26 Mart 2014 Çarşamba

Bugünlerde Aşık Olduğum 5 Şey

Pinterest'te rastladım. Aşık oldum. Bir kaç sitede araştırdım, bakındım stokta yok ve/veya üretimi yok. Böyle güzel oldschool parçaları Adidas nasıl da güzel yapıyor deyil mi? Ben bu eskimiş(!) şeylere nerden merak sardım bilmiyorum ama bana anımsattığı tek bir konu var o da "yaşlanıyorum galiba" oluyor.









Must-have listemde. Şu aralar Horizon gözlüklerden sonra bu aklıma girdi. Elbette siyah abi. Her zaman siyah kazanan taraf olmuştır. Bunun çok benzeri şuan elimde var ama hor kullandığım için listeye yenisini koydum. Horizon'u da ilk fırsatta net alacam. Zaten zaman zaman instagram hesabımdan offical siteleri bişilerimi beğeniyor. Bilmiyorum, enteresan bir takipçi kazanmış olabilirim. Neden böyle şekil şukul markalar Türkiye'de hala yok, anlamış değilim. Meraklısı çok var.






Sırt çantam organik. Ben iyi bir sırt çantası kullanıcısıyım. Kokoş çantamı geçen sene Nine-West 'den almıştım. Ama çok nadir kullanıyorum çünkü kokoşluk ortamlarım pek yok :d Şuanki organik çantamın rengi beni zorluyor. Krem rengi zor. Şuna rastladım. Organik değil ama renklerine aşık oldum. Sanırım internette organik sırt çantası satan bir kaç site var. Daha detaylı araştırsam bulabilirim diye düşünüyorum.











Sizce yapabilir miyim? Bence net yaparım. Biraz daha bahar gelsin, evi bahar temizliği yapmadan önce şu şekilde şeylerle değiştirebilirim diyorum. Allahım ne tatlı ve akıllı insanlar var ^^ 


Pinterest'te bu ve buna benzer ev işlerini kolaylaştıracak pratik çözümler sunan dünya kadar fikir var. Ben arada böyle akşamları girip karıştırıyorum ve board'lar oluşturdum. 4 farklı board içinde, kıyafet kombinlerini, güzel yemek & içecek çekimlerini, dış mekan & iç mekan pinlerini ve DIY köşesi yani yapıştırmalı kesmeli hayat kolaylaştıran fikirleri topladım. Bazen saatlerce burda kaldığımı farkediyorum. Ay diyceksiniz ki, ne çok ölü zamanın var. Ben 4 yıldır TV'siz yaşıyorum. Kafam hala kirli değil. Bunlar aptal dizilerden daha keyifli uğraşlar bence. 




Göyynümü çalan bir diğer Adidas şeysi de bu arkadaşlar. Sennheiser ile Adidas'ın birleşmesinden ortaya çıkan bu güzel bebeğe, İstanbul'da Adidas mağazalarında rastlamıştım ama satın alınmıyormuş. Bilenler vardır, Adidas'ın radyo köşesi var, mağazalarda bu köşelerde çeşitli iş birliği yapılan sanatçıların tracklerini dinliyorsunuz. Hani şu D&R 'lerde CD deneme köşeleri gibi. Bu köşelerden birinde ben sanırım Karmon 'a rastlamıştım. Çok güzel şeyler bunlar yaaaa. Satışı varsa bana haber edin.


Güzel bir parça ve bu gereksiz liste ile haftanızı böldüm, gidiyorum. Bu şarkının bu mixi henüz 24 saat bile olmadı çıkalı. Taze taze ve müthiş. Fazla enerjim var, nereye harcıcamı şaşırdım. Bugün ekstra sevgili dostlarım Ali ve Enis beni otelde ziyarete geldi. Baklava yiyip çay içtik. Ondan oldu galiba.:d xxx Siz de enerjinizi kaybetmeyin! Güzel bir haftanız olsun. Çocuklar ölmesin ve kediler ile birlikte mutlu mesut uyusunlar.

25 Mart 2014 Salı

Rüya

Bir süredir saniyesi saniyesine hatırladığım bir rüya yazmadığımı fark ettim. Son yazdığımda da Tarçın'ı kaybettim sanırım. Tarçın'ı rüyamda hep kaybediyorum. Kurtarıyorum. Sarılıyorum.  Bu sefer annem, babam, Tuna'nın da olduğu çok lüks bir evin iskelesinde oturuyoruz. İskele kare şeklinde, ortası boş. Kıyıya yaklaşıp şişko poposunu attıra attıra taşın toprağın kenarından inip minicik bir sandala atlıyor ve iskelenin altından geçerek bizden uzaklaşıyor. Tuna elindeki sopa ile minik sandala dokunuyor ama durmuyor. Devriliyor bir anda. Bağırıyorum avaz avaz. İskelenin dışına doğru, kış vakti suya atlıyorum. Arkamdan Tuna. Tarçın suyun içinde iskelenin bacaklarına tutunmaya çalışırken kollarındaki son güçle kaslarının gerilmiş olduğunu görüyorum. Sanki dipten bir şey onu içeri çekiyor. Su berrak ve mavi. Suyun altında gözlerini kocaman bana açmış su yutuyor. Çığlıkla ağlıyorum. Suyun altına dalıp omuzlarının altından kavrıyorum kucaklıyorum. Tek nefeste dışarı çıkıyoruz. Sırtımı hemen dönüp geriye yüzüyorum. Tarçın ise miyavlayarak boynuma sarılmış resmen rüyada titrediğini hissediyorum.  
…...
Uyandım.


Bacaklarımın arasında yorganıma sarılmış uyuyordu gece. Sanırım 4'tü saat. Telefona baktım. İletiler akmış. Ben sıçrayınca kulaklarını kaldırdı, göz göze geldik. “Mırr” dedi. Kalktım yanına eğildim. Kafasını ve karnını öptüm. Geri uyudum.

Kedi besleyenlerin ya da evcil hayvan sahibi olanların çok sık gördüğü şeyler bunlar. Bir kayıp yaşadığında ya da bir duruma üzüldüğünde en yakındaki ne ise onu görürsün ya, bu da ruh haline göre evcil hayvanın oluyormuş. Aranızda benim kedim ile ilişkimi eleştirenler var, hadlerine olmadığı halde. Bir canlı ile aynı evde yaşamanın, -bakın ona bakmanın demiyorum-, hayatta kalma sorumluluğunu almanın eleştirisini yapamazsınız. Sevgi eksikliğini ya da yalnızlığı bahane etmeyecek kadar vicdan sahibiyim. Minicik bir hayvandan bunu istemeye hakkım yok. Bunları bir canlının hayatı ile sağlanma düşüncesi çok canice. Cahilce ve ağzınızda bir topak bokla yaptığınız yorumlarınızı kendinize saklayın. Alsanız 3 gün sonra ay bu kıl döküyor deyip barınağa bile götürmeye kaldıramazsınız o koca götlerinizi. Kocaman bir 4 yıl. Aynı tabaktan yemek yiyorum,  aynı bardaktan süt ve su içiyoruz biz kedimle ama O, sizin gibi leş cahillerin suratına bile işemez.

24 Mart 2014 Pazartesi

How could i live in hope?

Siz gerizekalıca sevmek yerine nasıl nefret ediyorsunuz? Bunu nasıl beceriyorsunuz mesela? Nasıl kendinizi kandırmadan 3-5 yalana karşı çıkıyorsunuz? Nasıl üzüntüden kahrolmak yerine, umursamaz kalıp, hayatınıza hiç bir şey olmamış gibi devam ediyorsunuz? Peki nasıl karşı duruyorsunuz o sözlere , suçlu olduğunuz halde?

...

Allah kahretsin. Nefret ediyorum senden.

Mahkeme Kararı İle Bu Kafaya Erişim Engellenmiştir

Hayırlı Cumalar.

Sakin 1 hafta sonu yaşadım. Cumartesi hafif bir Urban Cafe şarabı ve Propaganda müziklerinden sonra, Pazar sabahı allahın belası inşaat gürültüsüne söverek uyandım. Saat 9 bile değildi. Pencereden dışarı eğilip takım elbiseli ve belki mal sahibinin iş ortağı olabilecek bir kaç adama bağırıp çağırdım. "Evet hemen kapattırıyoruz haklısınız kusura bakmayın" dediyse de, öğlene doğru yine başladılar matkapla bişiler yapmaya.


İsteksizce kahvaltı yaptım ve öğlen tekrar girdim o güzel yorganın arasına. Şu öğlen uykularına bayılıyorum. Akşam üstü Pınar gel demeseydi yine çıkmazdım evden. Bir koşu üst sokağa çıkıp kapısını çaldım. Saat 7'de sayın sevgilisi Altan'nı radyodan canlı dinleyerekten çay içip muhabbet ettik. "House müzik dinleyerek çay içen ev insanları" AHAHAHAHA avaz avaz gülüp geleceklerimiz hakkında hayaller kurduk. Sonra bir ışık felan, uyanmışız. En son kendimi Barcelona - Real Madrid 'in saha kenarında bulunan kameramanı için yapılan capse gülerken buldum. Gece 2 olmuş. Pinterest karıştırırken uyuyakaldım. Yüksek yüksek kafalara ev kurmasınlar bence.


Kedimin çenesinin ve yanaklarının yanında sakladığı özel kokuya aşık olduğumu düşünüyorum. Ben aklımı kaçırıyor da olabilirim, öyle bir ihtimal var tabi listede. Bağzen de suratımı şu kahvedeki gibi yakalıyorum. Kocaman bir ağız ve minik gözler.

Gördüğünüz gibi küçük popomu kaldırıp Bit Pazar'ına gidemedim. Hava da müsaitti ama marketten taze ekmek alıp organik vişne reçeli yemeyi tercih ettim. Taze ekmek ve organik vişne reçeli ile evlenebilirim. Canlarım ya.

25 Mart'ta bahsi geçen karmaşık bilgiler piyasaya felan çıkmasın efendim, çıkmasın. Ben 28 Mart'ta 28. yaşımı kutlucam. Gölgelenmesini istemiyorum. O gün benim doğum günüm ve hala bu ülkede yaşıyor oluşumun ve hayatta kalışımın zaferi. O gün iyi geçmek zorunda. :(

Kapatın aabi 1 hafta bütün fabrikaları ve devlet dayrelerini, kapatın 1 hafta aabi, 1 hafta boyunca şöyle herkes bi sikişsin abi, ülkede hiç biiiir sorun kamayacak.

22 Mart 2014 Cumartesi

Lezzetli Çekimler, Pazar Hazinesi, Güneşi Bırakmayın

Böyle kafama eserse güzel yemek resimleri çekiyorum. Çalışma prensibim : çektiğimi yerim. Eğer buna benzer lezzetli ihtiyaçlarınız var ise, yardıma hazırım. Tabi işin şakası, bunları yemedim, et konusunda biraz hassasım, bilen bilir. 



Pazar günü Türkçe'ye çevrilmiş ismi Hazine Avcıları olan yeni George Clooney filmini izlemeyi düşünüyorum. Actionlı filme benziyor. Biraz kafamı dağıtmaya ihtiyacım var. 

Bugün ise Kayseri ile maçımız var. Dün de Münih'e baskette koyduk. Hayatın bir yerinden düşüyorsan, bu takım tekrar tutunmamızı sağlıyor. Salı günü Şampiyonlar Ligi'nden elendik. Evet, gerçekçi taraftar bunu zaten bekliyordu. Şimdi Euro Lig'ten devam ediyoruz. Maç keyifliydi. Bir ara maça ortak oldular ama ufak bir fark ile geri aldık. Akşam da maça gider biraz gol izleriz. Deplasman skorları içimizde bir yara.

Havalar bahara döndü İstanbul'da. Sinemadan önce biraz yürüsem mi diyorum. Şöyle Bomonti Bit Pazar'ına doğru? Tam bit pazarında dolaşmalı hava yok mu? Geçen hafta yağmurun sesine uyanmıştık Tarçın ile. Bu Pazar güzel olur oralar. Hadi bakalım, herkese güzel haftasonları olsun. Şu şarkının kısa bir versiyonunu sizinle paylaşıyorum, playlisimin patronlarından biri olmak üzere. Güneşin peşini bırakmayın. 


21 Mart 2014 Cuma

2014 Chill-Out Festival İstanbul'u TheMagger.com'da yazdım!

Bu mutlu günün mutlu yazısı şurada. İyi okumalar. Severek takip ettiğim ve lezzetli setler ortaya çıkartan sevgili Emin Can'dan pazar temalı bir ekşını bonus olarak sizinle paylaşmak istiyorum. İyi dinlemeler. Umarım tüm yasaklara rağman güzel bir haftasonunuz olur. Hava pırıl pırıldan bir level üstte. Keyiflerimiz ehh-yerinde. Umutlarımızı kaybemiyoruz, sokağa çıkmıyoruz(!) Kafamıza takılanları sevişerek unutuyoruz. Hadi bakalım.





20 Mart 2014 Perşembe

Bridgestone Presents; 2014 Chill-Out Festival İstanbul & Line-Up

Yılın en mutlu Pazar'ı Chill-Out Festival İstanbul, 25 Mayıs'ta İstanbul Life Park'ta gerçekleşecek ve festivalin line-up 'ı bugün açıklandı. Her sene olduğu gibi dillere pelesenk olacak bir haftasonu bizi bekliyor. Headliner gibi headliner Goldfrapp'te, bağıra çağıra Alison'a eşlik edeceğimiz Drew ve Annabel şarkıları beni şimdiden kat kat heyecandırdı. 4 adet Stage'in elektronik müzik ayağında isimlerini gördüğümüz ve bu blogta rastladığınız Bob Moses ve Ten Walls (nam-ı diğer Mario Basanov) elektronik müzikseverlerin FAV'a attığı isimlerin başında geliyor. "Almanlar bu kopmalı müzikleri biliyor yea!" dediğimiz Brandt Brauer Frick bir diğer heyecanlı isimlerden. Ethio-Jazz genresinin babası, Etnik sesler ile Mulatu Astatke'yi yine aynı festival de canlı izleme şanına ulaşacağız. Yakın bir zamanda Boiler Room'da ateş etmeli bir performans veren Londra'dan Da Lata ile Spirtual Jazz deneyimi yaşayacağız ve 10 yıl aradan sonra, henüz yeni yılın başında çıkartıkları "Fabiola" isimli albümünden yeni bebekler dinleyeceğiz. Artık bir çok mekanda karşımıza çıkan, dinleyip "ay ne tatlı melodiiiiiii" dediğimiz ve zilyon versiyonu yapılan Crazy'nin yorumcusu Ornette, Noze ile Chill-Out Festival 2014'te ekşın yapmaya gelecek.Yoğun ilginin olduğu ve aylar öncesinden festivalseverleri tatlı bir telaşa sokan Lounge 96, bu yıl mekan değişikliğine giderek bizleri Life Park'ın yayılmalı zıplamalı festival alanı ile tanıştıracak. Bu el bombası kıvamında haberlerden sonra 2. Dönem avantajlı biletlerin hala satışta olduğunu size hatırlatmak isteriz. 

Şimdi bu yazıyı okuyan ve aynı heyecanı hisseden okurlarımdan sakince imleci şuraya tıklatmasını ve gözlerini kapatmalarını isticem. Köpeğinizi, flip-floplarınızı ve içinizdeki baharın coşkusunu festivale getirmeyi unutmayın!

18 Mart 2014 Salı

Stan Smith'in Muhteşem Dönüşü theMagger.com 'da

"Take it back to basics, back to the soul"

Biliyorsunuz geçenlerde müdavimi olduğumuz Tophane Balkon Sefası'nın keşif yazısı yayımlanmıştı theMagger'da, Nilşahcığım web sitesine de koymuştu ve çok da güzel dönüşler almıştık buradan. Arayanlar soranlar, kahveye gelenler felan... Bu sefer de, bir hayat akımı haline gelen, el emeği göz nuru araştırıp hazırladığım Adidas Stan Smith serisi yazısını TheMagger yayına aldı. Ben nedense çok heyecanlıyım. Moda hakkındaki bilgilerimi yazıya daha önceden hiç dökmemiştim. Daha 1. denememin yayımlanması bana çok umut verdi. theMagger'ın twitter'da yaklaşık 4300 takipçisi var. Sitenin okuma oranları da aldığım bilgilere göre hiç fena değil. Site ara yüzü çok tatlı. İstanbul'da olup bitene ilk baktığımız mecralardan biri haline geldi. Siz de bir göz atın bakalım sevecek misiniz? Blogta da yayında olan bu güzel yazı şimdi burada. Tekrar güzel okumalar. Herkese iyi haftalar.


17 Mart 2014 Pazartesi

Onları Özleyen Sendin


Havada sihir ve huzur var. Ellerimi kavuşturup bu sihirden bir parça alıyorum. Sana bakıyorum. Sanki yıllardır görmemişcesine beni izliyorsun.Gülümsüyorum. Elini uzatıyorsun. Parmaklarımın uçları dudaklarının kenarına dokunuyor. Hep yaptığın gibi elimi yakalayıp avuç içimi öpüyorsun. Masumca olduğundan bunu yapmanı seviyorum. Düşünüyorum dediğin zamanlar aklıma geliyor. İçinin bir köşesine ulaşıp o sihiri parça parça sana bırakıyorum. Seni her gördüğümde, sana her sarıldığımda yaşadığım heyecanı bu sihir ile birleştiriyorum. Yaz güneşi düşüyor üstümüze. Gölge arıyoruz biraz. Bir köşeye çekilip geçen günleri konuşuyoruz. Hayallerimi ve umutlarımı anlatıyorum. Bir yandan elime yapışan kum tanelerine kızıp söyleniyorum. Onları özleyen sendin diyorsun. Gülüyorsun. Güneşin pırıldaması öyle güzel yansıyor ki yüzüne, kırışmış yorgun oluşuna aldırmadan, hayranlıkla gözlerine bakıyorum. Susuz kaldığımı fark ediyorum. "Gel benimle, hadi gidelim" diyorsun. Mavi'ye. Soğuk denizde kayboluyoruz. Akşam hiç olmuyor.

(ps. görsel: Alain Elkann / Uzun bir Yaz)

Yağmurlu Kedi, İstanbul'un Küçük Enişteleri, Yanarlı Dönerli Pazar

Cumartesi Pınar'a gittim ve tahmin ettiğim gibi tatlı - kahve - kanepe ve sigara keyfi yaptık. İsabet olmuş çıkmamam, zaten hafif de bir yorgunluk vardı, güzel bir öğle uykusu ve akşam kahvaltısından sonra Pınar'ın tavada demlenmiş çayından içtim ve yastık kuşunu sevdim bol bol. Pınar'ın kankeytosu Gülşah da katıldı sonra bize. Yastık kuşunun asıl ismi Sakin. İnanılmaz Sakin bir kedi. Sanki 2 devrim, 3 savaş görmüş, bütün insanlığın kahrını çekmiş gibi bir marurluk ve sakinlik içinde. Bir kedi bence böyle olmamalı ya. Kedi dediğin miyavlar ve ordan oraya koşar. Biz modern hayat cadıları, içine 92 yaşında bir amca kaçmış bir kediye bu kadar şaşırmıyoruz tabi. 


Clot. Bu aralar Clot serisi aklımı kurcalıyor. Bir de şu Kitsune'nin tilkili tshirtü. Neyse, biraz daha sabredicem. Çünkü beklemek ve sabretmek sonunda elde etmeyi getirir. Ben iyi şeyler hissediyorum. 

Pazar günü hiç bir şey yapmadım desem bana inanır mısınız ? Bence inanmazsınız. Çünkü Dallas Buyers Club izlemeye gittim. Sabah 9'da yağmurun sesine uyandım ve yatağın içinde saatlerce müzik dinleyip Pinterest karıştırdım. Bit pazarını ertelemek zorunda kaldım. Kahvaltı yaptım, kahvemi içtim. Film seanslarına baktım ve Nişantaşı'na gitmeye karar verdim. Hoop zaten Nişantaşı bana sadece 8 dakika yürüme mesafesinde olunca, kendimi bir anda mor ışıklı yanarlı dönerli sinema salonunda buldum. Yarım saat erken gitmişim. Şal için GAP'a bakacaktım ama çok komiktir, mağazanın girişini bulamadım. Evet, bir giriş var City's içinde ama bebek reyonunu görünce kapısında geri döndüm. Meğersem içinde adult da varmış. En son çıkıp giderken farkettim. Bendeki perspektif şahane. Mudo'ya uğradım, orada da akrilik yoktu. Yargıcı kapalıydı, saat 7 olmuş, Nişantaşı'nda Pazar günü dükkanları 7'de kapatmaları da ilginç. Kısaca akrilik renkli kareli bir şal yok piyasada arkadaşlar. GAP'ın online sitesinde, lacivertli kırmızılı felan var, yeşillisi de çok şahane, son çare oraları dolaşcam. H&M beremi buldum bu arada. Kirli sepetinden çıktı şjsklahkjad. 


Lars Von Trier abimizin Nymphomaniac'ını izlicem bu hafta içi vakit bulursam. Yorumlar iyi. Lars abi çıkarıp masaya vurmuş yine. 18 Nisan'da ise The Grand Budapest Hotel gösterime girecek. En çok da bu film için heyecanlıyım, çünkü içinde otel var :d


Metallica 13 Temmuz'da İstanbul'da olacak. Adamlar, Mourinho gibi; kayınçosunun evine gelip, buzdolabını karıştıran, "iyi maç var mı, yapalım bi kupon" diyen küçük enişteye benzediler, habire İstanbuldalar. Konser bileti ile gelen kodu Request sitelerine girerek 18 şarkılık set-up 'ı siz belirliyorsunuz. Bu yıl böyle tatlış bişi yapmışlar. 1 taneyi kendilerine ayırıyorlar geri kalan 17'yi siz seçiyorsunuz, en çok oyu alan şarkıları yürüyen efsanelerimiz sizin için konserde çalıyor. Son şarkılarını dinledim. İsmine aşık oldum. Lords of Summer. Çok iyi değil mi? 

Arada açıp yeni sezonun bikini kreasyonlarına bakıyorum. Ayvalık'ı, güneşi, sıcağı, sıcak kumları, soğuk Ege'yi öyle özledim ki, 16 Ağustos'a verdiğim yıllık izin tarihim sanki hiç gelmeyecek gibi uzaklardan el sallıyor. 

Yarın Chelsea ile rövanş maçımız var. Takımın gidişatı sadece beni rahatsız etmiyordur sanırım. Evet'leri duyar gibiyim. Bu yılı belki böyle kabul etmek zorundayız ama yine de Galatasaraylı olmak umutlu olmayı gerektirir. Bekleyip göreceğiz. Başka bir şey eklemek istemiyorum.

Haftanın içinde kaybolmadan önce herkese bol çaylı ve huzurlu günler diliyorum. Bir de enerji. Bana da biraz gönderin. Gerçekten rota değişimi içindeyim. Bilgilerinizi ve enerjinizi sevdiklerinizle paylaşın, sevişmelerinizi ertelemeyin ve küs uyumayın.

Sakin kedi sizi selamlıyor.

15 Mart 2014 Cumartesi

Güzel Şeyler Yakın, Meşaleleri Yakın

Haftanın gündemi sakin değildi. Yani evde 3 makina çamaşır yıkayıp, temizlik yapıp, 350 yıldır duran bulaşıkları yıkamam haricinde sakin değildi. Ölümler, tapeler, fezlekeler. Mesela ben geceleri yine rahat uyumadım. Mesela ben göstermelik Cumhuriyet çocuğu triplerinize çok güldüm. Caps paylaşıp Atatürk sevgisini facebooktan reklam edenlerle çok eğlendim. Çünkü Atatürkçü olmak Facebook'tan caps paylaşmayı gerektirir. Mesela ben etrafımdaki cahil cühela ağızlarla savunulan aptal ideolojilere içimden çok kızdım. Ama, son 1 parti makina kaldı. Yıkanıp asılması gerekiyor. Bunlar dışında başka karmaşıklık yoktu.

Bir Cumartesi daha geldi. Ne yapıcam hiç bilmiyorum. Pınar'a bir uğramayı düşünüyorum akşam, biraz kanepe dedikodusu yapar, sigara kahve keyfinde oluruz. Yastık kuşu minnoşu da severim. Benım canavar Tarçın da öyle sevdirse keşke kendini. Sadece göbeğine burnumu bastırmakla yetiniyorum:d

Şu sıralar Pinterest hesabımla meşgul oluyorum. Yani daha önceden bakardım ama iphone app'i o kadar pratik ve keyifli yapmışlar ki, akşamları yarım saat dolanıp, günlük ootd ya da oturma odası yerleşimlerine aşık olmaya başladım. Daha Türkiye'de yaygın değilken çevremde Pinterest'i ilk takip edenlerdendim. Hala bazı dekor ve pratik ev uygulamalarını ordan bakarak fikir alıyorum. Bir de bunun biraz daha üst düzey ve satış kanalı açık olan Fancy.com var. Takip etmenizi öneririm. Tasarım ve kişiye özel üretim merakı olanların ilgisini çekeceğini düşünüyorum. 

Siz bu şarkıyı dinleyin, tam bir haftasonu şarkısı, çok severim. Ben de cumartesi ve pazarımı nasıl geçireceğimi düşüneyim. İstanbul'da son gerginliklerden dolayı bazı aktiviteler iptal edildi. İyi oldu. Ya bu Bomonti'de antika pazarı oluyormuş Pazar günleri. giden var mı? Belki o tarafa doğru bir yürüyüş yaparım. Anneme lokumluk bakarım. Annem sıkı bir lokumluk koleksiyoncusu. Yerini bir keşiflemem gerek. Hava sıcak mı soğuk mu bilmiyorum. Sabah otele sadece montla geldim. Çanta bile almadım yanıma. Kendimi bu anlamda özgürleştirmeyi çok seviyorum. Düşünsenize, çantasız sokağa çıkan bir kadın oldum bu şehirde. Sıkılıyorum yük olan herşeyden.

Enerji. Evet bu hafta sizin totemlerinize ve şans dileklerinize çok açığım. Güzel şeyler olacak. Onların olması için hayatımızı bu anlamda yönetiyoruz, enerjimizi kaybetmiyoruz. Değil mi? Güzel şeyler yakın, meşaleleri yakın. Hadi.


14 Mart 2014 Cuma

More And More

MORE Sleep
MORE Music
MORE Tea
MORE Books
MORE Sunset
MORE Sex
MORE Creating
MORE Long Walks
MORE Laugh
MORE Hugs
MORE Dreaming
MORE Road Trips
MORE Love
MORE Fun
MORE Taste


10 Mart 2014 Pazartesi

Deneysel Gitarlı Birşey, Bir Alex Değil, Pazar The Son Yamultucu, İmdat Yine Mi Kış

Ay kış geldi yine. Kış gelince aklıma şalım geliyor, bu arada henüz yeni aldığım H&M beremi de bulamıyorum. Hayırlı işler arkadaşlar. Artık yas tutup ağlamaya başlayabilirim. Ben neden böyle mecnun gibi salak şaşkın bir formatta dolanıyorum ortada ? Hiç tarzım değil. 

Şuan ofiste bilgisayarım karşısında uyumamak için hafta sonu neler oldu diye düşünüyorum, pek de bişi olmamış. Bunları düşünürken acaba akşam eve gidince yatağa çaprazlama mı yatsam ? Yastıklara sarılıp da mı yatsam, dikey yatıp ayaklarımı peteğe mi yapıştırsam diye düşünüyorum. Saatin henüz 3 bile olmadığını görüyorum. Yarına yetişmesi gereken çok önemli bir işim de var. Hayırlısı.

Bu arap milletinden tiksindiğim yetmiyormuş gibi bir de onları komik buluyorum. Değerli vaktimi bir de onların komik olduklarını düşünmeye ayırıyorum. Bence ayırmamalıyım. 


Perşembe günü, Hemi'nin dediğine göre "deneysel pop" yapan ve benim zerre şarkı sözlerini anlayamadığım ama bir kaç parçasına ritim tuttuğum When Saints Go Machine 'nin Babylon'daki konserine gittik. Öncesinde ve sonrasında Hemi patlayan şeker tadında diskolu miskolu şarkılar çaldı. Tabi ki çok sevdim. Bana set-up 'ı nasıl kullandığını felan ufakcıcık gösterdi. Mantığını anladım gibi ama sanırım ben futbol izlemeye devam edeyim. Müzik yapmak çok ayrı bir olay. Onun dışında makul bir Perşembe aktivitesiydi. Cuma günü Basket maçına gittiğim için ve Cumartesi de başka bir programa devam edince kendisinin 2 gün üst üste yaptığı müziklerine katılım sağlayamadım. Burası vasıtası ile özür dilerim :( Telafi edicem vallahi ^^ Babylon için teşekkürlerden bir demet efendim.

Cumatesi günü Akhisar maçına gittim. Öğleden sonra uykusunu yarım bırakarak, takımın bana ihtiyacı var mottosundan devam ettim ve başlama vuruşuna yetiştim. Skora bak 6-1 Öf sanki Mençıstırda yaşıyoruz gibi, kime bu hava anlamış deyilim, full yağmur. 


Çıkışta eve uğradım ve ordan Pınar'a geçiş yaptım. Alex Metric'den ziyade ne biliyim ya, Ömür & Altan çok daha iyiydi. Güzel şarkılar güzel isimler çaldılar. Balcazar & Sordo tanıdıktı. Thabo Getsome sevdik. Biraz da Alphabet City. Ooo Casual Affairs de vardı. Alex Metric tüm bu tatlış setten sonra ne yalan söyleyim kafamı açtı, çıkalım dedim. Çıktık. Bir baktım şarjım bitmiş, eve gelmişiz, saat 3 olmuş. Vur kafayı yat. Uyku iyi topçu. Yukarıdaki kediyi hatırladınız mı? Pınar'ın minnoşu. Geçen sene bir resmini buralara koymuştum. Kocaman olmuş yastıkkuşu.

Pazar gününe, sigara, kahve ve Ezgi ile başladım. Whatsapp'dan uykumda görmüş gibi bişiler yazdım attım. Sonra buluşalım mıııııı olduk. Kendimi bi anda Küçükçiftlik Park'ta mini bir hiphop festivalinde buldum. Kardeşi sahneye çıkacakmış, ona destek verdik. Ben Ege Çubukçu'yu izledim, yıllaaaaar sonra. Bir anda 2001 yılına gittim geldim. İzmircrew yov yov yov. Değişik bir Pazardı. Ordan Brooklyn'li kuzu ile buluştuk, bok gibi soğuk istanbul havasında Sensus'a geçip şaraba oturduk. Saat 9 felandı sanırım tirilyon olmuşuz. Peynirler enfes! Ben tam bir peynir kadınıyım. Eve nasıl gittiğimi, bu sabah ofiste düşündüm. Nasıl gittim ben eve?

Sabah da iş felan. Outlookum Tepecik'te bir düğün yeri gibi. Gelenler gidenler. Baş ağrısı. Ben bir vermidon içeyim. Of saat hala 3 olmamış!

Bu güzel sevişmeli parça tam bir Pazartesi şarkısı. Bunu dinleyin. İhmal etmeyin, sevin ve tutkuyu tabiki cebinizde deyil içinizde taşıyın, hadi bakalım, iyi haftalarınız olsun.

8 Mart 2014 Cumartesi

Bir Yeni Yaş Daha : Trainspotting Mia

Yanık izi ile mutlu bir yaş dilediğim tatlış blogger Mia Wallace'ın doğum günüsü kutlu olsun. Ay ne güzel bu Mart, bloggerlarda iyi doğum günü yaptı. Ben yine klişe şeyleri elbette yazmak isterim, sağlık,mutluluk,para vs. vs. vs. Ama benim içimden daima tutku dilemek olur. Tutkunuzu kaybetmeyin ve hayatta gerçekleştirdiğiniz her şeyi birazcık da olsa tutkunuz ile harmanlayın. Bu enerjinin pencereden dışarı gitmediğini göreceksiniz. Mutlu haftasonları diliyorum.

6 Mart 2014 Perşembe

What A Come Back; Adidas Stan Smith 2014

Adidas Stan Smith, Adidas’ın ünlü tenisçi Stan Smith için yorumladığı özel bir ayakkabı. Günümüzde tenis ayakkabısı olarak kullanılmıyor ancak  1960 ile 1980 yılları arasında kortlarda çılgın atan Stan Smith için 1971’de kendi ismi ile üretime çıktığı bu özel ayakkabı, yıllar içinde bir trende dönüştü. “Adidas’ın yaptığı ne trend olmuyor kiiii”  dediğinizi  duyar gibiyim.  Normalinden biraz daha yüksek taban üzerinde beyaz deri ile devam eden, dilinde Stan Beylerin bir özel çizim yüz resmi,  tendon hizzasında ise meşhur klasik logosu ve Stan Smith yazısı, Adidas’ın hafif yatay 3 çizgisinin sağ içte ve sol içte belirsiz delikler ve dikişler ile simgelendiği,  yıllar içinde bu minimal tasarıma özünde sadık kalarak farklı versiyonlarla çeşitlenen Stan Smirth, lastik pabuç klasmanında marka değeri ile ön plana çıkıyor.  “Eee ne yani, bildiğin spor ayakkabı işte” diyenlerin ağzına vuracak cinsten bir dünya takipçiye sahip.


1967 yılında tenis ayakkabısı için üretildiğinde Stan Smith daha deyil iken, 1971 yılında ismi hakkı için bu başarılı abimiz önerildi ve köpük yeşili rengi ile ürün pazarında 1. Sırayı aldı. 1973 yılında Smith,’in Adidas ile spor ayakkabısı için imzaladığı sponsorluk anlaşması, tarihinde en etkili 50 Spor Ayakkabısı Sponsorluğu anlaşmasında 13. Sıraya yerleşti. Adidas 1978 yılına kadar üzerinde her hangi bir sporcu ismi yazması konusunda karar verememişti ama bu yıldan sonra dil ve tendon üzerinde marka çalıştılar ve böylece ayakkabı şuan ki son halini aldı.

Stan Smith Beyler
1988 yılına geldiğimizde, 22 Milyon adet satıldığı listelendi ve ağız ile kamyon çekme, 98 tane böcek yutma gibi abidik rekorların olduğu Guinnes Rekorlar Kitabına girdi. 1994 yılında ise satış rakamı 23.7 ulaştı.
2000’li yıllara geldiğimizde ise,  -burada daha hoş bilgilere rastlayacaksınız zira ürünün ayakkabı değil de hamburger olduğunu düşünebilirsiniz.  2008 yılında “80’s” ismi verilen bir parti daha satışa sunuldu ve 1971 yılından itibaren ortaya çıkan satış rakamı 30 Milyon’u buldu.  Ayakkabı ismi “ahanda bu olsun” diye Stan Smith’e götüren ünlü Tenis Yöneticisi Donald Dell’in bir radyo programında verdiği bilgiye göre; 1971 yılından 2009 yılına kadar ayakkabının geliri tamı tamına 65 Milyon Dolara ulaştığı öğrenildi. 8 farklı versiyon ile en geniş tenis ayakkabısı satışı yaptıklarının da altını çizdi. 
Dünya üzerinde zilyon tane özel sıralamada yer alan, çok özel serileri, limited editionları felan üretilen (en bilinenleri Star Wars, Jeremy Scott, 80's)  Adidas Stan Smith, 2011 yılında üretimini durdurma kararı aldı ve inzivaya çekildi. Bu süre içinde çeşitli online mağazalarda bulunmaya elbette devam etti. Bakıyorsun böyle 45 numarası felan kalmış oluyor, ebay’e girdiğinizde eskimiş Stan’lerini satanlara rastlıyorsunuz. İlanlarda yenilerini arayanlar da var. 


2014 için bir geri üretim spekülasyonu çıktı. Adidas, 31 Mayıs 2013 ‘te ise “biz resmen 2014 ‘te Stan Smith ile tekrar geliyoruz” dediler. Bu yılın geç Şubat erken Mart döneminde ise Adidas Stan Smith hem klasik hem de çok özel dokularda üretilen Consortium serisi ile raflarda yerini aldı. 4 tanesini yukarıda görüyorsunuz. Ayakkabının yanı sıra tatlış tshirtleri, köpük yeşili eşortman altları ve üstleri, yeşilin haricinde kırmızı rengi olan modelin ayakkabıları henüz ilk aydan tüketildi. Stan Smith'in şahsen yeşilden ziyade laciverti sevmesi unutulmadı. Ürünlerin lacivert versiyonu da üretildi. Marka değeri, pazar payı, edinebilme çılgınlığı, hamburger gibi hızlı tüketilmesi, rahatlığı vs. tüm bunları yan yana koyduğunuzda bu tüketimin aslında normal karşılığının olduğunu görebiliyorsunuz. Gardrobunda oldschool severlerin gönlüne taht kuran Stan Smith Adidas için, şu sıralar Avrupa’da ve Asya’da online sneaker satışları yapan mağazalardan takibini yapıp talepte bulunabilirsiniz. Birkaç tanesi ile yazışma yaptığımda yaygın numaraların belirli aralıklarda tüm yıl boyunca satışa çıkartılacağını öğrendim. Ancak markanın koleksiyonerleri bu özel serinin peşini bu yıl hiç bırakmayacak gibi. 

5 Mart 2014 Çarşamba

Chill-Out Festival Istanbul 2014

Chill-Out Müzik Festivali, biz festival ve müzik severlerin açık ara en mutlu Pazar'ı. Geçen sene yeni yeni başlayan sıcakları umursamadan, öğleden sonra düşmüştük yollara. Kocaman arabamız ile Kemerburgaz'a eğlenceli bir giriş yapmıştık. Kapılar çılgın kalabalıktı. Öğrendik ki 2013 yılında bu güzel festivali 14.000 kişi ziyaret etmiş. 



Nouvelle Vague'nin güzel müzikleri karşıladı bizi ve yeşilin içine karıştık bir anda. Akşam havuz kenarı sahnesinde Gigamesh dinledik. Hemen sonrasında ana sahneye geri döndük ve Gilles Peterson ile devam ettik. Çimlerin üzerinde açık havada bu müzik yaratıcısını dinleyerek misyonumuzu tamamladık. Ve şehrin karmaşasına, kafamızı bir yerlerde unutmuş olarak döndük. Geri yerine gelmesi bir kaç gün sürdü ve bir de baktık ki, Festival’e daha 360 gün varmış...


O bir sürü gün geçti, bitti ve bahar geldi. İstanbul’un festival severlerinin heyecanla beklediği, bu yıl 9.su düzenlenecek Chill-Out Müzik Festivali için tarihler 25 Mayıs’ı gösteriyor. yılın ilk festivalinin 1. dönem avantajlı bilet satışları şimdiden tükendi bile! 2. dönem satışları bugün başladı. Yakında headliner’ı da açıklanacak olan bu özel etkinlik, Life Park’a taşındı ve bu yıl 4 sahne oluşturuldu. Mekan, gerçek bir Cennet olabilir. Festival sloganı ile çok uyuşuyor. Benim aklıma hemen uçuşan kelebekler, parıldıyan renkli yıldızcıklar ve müzikten başı dönen mutlu insanlar geliyor. Şimdi bize son kalan günleri saymak düştü. Yeşil ile müziğin birleştiği o tatlı çizgide dans etmek istiyorsanız siz de şimdiden biletiniz alın :)

Yeryüzündeki Cennet’te görüşmek üzere!

When The Night Is Over

When the night is over, I feel you.

4 Mart 2014 Salı

Pharrell Williams'ın Askerleri, Kebap Session, 1 Cinnet ve Jukebox Kafalar

Hafta yazısını yazmak istiyorum, hem de uzun uzun yazmak istiyorum ama boğazımda ağlamaklı bir düğüm var. Kaybettiğim GAP şalıma mı üzüleyim, enerjimin emilmesine mi üzüleyim, yoksa hayatımda istediğim değişikliklerin olmamasına mı üzüleyim bilmiyorum. Geçen Perşembe e hadi fırsat da bulmuşken, yorgunluğumu hiçe sayarak Hemi ile Ortaköy Kiki'ye Kant dinlemeye gittim. Evet, burun kıvırmıştım hafta ortası diye ama hem Hemi ısrar etti, hem de Kant'ı dinlemeden geri kalma fikri beni rahatsız etti. Lafına uydum, çıktık gittik. Performansına şaşırmadım, sevdiğim ve bildiğim parçaları çaldı, özellikle Try Something ve Hold you'yu bekliyordum. Bol Long Island'lı ve ertesi gün hengooovırlı bir Perşembe'yi bitirdik. Kendisi bu arada B yüzü'nün kurucusu ve No House'da gerçekleşen, bizim geçen Cumartesi sapıttığımız Balat Issue 2'nin organizasyon sahiplerinden. Buradaki yazılara da zaman ayırmış okumuş, saolsun, neden daha fazla görüşmeyelim ki dedik. Çok da iyi yaptık. Gelecek projelerinden konuştuk bol bol. Adam üretiyor, durduramıyoruz arkadaşlar. Çok imrendim vallahi. Play Tuşu'nda yazıyordu. Bunu da dehşet kıskandım. Bu Perşembe yani 6'sında Babylon'da çalıcak Hemi, kendi tabiriyle yancı :D When Saints Go Machine'nin warm up'ı, after'ı onda, hadi bakalım. Buradan kendisine şenlikli teşekkürlerimi ve havalarda uçuşan boş long island bardakları gönderiyorum. Saol Hemi saol sjakldhsal

Reklamlar--- Cinnet evresine geçtim. Benim acil yeni bir iş ya da ek bir işlerle uğraşmam gerek. Kafamın seviyesi artık buranın bunalımına yetmiyor. 2 cesedim 3 adam yaralamam var buradan. Alın beni artık. --- Reklamlar bitti.

Veeee, Maceo Plex. House müziğin kaderini değiştiren bu adamın biletleri tükenmiş olarak "Sold Out" e-flyerlarını gördükten sonra sanırım FG 93.7 yine yaptı yapacağını dedim ve gece yarısı Garaj İstanbul'un yolunu tuttuk. Vestiyer, mekanın fiziksel şartlarından dolayı operasyonu biraz engellese de, girişte hiç bir sıkıntı yaşamadık. Ben açıkcası Altan ile Ömür'ün warm up'ını dinlemek için biraz erken gitmiştim. İyi fikir olmuş. Girişten sonra oldukça fazla kalabalık oldu bilet sırası. İzdiham çıktı desem? İnanın. Çıktı. Bilet için sevgili Can 'a (Tanca) çok teşekkür ederim.


Bu haftasonu Propaganda'ya Alex Metric geliyor. Öncesinde yine Ömür & Altan çalacak. Dinlemeye değer diye düşünüyorum çünkü ben şahsen Foal'a yaptığı remix'i çok sevmiştim Metric'in. Aynı gün büyük bir çarpışma var. Indigo'da OFF Recordings, 5. Yıl etkinliği kapsamında kendi ekibi ile geliyor. Aynı mekanda Andre Crom, Purple Disco Machine ve Round Table Knights çalacaklar. Açıkcası Andre Crom konusunda çok ağır basıyorum. Heyecan verici. Ama yine spontane bırakıyorum. Siz ne dersiniz?


Çok güzel bir tesadüfle Altan  ve Ömür, Agoria'nın Scala'sı ile bıraktılar Maceo'ya ortamı. Bu şarkıyı geçen yazıda paylaşmıştım. Demek gerçekten iyi bir parça olmaya devam edecek. Ve kendimizi Plex'e ve arkadaki görsel şova bıraktık. Arkadaşlar, bu adamın ismini bir yerlere yazıp aratıp, şarkılarını bulabiliriz ama sesten ziyade benim ilgimi çeken kademeli perde sisteminin üstüne yansıtılan visuals oldu. Umarım bu teknolojiyi bulan mühendise hakkını veriyorlardır zira bütün gece bunu düşündüm. Gerçi sonra radyo ile konuştum, veriyorlarmış. Kafamda soru işareti kalmadı :d Bir ara nasıl bir kafaya geldik bilmiyorum, Engin ile mekandan çıkıp aşağı sokakta benim telefondan Daft Punk açmışız. Sokakta dans ettik. Allahım kapıdaki insanlar bize bakıyor  felan :s <<<< Pharrell Williams'ın askerleriyiz!  <<<<<<


Geçen sene iptal olan Electronica Fest için de çok tatlı görsel şovlar düşünülmüş ama olmamış. Plex muazzamdı. Ertesi gün saatlerimiz geri kalmış, oradan bir yerlerden bizi alsınlar diye dua ettim. We did not forget our sunglasses!


Cumartesi gün de Engin ile yine gezdik tozduk biraz. Niyetimiz Miss Pizza'ya gitmekti. Gidemedik. İzmir'den başka arkadaşlarımız katıldı bize. Güzeldi. Urban'a gittik. Brushetta yedik. Bira içtik. Ordan Tektekçi'ye devam ettik. Ordan Propaganda'da Gökberk dinledik. Ne olduysa ordan sonra oldu. Ertesi gün GAP'ten hediye gelen şalımı evde bulamadım. Gördüğünüz gibi bu resimde boynumda yok, çünkü onsuz çekildiğim son resim. Nazar deydi. Renkli akrilik bir şal bulursanız GAP'ten lütfen resmini çekip atın, bakayım, aynısı ise parası neyse almaya hazırım. Çok sevdiğim bir iş ortağı firmamın hediyesi idi. Nasıl böyle bir hata yaptım bilmiyorum. Sırt çantama koydum diye düşündüm sanırım.


Ertesi gün benzerini bulurum ümidi ile GAP'a uğradım ama o ürün 2 sezon öncenin ürünü. Belki başka şubelerde bulurmuşum da bilmem ne. Üzüntümden napıcamı bilemiyorum. Hadi biraz moral olsun diye alışveriş yapayım dedim. O da burnumdan geldi. Çok uzun zamandır aklımda olan Stan Smith'lerin bırak İstanbul'u Türkiye'de numarası kalmamış. Kasiyer çocuk keşke ilk gördüğünüzde alsaydınız deyince, çocuğu bıçaklamamak için kendimi en yakın Starbucks'a atarak Hakan Altun dinlemeye başladım. Hırsımı alamadım Terkos'a gitim. GAP'a gittim. Yok, hiç bişi yok, hiç bişi bulamadım. Sadece güzel bir lacivert kazak aldım Mango'dan.  Hakkımla taşıdığım 34 beden bir de jean aldım. Bir de güzel blog yazarı Fermina için hediye araştırdım. Şayet buldum da. Bugün bana resmini çekip göndermiş. Tanrı aşkına ne kadar güzel olmuş bluz! Yüzündeki gülümseme hiç bitmesin :)

Sonra sinirden maçı izlemedim, Nişantaş'ına geçtim, sinema merakı ve backroundu hatrı sayılır derecede iyi olan Hemi ile Leonardo Di Caprio'nun The Wolf of Wall Street'ini izledik. Ertesi gün Leo'nun Oscar alamayışını öğrenince üzüldüm içten. Adamın drug kafasının düşüş sahnesini uçakta o kadar iyi yansıtmış ki, "neden tanrım neden vermediler" diye üzerine ben de bir mutsuzluk yaşadım. "-Venice diye isim mi olurmuş?" :d Zaten şu aralar yaşadığım mutsuzluğun haddi hesabı yok. Benim canımı sıkmaya çalışıyorlar ama bence sıkmamalılar. Pişman olacakları şeyler yapıyorlar. Benim canımı bence sıkmayın.

Enerjimi kaybediyorum. Beni bekleyen 3 yüz yıllık bir bulaşık ve kaka dolu bir kedi tuvaleti var. Siz şu güzel şarkıyı dinlerken ben biraz OOOMMMMMM çekicem.Sevin. Yalamayın. Dik durun. Tutkunuzu lütfen ama lütfen kaybetmeyin.


3 Mart 2014 Pazartesi

"I'd just like to thank Silvia."

Bu sabah Pazartesi'ne ofiste şöyle başladım;

Tripadvisor.com
"... The hotel - modern, efficient and immicalutely clean, you are met with a smile and the staff there can't do enough to help you, from organise taxi to setting my wifi on my phone, they were always happy to help. The rooms are very modern and well laid out, they are also cleaned to a very high standard. Breakfast is fantastic with a host of hot and cold choices, again immaculately set out. I'd just like to thank Silvia, the Guest Relations lady for her assistance, she was very helpful and always eager to assist. Her knowledge of the Galatasaray football team was equally impressive.I would highly recommend this hotel as an ideal base camp to explore Istanbul, and look forward to my next visit whether it be business or pleasure." Tony J. / South Wales


Arkadaşlar. Hayatta kıskanılan en güzel şey başarılardır. İnsanlar sizi elbette sevmek zorunda deyiller. Bu adam belli ki sevmiş, ilgisini çekmiş ve memnuniyetini dile getirmiş. Saolsun. Yaptıklarımı bazen eleştirenler ve beyenmeyenlar var aranızda. Onlar kendilerini iyi biliyorlar. Onlara bugün bu yazı ile tek bir şey söylemek istiyorum, gidin ve bu yazıya bakarak 31 çekin.

Minoshka = A B-Day Girl

Kendisini 2 yıldan daha fazladır takip ettğim blogger gibi blogger Minoshka'nın doğum günüsünü kutlarım. Buraya, oraya her yere yazdım. Dün akşam Leonardo Di Caprio'nun son filmini Nişantaş'ına izlemeye gittim. Zaman yönetimini çok iyi yapamadığım için film esnasına kaldı kutlama mesajım. E-mail gönderdim. Başka süpriz de yaptım. O da O'na kalsın. Güzel bir doğum günü şarkısı ile yazıyı bitirip işlerime dönüyorum. Hafta sonunun yazısı gün içinde blogta olucak. İyi haftalar!