım. Oturdum. Bu uyumu dakikalarca izledim. Bunu yaparken tüm o bir boka benzemeyen, bina dolu yaşadığım şehirleri,evleri aklımdan geçirdim. Kendimi tüm bu şehirlerden çok uzak ve bir o kadar oturduğum banka ait gibi hissettim. Aradığım cevabı, tam da bu havuzu izlerken buldum; "ben Türkiye'ye ait bir insan değilim, kafamın içindekiler. buraya ait değil. Hayatı yaşıma şeklim ve ileriyi görüş şeklim buraya ait değil. Kısa vadeli hiç bir planım yok bu boktan ülkeye ait." Her yolu arayıp her imkanı denemeliyim. Gitmeliyim. Gitmeliydim.
 
Hayatımda yakın zamanda izi kalan anlardı. Belki daha iyileri de vardır. Hadi siz de yapın. Bakalım arşivinizden neler çıkacak. Neler hatırlayacaksınız. Herkese güzel bir hafta olsun. 

2 yorum:

  1. Beşiktaş goygoyu yapabilir miyim ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Besiktas goygoyunu burada ben yaparim sen okursun Zihin ahshdjahahs

      Sil