2 Ağustos 2014 Cumartesi

Münih Gezi Notları (1)

Münih.

Herşeyi ile bir şehir. Herşeyi. Neresini yazsam, "ay şurası eksik kaldı yaa" derim.  Tek başıma keşfettim şehri. Gezinin sonunda biraz abartmışım, resmen küçük bir travel guide oldum. 

Ayrılırken Tarçın 'ı 5 gün evde bırakmak zorunda kaldım. Kimse yoktu bayramda buralarda. Geldiğimde yaş alaman mamaları ile göynünü aldım. Gitmeden önce 120 MB Internet edindim. Mekanların hiç birinde wi-fi yoktu arkadaşlar. Genel alanlarda günlük 3o dakika internet olabiliyor. Evde zaten mevcuttu. Kalacağım yeri airbnb.com 'dan ayarladım. Çok tavsiye ederim. Münih'te 5 günüm vardı. Çok tatlı bir çiftti ev sahibi. Kaldığım tarihlerde evde değillerdi. Daire çok merkezi, tramvaya ve havalimanı ulaşımı çok basit. Westend Caddesinde. Merkeze ise tramvay ile sadece 20 dk. Rezervasyon kesinleştikten sonra İstanbul'a tatile geldiklerinde, anahtarı çalıştığım otele kadar getirdiler. Dünya'nın en havalı check-in 'ini yaptım. Evde bir de Münih rehber kitapçığı vardı. Acayip işimi gördü. Guido ve Dana'ya en hisli teşekkürlerimlen. 



Pazar günü sabah 6.20'de uçtum. Heyecandan kalbim boğazımda. Pasaport kontrolden çok hızlı çıktım. Ayağımın tozu ile Odeonplatz'ın tam ortasında kahvaltı yaptım. Caddenin binalarına büyülendim. Oradan benim listemde olan ve çok merak ettiğim, en iyi modern sanat galerisinden birine, Lenbachaus 'a gittim. Münih'li ressamların eserleri sergide, Wassily Kandinsky, Gabriele Münter, Franz Marc, August Macke, Marianne von Werefkin, ve Paul Klee, bu sanatçıların The Blue Rider koleksiyonu en popüler olanı. Sadece bu grubun 80 tane parçası var. Buyrun mavi atımız da burada.
 
  
Benim hoşuma giden çalışmalar tabi ki şaşı-bak-şaşır kıvamındaki işler, birkaç tanesi şöyle heycanlandırdı beni; hıımm yaklaşınca rakam olduğu anlaşılan tablolar. Ay çok eylendim :d



Sonrasında Dachau Toplama Kampı’na geçtim. Korunmuş ve müzeye çevrilmiş en eski toplama kampı.  Kamp, şehrin 16 km dışında, toplu taşıma ile de gidiliyor. Sanki hava, konsepte uymuş gibi kapalı ve kasvetliydi.
Resimlerden de görüldüğü gibi çok hüzünlü bir yer. Her şeyi bir kenara bıraktığınızda, insanın insanı öldürmesi hastalıklı bir durum. Öldürmeden önce deneylerde, testlerde kullanılması, aç ve hastalıklı çalıştırmaları, kıyafetleri, esirlerin özel eşyaları, yaşam alanları –hoş yaşam değil ölüm yeri- hepsi utanç verici.




Dachau Kampı; işçi sağlama ve çalıştırma amacıyla, ilk düzenli toplama kampı olarak 1933’te kurulmuş. Her ne kadar son araştırmalarda fırınların öldürme amaçlı kullanılmadığı yazılsa da, bariz bir katliamın izlerini taşıyor. Sonrasında koşullar ağır olduğu için ölümler artmış. Yakma odası yetmemiş, yenilerini yapmışlar. Fırının bacasına baktığınızda karşınızda ve kafanızı çeviriyorsunuz, eski bir resimde ise bacanın dumanını görüyorsunuz. 45.000 kişi çeşitli nedenlerden ve/veya doğrudan öldürülmüş. Kanım dondu.





Girişte sizi Arbeit Macht Frei yazısı karşılıyor. "Çalışmak özgürleştirir." Bu nazi sözünü diğer toplama kamplarında da görebiliyorsunuz. Dört taraf arklar, kuleler ve tellerle çevrili. Kaçmak imkansız. Çıksanız bile ölüm burun ucunda. İçerde büyükçe bir meydan, sağ tarafta yönetim ofisleri müzeye çevrilmiş, sol tarafta esirlerin barakaları, ufak bir kısmı ziyarete açık, kalanı yok, arazinin biraz dışında tutuklulardan izole edilmiş fırınlar ve gaz odaları ile sonradan anıtlara ve çeşitli mezheplerin kiliselerine çevrilmiş binalar mevcut. Çıktıktan sonra yeterince mutsuz hissediyorsunuz kendinizi. İçiniz nefret doluyor, dilinizden dökülemiyor hissettikleriniz. Gri-siyah duvarlar var etrafta. Moraller bozuldu elleşme.


Yolum üzerinde ufak bir saray vardı, bahçesinde ise bir manzara yeri. Dachau Şehir Terası :d Bölgenin yeşillikten delirdiğini burada görebilirsiniz. İsmini unuttum, yazmamışım. Madem öyle ismi Dachau Sarayı olsun. Hadi bakalım.


Eve öğlen 3 gibi yerleştim, benden önceki sahibi geç çıkmış, ki ben de geç çıkış yapacaktım. Evin öyle güzel bir imkanı var. Çok toleranslılar. Sürekli e-mail attılar, ben onca telaştan ilk gün yazmadım bile adamlara, utandım sonra. Tertemiz mis gibi evi elimizle koymuş gibi buldum. Aynı resimlerdeki gibi. İlerleyen günlerde benim de yorumum sitede yayımlanacak.

48 saatlik uykusuzluğa dayanamadım, biraz dinlendikten sonra akşama çok güzel bir pizzacıya gittim. La Ruota'da "like a local" deneyimi ile pizza yedim. Eskiden minicik baraka gibi bir yer dev fırınlı ve kış bahçeli güzel bir yere dönüşmüş. Lansberger 428’de.
 
Ertesi sabah evin harika kahve köşesinde 7'de kahve yaptım. Balkonda güneşi bekledim. Rotamı belirledim ve Lenbachaus’dan aldığım haritayı detaylı inceledim. Şehiri bölümlere ayırdım.

(Devam) 2. Gün : Biranın rahipler tarafından keşfedilmiş olması!

8 yorum:

  1. başlıkta münihi görünce atladım hemen!!
    geçen yıl almanyadayken yolum bu şehire bir kaç defa düştü. iki kez de münih sokaklarında sabahladım. güzel bir yerde kalmak ayrı güzel (senin kaldığın yer ise muhteşem. sözüm yok:)) ama almanyanın en sabahlanası şehirlerinden biri münih. hem kış hem yaz. (ikisi de tecrübeyle sabit)
    en favori yerim: Rastkeller München'di gittin mi bilmiyorum ama ba-yıl-dım oraya! özellikle schneider weisse harikaa:)) (en sevdiğim alman birası) dünyadan bi bira içimlik kopmuştum. ah ne güzeldi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sevgili Elif, ay şuan resmen broşür-menüsünü elimde tutuyorum, bir tane almıştım, tradisyonel yemeklerini incelemek için :) Evet harika günler geçirdim, Ratskeller ve diğer deneyimler için takipte kal! xxx

      Sil
  2. Münih yazılarını okuyunca aklıma yazacak bir sürü şey geldi, ilham verdin yemin ederim, öpücem!
    İki kere gittim Münih'e, birinde küçüktüm, diğerinde üniversite talebesiydim. Dachau'nun yumruğunu mideme yemem dışında hep güzel şeyler hatırlıyorum, Dachau'yu da gördüğüme memnunum. Görmek lazım.
    Franz Marc'ı da postcrossing'ten gelen kartlardan birinde keşfettim, demek Lenbachaus'ta resimleri var, not ediyim :)

    YanıtlaSil
  3. 1-Franz Marc 2- Münih Modern'deki Kirchner manyağı. Cessie'nin fb profilindeki resmin orjinalini de gördüm. Çok heyecan verici ve çok güzellerdi hepsi. Postcrossing konusuna henüz değinmedim yazılarda, onu son günün değerlendirmesine ekliycem ama Mina Abla elimde tam olarak 50 adet kartpostal birikti. Fazla fazla parasıyla vs. aldım her yerden, eeee şey sana da 2 tane attım 1. ve 5. gün, umarım en yakın zamanda hislerimi okursun.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Oha inip posta kutusuna bakıcam şimdi, çok heyecanlandım! Benim Milano'dan attığım Roma kartı gelmedi di mi daha sana? Çok endişeleniyorum :)
      Cessie'nin profil resmini görmen ne güzel olmuş, topluca keşif halindeyiz :)

      Sil
    2. Yok gelmedi italya kartı, tahmin ettim attığını :( Olsun bekleyelim bakalım, sokak posta kutuları acaba biraz yavaş mı oralarda ne? Ben üzerindeki yazıları yarım almancan okudum, ptesi- cuma arası 9-4 arası herhangi bir saatte toplandığı yazıyordu. Bir tanesini de tam toplama arabası yaklaşınca şöföre doğrudan verdim, şans işte :)

      Sil
    3. Ay bir yandan ağzım açık okuyorum bir yandan çok kıskanıyorum sizi. Benim en uzun yolculuğum Yapracık'tan Beytepe'ye gidiş bu aralar. Profil resmimin gerçeğini ben de görürüm umarım. Eheheh.

      Sil
    4. Keşke yolculuklarım en fazla 5 kilometre olsa. Keşke en fazla markete ekmek almak için çıksam. Öyle yorgunum ki, anlatamam. Bazen tiksiniyorum, bırak fiziksel mesafeyi, insanların kafalarının arasında mesafelerden usandım.

      Sil