18 Kasım 2015 Çarşamba

Bugünlerde Aşık Olduğum 5 Şey

Geleneksel "5 Şey" yazısını bayadır yazmamışım, bir dönüş yapayım dedim. Siz seversiniz.

Bu arada Flores Geceleri'ne bir heves başladım ama İspanyol yazar hakkında şu kitap arkasında yazılan "umut verici! parlayacak!" gibi sözlerin cacık çıkması nedeni ile kitabı şuan kavga ederek okuyorum. Can Yayınları'na yakışmayan imla hataları ve üstelik yazarın gerzekçe aynı konulara 1 bölüm sonra tekrar tekrar dönmesi canımı çok sıkıyor. Ama küçük bir öykü olduğu için uzatmadan bitircem. Bunu da araya sıkıştırıp bugünlerin "5 şey" konusuna geçiyorum. Filtre kahve isteyen?
 
VSCOcam + Grid
Ay biliyorum çok yeni değil bu konu ama benim VSCO'ya küçük bir servet yatırmış olmam yeni. Bir app'e göre küçük bir servet çünkü kimse tek seferde 20 lira felan harcamaz filtre için. Efendim, malumunuz mümkün olsa gözlerime bile filtre çekecem lanet insanların görüntüsünü yumuşatmak için ama hayat böyle değil. Ben de napim çektiğim görsellere filtre ekleyip paylaşmayı sever hale geldim. Bu F serisi Q serisi ile aşk yaşıyorum. Grid bölümü var içeride. Aynı instagram gibi düşünün. Grid ile paylaşım yapıp, kendi kişisel sayfanızı oluşturabiliyorsunuz. VSCO'nun paylaştığı görseller de bu gridlerden alınıyor. Grip olmayın. Grid olun.
 
Snapchat Discover
Salakça ergence bir app! Ay şöyle böyle dediniz açtım. Ama sevdim. Betül ile snapleşmekten başka bir işe daha yarıyor hayatımda. Ana sayfada yer alan brandlerin snapleri acayip eğlenceli. Ben yemekli olanlarla aşk yaşıyorum. Oradan bir sürü yemek ve tatlı tarifi aldım. İsminin hakkını Discover olarak veriyor valla. Tavsiye ederim. Tastemade çok iyi. Bir kaç tane daha var. İlginizi çekerse lifestyle sitelerin snapleri de eğlenceli. Buzzfeed ve Mashable gibi.
 
Sava Şarap
Kocasından boşanmış ayyaş 38 yaşında felan olan Amerikan kadınlar gibi eve şarapla geliyorum son zamanlarda. Alkol ile aram çok haşır neşir. Uyuyamıyorum. Uyuyamadıkça da alkol alıyorum. Bunun tek sorumlusu Carrefour'da satılan Sava. 13 lira olmasına aşığım. Twitter'da okudum, 2 gün önce bir sınıf arkadaşım doktorasını bitirmiş. Aynı gece ben de 1 şişeye yakın Sava bitirdim.

Asics Gel
Ahhh çok mutluyum bu ayakkabıyı tercih ettiğim için. Açıkçası bana Nike'dan ve Adidas'tan daha cool geliyor. Üzerinde 8 saat dans etmişliğim var o nedenle rahatlığına referans veririm. Şiddetle tavsiye ediyorum. Bana uzak doğu sokak modasını anımsatıyor çizgisi. Yeni Asics'im ile aşk yaşıyorum. Model; Asics Tiger Gel-Lyte III Men Bandana
 

Lana Del Rey yeni albüm "Honeymoon"
Adele'den bahsetmicem, herkes Adele diyor, ben Lana diyorum. Honeymoon parçası ile çıktı, aşk yaşıyorum. Bir gün şikayet edersem kendimden, gitcem doktora Lana'nın botoksundan yap dicem. Botox da olsa acayip bir hatun, sesi yine tokatlıyor. Valla öyle güzel albüm yapmış ki, yine İbrahim Tatlıses gibi dolaşcaz ortalıkta, bittik biz.

17 Kasım 2015 Salı

KAOS! Bayılırım

Çok alakasız, aylar aylar sonra bir şey fark ettim.
 
Burada bir yazımın altına "amaçsız hayat,boş ego" (boş ego da ne demekse artık, dolusu da var galiba) felan diye gelip boklayan yazar, meyerrrrrrsem Karaköy Gümrük restaurantın şefi imiş. Sahibesi olup olmadığını anlayamadım, sonra konu parçaları yerine oturdu. Zomato'da 2,5 vermiştim Gümrük için. Çok dertlenmiş galiba okuyunca, gelip beni bulmuş diye düşündüm. Mekanının deneyimi karşılığında gelip sana boş ego felan diyor. Internet sağolsun, insanlar gelip istediği şeye istediği zaman yorum yapıyor. Hayatlar hakkında yorum yapmak ise kendini çürütmüş oldu, ego felan. Komiğime gitti. Gümrük henüz kocaman bir ıspanağa yada patatese dönüşmedi, yorumlarımdan sonra benzerleri eklenmiş, onu gördüm. Özgün işler yapacam diye milleti ayakta sikmek Karaköy'ün atmosferine çok uygun. En iyi cevap zaten bir daha orada bulunmamak diyorum ve kötü reklamımı uzatmadan kaçıyorum.

16 Kasım 2015 Pazartesi

Sevgili Dirty Doering, Okunan Kitaplar ve İstanbul Işık Festivali

Vaov vaov vaov! Dün gece uykusuz kalıp Trendeki Kız'ı bitirdim. İlk defa polisiye yazan biri için fena değildi. Gerildiğim yerler oldu ama altıma sıçmadım. Fermina'nın kulakları çınlasın kitapta 6-7 tane tokat gibi imla hatası vardı, bir de bazı yerler çok Türkçe-İngilizce olmuştu. İngilizce baskı bulup aynı sayfaları okuyunca bunu teyid ettim kendime. Cesaretim olsa orjinalini okuycam. Ama bir hafta sonu için fena bir okuma değil. Filmine başlanmış. Ana karakter buysa, sarhoş ve çirkin olmalıydı biraz. Tadım kaçtı. 
 
 
Trendeki Kız'dan önce okumadığımı henüz söyleyince, yüzünü ekşitenlere inat, 2015 yılımın kitabı olacak İhsan Oktay Anar'ın Puslu Kıtalar Atlası'nı bitirip kitaplığıma kaldırdım. Kitabın efsane bir kafası var. İş yerim tam da Galata Kulesi'nin altındaki Kemeraltı Caddesi olduğu için kitabın atmosferi beni çok etkiledi. Eminönü'nü, minareleri, çatıları ve Galata'yı izlerken Norrda - I Know dinledim, kendimi bir an İstihbarat kapısından girerken felan gördüm. Acayip şeyler.
 
 
Flores Geceleri'ne başladım. Trendeki Kız'dan sonra bir anda sıcak Buenos Aries sokaklarına indim. Tatlış bir yaşlı çift var, pizza dağıtıyorlar. 15. sayfada felanım ama birazdan ortalık karışcakmış gibi. Abbov KAOS! Aahahahsldjsa en sevdiğim.
 
Efendim, Cumartesi gecesi Kloster'e gittik ve tarihi anlar yaşadık. Generic, Berlin Ist Techno eventi düzenlemiş.  Velten a.k.a Dirty Doering geldi İstanbul'a. I would diye bir şarkısı vardır. Videosu çok bela. Öncesinde güzel kankeytosu Einmusik'i dinleme şansımız oldu. Öncesinde de Aliço warm up yaptı. Açıkçası mükemmel bişiler beklemiyorduk, hatta minimal, deep tech felanlar bekliyorduk ama saat 2'den sonra işler bayaa değişti. Can bir ara bana eğilip "kızım bu herif birazdan ağzımıza sıçacak" dedi. Dediği de çıktı. En son saate baktığımızda 5'ti. Ben Klock'tan sonra en keyif aldığım müzikleri dinledik. Yaşasın Tekno!
 
 
Pazar kitaba devem edip, akşamında ekipçe İstanbul Light Festivali için Zorlu'ya gittik. Işık odaları var, o odalar fena. Fonda çalan müzikler tripli tripli. Bilmem anlatabildim mi? Mandala kafasında olan bir çalışma var. Bir tag girince yazılım bir takım görseller ile sana mandala yapıyor. Buyrun dijital mandalam ve ben. Soldaki ben. Herkese iyi haftalar olsun. Kahve için, küs uyumayın ve ölmeyin.
 
 

12 Kasım 2015 Perşembe

Fotoğraflı Mim

Fermina yapmış, ilk defa böyle bi mim gördüm, hemen yapayım dedim, malum fotoğraflar ilgi alanım, birden fazla seçtim. Bir fotoğraf seçip, altına ne hissettirdiğini yazıyorsun. Bu blogta da, birazda elimizdeki cihazların artık güzel fotoğraflar çekebilmesinden kaynaklı, yazılar zaman zaman azalıp yerine görseller geliyor, ya da tam tersi hiç yazı tek görsel. Artık insanların zamanı çok değerli olduğu için, az yazı okuyup çok görsel izliyor. Doğruya doğru, şu blog networkünde allaşkına kaç kişinin satılarını sonuna kadar okuyorsunuz? Ben ve benimki de dahil.
 
Yaşasın Galatasaray!
Hayatımın içinde Galatasaray'ın yeri tartışılmaz. 2013 Aralık'ta kardeşim Juventus maçı için İstanbul'a gelmişti ve maç saatinde kar yağdığı için ilk devreden sonra maç tatil oldu. Şehir durdu. Ölüm kalım meselesi bir maç. Kar dizimize kadar. -5 soğuk. Ertesi gün bin bir yalanla işten kaçtım, stada gittik yine. Ayakkabılarımızın içi çamurlu kar. Maçın sadece 2. yarısı oynancak. Son dakikalarda 1 gol attı Sneijder. Topun kaleye çamurlar içinde yuvarlana yuvarlana gidiş anı sadece bir kaç adım ötemizde. İkimizde bu fotoğraftan 15 dakika önce ağlıyorduk. Yaşasın Galatasaray! Yaşasın Galatasaray sevdamız!
 
"Fakat Müzeyyen bu derin bir tutku"
Biliyorum, yakın bir zamandan bu. Ama burada sanki İstanbul'a bakışım aslında içime dönüş gibi. Çünkü 2014 yarısı ve 2015 yılı benim için bir yıkımdı burada, bir büyüme sancısıydı, bir 30 yaşa hazırlıktı, bir aylar süren ağlama nöbetleri, bir kaçış hikayesi, bir kişilik mücadelesi, bir alkole yaslanma, egomla savaş, bir rüya hali, bir her şeyin tekrar inşaa edilmesi ve kendine dönüş. Hepsi bitmiş değil. Etkileri sürüyor. Bu fotoğraf tüm bu kıvranışların bir sembolü olarak kaldı aklımda. Yaşadıklarıma bir son koyup Türkiye'ye geri geldiğimin 3. günüydü, Yoga'ya o gün gitmeyip, Cihangir'den yön değiştirdim, kendimi bu otelin terasında içip ağlarken buldum. Fotoğrafı çeken ise kadim bir dostum. Kaderlerimiz çok benzer ne hikmetse. O günlere tekrar dönmemek dileği ile.
 
Ny Carlsberg Glyptotek
Kopenhag'a gitme nedenimi size anlatmadım. Anlata da bilirim aslında. Oraya yerleşme planlarım var. Geçtiğimiz Temmuz ayında iş görüşmesi için gittim, görüştüm, olmadı, çünkü işin bürokratik kısmı biraz sıkıntı, göçmen işçi politikaları biraz sıkı. Öyle de olmalı. Ama kapı kapanmadı. 2016 yılı için başka planlar var.
 
Bu binaya, gezimi planlarken internete rastladım ve gideceğim müzelerden birinin içi olduğunu fark edince çok heyecanlandım. Bahçede beyaz ile yeşilin kusursuz bir uyumu vardı. Burası Ny Carlsberg Glyptotek. Hikayesini şurada okuyabilirsiniz. Müzeyi gezdim. Kahvemi aldım. Oturdum. Bu uyumu dakikalarca izledim. Bunu yaparken tüm o bir boka benzemeyen, bina dolu yaşadığım şehirleri,evleri aklımdan geçirdim. Kendimi tüm bu şehirlerden çok uzak ve bir o kadar oturduğum banka ait gibi hissettim. Aradığım cevabı, tam da bu havuzu izlerken buldum; "ben Türkiye'ye ait bir insan değilim, kafamın içindekiler. buraya ait değil. Hayatı yaşıma şeklim ve ileriyi görüş şeklim buraya ait değil. Kısa vadeli hiç bir planım yok bu boktan ülkeye ait." Her yolu arayıp her imkanı denemeliyim. Gitmeliyim. Gitmeliydim.
 
Hayatımda yakın zamanda izi kalan anlardı. Belki daha iyileri de vardır. Hadi siz de yapın. Bakalım arşivinizden neler çıkacak. Neler hatırlayacaksınız. Herkese güzel bir hafta olsun. 

7 Kasım 2015 Cumartesi

İdefix İle Yeni Kitaplar, Gaye ile O Uzaya Gidildi ve Kış Hayalleri

Bir çoğunuzun İdefix ile deneyimleri vardır. Ben ise; İstiklal Caddesi'ne 10 dakika yürüme mesafesinde olan evimden çıkıp, kitapçılardan kitap almayı tercih ediyordum. Şu son zamanlarda iş yüküm arttı. Yolumun üstü olan caddeyi bay geçip eve gidiyorum günlerdir. Okumam gereken kitaplarım hala var ama kitap alışverişine hiç hayır diyemiyorum. Çoook uzun zamandır aklımda olan kitapları sonunda İdefix'ten söyledim. Ve 3 gün içinde bu sabah masama kadar geldi! Keyife bak!

 
1- Bu kitabı okumayanı dövüyorlarmış, "vuymayın abiley!" toplum baskısı yiyoruz, hatta "aaaa okumadın mööö" diye suratlarınızı ekşitiyorsunuz, gidin başımdan, aldım sonunda : Puslu Kıtalar Atlası, İhsan Oktay Anar. İletişim Yayıncılık. Internet fiyatı : 14.42 TL
 
2- Efendim Sherlock sevenlerı bu başlığa alalım. Yaratıcısı Sir Arthur Conan Doyle'dan içinizi okurken bişeylendirecek "Tekinsiz Hikayeler. Herhalde bi 3 senedir aklımdaydı. Böyle de istikrarlı kafam var. Hani çok istikrar ülkesiyiz ya. En sevdiğim yayın evi Can Yayınları basmış. Internet Fiyatı : 12.92 TL
 
3-Amsterdam macerasına az kaldı. Kısa sürecek gezimin notları yine bu blogta olacak. Spoiler vermicem çok. Gezi rotasının içinde Anne Frank'ın evi de var. Amsterdam'a gidip de o evin kuyruğuna giricem. -5 soğukta müzelerin önünde öldü dersiniz. Efendim konu dağılmasın, bu kızcağızın bir de günlüğü var, tam da bu evde yazdığı ve sonradan ortaya çıkan. Sümükler içinde böğürerek okuycam galeba. Epsilon basmış. Internet Fiyatı : 14.82 TL
 
4-Geçen tam da alacakken raftan geri bıraktığım Paula Hawkins'in bestseller kitabı Trendeki Kız'ı, canuzun'nun elinde görünce kıskançlık krizine girdim. Yauuuvvvv bu herif ne ara bu kitabı keşfetti, ne ara aldı, ne ara okumaya başladı! Daha 5 sene öncesine kadar bu herif kitap okumuyordu bee! Askerde iken kitap oku diyen bendim, gitmiş bi de Trendeki Kız'ı benden önce almış! Geri kalamam. Ithaki Yayınları. Internet Yayınları : 17.48 TL
 
5- Böyle polisli kaçmalı entrikalı öykülere bayılıyorum, liste yine nefes nefese oldu. Son kitap da öyle. Yine pomçik can yayınlarından çıkma, Cesar Aira yazmış. Flores Geceleri. İspanyol polisiyesi mini öykü. Uuuuhh isim çok seksi. Ama öyküde yine birileri ölüyor bir anda bağzı gerçekler vs. vs. Efendim bu da 1-2 senedir aklımdaydı. Hemen aldım. Internet fiyatı 9.12 TL,
 
Nasıl? Güzel liste değil mi? Artık ne zaman biter hepsi bilemicem ama bu kış kitaplarım ve seyahatlerim bolca. Yolculuklarımı ve çantalarımı düşledikçe kendimi daha özgür hissediyorum, göçebelik bana mutluluk veriyor, daha bir bu ülkeye ait değilim gibi hissediyorum.


Hafta nasıl geçti göremedim. Çekimler, röportajlar, emailler. Inbox'ım halaya duracak. Dün kaçarcasına çıktım ofisten ve Can ile Babylon Bomonti'ye Gaye Su Akyol konserine gittik. Meşhur Bomonti Bira Fabrikası renove edildi ve size yazın söylediğim taşınma işi gerçekleşti. Babylon artık burada. Yakında içindeki güzel mekanlar tamamlanıp açılcak.
 
Gaye'yi bilen bilir, "O Uzaya Gidilecek" en efsane şarkısı, arkasında Bubituzk çalıyor, ben pek dinlemiyordum, tarzı "tiyatral rock-arabesk" mi desem,  Can sayesinde 1-2 şarkısını bilirim. Sahnede bok gibi rakı içti. Taş gibi hatun. Kıyafetleri çok tatlıydı. Helal olsun. Hem yeri ziyaret ettik, hem de güzel müzikler dinledik. Ve açıkçası bayaa eğlendik! En son "Develerle Yaşıyorum" diye bağrıyorduk.

Aklımıza yıllar yıllar evvel, Canuzun ile evde içmekten yarısını kaçırdığımız Parov Stelar konseri geldi. O zamanlar Beyoğlu Ghetto. Bugünün Kloster'i. Bi gittik adamlar sahnede. Sordu, abi 1 saat önce çıktılar dedi çocuk. Bana döndü, nasıl olur kızım ya! geç çıkmaları gerek çünkü geç çıkarlar yani. Nasıl geç çıkarlar olm herifler bayaa sahnede, geçi mi kalmış dljaskahda. Bu sefer vakitli gittik.

Efendim ölüyorum uykusuzluktan. Eve gidip, pazar günü de kapanıp, güzel çaylar demleyip minnoş kitaplarıma ve pofuduk şişko ve nalet kedime sarılcam, Yataktan çıkmıcam. Hayatım resmen spotify'ın afternoon coffee playlist formatında akıp gidiyor. Kış geliyor, kitleler halinde yünlü çoraplara, şaraplara ve battaniyelere doğru yola çıktık. Bakalım yıl nasıl bitecek. Gelecek ay Avrupa seyahatimden sonra her sene olduğu gibi klasikleşmiş 2016 alışveriş yazısı ve yıl değerleme yazısı yazıcam. O zamana kadar bloğa yine 1-2 yazı sıkıştırırım.

Ölmez isek.

Küs uyumayın. İyi hafta sonları.

(Zamanın sonrasından gelen edit : keşke Puslu Kıtalar Atlası ile bir de eşentiyon eski Türkçe sözlük de verselerdi. şaka şaka, elimden bırakamadım kaldırımda yürürken bile. Sağolun varolun.)

https://www.youtube.com/watch?v=mcGA_YQBRrs

5 Kasım 2015 Perşembe

Sümüklerim ve Gençlik, Adını Sen Koy

Ne kadar genç, ne kadar heyecanlı ve pırıl pırılsınız. GS'sözlüğe bir koşu gelip, haklı olarak, "ben bu ülkeden gitmek istiyorum, öğretmenim ama bitirmek istemiyorum, garsonluk yaparım, en kısa sürede dil nasıl öğrenirim, Berlin'de çok Türk varmış, adapte sorunu da çekmem gibi, yardım da ederler, oralara nasıl gidilir?" diyorsunuz, gelip içinizi döküyorsunuz. Üzülüyorum bu hallerinize bir bakıma çünkü bu ülkenin bu düzeninde gençler şuan bunu yaşıyor. Daha mesleğini bile almadan, bir tutam hayat tecrübesi kazanmadan ülkesinden gitmeye zorlanıyorlar, başka yerlerde hayat standardı arıyorlar, ülke resmen bunu kapı olarak hayal ettiriyor. Ne acı. Pazar günü akşam olanları bir Gökçe biliyor galiba. En son sümükler içinde ağlayarak 1 şişe şarapla uyuya kaldım. Yerlerde yuvarlanıp döşemeye şarap felan da döktüm. Pazartesi günü de işe gidemedim. Gökçe, "hayatım boyunca seni ve şu halini unutamıcam" dedi. Haklısın Gökçe, ben de hayatım boyunca 1 Kasım'ı unutamıcam. Haklısın canım.