27 Ağustos 2014 Çarşamba

Münih Gezi Notları (5)


5. günün şafağında arkeolojiye git! Evet ben son günümü, Münih Arkeoloji Müzesi’ne ve Bilim & Teknik Müzesi’ne ayırdım. Rahat bir zamanda gezmek için. Müze yakınlarında ismi Sun Francisco Coffee Company olan bir makanda kahvaltı yaptım. Çok basit bir sandaviç ve kahve seçtim ama sanırım Münih’te yediğim en lezzetli şeydi. Mozarella ve roka vardı. Biraz da domates. Ama onu lezzetli yapan harika kahverengi ekmeğiydi. Buyrun görüntüsü şöyle;

Efendim Bilim ve Teknik müzesi gerçekten aşırılı büyük bir yer. Size tavsiyem giriş sırasında ne nerde hangi katta hangi bölümde ilgi alanınıza göre ziyaret etmeniz. Ben önceliğime Astroloji ve gökyüzü bilimi, zamanlama, bilgisayar ve hayatı kolaylaştırmaya yönelik araçların eski dönem versiyonlarını koydum. Bazıları mesela makine, fizik, kalıp üretimi, ısı vs.  bunlar mühendis kafasında olmadığım için ilgimi çekmiyordu. Ses hızı ile yapılan bir deney var, şimdi bak aklıma gelmedi, deneyin bir de ismi vardı. Onu uygulamalı olarak kendinize yapıyorsunuz. Bir bölümde ise bir doğal maddelerin ham hallerini izliyorsunuz.

Dönmeden önce belediye binasına son bir uğradım, birkaç resmi çektim. 

Arkeoloji Müzesi’nde Tarih Öncesi, Roma Dönemi, Ortaçağ, Mediterian ve Numismatik dönemlerin parçalarını görebilirsiniz.  Mozaikleri artık anlatmam gerekiyor mu? Muhteşemlerdi. Büyülendim. 3000’e yakın parçanın sergilendiği müzede ayrıca çok özel 2 mumya sergisi de var. Birisi Ötzi. Bir sürü bilimsel araştırmaya konu olmuş. Kendisi Allah affetsin salonun ortasında bööööyle yatıyor. 5300 yaşında. Doğal hali ile kalan en önemli mumyalardan bir tanesi. 1995’te İtalya Alplerinde bulunmuş. Bakır Çağ’a ait olduğu düşünülüyor. Üzerinden 57 tane dövmesi varmış ve soyunda Avrupa geni yokmuş. Çok garip. Tahmin ettiğiniz gibi iyi bir avcı. Sırtında bir ok yarası var. Av aletlerini bir kenara koyup, yaralı arkadaşlarını taşıdıktan sonra bir kenarda ölmüş olduğu da düşünülüyor. Hikayesinin tamamını ve hakkında çıkan “Lanetli” söylemlerinin devamını okumalısınız. Şuraya Tık. 8 Eylül’e kadar ziyarete açık. Normalde İtalya’da bir müzede sergileniyor. Diğeri de bir kız çocuğu. Böyle 10-12 yaşlarında. Hikayesini çok anlayamadım ama görüntüsü yetti. "Die Mumie aus der Inkazeit"  Ayyy.




Bilim Teknik Müze’sine geçmeden, yol üstünde son bir kilise daha ziyaret ettim. St. Lucas’ın içinde otururken, Ötzi’li güzel bir kartpostal gönderdim Fermina’ya. Oradan Isar’ın üstünden geçtim.






Münih’teki son durağım; aşık olduğum Viktualienmarkt idi. Benim gibi yerel yiyecek ve içecek hayranının kaçıracağı bir yer değil. Ne hayran ama, 44 kilo :d Büyükçe bir Pazar yeri düşünün böyle sosyete pazarı gibi ama tezgahlarda mezeler, bakliyat, et, ekmek arası bilimum aparatifler, organik ürünler, mantar reyonları, sıkma meyve suları vb. türlü türlü karın doyurlamalık işler mevcut. Pazarın ortasında ise Bavyera usulü piknik bankları ekmeğini, birasını alan çömüyor. Ben sadece bir meyve suyu denedim. Tropikli bişidi. Şu hani Nişantaşı’nda beğenmediğimiz Northsee deniz ürünlerinin orda bir dükkanı vardı. Önü çok kalabalıktı. Ben o meyve suyuna 2 Euro verdim. Marienplatz’ın hemen 1 arka sokağı. Mutlaka gidin ve organik reçeller ve zeytinler deneyin. Türk standlarında türk mezeleri de var.



Münih. Yazı serisinden de anladığınız gibi gerçekten aşık oluncak şehir. Kendimi öyle onure öyle keyifli hissettim ki, Douglas’da sıradan bir kasiyerin tatlı yardımı ve müthiş İngilizcesinden tut da, yiyecek pazarında meyve suyu sıkan görevliden, Arkeoloji müzesinde bilet kesen tatlı yaşlı amcaya kadar, ay böyle hepsi ponçiklemelik bir millet. Orada yaşayanların neden Bayern ile gurur duyduğunu az da olsa anladım.
Münih dönüşü Viyana üzerinde acayip bir hava vardı. Uçak öyle salladı ki, gecenin 2’sinde İstanbul’a indiğimde ceset gibiydim. Sevemiyorum bu uçak yolculuklarını. Ertesi günü pestil gibi işte gittim. Valizimi tamamen boşaltmadan Ayvalık biletimi aldım. Tekrar tatile çıkmak harika! :) Bloga ismini veren Ege’nin Laciverti ile 10 – 21 Ağustos tarihleri arasında sonunda buluştuk. Balık, rakı, kardeş, aile, deniz, kum, güneş ve ıslak saçlarım. 
Ayvalık notlarında görüşmek üzere… 

6 yorum:

  1. Hey gidi Ötzi hey :(( Hasetinden kurumuş asdfgsssdasdasdfff

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. AHHAHAHAAHAHA Yazıklan adama, 5300 yıl buzun altından çıkmayı beklemiş

      Sil
  2. Ne güzel anlatmışsın gezesim geldi. En çok da bilim müzesini. Tam benlik. Orada yaşasam her hafta giderim sanki. O ekmekte de gözüm kaldı. Mutlaka aynısından yapmam lazım. Aynısı derken, hayal ettiğimin aynısı.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ya sonradan sormadığıma bin pişmanım, barista kız çok iyi ingilizce konuşuyordu, ekmeğinde ne va ne yok diye, sanırım ekşi maya ile yapılan şu ev ekmekleri gibiydi, arasında mozarella, domates, roka çok az da zeytinyağ gezdirilmiş.

      Sil
    2. Eklemeyi unuttum. Tost makinasında bastırdı biraz, sıcaktı ve ekmeğin üstü kıtır kıtırdı. İçi ise taze. Ayyyy olsa da yesek :(

      Sil
    3. Ben mozzarella ya yerli alternatif buldum, burgulu peynir. Aslında ne var ne yok diye çok da sormaya gerek yok kafana göre biraz yulaf unu, biraz çavdar, biraz tam buğday aynısı olmasa da yine çok güzel olur. Olay roka ve zeytinyağında. Off yeme de yanında yat.

      Sil