26 Mayıs 2014 Pazartesi

Yılın En Mutlu Pazar'ını Geride Bıraktık : Chill-Out Music Festival 2014

Sabah işe gitmek için uyandığımda bütün o renklerin ve güzel müziklerin kafamın içinde yankılanmasını hayal ettim. Kendime geldiğimde ise tek düşündüğüm şey; Cennet'ten inip, Dünya'da bir yerde geri uyanmış olmamdı.


Sabah ile öğle arası Levent'te korkunç bir yağmura yakalandık ve yüreğim ağzıma geldi. Orada olanlara ulaştım, sordum, Sarıyer civarına hiç yağmamıştı bile. İstanbul festivallerinin muazzam ekibi ile giriş kapısında buluştuk ve bizi bekleyen 12 saatlik müzik yolculuğuna çıkmadan hemen önce festivalin ana sahne ve yemek alanını keşfettik, dostlarımızı bulduk, selamlaştık. 

Ben 1 gün önceden aşağı yukarı hangi sahnede ne var bir göz atıp son bir running order listesi yapmıştım kendime. Bu çok işime yaradı. Deli dana gibi 30 dönüm arazide  -acayip büyük bir yer olduğu belli olsun diye dönümü salladım- dolanmayım diye elimde bu liste ile gezdim. Listenin yanı sıra sponsorların standlarını turladım, dilek ağacına uğrayıp, dileğimi yazdım, Renault'un temin ettiği telefon şarjı noktasını keşfettim - ki bu çok tatlı bişidi artık gerekiyor bu tip hizmetler- The Others Stage'e tırmantık, güzel resimler çektik, eğlendik, kaybolduk :d



Ekip kalabalıktı, tüm stage'lerde bulunmaya çalıştık. Ben bir ara Boogie Belgique ve Baba Zula performansı için onlardan ayrıldım ve tesedüfen üniversiteden arkadaşım Erdem ile karşılaştık. İşin garibi kendiyle yakın zamanda Yunus'un KBV Stand-Up'na gitme programı yaparken festivalde karşılaşmamız manidar oldu. "Laa ne işin var burdaa" sesleri eşliğinde alkollerimizi yüklenip ağaç altında Baba Zula dinledik. Hemen ardından Da Lata ve ardından Jaqee vardı. O sırada RBMA'ın sahnesine geçtik ve güneş kaybolana kadar orada kaldık. O arada ekibin bir kısmı Oceans Orientals dinlemek için Next Stage'e geçti ben o arada muhteşem bir hamburger yedim ve Jaqee dinledim.



Bizim heyecanla beklediğimiz 2 isim The Other Stage'de yer aldı; Bob Moses ve Ten Walls gerçekten hakları ile güzel çaldılar. Feathered Sun 'ı sanırım bizimkiler bilmiyordu ama Bob Moses'dan hemen önce eklektik müziklerinin son 15 dakikasını yakaladım. Tabi fırsat buldukça alanda gezdim. Changeover müzikleri çok güzeldi, sanki Can'nın, Daydreaming albümü dinler gibi oldum. X 

Bob Moses harikaydı, All I Want'ı kaçırmış olsam da, yarım saat dinledim ve son zamanlarından biraz fedakarlık ederek ana sahneye, tam da beklediğim Goldfrapp performansı için aşağı indim, inmeden telefonu biraz şarj ettim. Çok emin olmamakla birlikte arkadaşlar 2. şarkıda felan girmiş olabilirim. Açılışı Drew ya da Clay ile yapmadıysa Melt Into Sunday diye bağıramadım ama Train çaldı, Thea çaldı. Thea'nın bir mixini burda yayınlamıştım, çok tatlı bir parçadır. Sonuna kadar orada kaldım ve tam orta arka sıralardan biraz yıldızlar biraz sahne derken burasıda bitmişti. Ten Walls performasına geri dönmek için Other Stage yolunu tuttum. Bu arada burası için araçların çalışması çok iyi olmuş. Oldukça tepede bir sahneydi. Aşağıda Thea 'dan küçük bir bölüm paylaşıyorum.

video

Ten Walls, herkesin sonradan öğrendiği ve benim de yine süpriz birinden bilgisini aldığım bir isim; Mario Basanov. Ten Walls ise, kendisinin gotik ve içinizi açan, yan bir elektronik sesler projesi. Hiç bilmeyenlerin bile Requiem 'i dinleyince "oha bu O muuu?" diyeceğiniz bu performansı ise, festivalimizin son durağı oldu. Gotham, Mongol, ve Walking With Elephants'ı dinleyip kapanışı yaptıktan sonra alan için sağlanan servislerle şehire geri döndük. Eve geldiğimde yorgunluktan ziyade neden yılın en mutlu Pazar'ı olduğunu düşündüm ve ertesi günün Pazartesi olduğu pek de rahatsız etmedi beni. Düşünsenize yılın her Pazar'ı böyle bitse? Pazartesi'ni unutsak bir çırpıda. Şimdi eve gider gitmez en mutlu uykularımızı uyuyacağız. Öyle değil mi? :)


Gelecek yılın Chillout Müzik Festivali'ne aşağı yukarı 364 gün kaldı, önümüzde ekip ile konuştuğumuz Minipax Festival'i var ve kış sezonunu artık kapatıyoruz. Deniz, kum ve güneş ile güzel randevularda görüşmek üzere. Sizi güzel bir festival müziği ile başbaşa bırakıyorum. Bugün 26 Mayıs. Şimdiden yaz mevsiminizi ve sevişgenliğinizi kutlarım efendim. 

Festivalden kısa notlar;

-Mekan... İlk sırayı en çok puanla mekan aldı. Lifepark şehrin tam ortasında benzersiz Chillout Festival konseptini çok güzel yürütecek bir yüze bürünmüştü. Geçen seneleri solladı gitti.
-Ana sahne ile other stage arasında sponsor firmanın ücretsiz transferleri vardı. Çok rahat bir şekilde alan içinde ulaşım sağladım.
-Alanda nakit para geçmiyordu, jeton sistemi, paracard sistemine 5 basmış. Bira, su, yiyecekler standart bir festival ücretinde idi. İyi seçim!
-Bridgestone çok tatlı yere yaymalı hasırlar, flipfloplar ve baloncuk çıkarmalı sular dağıttı. Ben 1 tane hasır aldım tüm gün kullandım ama en son nerede bıraktım bilmiyorum:d
-Hamburger'i Egg-Burgerhouse 'dan aldık. Muhteşemdi.
-Şarj standındaki Iphone 5 sarjları çalışmıyordu. Kendiminki yanımdaydı.
-Standlardan aldığım ıslak mendiller, festivallerin kanayan yarası portatif wc'lerden sonra kişisel hijyen için kurtarıcı. Günün belirli saatleri dışında wc'lerde çok kuyruk yoktu. Bunun nedeni sanırım alanın "gerçekten" büyük olması dsjaklja
-Trendsetter dergisi, kolleksiyon yaptığım bez çantalara 1 tane katkı sağladı. Çanta çok tatlı.
-Şehir - Lifepark arası gidiş geliş transferine 20 lira ödedim. Binlerce kişi servis kullanmıştır. Yığılmalar oldu ama güvenli bir şekilde şehire ulaştım.
-Chillout derken aslında müzik sınırlamasının olmadığı, müzik konusunda insanın kendini Cennet'te hissettiği bir anlayış ile bu işlerin yapıldığını düşünüyorum. Yine, bu anlayışta bir festival ile karşılaştım.
-Festival dergisi "Mini Book" çok güzel olmuş bu yıl da. Yapan ajansın ellerine sağlık. 2 tane edindim. Evladiyelik.
-Festival CD'si çıksa da alsak : )
-Katılımcı sayısını çok merak ediyorum. Bunu ilk fırsatta öğreneceğim.
-Aeropostale 'in festival team'i için hazırladığı ve özellikle jetoncu çocukların üzerinden gördüğüm gri tshirt'ler harikaydı. Keşke 1 tane bulabilseydim geçen seneki gibi. Yakasını kesince güzel oluyor :d
-Her ne kadar "ya ben çok etnik müzik kafasında değilim" desem de, açıkcası Da Lata çok iyiydi. Girerken bizi Boogie Belgique karşıladı. Onlar da bayaa iyilerdi. Playliste alabilirim ilerde.
-Beer Garden, Dilek Ağacı, Buluşma Noktaları, Bridgestone'nın perdeli kurdelalı büyük standı, hamaklar, Redbull Stage ve aklıma gelmeyen daha bir sürü güzel detayı fikirlerinin kimden çıktığını biliyorum. Dileğim daha güzellerini hep birlikte bu şehirde yıllarca yaşamak...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder