28 Nisan 2014 Pazartesi

Bitkili Haftasonu, Emanet Şehir ve Bilinmez Sokaklar

Blogta bir süre önce yazdığım Grönland ve Iceland ziyareti üzerine, bu sabah daha mesaiye başladığımın 5. dakikasında otelde Iceland'den bir çift ile tanıştım. Üstelik meslektaş çıktık, onlarında turizm büroları varmış. Benim oraları araştırdığımı ve seyahat kanallarından aldığım bilgileri paylaştım. Kartlarını verdiler ve gözlerimde çıkan kalpler ile onları kapıya kadar uğurladım. Fazla sinerji başa bela, sabah sabah nereye dağıtacağımı şaşırdım.

Haftasonu Yalova'ya sanki kahve içmeye gider gibi bizimkileri ziyarete gittim. Teyzemle annem yine başbaşa verip güzel yemekler yaptılar. Akşamda şömüne başında muhabbet edip, birbirimize komikli resimler edit yapıp gönderdik. En çok da animal face'e çok güldüler. Aşağıda teyzemin kaplumbağa ikonları koleksiyonu var. Kendisi ayrıca antika şekerlik ve lokumluk koleksiyoncusu. Almanya'da bit pazarlarını dolaşan cinsten. Gece geç döndüm eve, yağmur da yağıyordu. Biraz oyalandıktan sonra uyumuşum.

Ben elimde küçük bir çanta ile yolculuk yapmayı çok seviyorum. Kulaklığım, kitap, cüzdan, anahtar ve kalacaksam uyku kıyafeti olan bir çanta ile tüm Dünya'yı dolaşabilirim sanırım. 


Çok uzun zamandır beni heyecanlandıran ve geçen neredeyse bütün yazımı geçirdiğim Finnebassen, 2 Mayıs'ta Propaganda'ya geliyor. Gerçekten bu adamı dinlemeden yaza girmek istemiyorum.  Adamın altında Paradisko da çalacak, daha ne olsun?

.

Yazının en sonuna sakladım. Fermina'nın yorumlarını öyle çok sevmiştim ki, koşaraktan ertesi gün Mefisto'dan Emanet Şehir'i aldım. Çok tesadüf, yazarı Levent Cantek Leylak Dalı'nın kardeşinin eşi imiş. Muazzam bir çalışma olmuş. Hem kitabın kendisi, hem de içindeki hikaye. Çok etkilendim. Benim açık konuşmak gerekirse, çizgi roman kültürüm yok, ama bu çalışma çizgi romandan çok öte şeyler kattı bana. O yılları çok yüzeysel tanıyorum ama ufacık bir hikayeye 1950 'den hemen önceki yılların bir sürü detayı sığdırılmış. Kelimeler ve olaylar özenle seçilmiş, zengin mesajlar verilmiş. Çok sevdim. Buna benzer türleri okumaya açık olduğumu farkettim, en güzel sonuç bu sanırım benim için. Instagram'dan çizeri Berat Pekmezci'ye yazdım, "imzanız olursa, alırım bir dal" diye. Beyoğlu'nda çok isterim onları görmeyi. Teşekkür etti, niyetleri varmış. Tarçın ve kitap şöyle efendim;


İstanbul'a Kasım ayı serinliği ve yağmurlar geldi. Sanki böyle kolundan tutup seni bilmediğin bir sokağa çeken bir adres gibi ilerliyor hayat. Bilmediğim sokaklara girmeyi seviyorum. Gerçi son girdiklerimde hep ters yöne girmiştim. Umarım karşıdan araba gelmez. Şu şarkı güzel, bunu dinleyin, ben de Çin'den gelen postcrossed kartımı inceleyim biraz...


2 yorum:

  1. İzlanda'ya tek uçuş yok sanırım. Bayadır gitmeye niyetleniyorum filan ama direk gidiş olmaması yolu gözümde büyütüyor. İzlanda'ya ve İskandinav ülkelerine hayranım. O kadar heriflerin sagalarını okudum, yetinmedim runik okumayı öğrendim (cidden). O derece saplantılı şekilde seviyorum tipleri :D Ama heyhaaat.

    YanıtlaSil
  2. Bana Londra üzerinden geldiklerini ve normal zamandan daha uygun fiyata uçtuklarını anlattılar.Bir de Kophenag üzerinden var. Ben Iceland'den ziyade Grönland'ı araştırmıştım. -20 derece sarhoş olup boş bir sokağı seyretmeyi çok isterdim. Çok sofistike.

    YanıtlaSil