28 Mayıs 2014 Çarşamba

Dailymotion Wavebox Works

Dailymotion Türkiye, İstanbul'da FG 93.7 'nin katkıları ile DJ'lerin performanslarını yayınladığı bir proje yapıyor. İstanbul'da elektornik müzik takipçilerinin yakından tanıdığı çoğu isim, şu zamana kadar Wavebox'da yerini aldı. Başta -bizim çok beğendiğimiz- Orkun Bozdemir, Büber, Altan Balgır, Ömür Sarı, Discolog gibi isimler ile çalışan Dailymotion, dün akşam itibari ile bu projeye, Topless'ın mekanında devam etmeye başladı. Yazlık formatta püfür püfür geçen çekimlerde, Doğan Aktay, İlker Aksungar ve Doruk Güralp çaldı. Dailymotion'nın davet ettiği isimler ile gerçekleşen projede ben de yer aldım. Güzel setler dinledik, dostlarla karşılaştık, bira içtik, çekim telaşını izledik ve tabi ki dans ettik. Biraz kısa bir zamanda iletişim kurup böyle keyifli bir ortama denk geldiğim için Emincan'a ve Dailymotion ekibine çok teşekkür ediyorum. İlker'den yakaladığım kısa bir video burada; tık tık. Otelimizin kapalı devre müziklerinde bana destek veren sevgili Doğan Aktay'ın arka planından muhteşem bir resim ve İlker - Doruk'un resimleri ile Wavebox burada ve aşağıda. 



Güzel haber ise, bu proje devam ediyor ve isim süpriz kalsın, çok yakın bir zamanda yazarım. Güzel müzikler nerede biz orada. Şimdilik şöyle tatlı bir şarkı bırakıyorum size, gelecek projede görüşmek üzere.. Müzikle kalın.


26 Mayıs 2014 Pazartesi

Yılın En Mutlu Pazar'ını Geride Bıraktık : Chill-Out Music Festival 2014

Sabah işe gitmek için uyandığımda bütün o renklerin ve güzel müziklerin kafamın içinde yankılanmasını hayal ettim. Kendime geldiğimde ise tek düşündüğüm şey; Cennet'ten inip, Dünya'da bir yerde geri uyanmış olmamdı.


Sabah ile öğle arası Levent'te korkunç bir yağmura yakalandık ve yüreğim ağzıma geldi. Orada olanlara ulaştım, sordum, Sarıyer civarına hiç yağmamıştı bile. İstanbul festivallerinin muazzam ekibi ile giriş kapısında buluştuk ve bizi bekleyen 12 saatlik müzik yolculuğuna çıkmadan hemen önce festivalin ana sahne ve yemek alanını keşfettik, dostlarımızı bulduk, selamlaştık. 

Ben 1 gün önceden aşağı yukarı hangi sahnede ne var bir göz atıp son bir running order listesi yapmıştım kendime. Bu çok işime yaradı. Deli dana gibi 30 dönüm arazide  -acayip büyük bir yer olduğu belli olsun diye dönümü salladım- dolanmayım diye elimde bu liste ile gezdim. Listenin yanı sıra sponsorların standlarını turladım, dilek ağacına uğrayıp, dileğimi yazdım, Renault'un temin ettiği telefon şarjı noktasını keşfettim - ki bu çok tatlı bişidi artık gerekiyor bu tip hizmetler- The Others Stage'e tırmantık, güzel resimler çektik, eğlendik, kaybolduk :d



Ekip kalabalıktı, tüm stage'lerde bulunmaya çalıştık. Ben bir ara Boogie Belgique ve Baba Zula performansı için onlardan ayrıldım ve tesedüfen üniversiteden arkadaşım Erdem ile karşılaştık. İşin garibi kendiyle yakın zamanda Yunus'un KBV Stand-Up'na gitme programı yaparken festivalde karşılaşmamız manidar oldu. "Laa ne işin var burdaa" sesleri eşliğinde alkollerimizi yüklenip ağaç altında Baba Zula dinledik. Hemen ardından Da Lata ve ardından Jaqee vardı. O sırada RBMA'ın sahnesine geçtik ve güneş kaybolana kadar orada kaldık. O arada ekibin bir kısmı Oceans Orientals dinlemek için Next Stage'e geçti ben o arada muhteşem bir hamburger yedim ve Jaqee dinledim.



Bizim heyecanla beklediğimiz 2 isim The Other Stage'de yer aldı; Bob Moses ve Ten Walls gerçekten hakları ile güzel çaldılar. Feathered Sun 'ı sanırım bizimkiler bilmiyordu ama Bob Moses'dan hemen önce eklektik müziklerinin son 15 dakikasını yakaladım. Tabi fırsat buldukça alanda gezdim. Changeover müzikleri çok güzeldi, sanki Can'nın, Daydreaming albümü dinler gibi oldum. X 

Bob Moses harikaydı, All I Want'ı kaçırmış olsam da, yarım saat dinledim ve son zamanlarından biraz fedakarlık ederek ana sahneye, tam da beklediğim Goldfrapp performansı için aşağı indim, inmeden telefonu biraz şarj ettim. Çok emin olmamakla birlikte arkadaşlar 2. şarkıda felan girmiş olabilirim. Açılışı Drew ya da Clay ile yapmadıysa Melt Into Sunday diye bağıramadım ama Train çaldı, Thea çaldı. Thea'nın bir mixini burda yayınlamıştım, çok tatlı bir parçadır. Sonuna kadar orada kaldım ve tam orta arka sıralardan biraz yıldızlar biraz sahne derken burasıda bitmişti. Ten Walls performasına geri dönmek için Other Stage yolunu tuttum. Bu arada burası için araçların çalışması çok iyi olmuş. Oldukça tepede bir sahneydi. Aşağıda Thea 'dan küçük bir bölüm paylaşıyorum.

video

Ten Walls, herkesin sonradan öğrendiği ve benim de yine süpriz birinden bilgisini aldığım bir isim; Mario Basanov. Ten Walls ise, kendisinin gotik ve içinizi açan, yan bir elektronik sesler projesi. Hiç bilmeyenlerin bile Requiem 'i dinleyince "oha bu O muuu?" diyeceğiniz bu performansı ise, festivalimizin son durağı oldu. Gotham, Mongol, ve Walking With Elephants'ı dinleyip kapanışı yaptıktan sonra alan için sağlanan servislerle şehire geri döndük. Eve geldiğimde yorgunluktan ziyade neden yılın en mutlu Pazar'ı olduğunu düşündüm ve ertesi günün Pazartesi olduğu pek de rahatsız etmedi beni. Düşünsenize yılın her Pazar'ı böyle bitse? Pazartesi'ni unutsak bir çırpıda. Şimdi eve gider gitmez en mutlu uykularımızı uyuyacağız. Öyle değil mi? :)


Gelecek yılın Chillout Müzik Festivali'ne aşağı yukarı 364 gün kaldı, önümüzde ekip ile konuştuğumuz Minipax Festival'i var ve kış sezonunu artık kapatıyoruz. Deniz, kum ve güneş ile güzel randevularda görüşmek üzere. Sizi güzel bir festival müziği ile başbaşa bırakıyorum. Bugün 26 Mayıs. Şimdiden yaz mevsiminizi ve sevişgenliğinizi kutlarım efendim. 

Festivalden kısa notlar;

-Mekan... İlk sırayı en çok puanla mekan aldı. Lifepark şehrin tam ortasında benzersiz Chillout Festival konseptini çok güzel yürütecek bir yüze bürünmüştü. Geçen seneleri solladı gitti.
-Ana sahne ile other stage arasında sponsor firmanın ücretsiz transferleri vardı. Çok rahat bir şekilde alan içinde ulaşım sağladım.
-Alanda nakit para geçmiyordu, jeton sistemi, paracard sistemine 5 basmış. Bira, su, yiyecekler standart bir festival ücretinde idi. İyi seçim!
-Bridgestone çok tatlı yere yaymalı hasırlar, flipfloplar ve baloncuk çıkarmalı sular dağıttı. Ben 1 tane hasır aldım tüm gün kullandım ama en son nerede bıraktım bilmiyorum:d
-Hamburger'i Egg-Burgerhouse 'dan aldık. Muhteşemdi.
-Şarj standındaki Iphone 5 sarjları çalışmıyordu. Kendiminki yanımdaydı.
-Standlardan aldığım ıslak mendiller, festivallerin kanayan yarası portatif wc'lerden sonra kişisel hijyen için kurtarıcı. Günün belirli saatleri dışında wc'lerde çok kuyruk yoktu. Bunun nedeni sanırım alanın "gerçekten" büyük olması dsjaklja
-Trendsetter dergisi, kolleksiyon yaptığım bez çantalara 1 tane katkı sağladı. Çanta çok tatlı.
-Şehir - Lifepark arası gidiş geliş transferine 20 lira ödedim. Binlerce kişi servis kullanmıştır. Yığılmalar oldu ama güvenli bir şekilde şehire ulaştım.
-Chillout derken aslında müzik sınırlamasının olmadığı, müzik konusunda insanın kendini Cennet'te hissettiği bir anlayış ile bu işlerin yapıldığını düşünüyorum. Yine, bu anlayışta bir festival ile karşılaştım.
-Festival dergisi "Mini Book" çok güzel olmuş bu yıl da. Yapan ajansın ellerine sağlık. 2 tane edindim. Evladiyelik.
-Festival CD'si çıksa da alsak : )
-Katılımcı sayısını çok merak ediyorum. Bunu ilk fırsatta öğreneceğim.
-Aeropostale 'in festival team'i için hazırladığı ve özellikle jetoncu çocukların üzerinden gördüğüm gri tshirt'ler harikaydı. Keşke 1 tane bulabilseydim geçen seneki gibi. Yakasını kesince güzel oluyor :d
-Her ne kadar "ya ben çok etnik müzik kafasında değilim" desem de, açıkcası Da Lata çok iyiydi. Girerken bizi Boogie Belgique karşıladı. Onlar da bayaa iyilerdi. Playliste alabilirim ilerde.
-Beer Garden, Dilek Ağacı, Buluşma Noktaları, Bridgestone'nın perdeli kurdelalı büyük standı, hamaklar, Redbull Stage ve aklıma gelmeyen daha bir sürü güzel detayı fikirlerinin kimden çıktığını biliyorum. Dileğim daha güzellerini hep birlikte bu şehirde yıllarca yaşamak...

21 Mayıs 2014 Çarşamba

Dönüyoruz O Eski Şanlı Festivallere, Merhaba Yaz ve Gülmeli Haftasonu

Zemin ve şartlar festival sezonunu açmak için gayet uygun. Katılımcılar yerini aldı, gerekli telefon görüşmeleri ve hazırlıklar tamamlandı. Buluşma yeri için son teyid telefonları bekleniyor. Evet sözü Silvia'ya bırakıyoruz. Silvia, İstanbul'un fesitval ve güneş nabzını ölçmek için ağaçların arasında gözden kayboluyor...


Önce Ali ile, sonra (tek kolunu çaydanlık yanığında kaybeden:d) Enis ve sonra festivallerin ve performansların vazgeçilmez ismi kadim hoplak zıplak dostum Buğra ile bir durum değerlendirmesi yaptık. Chillout Festival İstanbul için, event ekibimizin uzun bir aradan sonra tekrar bir araya gelmesi beni en az line-up kadar heyecanlandırıyor arkadaşlar. Buğra ile öğle güneşinin etrafı neşelendirdiği sırada Pazar günü Lifepark'ın kapısında buluşmak üzere sözleştik. Pazar gününden önce kalan festival hazırlıklarını yapmak için tekrar görüşcez. Tahminim karga ormanda bokunu yemeden alanın kapısına dayanıcaz. Konserlerden ziyade bir de Açık Hava Müzesi bizi bekliyor. İsim ise yakında tanıdığımız Milk Gallery. Havlumu serip büyük ağaçların altında Stephen King kitabımı okurken hangi şarkıya eşlik ederim bilmiyorum ama gerçek olan bu mevsim açılışını bizim hakettiğimiz ve tüm o kışın uyuşuk ruhunu üzerimizden atacak olmamız. 


Chillout Festival katılımcıları için hatırlatmakta fayda var. Hala biletinizi almadıysanız geçen hafta yaşamını yitiren Soma'lı Madencilerin çocukları için Toplum Gönüllüleri Vakfı'na 18 Mayıs sonrası satışlarından gelir aktarılacak. Bu çok önemli biletleme bilgisini de sizinle paylaştıktan sonra line'up'a Feathered Sun, Plaid ve Seretan 'ın eklendiğini yazmak isterim. Noze gelemeyecekmiş. Ben ise ana sahnede sevgili Can'ı dinlemeyi dört gözle bekliyorum. Bizi acaba hangi geçmiş zaman romantizminden çekip çıkartacak, göreceğiz.


Masumiyet Müzesi'ni bitirdim demiş miydim? Yarın yani Perşembe günleri 21.00'e kadar açık. Kitabımı alıp Füsun'nun küpelerini görmeye gidicem. Mia geri dönmüş blog'a ama bir de baktım ki, 4, yazmayı bırakmış. Biri döndü bir gitti. Zihin İstanbul'a gelmiş 14'inde ama bana haber bile vermemiş, isyan ettim. Fermina Urfa'dan dönmüş,ceylanlı kart yollamış bana, blog yazısı bile yazmış. Joe'ye limonların çıkmadığını ve çok üzüldüğümü yazdım. KediDeli Festival'e gelcen miiiii? Blog havadisleri bende böyle.

Son satırlara bıraktığım ve elektronik müzik severleri derin derin heyecanlandıran Minipax Festival'in line-up'ı geçtiğimiz haftalarda belli olmuştu. Ben de hiç yazmadığımı farkettim. Bugün Buğra ile hakkında konuştuğumuz festival 21 Haziran'da Suma Beach / Kilyon'da gerçekleşecek. Orası hafızalarda çok güzel kalmıştı hatırlarsanız. Yaz sonu size yazdığım FG'nin Burn Electronica Festival'inden hatırlayacağınız Suma Beach, İstanbul'da gerçek bir festival plajı olmaya aday. Minipax'ın davetli listesine baktığımızda ise beni düşündüren Deniz Kurtel oldu tabi ki. Geçtiğimiz günlerde IKSV'de çalan Deniz'i kaçırmıştım. Akabinde Wankelmut var. Geçen sene Ayvalık'a yanımda My Head Is Jungle'ı taşımıştım. Emre (Dokuyan) savol... Bunların yanında Hemi, kankeytosu ile birlikte Paradisko'yı sırtlayıp götürecek. Semih Akay'ın da ismini gördük, mutlu olduk efendim. Vallahi bu kadar yazdığına göre "ehh artık kesin gidersin" diyorsunuzdur. Açıkcası niyetimiz var. Haziran'nın güzel sıcağında Kilyos'dan esen yaz rüzgarı, muazzam bir deep house ritimine takılıp bizleri harlayacak. Bunlar çok heyecanlı şeyler.

Bir efsaneye daha el salladık. Hoşçakal Drogba. -Haa ne? hala bizde mi? Geldi deyil mi? Emin misiniz?- haberlerine yeni alışmışken, geçen hafta kendisine hoşçakal dedik. Transfer dedikoduları bile başladı, bu durumda artık yaz geldi diyebiliriz. Kombinemi yeni sezonda yenileyemeiyorum. Passolig davasından dolayı.

Burcu'nun sevgili eniştesi Torje yardımlarımdan dolayı tamı tamına litrelik 2 adet Smirrnof hediye etti. Otel misafirlerimi seviyorum ve saygı ile anıyorum. Frambuaz şurubu yapıp, baliciler gibi evde sarhoş olmak için artık bir nedenim kalmadı. 

Tüm bu "silkelen Silvia yeter yaz geldi" temalı yazıdan sonra haftanın ortasından iyi bir haber çıktı; elektrikli süpürgem bozulmamış. Meyersem bir yerine bişi kaçmış. Onu bulunca konuyu çözdüm. Hayatımda iyi şeyler oluyor ayol. 

Başka Sinema'da 1-2 iyi film var. Özellikle Umudun Peşinde'yi izlemek istiyorum. Giden var mı?

Soma'da yaşamını yitiren madencilere derin bir üzüntü duydum ve bunu içimi attım. BBC'nin anlattığına göre fazla insan için fazla hava basılınca harlanan bir kömür çukuru düşünün. Daha da yazamıyorum... 

Umutlarınızı kaybetmeyin. Öyle daha güzelsiniz. Herkese iyi haftalar.


12 Mayıs 2014 Pazartesi

Ich lasse das Leben auf mich regnen(*)

2 gündür yağan yağmur bitti. Merak edenlere dışarda gezmelik bahar havası gelmiştir efendim. Bu ayın kartpostallarını yanıma almayı unuttum yoksa çok isterdim bugün iş çıkışı posta kutusuna yürümeyi. Kartları Galatasaray Postahanesi'nden gönderiyorum. Son okuduğum romanda karakterler burayı kullanıyor. Roman bitmek üzere. Tahminim haftaya Cumartesi müze ziyaretini de yapmış olurum. Gerçekten çok heyecanlıyım.

Haftasonu evden çıkmadım. Sadece Pazar günü Nişantaş'nda 1 saat yürüyüş yaptım. Bol bol evde bulaşık yıkayıp, yeni bulaşık çıkardım. Yarın akşam play offlar başlayacağı için hedefim bu akşam kalanları yıkamak. Öf bazıları çok yağlı. Hayırlısı canım yaa. Öncesinde hafta arası otelde kuruluş kutlaması yaptık. Merdivenlerden yuvarlanana kadar yemek yemiştim, bu sıralar boğaz sınırım yok.

Anneler Günün'de Tuna ile napalım diye düşünürken, hiç bir şey yapmamaya karar verdik. Ben telefonla arayıp sıcak bir konuşma yaparım, gerisini sen hallet dedim. Annem'e biraz bozuktum. Nedeni ise çok komikçe, belki bir gün yazarım. Aradığımda herhangi bir şey yokmuş gibi konuştuk ve olayı konuşup çözümledik. Zaten çok uzaması anlamsızdı. Üstüne başka eylenceli ve güzel şeyler hakkında laylay yaptıktan sonra güzelce kapattık telefonu. Mutluyuz.

Sanırım elektrikli süpürgemiz bozuldu. İnanın naapıcam hiç bir fikrim yok. Zaten lavabom da kırık 1,5 yıldır. Gerçekten bu evden çok sıkıldım. Çığlık atıp kaçmak istiyorum.

Harbiye'de 4 senedir önünden geçtiğim çiçekciye ilk defa işim düştü. Biraz toprak ve küçük bir saksı aldım. Limon çekirdeklerini, Joe'nin sitesinde okuduğum gibi temizledim ve ektim. Resmini anneme çekip gönderdim. Annem de yapacak. "Bakalım hangimizin daha çabuk çıkıcak" dedi. Bitkide rekabet en tatlı rekabet. Niyetim çok sonra domates ve roka ekmek. Artakalan mutsuzluklarımız gibi çekirdekler. Ekiyoruz, yerine güzel şeyler çıkıyor topraktan.

Bugün ziyaretime Bakırköy'den Eda geldi. Kahve içtik. Eskileri yenileri ve güzel bir sürü şeyip konuşup çekiştirdik. Bazen böyle geriye dönüp baktığınızda "ne iyi yapmışım" dediğim şeyleri, başkalarından da "ne iyi yapmışız" dediklerini duyunca, daha bi mutlu oluyorum. 

Çok uzun bir aradan sonra Sevinç ve Ayşegül ile e-mailleştim. Hala birlikte birşeyler yapma hayallerimiz bile beni çok mutlu ediyor.

Dileğim haftasonu havaların iyi gitmesi. Pazartesi tatil. Sonra bir bakmışsın Cuma olmuş. İş çıkışı bir telaş bir heyecan. Havalara uçmalar felan...

Geçen gün otelde 5. yılımın biticeğini öğrendim. Yasal haklarımı hakediyorum. Alt tarafı 1 yılım kalmış. Yazı sayma. Yaz çok hızlı geçiyor. Sezondu, işlerdi, heyecanla beklediğim seyahatim, yıllık tatilimdi derken, zaten tarih 1 Eylül olacak. Sonra Kurban Bayramı, 1-2 resmi tatil derken Kasım bitecek. Yılbaşı telaşı olacak etrafta, sonrası zaten yeni bahar. Koca bir yılı müthiş iyimserliğim ile 2 satırda yedim ahahahahahaha

Efendim Ceren Hanımlar son yazısında Avrupa baharlarından bahsetmiş ve çok da güzel bir söz ile bitirmiş. Yaşamın üzerime yağmasına izin veriyorum(*). Nasıl da güzel anlatmış hayatın akışını. Akıp gidiyor zaman. Annemle konuşurken; "özveri ile tüm zorlukların üstesinden gelebilirsin, önemli olan senin gerçekte ne istediğin." dedi. Ne iyi dedi. Öpücem gözlerinden, bir görüşsek.


Görsel : Pinterest/maconga

7 Mayıs 2014 Çarşamba

Bu Kafaya Ne İyi Gelir?

Cuma günü ne yaptığımı bile hatırlamıyorum. Yeni kitap beni nedensiz sardı. Bayaadır mızmızlanmalı aşk romanı okumuyordum. Tam da bahar havalarında beni eve kapattı, sevdim. Sanırım olayların geçtiği yerlerin hepsini bildiğim için. Kitap bitince müzeye gidicem. Sonra Fermina'nın doğum günümde gönderdiği kitaba başlıcam. Bana kitaplıkta adeta şıp şıp göz kırpıyor. Ahmet Ümit'te çok garip ki ilerleyemedim, ilk bölümlerdeki sorgu ve ziyaretler öyle uzadı ve kişi isimleri öyle arttı ki, ayol olayları takip mi edeyim, kişilerin isimlerini mi aklımda tutayım, zamanları mı birleştireyim, bayaa bayaa soğdum. Ahmet Ümit'te bir ilk yaşıyorum arkadaşlar. Biraz ara vericem. 

Cumartesi günü Gençlerbirliği maçına gittim. 0-2 'dan 3-2 aldık maçı. Eğlendik biraz. Pazar günü ne yaptıııııım? Düşünüyorum da, yine buldum yapacak bir şeyler. Evi toparladım, kahve içtim, kum değiştirdim. Reçelli ekmekle kahvaltı yaptım. Dışarda bişiler atıştırdıktan sonra Nişantaş'ında yürüyüşe devam ettim. Kahve içtim Nero'da. Mudo'dan festival için tshirt aldım. Üzerinde bike yazıyor, ne alakaysa bike, ama rainbow renkleri hoşuma gitti. Kafam çok rainbow.

Basket maçına gittim Pazartesi günü, belki kafam dağılır diye. Fener'e koyduk, şampiyon olduk, kupa felan da aldık, iyi geldi. Bağırınca güzel oluyor. 

Eve güneş düşüyor mu ya da hangi yöne düşüyor bilmiyorum. Bişiler ekeyim diyorum. İyi gelir belki. Arılara da destek olmuş olurum. İyi olmaz mı?

Seviyorum. Severken şaşırıyorum. Şans mı bu?

Bugün bir arkadaşımın (genç bir arkadaşımın) yazısını okudum. Çok sevip terk edilmiş. Kadınlara, onlar bir bokmuş gibi davranın. Evet. Çünkü biz yapı gereği acı çekmeyi seviyoruz ve buna dayanıklıyız. Kaba tabir ile. Düşünsenize herşeye tamam tamam diyen karı gibi bir adam var hayatınızda. Aynısını O'na da söyledim. Tamam üzülmek ve aşağılanmak kimsenin hakkı değil ama üzgünüm. 4S kuralı = hayatın kuralı.

Bugün Çarşamba. Bomboş bir gün. Online survey sistemi ile uğraşıyorum. Bu gece o surveyler gitmezse katliam çıkartıcam. Tek dileğim survey cevabı almak. Guest communication çok önemli. Guest'lerimi çok seviyorum biliyorsunuz.

1 tane stajer görüşmesi yaptım bugün. Ne güzel geliştirmiş kendini. İngilizce mülakat yaptım, hepsine ilgi ile yanıt verdi. Üniversitedeyken iki tane ingilizce kelimeyi yanyana getiremeyen tonla genç var. Onda kendimi gördüm.

Adidas'ın reklam ve dijital marketing 'inde tanıdığı olan birileri var mı? İçerilerden böyle? Bişi sormam gerek.

Ben gidiyorum. Uçak biletimi aldım. Yazın güneşinde biraz dolaşıp gelicem. Belki dönmem. Kim bilir?

3 Mayıs 2014 Cumartesi

Doğum Günüsü Yazısı

Efendim bugün blog camiamızdan Zihin'nin doğum günüsü, kendisine nice yıllar. Güzel kedayları ve tüm sevdikleri ile musmutlu yıllar dilerim. Kendisi ile didişip müdehale ettiğim bir 2014 konser ve etkinlikler listesi var, arada bakın o listeye canikler. Bir de kendisi böyle arada Kral TV top 20, top 10 tadında oldies listeler yapıyor, o listelere de bakın, en olmadı Twitter'dan takip edin, en olmadı facebook'u yok, resmini cismini de görmedik. Belki kendisi hiç yok, nerden bilelim ayol? 

2 Mayıs 2014 Cuma

Ne Arıyorsunuz? (*)















Adidas Stan Smith: efsane bir koleksiyon, bundan bir tane de ben sahip olduğum için çok mutluyum. Geçmişi hakkında yazdığım yazı, Adidas Originals Türkiye Radyo'su tarafından twitter'da paylaşıldı, sanırım Türkiye aramalarında görsellerde blogum da çıkıyor. Haklı bir sonucu sizinle paylaşmaktan gurur duyarım. Birinci sırada hala o var. Saol Stan Amca.

dz adam: Arkadaşlar düz adam demek istemiş olabilir çünkü hayatıma giren adamlar düz ve odundu. Blogta da genelde düz ve odun adamları anlatırım. Çünkü adamlar düz ve odundur. Adam olmak düz ve odun olmayı gerektirir. Böyle efendim sever gibi yapıp dümdüz basar giderler felan.

Seksde mutluluk: Yani bunu arayacağınız son mecra burası çocuklar. Çünkü seksde mutluluk yoktur. Sevişmeyin, nasılsa ayrılcaksınız.

egenin laciverti: aşkm yahhhh sylesene nedn egenin lacivrtiiii? yah ndn ndn ndn? Şaka bi yana hala egoistler gibi aşığım bu blogumun ismine. Ne biliyim yaaaa

rüyada kayınço ayağına su döküyor: HAHAHAHAHAHAHAHAHAHAHAH Kayınçonuzun rüyada ayağına bence su dökmeyin, bunun burada yazdığım otobiyografi ile bir alakası olacağını pek sanmıyorum. Burayı arayan arkadaşların öncelikle kayınçoları ile aralarında mevzuları çözüp gelmesini rica edeceğim.

sıla gel aşk çık gel indir / sıla hadi çık gel aşk emrine amadeyiz: evet canlarım bir Sılasever olarak ben de melankolik ve kendimi saçını bir anda röfleden kızıla boyayan kekomançi ergen gibi şarkı sözünü başlık yapmıştım sonra bir baktım o yazı almış başını gitmiş, çok normal tabi yurdum insanının nakaratın arasında akılda kalan kısmı hemen gogılda aratması. Biz de öyle yapmıyor muyuz? Ben özellikle çok hoşuma giden vokalli deep house parçaların sözlerini yakalayıp aratıyorum, bi bakıyorum yutupda çok az dinlenmiş bir parça olarka karşıma çıkıyor, hemen indiriyorum vs. Aratın, korkmayın. Sıla'nın son albümünü pek sevmedim ama ne yalan diyim. 

Ps. bu aramalar bu haftanın aramaları. İlerde belki ay bazında da yaparım, onlar daha da komik, altıma sıçtım. Alın size eylenceli sevişmeli bir Cuma şarkısı. Hadi bakalım. Ben yeni setlere bakıcam Beatport'tan biraz, Finnebassen'e gitmiyorum. Finnebassen evime gelsin. -meh-

(*) Başlık ve konu Fermina'dan alıntıdır.

1 Mayıs 2014 Perşembe

Güneş İle Sevişme Seansları ve Akustik Hayat

2 sene fazladır uğramadığım hatta şifresini unuttuğum Grooveshark hesabıma girdim. Ayyy ne ara ben elektronik müziğie bu kadar sardım ki, orda bıraktığım nasıl indie geldi nasıl indie geldi anlatamam skhadkha güldüm biraz kendime sonra listeyi shuffle'a aldım, aksın dursun ben de yazı yazayım dedim. Efendim, bu kız hep deep house-nu disco-nu house parçalar paylaşıyor, bunun indie kafası da nasımış merak ettim bi zili çalıp kaçıyım diyorsanız şurası.  Ben de oha bunu mu dinliyordum dediğim şarkılar çıktı ama sevdiğimi hatırladım. Eski ev arkadaşım Sevinç ile sabahlara kadar Stereophonics dinlerdik...

Büyük Budapeşte Oteli'ni izledim! Ay allahıııımmm o ne güzel bir ortam o ne güzel bir festival filmi, o ne güzel bir "otelci" birini oynamak. Kalplerden bir demet! Gönül rahatlığı ile söylemek isterim ki, gidin izleyin. Ana karakterin içinde beni göreceksiniz askhdkashdka :):):):):):)

Lady Gaga'nın İstanbul'a gelişi kesinleşti. 16 Eylül. Biletler tabi ki Lana'dan pahalı. 1.58 boyumla neyime güvenerek Lana'ya saha içi bilet aldım diyerek kendime tüm konser boyunca küfürler ettiğimde, aklım başıma gelmiş olacak ki, Gaga gibi bir pazarlama ikonunu bir daha bu yaştan sonra nerede izlicem endişesinde(!) -aman ne gerekli endişe- tribune bilet alma girişimi içine girdim.

Çay içiyorum şuan. Earl Grey. Şuan mesela bi yandan Sting dinliyorum. Keşke Sting'i canlı izleme fırsatım olsa ölmeden. Nasıl duru ve asil bir ingiliz sesidir o ya :( Ama özellikle akustik. Akustik her şey yenilesi güzellikle oluyor.

Kastellorizo'ya gitmek istiyorum. Yani bizim bildiğimiz Meis Adası.


Philips ipl aracı çıkarmış bi tane. Ev tipi. Anasının nikahı gibi pahalı ama mantıklı düşündüğünüzde ipl ile bitirdiğiniz epilasyon sorunundan sonra, 1500 lira verdiğiniz o ipl makinasını evde napıcaz? Öyle çözüm odaklıyım ki, kılları bitirdim de lojistiğini merak ediyorum. Mantıklı mı bilemedim.

Tarçın 4 yaşını bitirdi. Tarçın kocaman kız çocuğu oldu. Böyle 4 patili kız çocuğu. Tezgahın atından fosforlu turuncu renkte bir pinpon topu bulmuş, ne ara buldu ne ara çıkardı bilmiyorum, evin şuan ağzına sıçmakla meşgul.

Portished de geliyor İstanbul'a. Alllllaahııımmmm o Roads yok mu o Roads. Ağzı olsa da dili olsa da konuşsa keşke! Nasıl hüzünlü nasıl isyancı tam İstanbul gibi bir şarkı. "Oohh, can t anybody see..."

Tamam hocam sensin, ırkçılık felan ayyynen sensin, hayır ırkçılığa, evet muz, aynen sarı olandan, hocam sensin ya, sakin, yani merak ediyorum iyisin hoşsun zor yokuşsun, çektin gittin ya da çektin gönderildin, sensin yaaa dur bi. Sen deyilmisin bu yönetime hayır diyemeyen, yandaş olan, tamam hocam tamam, aynen, ırkçılığa hayır! Ayyyynen-ayyynen.

Elektrik faturasını okumaya giremeyen memur, faturanız okunmadı diye boş fatura kağıdı bırakmış. AHAHAHA ya faturayı okumadığını anlıyoruz da bunu fatura kağıdına basması çok komik bence. Sikerim gitmem ben Bedaş'a filan, öteki ay 2 aylık öderim -.-

Yazın kesin Ayvalık'a gidicem. Karar verdim. Gerçekten çok ihtiyacım var yaza. Güneş ve deniz ile sevişmek istiyorum.

Çok sevdiğim ama bayaa çok sevdiğim bir dostum hamile. Hem de annem gibi sevdiğim birisi. Bu kadının çocuk yapacak olması beni dehşet heycanlandırıyor. Bugün öğrendim. Ay Kasım'da bebek geliyor ayol.

Jay Jay Johanson'nın İstanbul'da sanırım Cihangir - Karaköy sırtlarında bir evi var, çok sık geliyormuş İstanbul'a. Bir söylentiye göre çıkıp tek başına dolaşıyormuş. Şehir efsanesi gibi amk. Yılda 1-2 kez sahne alıyor. Şu aralar da var, gidesim geldi. On The Radio gerçekten iyi şarkı.

Sizi şimdi, gerçek bir Trentemoller yapıtı ile başbaşa bırakıyorum. Kasper Bjorke'nin bu parçasını Trentemoller yorumlaması ile dinleyin. Ben de Orhan Pamuk'un Masumiyet Müzesi'ne devam edeyim. Yarın 1 Mayıs. Emek Günü. Biz özel sektör çalışanları için ise "ara tatil." Evdeki ekmek yeter mi acaba? Çıkmıcam. Ah durun vurmayın tamam tamam!