31 Ekim 2015 Cumartesi

Bok Yığını Amca

Henüz daha bu sabah işe gelirken, karşıdan karşıya geçmeye çalışan bir amca, üstüne doğru yavaşlayarak gelen bisikletli bir gencin peşi sıra, el kol hareketi yapıp suratını ekşiterek, yolun öteki yakasına vardı.
 
Arkasından öyle izledim bu sahneyi.
 
Ben mi çok kafadan rahatsızım, yoksa farklı şehirler başka sistemler görmek gerçekten insanın açısını mı değiştiriyor, ya da "üfff silvia, bisikletlinin de çok sikindeydi, 2 şehir gördün göte döndün, devam et sen" diyebilirsiniz. 
 
İçimi bi sinir kapladı. Amca yaşlı ve anlayışsız olabilir belki. Ay zerre umrum değil. Çünkü doğaldır insan yaşlanır. O yaşına kadar; trafik lambasından bi haber, bisikletliyi gasp etmesini dert ettim. Bisiklet yolu olmayan ülkede, "Türk hep haklıdır" kafasıyla yola atlayarak, saygıdan bir haber kalmış. Bok yığını gibi yaşamış.
 
 
Amcayı da alıp o an Avrupa'nın bir şehrine gidip geldim. Hemen o anda! Kültürüne yerleşmiş kabadayılık ve kibir ile, hayatın iyi bari bu zamanına kadar gelebilmişti ama Hamburg'un ya da Kopenhag'ın bir sokağına benimle gelemedi bu amca. Yolda yürümesini bilen insanların, trafik ışığının saniyesini saymayan, kadınların üzerine üzerine araç sürmeyen sürücülerin arasında yapamadı bu amca. Kendini kabız bir bok yığını gibi yollara attı amca. "Görmüyor musun? Kurala uy ve sıranı bekle!" diyen sessiz sarışın bir Avrupalının delici bakışlarına maruz kaldı. Siktirip gitti Avrupa'dan amca... 
 
Öffff nefret ediyorum kuralsızlığın, saygısızlığın içinde hırpalanan bu ülkeden. Sabah sabah ofise bir tatsız girdim. Üstelik 1 gece önceden "ne olacaz abi biz yavvv" diye diye içerek, leş gibi eve gitmişken. Kulaklıkla Spotify'ın haftalık keşif listesinin içinde saatin 13 olmasını beklerken. Hayatımda emin olduğum tek şeyin ertesi gün doğacak güneşin olduğundan, geriye kalanından pek de emin olmadığımdan. İnsanlık tarihinin en kalabalık IQ testinin yarın gerçekleşecek olmasından.
 
 

21 Ekim 2015 Çarşamba

Özendiğiniz Hayatı Yaşamakla Meşgulüm

Meraba.

Yav yok taktığımdan değil de, Jardzy okusun diye yazacaaaaaam, o malum kişi otelden ayrılıyor kıııııız. djsakdha.
 
Filmekimi içinde 2 film izledim, yorum yazmadım, ondan da geri kalmayım efendiler, biri Mustang diğeri de Küçük Kız Kardeşim. Mustang türk filmi ve ben türk filmi pek sevemiyorum amma bu yönetmen kızcağız böyle bi showlu şekilli bir şeyler katmış öyküye, o da doğrudan Galatasaray, koca festival filmine bildiğin futbollu bir içerik kondurmuş, ay ben şok, bayıldım. Festival gibisin Cimbom sana katılmak istiyorum. Ana konu harcanan Anadolu kadını.
 
Uğğğraşsam o kadar seçemem, 2 konu birbirine o kadar mı benzer, denk geldi, Küçük Kız Kardeşim de kardeş dayanışması olan keyifli bir Japon filmi. Japonları; minik dekorlu hayatlarını ve sempatik aksanları için izledim. Çok çok çok beğenmedim ama makul düzeyde sevdim.


Galeba otelde hayatımın en yoğun günlerini yaşıyorum. Ama masa başında bu kadın naapıyor boş boş oturuyor gibi görünüyorum. Geriye kalan günlerde ise yokardaki ayı gibi yattım.

Misafirin biri demiş ki, bu ne rezalet service ne biçim branding kol gibi hesap geldiiiiööö. Aynen check in yapıp insta post için gittiğin mekanda kol hesap gelince biraz sıkıcı oluyeor.  Ben olsam Unkapanı pilavcısına giderdim. Ketçeplı pilav felan.

Ketçaplı pilav nedir ya, kendinize biraz saygınız olsun lütfen.

Danimarka'dan gelen dergi grubu ile Rudolf Karaköy'de çok hoş bir yemek yedik ve konuşcak dünya kadar şey çıktı. Şu ortada duran Nikolaj. Instagram'dan. Rudolf otelimizin markası. Üstelik gezi fotoğraflarımı gösterince, nöööeee burası kopenag mı dediler. Valla evet bacım sizin köy dedim. @Eurowomendk Aralık sayısını bayilerinizden istemeyin çünkü Türküyede yok.

 
Efendim süprizli müprizli kış sezonu başladı. Bol gezi yazısı ile yine özendiğiniz hayatı yaşamakla meşgul olacağım. Jointleri sarın, müziğin sesini açın, manitalarınızı ortamlardan çekin. 10 Aralık. Amsterdam. Bitch better have my moooneyyy.

Geçen hafta Pim Karaköy'de vasat bir kahvaltı ettik. Tükkan mı Pim mi diye canuzun ile yağmurun altında münakaşa yapar iken "Eh hadi Pim olsun farklı olsun" dedi. Beğenmeyince "yuavv niye Pim istedin kızım! keşke Tükkan'a gitseydik ora daha iyiydi" dedi. Efendiiiiim, siz bilmezsiniz bu herif benim eski sevgilim, eski sevgiliden arkadaş olmaz lafına da büyük kapak, en azından ben öyle düşünüyorum, yarım asırdır tanıyorum, ama iyi ki de eski sevgilim çünkü bu cevap ilişki bitirir, dost arkadaş söyleyince kahkaha atıyorsun. Biz de öyle yaptık zaten. Gülüp anlayış göstermek sanırım bu devirde önemli.  
 
 

Cihancığım, Karaköy'de, kardeş Tuna kontenjanından benle kahve içti. Hafta sonu biraz da onun kafasını şişirmiştim. Dertlerim bitmiyor hali ile çünkiiii fazla vefa vefasızlık getiriyor arkadaşlar.

Pazar akşamı güzel kahveler güzel sigaralar eşliğinde bir Beşiktaş ziyareti yaptım. Yüzümüzden eksik olmaz o kıyak gülüşler. Şu adam kadar dertlerimi dinleyen olmadı İstanbul'da.

Ben ve Ali. Soldaki Ali.
Soundcloud-Turkcell allah belanızı versin both of you. Teknocu adamlara spotify açtırdınız. Spotify parasızken bile konforlu. Sonra aylık dokkuz.nokkta dokkssandokuzz lira, bilemiyorum dostlar.

Yusuf Atılgan'nın kısa öykülerinin toplama kitabını okuyorum. Sonra da Anna Frank'ın Günlüğüne başlıcam. Gezi programımda üst sırada. Nadir Kitap'tan almayı düşlüyorum. Düşlerinde özgür dünya.

Akşama maç var, Pazar da Derbi. Valla 1 ülkeye 1 derbi gündemi yetiyor. Çok özür dilerim ama seçime kadar iyi sikiş dönecek.

Ne seçimi ya, biraz da benim hakkımda konuşalım.

Herkese iyi haftalar. Kıpslaşmaya devam. Küs uyumayın ve bana grip bulaştırmayın. 

9 Ekim 2015 Cuma

Sonbahar Gezisi : Ayvalık, Geciken Bağzı Hisli Selamlar ve Süprizler

Ay merabaaa.
 
Hisli duygulu selamlar lafı da Mina Abla'dan geçti sözlüğüme. Efendim herkese biraz gecikmiş hisli selamlarımı göndererek minnoş bayram tatilimden bir kaç kare paylaşıyım dedim. Ayfonun tek faydası da bu bana. Sonbaharınızı biraz duraklatacak karelerden önce, kendi kendime konuşup, ofis işlerime dönücem.
 
Ayvalık'ta aile ziyareti yapıp, son güneşlerin tadını çıkardım. Kardeşimle bolca vakit geçirdim. Artık araba kullandığı için beni bir sürü yerde gezdirdi. Bir kafenin minik kedisini mıncıkladım. Annemle didiştim. Teyzemle goygoy yaptım. Grip olmuştum, gidince iyileştim. Ege'nin Laciverti demişim, ne de iyi demişim. Görseller yazının sonunda.
 
Evet herkes Nobel yazmış ama ben nobelden ziyade, ödülden sonra imzalı forma gönderen milli(!) futbol takımına takıldım. Elbette çocukların işi değil, bu işlere bakan marketing kafalarının fikridir bu. Efendim, bilmezsiniz belki, çok da şey değil, işim kurumsal iletişim ve pazarlama. Ama bu bildiğiniz "3 taksite 10 tencere" değil, işletmenin dışarı açılan kafası diyelim. Demem o ki iyi kötü pazarlama bilgimiz var. Arda imza atarken görseli kullanılmış. Ama böyle iğrenç bir prim kafası görmedim. AZİZ SANCAR'IN DA ÇOK SİKİNDEYDİ İMZALI TC FORMASI. Etnik ayrım yaparak kadrodan futbolcu kesen kurumun, imzalı forma organize etmesi miğdemi bulattı diyorum ve öteki paragrafa geçiyorum.
 
Airbnb'den sonra Couchsurfing'e bulaştım. Bir gün 5 tane gey ile aynı evde parti yapıp , 2 çocuk 2 köpekli bir eve misafir gidebilirim. Yani belli de olmaz. Zaten olursa ilk siz okursunuz. Beni izlemeye devam edin dhjasgad.
 
Bu senenin dilekleri arasında, eveth! çok daha fazla gezmek vardı. Mina Ablama katılıyorum, evet çok gezelim, too much travel, too much museum, too much local foods. Süprizli müprizli Avrupalı bir kış olacak. Yeni adreslerde gezi notları okumaya hazır mısınız? Bence hazırsınız! Beklemede kalın.
 
Hayatınızın en değerli kısımlarını, vasat altı türk dizilerine ayırıyorsunuz. Yakışıklı oğlanların, güzel kızların, dergileri süsleyen isimlerini ezbere biliyorsunuz. Aptal kutusu başına geçip, haftanın en az 4 akşamında içinizi bedavadan öldürüyorsunuz. Siz kafayı yemişsiniz.
 
Anna Frank'ın Günlüğünü okuyan var mı aranızda? Spoiler vermeden kısaca evet okudum, mutlaka oku der misiniz?
 
Festivaller, eventler, davetler sürüyor. Ben ama çok yoğunum, bu 1-2 ay pek bir şey yazamayacağım, Bienal hariç. Ona sonra gelicem. İstanbul'un göbeğinde 71 odalı oteli pazarlamak için rüyalarımda iş konuşuyorum. Mesela şuan yukarıda @Maritsanbul var. Meriç; hanım bir kız, tatlı ve akıllı. Geçen Nil Ertürk ile ne yaparız ederiz derken, Meriç'i bize yönlendirdi. Haftaya da Cem Karakuş gelecek. Sosyal medya, genel basılı-görsel yayınların çok önüne geçti. Her haber çok hızlı tükeniyor, uykularımda "ayyy yarın ne trend olacak acabaağğ, onun kaç yüz bin takipçisi varmıışşş" diye kendimi yiyorum, 30 yaşında ülkeyi terk edecek kıvama geldim. VE HALA FAKİRİM. Beni sizler bitirdiniz.
 
Efendim bilindiği gibi İstanbul'da (yapılan en adam gibi işlerden) 15. Bienal var. Bu senenin konusu Tuzlu Su. Ana lokasyon ise Büyükada. Ayağımın dibinde olan adalara yıllardır hiç gitmedim desem beni tokatlarsınız biliyorum. O nedenle bu Pazar, 1 Kasım'da bitecek Bianel'e istinaden gidip ada gezeyim diyorum. Bitmeden onun da güzel görsellerini paylaşacağım. Bienal'i o zamanki yazıda anlatırım artık.
 
İstanbul Kahve Festivali var arkadaşlar, benim gibi coffeelover birisi bunu da kaçırcak çünkü o hafta sonu otelde bişiler var, ve bensiz otelde sıçmaya gitmiyorlar malum. Bugün Rudolf'ta menü çekimi yapacağım. Aynen, ben ve çekim. Görseller yakında Rudolf'un instagram hesabında olacak. Dönüyorum o eski şanlı günlere.
 
Danimarka, Kopenhag dedim dedim, şöyle güzel böyle harika, evrene mesaj gönderirken, bir anda Danimarka'nın en iyi dergi grubunu otelde ağırlayacağım 5 gün boyunca. Tesadüfe bak, fotoğrafçılarını da instagramdan takip ediyormuşum. Nikolaj ve ekip ile yarın akşam yemeğim var, ay çok heycanlandım. Konuşacak şeylerin daha çok olması yemeğin iyi geçeceğini gösteriyor. Zira minik bir Kobenhavn Guide çıkacak içimden.
 
Ekim ortasına geldik neredeyse, bu sene de böyle üzüntülerin üstesinden gelme, yamuk yapan insanları sindirme ve hataların telafisi yılı gibi oldu bana. Ekim bitince yıl bitti diyorum. Bu sene adeta, daha önceden de yazdığım gibi, ayaklarımı uzatıp, patlamış mısır yiyip, hayatımın akışını izlediğim bir yıl oldu. Kasım ayı benzer geçecek. Cem ile ayrıldığımız o akşam, açıkçası "noluyor yaa!? nedir bu koşturma, bi dur bi soluk al, sen ne yapıyorsun" dedim kendi kendime. Bunun içimde sıkışmasından dolayı Akaretler'de dönüp arkamı basıp gittim. O bu karar ile gelince, hiç düşünmeden tamam dedim. İyi de oldu. O'ndan geriye bana kalan 1 litre sızma zeytinyağ. Yağ ne olm dkshjsagh ne biçim bi ilişkiymiş bu.
 
Yağ demişken, 2 günlük Ayvalık tatilimde 6 faktör ile güneşlenmeye çalıştım. Ve soyuldum. 2015 yılındaki deniz-güneş tatilini de boynu bükük bitirdim.
 
Yeni ev arkadaşım İzmirli. KESİN İZMİRLİLER.
 
1,5 aydır apartman kapısı bozuk. Demir kapı işte, çürümüş kapanmıyor. O kapı gecenin bir vakti çat çut çarpıyor ve benim odamın altında. Kaç defa söyledim kapıcıya çözülmedi. En sonunda apartmanın sahibi olan ev sahibini aradım. Tamam fiyat bekliyorum gelsin yapacağım o konu bende dedi. 2 gün sonra kapıcıya sordum. Onla yaptığımız tüm yazışmalar caps lock. Gözleri görmez pek. Canım kardeşim de mottosu. İlk zamanlar bozuluyordum ama 3 senede alışıyor insan. Ama artık Şişli'de kafayı kim yedi derseniz, beni gösterirler. Genel olarak hayata karşı tavrım da şu;
 

Efendim, güzel görseller ile sizi burada bırakıyorum ve Blogger'ların dünyasına geri dönüyorum. Bu arada, kafamız çalışsaydı 2009'da bloğu ilk açtığımızda şimdi birer az ünlü olacaktık. Ama olamadık. En iyisi gidip Maritsa'nın yanında biraz ağlayım, belki içim açılır. Müzik paylaşmıycam bu sefer. Ama tavsiye var : Tunein Radyo'dan 60'lar kanalı. Herkese iyi hafta sonları.
 
Güzel "Taş Kahve"
Şampiyon mu olacaklarmış? (Cunda-Ayvalık Motoru)
 


Sarımsaklı, Ege'nin Laciverti
Aliexpresten aldığım brazilian bikini altı. Etiketi çıkmış dskhdas.