28 Şubat 2014 Cuma

Limit Var

Hakikatten var. O yüzden dengemi bulamıyorum. Alkol koktummu kendimi herif gibi hissediyorum içimdeki öküz,en yakın hanıma sinsice yaklaşıp, poposunu ellemek istiyor. 

27 Şubat 2014 Perşembe

Nevizade'nin Maç Rakısı

Akşam maçtan önce Bir Büyük'e danıştık, dertlerimiz sevinçlerimiz ve tezahüratlarımız birbirine karıştı. Masada yine hep birlikteydik, Dodocum, Ati, Ömer Abi, Ufuk Abi, Ulaş ve arka masadan tanıştığımız ve bir sonraki maçta otel aramasınlar diye kartımı verdiğim İzmirli abiler... Skor biraz can sıkıcıydı akşam ama ne önemi var? Biz Galatasaraylıyız, Galatasaray bir his takımıdır ve hepimiz de aynı tutkunun çocuklarıyız. Sanırım bundan daha önemi olan bir durum yok. Bütün bir gecenin yorgunluğu üzerine bugün dehşet ötesi erken uyucam. Kant sanırım şuan hiç umrumda deyil. Herkese iyi hafta sonları şimdiden...

26 Şubat 2014 Çarşamba

ALLAHIIIIIIIMM GOOOOOLLLLL

 
Sabahki Chelseali gruptan sonra doğru ekibi buldum otelde. Ya şu insanların yüzündeki ışığı ve umudu görebiliyor musunuz? Ben görebiliyorum.

Haydi, çıkıyorum şimdi. Nevizade yapıcam. Sonra ASY Arena.

Maç Sinerjisi, Döner Bıçağım, Galatasaray Sözlük 26.02.2014 Intro

Evet dün ve ondan önceki gün tape çılgınlığı, sosyal medyada iyiden iyiye Şampiyonlar Ligi sinerjimizi yedi ama duruldu gibi geçici süre. Şimdi hep birlikte daha yüksek sesle bugün saat 21.45 'de "Galatasaray" deme zamanı. Şampiyonlar Ligi'nde, tertemiz bir Türkiye takımı, bu akşam Ali Sami Yen Arena'da gururla ülkeyi temsil edecek. Sonuç ne olursa olsun, ki bunun rövanşı da var, avantajlı bir skor isteği ile İngiltere maçını bekleyeceğiz. Bugün ofise bir rütiel olarak atkı & forma ikilisi ile geldim. Gerçi ben bütün Galatasaray maçlarında ofise atkı & forma ikilisi ile gelirim. Atkımı ve formamı katladım, dolabıma astım. Telefonumun ekranına baktım. Çay içtim, Galatasaray Sözlük'te başlıkları inceledim, bir kaç entry'mi "save" yaptım. ŞL müziğini dinledim, gözlerim dolu dolu işlerime geri döndüm. Bugün geçmeyecek. Sabahtan belli oldu. 

Bir grup genç Chelsea'li arkadaşın yolu otelimize düşmüş. Ben de bir kaç konuda yardımcı oldum. Çok ama çok teşekkür ettiler. Şanslı günlerindeledi, çünki ben de döner bıçağımı evde unutmuşum, ya kardeşlerim benim korkularından atkı bile getirememişler AHAHHAHAHAAH.


25 Şubat 2014 Salı

Ağustos, Balat'ın Parti Evi, Bitmeyen İnşaat ve 1 Stage Diving Denemesi

Bol icraatlı ve ateş etmeli bir haftasonunu daha geride bıraktık. Cuma'dan Cumartesi'ye geçerken kalibre değiştirip, nişan aldık. Format aynı : güzel müzikler ve güzel danslar...

Darius'a bu aralar geri döndüm, seksili soundları her daim çok hoş, bir yandan bunu dinleyin bir yandan da haftasonu yazısını okuyun...


Cuma gününü son atışa bırakıp, Tomtom'da sokak sohbeti yaptık ve havanın güzel olmasından mütevellit, "ay içimize fenalıklar geliyor" diyerek bir yerlere girmedik. Taa ki, Indigo'da David August performans saatine kadar. Teenage Mutants niyetimiz vardı ama son dakika sokak iyi gitti, biz de Tomtom'da kuytu bir yerde Garaj İstanbul'un Burcu Güneş'li - Maceo Plex'li - Nazareth'li line-up'ının espirilerini yaptık.

David August için beklediğimizden iyi bir kalabalık geldi. Biz özellikle, öncesinde çalacak Alican'ı dinlemek için erken bulunduk mekanda. Biletleri henüz alırken arkamızda bir anda dağ gibi bir kalabalık oluştu. Böylece o akşam için doğru etkinliğie geldiğimizi anladık. Alican çok güzel çaldı, mehhee saolsun twitter'dan da fav'lamış. Kendisini daha çok dinlemeye geliriz umarım.


Bu arada İstanbul'da olacaklar, İstanbul dışında olup da hayatının festivaline katılmak isteyenler, gerçekten iyi müzikler dinleyip, festival ruhunu nirvanaya çıkaracak olanlar; 25 Mayıs'ta Lifepark'da düzenlenecek Chillout'un biletleri satışta, headliner açıklanmadı henüz ama bence şimdiden alın, hadi kaçırmayın bu festivali.



David August, henüz 91 doğumlu. Aaabi 91'liler doğdu mu ya? Müzik üretip albümler çıkarmış. Bize BPM festivalindeki setine çok benzerini çaldı. Setin arasında ben bi ara bi Balcazar & Sordo : Sacrifice rastladım, mest oldum. Biz çıktıktan hemen sonra bitirmiş ama sondan 2. şarkıyı Buğra 2 gün konuştu bana. "Çok iyiydi hayatımın şarkısını dinlemiş olabilirim" dedi. Kendisini hepimiz çok kıskandık. Ne güzel soundclouda 55.555 takipçi yapmış. Hadi hep birlikte vay amk! diyoruz. Benzer setimiz şurda.

Cumartesi günü gerçekten ciddili bir itekleme enerjisine ihtiyacım vardı. Henüz August kafasından çıkamadan bir anda mesaide buldum kendimi. Çıkışta apar topar eve gittim, üstümü deyiştirdim, Levent'e gittim bir ziyaret için, sokak birasından ve uykumdan biraz fedakarlık yaptım. Ordan Beşiktaş maçına yetiştim, maç fena değildi, isterdim ki Burak şöyle götü ile felan gol atsın da bunlar kudursun, ama kısmet olmadı, Selçuk İnan geliyor ve gol de geliyooorrr diyerek penaltıdan 1-0 aldık. Puan farkı 4 oldu, acayip bir çekişme var. 2. sıradayız, asılıyoruz. Daha fazla yorum yazamıcam, elim ayağım dolanıyor.

Maçtan çıktım Taksim'de mu az zam partileme ekürim Buğra'yı beklerken 1 espresso vurdum. Ve 1 aydır beklediğimiz Disco'nun B Yüzü : Balat Issue #2 için kafamı açtım. Yenikapı metrosu açılmış, Yeni Haliç köprüsünde indik ve Balat'a deniz kenarından yürüyerek devam ettik. Harika manzarada NoHouse'a vardık.

Biraz NoHouse'dan bahsetmek istiyorum. Burası özel organizasyonlar için tasarlanmış 3 kat + 1 teras şeklinde eski bir Balat evi. Sloganları ise pek bi doğru: Nohouse Yes Party. Kapısında hiç bir ibare hiç bir işaret yok. No 37'yi bularak zillerini çalıyorsunuz. İçerde kolay bir kaç ev eşyası dışında genişçe bir bar dışında sizi eylenirken yoracak bir detay yok. Tam tersine burada ferahca zıplamalı hoplamalı organizasyonlar yapabiliyorsunuz. Bu parti için ise Balat Issue: Disco'nun B Yüzü'ü ile 2. defa oradaydı.


Gittiğimizde henüz yeni geliyordu insanlar. Kendi içkini kendin götür yapmışlar. Miller bira free. Seray Arslan başlamıştı. Çok güzel çaldı. H.O.S.H 'dan Lifeguard'ı yakaladık mesela. Ben Seray'ı geçen sene Garaj İstanbul'da bir partinin warm up'ında dinlemiştim. Çok da sevmiştim. Özellikle ufak tefek olması ve küt saçları öyle hoşuma gitmişti ki, bir sonraki karşılaşmamız Balat'a nasipmiş :d Seray'dan hemen sonra, benim özellikle dinlemek istediğim Pional a.k.a Miguel Barros çıktı. İspanyol müzisyen, Plak Şirketi olan Young Turks'un çok güzel bir de tshirtünü giymişti. Fesli bir kuru kafa :) 1 saat felan dinledik. Gerçekten çok başarılı bir arkadaşımız bu da. Dünya iş yapmış geçmişine baktığımızda. Ne remixler ne setler parçalamış.
Alt katta Club Bangkok çalıyordu. Orada pek durmadık. Paradisko'yu dinleyemedim. Pional bizi bayaa bi götürdü. Sonrasında ise; Orkun Bozdemir kafamıza kafamıza. Orda dağıldık zaten. İlerisi bende yok. 4 felandı sanırım çıktığımız. Emre Dokuyan'ı Twitter'dan takip edenler bilir, kendisi iyi bir elektronik müzik takipçisi aynı zamanda. Emre haricinde benim playlistime benzer kimsede rastlamam. Geçen pişti olduğumuz ve bu aralar sıkca dinlediğim Agoria'nın Scala'sını dinledim Orkun'dan o akşam. Gerçekten çok iyi bir parça. Siz de dinleyin! Emre bu arada The Avener'den Fade Out Lines'ı tavsiye etmişti bana. O'nu da dinledim ve Soundcloud'da fav'a aldım. Tam sabah alarm çalıp yatakta uyandıktan sonra bir demet dinlemelik. Güzeeeelllll.



Pazar sabaha karşı 6'ya doğru uyudum sanırım ama sabah allahın cezası inşaat sesi ile uyandım. 2 günün yorgunluğu ile sinirlerim çok gergindi. Pencereyi açıp kendimi sokağa doğru haykırırken buldum. Gözlerim yarı uykulu sabahın soğuk havası ile inşaat işçilerini biraz fırçalamak zorunda kaldım arkadaşlar. Bir ara "yeter yaaa ağlıcam yemin ederim bi pazarım var, bütün hafta çalışıyorum ve pazarları u yu ya mı yo rum insaf ya saat 9 da mı başlanır bu işe, öğlen başlasınız nolur ya?!?!?!?" diye bağırdım çağırdım. "Haklısınız" diyerek durdular saat on bir buçuk gibi tekrar başladılar ama uykumun anası sikildiği için devam edemedim. Kahve yaptım bi tane. Pinterest'te dolandım. Saat 4'te bişiler yemeye çıktım, biraz yürüdüm eve geldim. Pazar'ı biraz boş öldürdüm. Gece saat onda cool session var Lounge 96'da ve o gün gerçekten güzel bir şarkıya rastladım. Playlistime aldım.

Pazartesi yani bugün yoğunduk. Eh fena değil işler. İngiltere'den, yaklaşık 2-3 yıldır yazıştığım bir reklam & dergi partnerim geldi kalmaya. Martin çok nazik ve bir o kadar da sevimli bir adam. Haftasonun nasıl geçti diye sordu. 3 partiye gittim yani gayet sakindi dedim. Avaz avaz güldü. Oooo partiye mi gittin dedi evet biri bayaa iyiydi, 1-0 bitti dedim :d Çarşamba da var dedim. Chelsea ile dedim. TEPKİ SIFIR. Adam meyersem Avusturalyalıymış dsajdksajkdjakdsja ben de diyorum niye tepki vermiyor. Abov! Ne anlayacak işte? :d

Eveeeetttt Çarşamba günü içerde ŞL maçımız var. Zor bir maç. Şans dileyip ve dua etmekten başka bir şey düşünmüyorum şuan. Heyecanımı sizden gizlemek istiyorum aslına bakarsanız. Her geçen saat kafamın içini yiyip duruyorum. Beni yaşlandırıyor bu takim vallahi ya. Bir türlü yapamadılar şu ŞL maçının olduğu günü resmi tatil. O gün nasıl geçecek hiç bilmiyorum. Maçı alırsak, 27'indeki Kant ve 28'indeki Maceo Plex performanslarına stage diving yaparak zirvede bırakcam bu işleri. Yaa ne biliyim ya, her an her şeyi yapabilecek kapasitedeyim şuan. Gelmeyin üstüme.

Doğru okudunuz. O muhteşem Hold You, Hurt, Try Something ve bilimum Want Your Loving 'ini dinlediğimiz Kant, 27'sinde Ortaköy Kiki'ye geliyor. Akabinde 28'sinde ise kült bir isim Maceo Plex'i, FG 93.7 sayesinde Garaj İstanbul'da dinleyeceğiz. Kant için henüz bir karar vermiş değişim, tam hafta ortasına denk geliyor ama Plex kaçacak bir performans kesinlikle değil. Çok heyecan verici. Can't Leave You'yu bir de ondan dinleyeceğiz umuyorum ki.


Havadisler ve ateşler bende bu kadar. Güzel bir hafta diliyorum. Size kapanışı, gerçekten duyduğunuzda çok heyecanlanacağınız bir ismin şarkısı ile başbaşa bırakıyorum. Aslında Annabel'i de çok seviyorum ama bu şarkının sanırım bende uzun bir süre anısı kalacak. Hem de çok uzun bir süre. Siz de heyecanlarınızdan ve tutkunuzdan vazgeçmeyin, küs uymayın, şarkıların içindeki anlamları asla kaybetmeyin.

... "Falling little more
You bumped and crashed in dirty snow
Up to our sin, I might as well
Melt into Sunday
Remember the time
We stood there by the lake
Watching boats and planes
Pretty white clouds"...

24 Şubat 2014 Pazartesi

ŞİMDİ DAHA YÜKSEK SESLE!


Çabuk 20 oldu dikkat edersen.


Böyle siber hızlı bir zaman makinasının içinde bana sanki 2o yıl ilacı verdiler ve uçtum ileri gibi. Anlamadım. Anlayamazsınız. :d Kardeşimmiş meyersem o çocuk, uyumadan önce bebek yatağında, müzik kutusunun ipini çekerken, "bir anda saçlarını hipster kesimi yaptır karşim" demişim. 
...

-Abla skor 3-1. 
-ya gizli saklı yok söyle işte adamı deli etme.
-Ya abla bu fenerliler neden bu kadar mal olmak zorunda?
-İnternet paketim yok, bir 10 ateşlersin kardeşine?
-Abla annemi bi arasana,başımın etini yiyo...
-sakdhsahdsa kim o keko sana yazan?
-biliyorsun abla değil mi, adamsın?
-Abla bana hemen bi ingilizce çeviri yapar mısın?

Bu çocuk büyüdü, 20 yaşında oldu. djakhsak Nice yıllara Tuna. Sarıyı ve kırmızı her yerde göreceğin yeni bir yaşın olsun. Ve şimdi daha yüksek sesle; BİZİ SENİN SEVGİNLE BÜYÜTTÜLER GALATASARAY!

Hayatın Dans Ritmi

Hayattan şu şekilde güzel bir dans ritim bekliyorum, mesela; vine.co/v/haTLVDmIbxj

Invitation

You and your smile hold a strange invitation,
Somehow it seems
We've shed our dream but we're, time after time in a room full of strangers,
Out of the blue, suddenly you were there 

Wherever I go you're the glow of temptation,
Glancing my way in the grey of the dawn
And always your smile holds that strange invitation,
Then you are gone
Where oh where have you gone 

How long must I live in a world of illusion,
Be where you are so near yet so far, apart 
Hoping you'll say with a sweet invitation,
Where have you been, darling come in
Into my heart.

21 Şubat 2014 Cuma

Kebapçı Menüsü

Tahamül edemiyorum kebapçı menüsü gibi sosyal medya profillerinize. İyrenç yağlı kebap resimlerinizden dolayı hepinizi unsubscribe yaptım. Etlerin arasına yakında öleceksiniz, damarlarınız boynunuza dolancak. Öf gidin burdan!

Balık Kokan Kedi, Asaf Avidan ve İyi Bir Forvet: Nurofen

Bu karı - koca bulma sevdası ile hemen evlenip 1. yılında vıcık vıcık çocuk yapma telaşının mantığını birisi bana anlatabilir mi? Şayet bir mantığı varsa? Ben Nurofen Cold içtim, çok güzel kafam oldu. Karışır bugün buralar.

Dün akşam çok şahane bir şekilde dolap ve kıyafet düzenleme işini gerçekleştirdim. 2 çanta dolusu eski kıyafet ayırdım. Onları verecem birilerine. Zamanında çok severek giyindiğim ama şimdi pek de içimi açmayan bluzlar,kazaklar,pantolonlar,ceketler. Gördükçe sinirim bozuluyor evin içinde. Bir sürü de yıkanacak şey çıktı sağdan soldan. Deterjan bitmiş olduğu için atamadım, öyle kaldı,bugün ilgilencem.


Dün Tarçın, Müge'nin pişirip O'na ayırdığı 1 tabak dolusu balığı yemiş. Öyle mutlu oldum ki, eve geldiğimde yalanıyordu. Karnında minik bir tepe oluşmuştu. Ağzı da mis gibi balık kokuyordu. Ben eve, Tarçın'nın kalıtsal gastrointestinal'i olduğu için bu tip şeyler pek sokmuyorum. Ama arada bir denk gelince böyle şeyler yiyip mutlu oluyor, ben de mutlu oluyorum. O gazla zaten dolabı düzelttim. Beni iyi hissettiren şeylerden biri de kedimin enerjisi.

Bu işlerle uğraşırken biraz terledim ve hava iyi diye kombiyi de yakmamıştım. O sırada biraz üşüdüm sanırım. Ara verip Müge ile, Adıyaman'dan gelen bir tütünü denedik, o sırada mutfakta da üşümeye devam ettim. Nurofen iyi topçu.

Şimdi güzel bir çay koyup, işlerime devam edeceğim. İmdat.Kafam ekrana yapışcak. Akşama belki Teenage Mutants ya da David August.

Bu ayın anısına aşağıdaki şarkıyı paylaşıyorum. Hem de tüm yaz dinlediğim "My Head Is Jungle" remixinin sahibi Wankelmut versiyonu ile. Bu şarkıyı Ali ile keşfetmemizin 1.yılı, tayfa ile nice yıllara. Nice güzel müzik keşiflerine ve nice birlikte ateş edeceğimiz güzel festivallere...

20 Şubat 2014 Perşembe

Lacivert Play Tuşu

Blog okuyucularım zaten bu bloğun özelliğini biliyordur. Çok uzun bir süredir başlıklarımı; o yazının ve o günümün ruh halini karşılayan güzel bir track ile bitiriyorum. Bunu hiç es geçmemeye gayret ediyorum. Bazen şarkının modu nedeni ile mobilinde sorun çıkarsa da, yaygın olduğundan Youtube linki koyuyordum. Şimdi artık bunu biraz daha şekil şukul yapayım diye Soundcloud’a taşıdım ve blog içine kod ile yerleşim yapmaya geçtim. Soundcloud’a son birkaç aydır daha çok vakit ayırdım. Müzikleri daha iyi süzgecimden geçirmeye başladım ve takip kirliliğini engellemek için daha iyi çalıştım üzerinde. Bu uğraşıyı yine blogumu önemsediğim için yaptım. Bu güzel değişikliği de, burada çalan müzikleri önemsediğinizi düşündüğüm için sizinle paylaşmak istedim. Bu uygulamada benim hoşuma giden ve beni heyecanlandıran şey ise “play” tuşunun “Ege’nin Laciverti”nin kimlik rengi ile aynı olması. Bundan sonra benim o çok sevdiğim lacivert rengin tuşuna bastığınızda,o yazıya ait olan müziği dinlerken yazıyı da okuyor olacaksınız. 

Bugün günlerde Perşembe. Umarım güzel bir hafta geçiriyorsunuzdur. Cumalar ve Cumartesileriniz nasıl geçer bilmiyorum ama sanırım ben biraz sekize dağılacağım gibi.

Maç sinerjisine girdik mi? Sokak’a gider miyiz? Cuma günü güzel müzikler var mı? Dans edecek miyiz? Hepsini gelecek hafta yazıcam. Şimdi işlerime geri dönüyorum. Bu hoş müzikli değişimi bir önceki kahvaltı mesajının çok dikkat çektiği yazıda denedim, buraya da bir tane yenisini entegre ediyorum. İyi hafta sonları şimdiden.

19 Şubat 2014 Çarşamba

Bunların Ne Kadarı Gerçek?

Siz sevdiğiniz ile aşk haricinde başka neler konuşuyorsunuz? Sevginizi nasıl gösteriyorsunuz? 


Böyle arabesk sözler ile aptal whatsapp yazışmaları yapıyor musunuz? Yoksa bunları azıcık daha sabredip günün bir arasında ulaşıp, kendisine doğrudan mı söylüyorsunuz? Anca gün içinde sizi ararsa mı ararsınız, yoksa "off ne yazıcam ya, ağırdan alayım" diye, aramasını mı bekliyorsunuz? Yapıyor musunuz böyle dangozluklar? Ne yapıyorsunuz bir süre göremeyip günün sonunda sesini duyunca? Telefon çalınca eliniz ayağınız dolanıyor mu peki? Bunları yaşıyor musunuz ? Sırf anatomik olarak zorunlu olduğunuz için mi seks yapıyorsunuz yoksa "ay araya 3 gün girdi, şimdi seks yapmazsak bana bozuk atacak mı diyorsunuz? Bir gün o aşk nasılsa kaybolacak diyip kötü davranıyor musunuz sevdiğiniz insana? 

Her sabah ama her sabah yanyana uyandığınızda günaydın diyor musunuz? Mesela banyonun paspasını duştan sonra vıcık vıcık su yaptığı zaman kavga çıkartıyor musunuz? Ya da şampuanı bitirip haber vermediğinde? Mesela yemeğe çağırırken nasıl sesleniyorsunuz, aynı evde yaşayanlara soruyorum. Mesai bitimine 15 dakika kala "çıkışına geleyim, seni bilmediğin bir yere götürcem" cümlesini ne kadar sıklıkta kuruyor size? Heyecanlanıyor musunuz seyahatten döndükten sonra? Sıkılmıyor musunuz hep aynı iç çamaşırları ile sevişmekten? Sıradan bir haftasonu rakısı için yeni bardaklar almak istiyor musunuz ? Ya da yeni bir gömlek giyinmek, birazcık farklı çıkmak karşısına. Belki farklı bir saç kesimi ile? Farklı bir saat ya da gözlük ile. Kendinize bir kitap aldığınızda diğer gözünüz rafta kalıyor mu, "off O'na bir şey almadım!" diyor musunuz? 

Birlikte geçirdiğiniz bilmem kaçıncı günlerin ve saatlerin üzerine bir yenisini daha ekleyecek olmak sizi ne kadar heyecanlandırıyor? 

İşin özü, bunlar gerçekleşiyor mu hayatınızda?

18 Şubat 2014 Salı

İyi ki Doğdun Partisi, Kanyon'lu Şarap, Pazar Pazar'ı ve Hayattan Beklediğim Dans Ritmi

Size diyorum benim haftam 5 gün, haftasonum ise 13 gün sürüyormuş gibi. Koş koş koş, yetiş yetiş yetiş. Kalacam, kaybolucam bi yerlerde en sonunda.

Sevmediğim cumalar, raporlar derken, biraz erken bitirdim, koşturarak veterinere gittim, mama aldım, üstümü değiştirdim, Abdi İpekçi'de maça yetiştim. Girişte Zippomu hoşuma gitmeyerek de olsa, bir polise emanet ettim, çıkışta geri aldım. Alıp ortadan kaybolacak endişesi ile maça da konsantre olamadım, maçı 3 sayı fark ile verdik, o moralle Asmalımesit'e zor attım kendimi.


Bir süredir hevesle beklediğimiz Radyo Mood'un 2. kuruluş partisi R2D2'de gerçekleşti. İzmir lise tayfam katıldı bana. Radyo Mood'dan Emrecan beni Foals'ın güzel şarkıları ile karşıladı. Out Of The Woods ve Late Night çaldı. Bu güzel geceden hatıra 1 de CD kaptım. Arşivlik bu çalışma için teşekkür eder, frekanslarının daha nice 3-4-5 yıl daimi kalmasını dilerim. Gece 12'den sonra set up'ın başına bizim çocuklardan; Ali & Enis geçti. Kardeşlerim benim. Onlar da güzel kafalarımızın üzerine güzel deep house parçalar ile cila yaptılar. 

Beni mutlu eden diğer detay ise lise tayfasının mekanı sevmesiydi. Ben bu adamların neden hala 12 yıldır hayatımda olduğunu bir kez daha anladım. Çünkü araya giren kopuk ayrılıklara inat, herşeyin eskisi gibi olmasına hayranım. Bunları düşünürken istemsizce güldüm. Çünkü onlara katılıyorum, "bizi 15 yaşında hayatın ortasına atıp gidenler utansın, o kadar çok şey görüp yaşadık ki ufacıkken, şimdi hiç bişi bizi açmıyor, zor beğeniyoruz ve çok seçiciyiz":):):) dediler. Çok doğru. Hala biraz karmaşık hayatlarımız var.


2003 yılında Ölüdeniz'de yaptıklarımızı hala konuşuyoruz. Ne garip. O sırada 7 yaşında olanların düzenlediği bir partide eğlenirken, bunları konuşmamız çok manidardı. Sonra Mert de geldi,katıldı bize. Liseden 2 dönem gerimizmiş. Uzaktan anımsar gibi oldum. Gece Kasette'te bitti. Biz de bittik. Ertesi gün mesaiye gittim, rekor bir giriş ile bu sefer geç kalmadım :):):)

Bu hafta enteresan güzellikle eventler var İstanbul'da. 21'inde Indigo David August ve Propaganda'da Teenage Mutants, Kasette'de ise Bar25'den Sven Dohse. 22'sinde Balat'ta Disco'nun B Yüzü ile Pional, Orkun ve Doruk, aynı gün Hunter & Game Indigo'da. Tabi ikiye bölünebilen zombi olmadığımız için hepsine birden gidemicez, seçimlerimizi son dakika kararlarımıza bırakarak hareket etmeye karar verdik. Yakın takipte olacağımız ve bazılarına kafadan gideceğimiz gelecek gigleri de şöyle şuraya bırakıyorum;

Kolektiv Turmstresse 7 Mart için Indigo'ya söz vermiş. Andre Crom Başkan'ı; Off Records'un 5.yıl Labelnight kapsamında Indigo'da Gigology ağırlıyor, tarih ise 8 Mart. Beni çok ama çok heycanlandıran, vaktinde ufakken dedelerinin turntable'ı ile soft soundlar üreten Adriatique, 22 Mart'ta Indigo'da. Geçen sene #EFI öncesi kafalarımıza warm uping yaptığımız Kotelett & Zadak ikilisi ise İstanbul'u 11 Nisan'da ziyaret edecek. Mekan ise Semih'in Kasette'i. 19 Nisan'da Gigology, Exploited Label ile ver coşkuyu yapıyor. Silahları ise yakın zamandan tanıdığımız Adana Twins, Kyodai (bunun için çok heyecanlıyım) ve Shir Kahn. Konu Indigo'da icraat edilecek. Veeee Tube & Berger, 26 Nisan'da Indigo'da Puma sponsorluğunda ateş edecek. Bu isimlerden en ileri tarihli olanı ise Parra For Cuva. Bu isim tesadüf eseri vakti zamanında playlistime girmişti ve soundlarını çok sevmiştim. Bu güzel sesleri ise 13 Ağustos'a Maslak Arena'ya set etmişler. Her köşede çalan Wicked Games'i cover edenler dersem, aaa o muydu diye hemen hatırlıcaksınız. Tabi ben o tarihte Çeşme'de ya da Ayvalık'ta kavun frozen içiyor olabilirim :) Hepsi de bizi baharda dans eden minik ve tatlı disko toplarına çevirecek isimler. 

Cumartesi günü hiç bir şeye değişemeyeceğim olay: 15.35 ile 17.21 arası öğle uykusu. Haftasonumu uzatıyormuş hissi veriyor. Uyanınca Brooklyn'li kuzu ile hadi Sensus yapalım diye niyetlendim ama doluymuş. Kanyon'da karar verdik. Sosa'da bişiler yiyip çakır keyif sohbetler yaptık. Daha detaylı konuştuk hayatlarmızda olanları. Sanki konuştukça perspektiflerimizden farklı insanlar ortaya çıkıyormuş gibi oluyor. Bazen böyle gözümüz dalıyor ama o sırada "ooo şarap bitmiş" diyoruz. Erken döndüm eve bu sefer. Flavio niyetindeydim, bu aralar Orkun çalıyor ama baktım şarap güzel ağırlık yaptı, 1 buçukta uyumuşum.

Arkadaşlar beni doğru düzgün zamanda arayan dostlarım zaten yoktur, Gece 4'ü geçmiş, telefonum zarıl zarıl çalıyor. Arayan Dorukhan sdjkajaskdj. -Uyudun mu? Erkencisin. (İçimden güldüm AHAHAHAHA) -"Eeee şey 22 Şubat'ta Yaşar konseri varmış, bence Silvia bize bilet çözer". "Ya saat kaç" dedim sanki bi ara, -Ozi bilet soruyo?", "canım ya bi bakmam gerek söz vermeyim" felan derken geri uyumuşum. Beni neden 4'te arıyosunuz arkadaşlar? Neden? Gece 4!


Pazar günü hiç bir şey yapmamanın tatlılığında uyandım ve zaman kaybetmeden giyinip çıktım. Hiç bir şey yapmamanın tatlılığı kadar süper bişi yok bu hayatta. Nilşah'ın yanına gittim ve güzel reçellerine bıraktım kendimi. Arada kaçamak aşk konularından konuştuk, bana yine öğütler verdi. Ben de onun masasında asılı olan yazının resmini çektim. Evet ressssmen bana diyor ;


İzmir dönüşü O'na minik bir kaç süprizim olacak. Bu arada arkadaşlar Balkon Sefası part time çalışacak bir arkadaş arıyor. Servisten, kafe düzeninden ve temizliğinden, minik misafir sohbetlerinden anlayan ve gündüz vakti Nilşah'a yardımcı olacak arkadaşlar nilsah@balkonsefasi.com.tr'ye e-mail atabilirler. Kahvaltı sohbet felan derken saat 4 olmuş. Dükkan'ı erken kapatıp Mecidiyeköy Pazar'ına gittik. Çok ama çok uzun bir zamandır (belki en son eski ev arkadaşım Ayşegül ile Beşiktaş?) bir semt pazarı ziyaret etmiyordum. Ancak pek sarmadı beni. Ben biraz daha Beşiktaş ya da Levent pazarı beklentisi ile gitmiştim. Bir kaç bişi alıp çıktık. Oradan Profilo'ya geçtik. Yemek yedik. Ne zamandır aklımda olan bir military parka alma fikrini hayata geçirdim :) Mudo'da buldum. Tam da istediğim gibi erkek reyonundan aldım. Aşık olduğum bir parçayı daha gardrobuma kattım. Görselini bulamadım ama şunun gibi bişi.

Nilşah'tan ayrılıp Taksim'e geri döndüm. Kahve içip iş yaptık biraz çocuklarla. Starbucks'larda pc başında çalışanları "abi nasıl kafaları alıyor ya" diye eleştirirdim ama iş başa düşünce gerçekten iyi bir kahve ile kafanı çalıştırabiliyorsun. Facebook reklam istatistiklerimi karıştırıp web sitesi düzenledik. Pazartesine yetişmesi gereken bir kaç işi birlikte bitirip eve gittim. Benim şöyle bir özelliğim var malesef, günün her hangi bir saatinde kahve içsem, o tam gün müthiş kafam açılıyor ve üzerinden kaç saat geçerse geçsin, 1'den önce uyuyamıyorum. Hali ile yine 1'den önce uyuyamadım :):):):)

Dün de Vera'da maç izledik, kanser olup eve döndüm. Evet böyle komple saç baş yolduran cinsten. 

Bu Pazar'a Galata-Beyazıd-Kumkapanı-Cankurtaran-Eminönü hattında bir yürüyüş planımız var ama yine Cumartesi gecesi spontane karar verilecek gibi duruyor. 

Hafta sakin geçti. Beklediğim dua ve şans sinerjisine devam ediyorum. İstanbul hayatımın en önemli virajındayım. Bu virajı ya alıp döneceğim ve güzel günlerimi tazeleyeceğim. Ya da başka virajların sinerjisi için doğru zamanı yakalamaya uğraşayacağım. Büyüye inandığım için detay yazmıyorum şimdi. Çünkü vazgeçmek istemiyorum. Çünkü bahsini ettiğim enerjiyi hala içimde hissediyorum. Çünkü mutluyum. Bu enerjiye engel olacak her şeyi kendimden uzaklaştırdım. Tutkusu, aklı, yıldız parıltıları ile sorgusuz sualsiz benimle olan herkese buradan tekrar teşekkür ediyorum. Gönderdiğiniz tüm enerjiye ellerimle topladım. Şuan hayattan sadece güzel bir dans ritmi bekliyorum. 


Cumartesi günü tekrardan yeniledim playlisimi. Birbiri ile yarışan Adriatique, Agoria, Balcazar & Sordo, Finnebassen (bu çocouğu da bayaadır dinlemiyordum) Darius, HNNY, Leftwing & Kody ve Noir & Haze parçaları koydum. Tatlı müzikler ve tatlı eventlerin yazıları için gözünüz arada burada olsun. 

Tüm bu iyimser yazılardan sonra güzel bir parça bırakıyorum buraya. Sıkca dinlediğim listeme 1 numaradan giriş yaptı. İyi bir hafta diliyorum. Bol bol sevişin ve şarap için, sevdiğinizin kokusunu özleyin, ve tutkusuz kalmayın. Tutku ve onu elde etme heyecanını sakın kaybetmeyin.

13 Şubat 2014 Perşembe

Hıımm İyi Tespit

Uzak dur. Aslında O seni değil, mutluluğu, heyecanı ve kendini iyi hissetmeyi seviyor. Seni sevseydi, seninle beraber olurdu. 

Hıımm güzel tespitmiş. E iyi. Naaplım yani? Dünya'nın sonu mu? Yoo.

Ay öldürüyor beni böyle içi geçmiş hisler.
...
Ben bi çay alayım, işlerime devam edeyim... Perşembe günü, Cuma'dan daha sıkıcı.

http://www.youtube.com/watch?v=NMNgbISmF4I

11 Şubat 2014 Salı

Şansın İbresi, Alacaklar Verecekler, Çay ve Blues

Şöyle bir yerde böyle bir tasarım buldum. Hatta böyle markaların kimliği hakkında araştırma yapıp, özel ürünlerini yazmayı denemek istiyorum. Allahıııııım sweatin üstündeki tilki kafaları efsane deyil miiiiii? Kitsune'yi kaç kişi biliyor mesela İstanbul'da? Müzik ile ilgilenenler biliyordur ama böyle tatlı outfit tasarımlarını bilene rastlamadım. Bunun için geçenlerde bir blog açtım ama devam edip-etmeme konusunda şüphelerim var. Zaman...malum. 

Evimde de (Hem İzmir hem İstanbul) hayvanımsı bir kıyafet birikimi sorunsalım doğdu. Neyi nerde bulacağımı, kime ne dağıtacağımı şaşırmış durumdayım. Bazalar, koltuk altları, dolaplar, valizler yetmiyor kıyafetlerime. Aylardır İstanbul'daki evimin dolabını düzenlicem. Elim gitmiyor. Eve gelince bir kaç sigara içip müzik dinlemeye dalıyorum. Bu yüzden böyle yanlız yürüyüşlere felan gidiyorum, sinemaya gidiyorum ya da kitapçılarda kendimle vakit geçiriyorum. Size de böyle oluyor mu hiç? Sıkılmıyor musunuz rutinlikten? Çocukken iç içe şişirip balon yaptığımız cikletler var ya ? Heh o içindeki küçük olan balon gibi hissediyorum kendimi. Büyük bir balonun içinde, kendi de şişmiş bir vaziyette. Bir gün patlayacak.

Yeni blogta bu dolapları felan düzenledikten sonra elediğim kıyafetler hakkında hikayeler yazıp, onları satayım diyorum. Üretmek adına başka fikirlerim de var. Diyorum ya, şimdilik sadece varlar.

Bunun haricinde artık resmi bir şekilde duyurusunu yapabilirim burada: evet iş arıyorum. Bu bir brand & event management olur, bir mekan olur ya da bir yeme-içme-seyahat web sitesi olur, bilmiyorum yazmak-çizmek-araştırma-dinlemek ve organize etmek konusunda bişiler ile uğraşmak istiyorum. Çok sıkıldım ve hayatımın yavaşlamış olması beni inanılmaz çıldırtıyor. Kafayı yemek üzereyim. Sektörümü bırakmak istemiyorum, aynı pozisyonda daha iyi bir işletme denk gelirse devam da ederim. Karar verdim. Şansın ibresini kendime çevirme vaktim geldi. Sanırım biraz ivmeye ihtiyacım var. Havadan gelen bir şey deyil, şansı insanlar kendileri yarattığına inandığım için, düşünüp üretmeye devam etmeliyim. Aramaya devam etmeliyim. Vazgeçmemeliyim.

Sanki bir şeyler birazcık değişime uğrarsa, diğer tüm beklettiğim hayallerimi ve kendimle ilgili iyimser düşüncelerime tekrardan kavuşacağım gibi hissediyorum. Şuan hayattan bir ilişki, ekstrem bir olay, para vs. gibi beklentilerim yok ama ufak bir değişiklik iyi gelir diye düşünüyorum. Hoş olmaz mı?

Bu akşam Brooklyn'li kuzu bana gelecek ve Brooklyn'de yaptıklarını anlatacak. Çay yaparım, Blues açarım. Muhabbet var akşama. Belki çektiği güzel resimlerin geri kalanını gösterir. 

Hayattan tek alacağım kaldı. O da biraz şans ve bir kaç iyi şey. Birazcık ya, birazcık.

Bu sefer de THY'yi Aradım

Henüz görüşmeyi bitirdiğim THY, 30 Mart'ta (Yerel Seçim Günü) İstanbul-İzmir arası uçuş saatlerini değiştirmiş. Tarife değişikliği adı altında yolculara tek tek ulaşıp uçuş saatlerinin değiştiriğini, en son uçağın öğlen 12 'de felan olduğunu söylüyorlar. Resmen o tarihte özellikle İzmir'e gelecekleri tespit edip uçuşlarını engelliyorlar, oy kesiyorlar, Ege'nin içinden bişiler tırtıklıyorlar. Rezalet bir durum deyil mi. Dişlerimi sıkmaktan çenem ve başım ağrıdı. Ama bu durum benim ne kadar umrumda olabilir ? Tabi ki de gidicem. Zaten 28'i doğum günüm, annemlerle birlikte olucam bakıldığınca. Müşteriyi kaybetmemek için iade yapabiliriz diyor. İade aldım gittim başka şirketten temin ettim biletimi. Kafaya koydum ya, gidicem illa. Güzel bir saatte aynı bütçe ile İzmir'e gidebilicem.

Şuan ben bayaa sinirliyim ya. Bayaa ama. 

Vazgeçmemek kanımda var. Vazgeçmemek güzel.

10 Şubat 2014 Pazartesi

Stavroz, 2. Şehir Yürüyüşü, Kumbaracı'nın Sevda Telkinleri, Arter

Hava öyle güzeldi ki bu hafta İstanbul'da, insanın çıkıp serserilik yapası geliyor. Biz de öyle bir şey yaptık biraz.

Cumartesi eve gidip 3 saat öğle şekerlemesi yaptıktan sonra maça 1,5 saat kala prenses gibi yataktan çıkıp semt adamı gibi tribüne koştum. Kışın böyle hengamenin içinde, üstümde bir tshirt-hoodie-deri ceket, güzel müzikler dinleyerek metroda maç insanlarını izlemeyi çok seviyorum. Çok kalabalıktı yollar. Arena da aynı şekilde. Maç ise çok daha iyiydi. İstediğimiz bir sonuç aldık. Bir sonraki gün Fener'in de Sivas'a yenilmesinden sonra Eskişehir'den Cumartesi aldığımız 3-0'lık galibiyet çok daha anlam kazandı. Tribünler çok güzeldi. Devre arasında şampiyonluk ihtimalleri hakkında Jasinovic ile sohbet ederken ikimizin de iddaa edesi varmış ki, eğer şampiyon olursak "çıkıp kıro gibi Taksim'de kutlayıp halay çekeceğimizi" sözleştik. Gerçi benim geçen seneden var ona benzer mevzularım ama aklımızdan aynı anda geçmesi çok manidar oldu. Maçı böyle bitirdik. Evlere dağıldık.

Tabi benim eve gitmem sözde oldu, eve gidip, üstümü değiştirip Beyoğlu'nun dumanlı mekanlarına girmem sadece 2 saatimi aldı. Asude'de demlendik biraz. Ordan Topless'a geçtik. Stavroz 'u çocuklar anlatmıştı. Canlı çalışını kaçırmamak adına gidelim dedim. Oranın da girişini çözdüm. (Topless'dan Kaan'a teşekkürlerimle! ) İyice serseri olduk. Mekanda Kobal ile Ezgi'ye de rastladık çok güzel oldu. Stavroz, ardından Gazali (canlı onu da izlemiştim) çaldı. Stavroz arkadaşlar çok güzel mixlerin üzerine saksafon çalıyor. Son zamanlar keyif aldığım canlı performanslar listesine ekledim. Şurda ufak bir videosu var. En son biri daha çıktı çaldı ama orayı bilmiyorum. Sabah en son saate baktığımda 5.10 'du. Uyumuşum.


Bir gün bir yerde yığılıp kalacam sanırım, bekliyorum. Çünkü ertesi gün 10'da kalktım. 1 gün önceden Buğra ve Gözde ile haberleşip şehir yürüyüşü planlamıştık. Yorgun değildim. Giyinip çıktım. Edirnekapı'da indim. Buluştuk. Yaklaşık 6-7 aydır konuştuğumuz tura, namı yürüyen New Balance'larımız ile oradan başladık. 


Arkadaşlar İstanbul yürümesi inanılmaz keyifli bir şehir biliyorsunuz. Özellikle yabancıların "old city" diye tabir ettikleri İstanbul'un eski tarafı için milyonlarca insan geliyor. Biz bunca güzel şey karşısında neden tembellik ettiğimizi burada uzun uzun yazmıcam. Bir önceki yürüyüş Buğra ile Galata - Tophane civarı idi. Ben özellikle Fener - Balat civarını çok merak ediyordum. Saatlerce yürümeye değerler. 

Edirnekapı mezarlıktan Fatih-Kariye'ye yürüdük ilk etapta. Bu arada Kariye Müzesi'nin de yerini öğrenmiş oldum. Mollaaşkı'nda kahvaltı yapıp yola devam ettik. Manzaralı bir çay bahçesiymiş. Kahvaltımızı yaparken bize Zilşan da katıldı. Buğra'nın arkadaşı O da. 


Ordan Fener (Phanar) Rum Erkek Lisesi'ne indik. Fener Rum Lisesi, resimlerden çok dahe büyüleyici güzellikte bir bina. Kuşbakışı görünüşü kartal biçimindeymiş. Tuğlaları Fransa'dan getirilerek 1881 yılında inşa edilmiş ve 5 senede tamamlanmış. Mimarı kendi mezunuymuş. Hala eğitimini sürdüren 3 Rum okulundan biri. Kırmızı okul diye geçiyor halk arasında. Ben ise ateş eden okul dedim. Cidden ateş etmiyor mu ya? 


Kapılarında farelerin gezdiği Balat evlerine indik. Bazılarını fotoğrafladım. Fareleri deyil tabi. Penceresinde sahibinin oturduğu fareli evi çekersem dayak yerim diye korktum açıkcası. Keşke daha çok önem verseydik bu şehre diye üzüldüm üzüldüm durdum. Başka bişi gelmedi elimden.

Agora Meyhanesi yerli yerinde. Tabi eskisi değil. Yenisi. Fazla ticari bir silüeti var. Işıklı tabelası felan, ne biliyim. Fener - Balat hattından Patrikhane yönüne döndük. Allahtan ekip bilgili. Ara sokakları elleriyle koymuş gibi biliyorlar. Patrikhane çok daha bakımlı diğer kiliselerden. Ayaküstü Buğra ile rahiplerin hayat seçimleri hakkında mekanın bahçesinde ufak bir sohbet bile yaptık. Ama burada yazamıcam tabi :):):) Çocukların çok sevdiği bir dürümcü varmış, Patrikhane'nin bitişiğinde ama bir süredir kapalıymış. Üzüldük.


Mum yakıp dilek diledik. İstiklal'deki kilisede 0,5 Liralık mumlar daha çok satılıyor diye "small"u kaldırmışlar. 1 Liralık "Large" olandan satın alıyorsunuz. Burada mumun parasız olması çok güzel. İçini gezip, fotoğraf klübü öğrencilerine yürüme yolunda resim mankenliği bile yaptım. Çıktık. Bir baktım, yaktığımız mumları temizlemişler. Nizami ve az bir miktar bırakmışlar. Üzüldüm bir an. Dileğim yerine gelmeyecek sanırım :d


Cibali Caddesi çok güzel bir yer. Sol taraf Haliç. Sağ tarafta atölyeler, kapalı dükkanlar, balık restoranları, dökük-harabe evler vs. Disco'nun B Yüzü olacak 22 Şubat'ta. Orayı da görmüş oldum. O akşam da ayrı efsane bir akşam olacak gibi. Çok önceleri bu tarafta ev bakmıştım ama çok pahalılardı. Gerçi Harbiye'nin de farklı kalmadı artık. Eminönü'nde durup bişiler yedik. Sirkeci'de Brew'de bitirdik yürüyüşü. Geçen sene Mart ayında Buğra ile gelmiştim Brew'e. O meşhur yazı şurada. Çok sevdiğim bir mekan olarak kaldı aklımda. Yorgunlık kahvesi oldu bize. O sırada muhabbet ederken Buğra 20 dakika uyuyakaldı. Biz de kızlarla hummalı bir kitap sohbetine dalmışız. Uyandığında yüzünde resmen yastık hali vardı dhakjdhaçk


Eminönün'de dağıldık. Zilşan'ı Beşiktaş'a uğurladım. Ben Kumbaracı'ya Nilşah'ın yanına gittim. Sanki içimi biliyor gibi bana bazı şeyler anlattı. Görüşlerini öyle seviyorum ki, her gittiğimde bir ivme ile çıkıyorum o yokuşu. Yürüyüş sonrası sanki telkin aldım ve kafamı dinlendirdim. İşe geldiğimde sabah bana bir reklam göndermiş. Üzerinde şöyle bir şey yazıyor ve bundan sonra yapmak isteyip de cesaret edemediklerimi anlatıyor adeta. "Aşk için çok soru sormayın, konuşmayın hatta! Bir şeyler yapın... Mesela aşk alın. Sahip olun. Verin. Dağıtın. Alın bir parçanızı O'na verin. Verin ve bırakın O'nun olsun. Çoğalsın." O da tam olarak böyle şeyler söyledi bana. "Bırak ve yaşa. Korkma. Çekip çıkartılmaya ihtiyacı vardır belki? Ya da tam tersi. Ama hiç olmazsa korkularının arkasında neyin olduğunu görürsün. Müsade et. Git getir. Geç olmasın. Bul, içeri gir ve sev. Başkasında var olmasına izin verme. Vazgeçme." 


Kumbaracı'dan çıkıp Arter'e gittim. Marc Quinn'nin Aklın Uykusu isimli çok enteresan bir resim ve heykel sergisi varmış. Bu kafanın üzerine bir de sergi gezdim. Şahane oldu. 1990'dan bu zaman üretimini yaptığı bir sergi. Tarih, zaman, mekan ve kimlik gibi konulara eğilmiş, bunların yanında insan-doğa-kültür ilişkisini ve teknoloji-sanat arasındaki bağlılığı eleştiriye açıyor. Varoluş-ölüm, gerçek-hayal, evren-zaman gibi karşıtlıkları çok güzel araştırmalar ile karşınıza getiriyor. 2 tane güzel resim de ben paylaşıyorum. Birisi Bonzai ağacı. Güzelim bonzai ya :d Ne hale sokmuşlar dkakjsadh Neyse, diğeri de evet kandan yapılmış bir selfie. Anlamları var. Gidin ve görün. Çok güzel göndermeler yapıyor. 1 saatinizi ayırabileceiğiniz bu sergi 27 Nisan'a kadar açık. İstiklal'in sonlarına doğru, sol sırada hemen. No.211


İstiklal'i de yürüdüm o Pazar mahşerinde. Eve döndüm. Duş alıp yastığa sarıldığımda saat belki 9'du. Hatırlamıyorum. Aşırı yorgun deyildim nedense. Kahvedendi sanırım. Kahve benim uykularımın katili. Sabah rahat uyandım. Ofise gittiğimde arkadaşlar hemen pc'yi açıp yürüdüğüm mesafeleri hesapladım google'dan. 9.930 mt yürümüşüm. Neredeyse 10 km. Ama bir Burak Yılmaz ortalamasına gelememişim :d 

Bugün yoğundu. Biraz uçarak yazışma yaptım. Bir kaç şarkı buldum. Yaz tatilimi hayal ettim yine. Sanırım iyiden iyiye özledim yazı. Yürüyüş sırasında ise şansımıza hava çok güzeldi. Gece ise yağmur yağdı. Şimdi Tarçın karşımda uyuyor ve ben her battaniye çizgilerine gözüm takıldıkça, hiç ısınmayan ayaklarıma söyleniyorum. Güneşin hep yaktığı bir ülkeye sığınma talebinden bulunma isteğim vardır. Gene hortladı gene. Bırakın beni! 

 
Şimdi size iyi bir hafta diliyorum ve güzel bir şarkıyı buraya bırakarak uyumaya gidiyorum. 

"Senin aşkında bir sınır var. Ağır çekim bir şelale gibi. Okyanussuz bir harita gibi."

8 Şubat 2014 Cumartesi

Mor Disko Topları

Keşke insan nesli disko topundan gelseydi, çok tatlı olmaz mıydı? 

Perşembe akşamı lise arkadaşım ile buluştuk. Brooklyn'li kuzunun tayfadan. O da liseden arkadaşım çünkü. Liseden arkadaşlarım ile şarap içip, İstanbul'daki hayatlarımız hakkında konuşmak, hala bunu yapıyor olabilmek ve keyifli vakit geçirmek. Bunlar güzel şeyler. Düşünsenize 12 yıldır felan hayatımda bu adamlar. Araya başka ülkeler ya da kıtalar girse de buradalar işte. Şu hayatta katladığım insan sayısı o kadar az ki, bir süre aramayıp, yine aradığımda telefonun ucunda aynı ses tonu ile, "tamam Silvia'cım" diyen sesler bulmak zor. İşte hep bunlar İzmirli olmak. Hep. İzmir'in bokunu yiyin.

mr. ali
Gergin bir hafta geçirmedim. Çünkü müdürümüz tatilde idi. Ama benim işlerim hep var hep var. Perşembe akşamını zor ettim. Dün yani Cuma da bir süredir beklediğimiz ve Gigology'nin organize ettiği Purple Disco Machine performansına gittik. Tino ile tanıştım. "İstanbul'a hoş geldin, My House çalmazsan seni vururum" dedim. Çaldı. Tabi öyle demedim :) :) 4'te geldim eve.


Buğra çok efsane bir New Balance almış. Ben de aşık olduğum siyah New Balance'larım çektim, dün Propaganda'da mu az zam müzikler yakaladık. Tayfa toplandı. Bu kafalara dikkat arkadaşlar. Bu kafalar çok tehlikeli.

Bu akşam Topless'da Stavroz çıkıyor. Dinlicem. Birazdan bişiler yiyip çıkıcam ofisten. Biraz uyur maça geçerim. Çok mühim bir Eskişehir maçı var. Gece de ver elini single in the city in İstanbul. Bir önceki hayatımda gig-monster mıydım ki?

Arkadaşlar. Bu hayatta sanırım şu aralar ciddiye aldığım tek şey güzel bir parça. Sadece 394 kez felan dinlenmiş, keşfedilmemiş bir şarkı.

İyi haftasonları.

http://www.youtube.com/watch?v=LFhRczdu79Y

7 Şubat 2014 Cuma

Açın Pencereleri

Öffff şarap kokusu buraya kadar gelmiş.
Şarap kokuyo blog.
Ben gidiyim, sonra gelirim.

Akşama Mor Disko Makınası 'na gidiyoruz.
Hadi deep funk dinliyoruz şimdi hep birlikte.

http://www.youtube.com/watch?v=qVxRXt0pKnI

5 Şubat 2014 Çarşamba

Baby, I love Your Brooklyn,Everyday

Tarçın'nın kumunu temizledikten sonra götünü attıra attıra koşup yeni kuma kaka yapmasındaki mutluluk seyre deyer. Düşündüğünüzde garip geliyor ama biz de aynı eylemden sonra "oh dünya varmış" diye sevinmiyor muyuz ?

Swallow Cafe
Evimi değiştirmekten vazgeçtim. Evet doğdu duydunuz. İşimi bir gün değiştirirsem ve ev sahibim beni kapıya koymaz ise, evimin içini biraz düzeltip, daha konforlu bir hale getirmeye karar verdim. Kira eve neden bunu yapıyorsun diceksiniz biliyorum. Napim, ben bu çirkin ve küçük evi seviyorum. Küçük ve çirkin şeyler hep daha sempatik deyil midir?

Az önce tesadüfen Peter Frampton açtım. Ne kadar da hüzünlendim. "Baby, i love your way,everyday."

Biz yazsak kezo oluruz, bu Betoko hit yapmış bu sözlerden. Sabah uyandığında dışarı bakıp, yağmurun tekrar yağdığını görürsen ne hissedersin?" Al işte. Bıçaklıcam kendimi. 

Bugün en az kardeşim kadar sevdiğim birinin iş görüşmesi vardı. Çok iyi geçmiş. CV'nin ve ön yazısının hazırlanmasında çok destek verdim. Eğer işi alırsa inanılmaz mutlu olucam. Ali'ye de geçen söyledim. Üzerimizde çok güzel bir enerji var ve güzel şeyler olacak bu yıl. Özellikle bu çok yakınımdakiler üzerinde hissediyorum bunu. Güzel şeyler yapıcaz bu yıl.


Brooklyn'li kuzunun çektiği bir kaç resmi sizinle baş başa bırakıyorum. Resimler gerçekten çok güzeller. Dün akşam yazıştık. Bi barda içiyormuş. "Öfff içim geçmiş burdan kuzu, orda olaydım iyiydi" dedi. Bu resimleri gördükten sonra insanın hemen oracaktı film çeviresi, blues yapası ya da ne biliyim bi gangsta madı fakır klan 'ı kurası geliyor. Geçen tweet atmış bana, "bi de beni bana yazsana" diye. Çok manidar. Ben onu bu blog dahil kaç yere yazdığımı hatırlamıyorum. Eski yazılarda bir yerlerdedir belki. Buna cevap veremicem :) Haftasonu dönücek Brooklyn'den. Bu arada bu resimler gerçekten O'nun.

Into The Blue

Kylie Minogue 'un seksli yeni albümünü ben de kutluyorum.
O'nun şanına yakışır bir kutlama fotoğrafı da ben paylaşıyorum,temsilen. ;)
Böyle albümler ve kadınlar zor bulunuyor artık.
Eskimesin hiç.
Madonna'nın sıçıp batırmasından bu fırsat, Kiss Me Once albümü umarım tüm seksiliği ve tatlığı ile başarılı olur.

Çıkış parçası güzel, ve Zihin'nin de dediği gibi, dönüyoruz o eski şanlı günlere.

Hadi dinleyin.



Bulutlar ve Çimler

Honey bee
Come buzzing me
I ain't seen you for so long
I need to feel you
I mean to reel you
Like the one described to me in song
Out in the woods
Tall pine tree woods.

...



Çok özlüyorum seni. 
Bilgelikler içinde.
Sesin şurada, hemen şuracıkta yankılanıyor.
Çok özgürce.
Bulutlar ve çimlere giriyor araya.
Yapmacık bir şefkatin küstürüyor sonra beni.

Gidiyorum.

Sonra bir bakmışım ertesi sabah yine özlüyorum seni.

Çimlere yatalım mı?
Gidelim bir Pazar.
Arabada müzik açalım ve gördüğümüz ilk çimlere yatalım.
Bulutlar ve çimler.
Hadi, gidelim.

Lütfen.
Gidelim.

www.youtube.com/watch?v=JQUNTJob078

3 Şubat 2014 Pazartesi

Gül Bahçesi

Şimdi bir kahve yapıyorsunuz, Aksak'ın Dinamo'da çaldığı 2 Şubat tarihli set'ini açıyorsunuz, geriye yaslanıp ışıkları kapatıyorsunuz.

Takip edenler fark etmiştir. Bu bloga pek siyaset uğramaz. 2000'li yılların henüz başında kampüste bildiri dağıtırken 1 körüklü otobüs dolusu, cehaletinden kurtulamayan faşist öğrenciler tarafından, durak ile otobüs arasına sıkıştırılıp, kafama gözüme tekme yedikten sonra bu blogta siyaset yazmamaya başından karar vermiştim. Hayatın bir yerinden kafanıza tekme yiyorsunuz. Ben o sırada ölmedim ama geçen yaz bir kardeşim öldü. Yediremediğim için pek yazamıyorum işte. Ben hala hayattayım. Örgütlü mücadeleye inanan biriyim, parti manifestolarında yazan "dönüştürülmüş" bireyden biriyim. Bu blog sosyal bir günce. Siyaset hepimizin hayatında. Ama bloguma almayacak kadar da kirli. Dönüştürülmüş bir birey olarak hafızamı ve yazılarımı popüler siyasetçiler ile meşgul etmiyorum. Bir yerden sonra o gün şanslı olmak zorunuza gidebiliyor yani. 

Yani buralarda hiç bir şey gül bahçesi deyil.

Kardeşim güzel uyusun.

Yazardan Not

Bence beni ayar etmeyin.
Etmeyin.
Sonra tiksinmek zorunda kalıyorum.
Tiksinmek kötü bir şey.

Balıklı Öpücük, Nivea 4 Faktörlü Yaz Hayalleri, Güzel Müzikler

İçimdeki enerjinin sonuçlarına hep güvendim, bu sefer net sıçtım! desem de o enerjiye ben hep güvendim arkadaşlar ve bu lig keyifli bir hal almaya devam ediyor. Burayı okuyan bir sürü çevre,dost,arkadaş ya da tanımadığım yüzlerce kişi var, okurken bir kadının futbol yazmasından sıkılanları düşündüğüm için futbol ile ilgili yazılarımı a regular-fun 'dan öteye taşımamaya gayret ediyorum. Ama bunu bugün yazmaya kendime müsade verdim. "Sex On The Pitch."


Cumartesi günü niyetim vardı çıkmaya, Brooklyn'li kuzu bu sefer kesin gidiyor, pasaportu felam kesin geldi, uçağa bindikten sonra aklıma geldi, bana gelirken Stan Smith bak diye mesaj attım. Bakcak. Şuan Londra'da havalimanın aktarma bekliyormuş. Gitmeden, Başka Sinema'da bir film yakalayalım dedik ama benim bu haftasonu nedense gereksiz bir yorgunluğum vardı ve çokca uyuyarak geçti gitti günler. Cumartesi güne başladığım sıralarda muhasebeden çocuklar Fermina'dan gelmiş tatlı bir kartı ofisime getirdiler. Müthiş sevindirik oldum. Fermina'nın şansına ofiste diğer postcrossing kartlarını yazarken, O'na da tatlı bir kart seçtim. Pulladım ve iş çıkışı hepsini birden göndermek üzere İstiklal'e yürüyüşe çıktım. Umarm beyenir. Teşekkür ediyoruz çok çok. O'nu bıyıklı bıyıklı ve balık kokularıyla öpüyoruz.


Kartları attıktan sonra eve döndüm, 7'ye kadar uyumuşum. :D Evet, sayı ile 7, yazı ile yedi. Uyandım, hazırladım, çocukların yanına gittim. Günah Evi'ne. Ne zamandır uğramıyormuşum. Buğra ile yürüyüş planlarımız var yine. Bir türlü yapamadık. Onları da konuştuk, güzel setler dinledik, subway yedik, miss gibi döndüm. Çıkmaya niyetim vardı ama baktım çocuklar biraz single takılmak istiyorlar, eve gidince 2 sigara içtim, saat 1 olmadan zaten tekrar uyumuşum. İşte bunlar hep hafta içinin tepişmeli planları. 
Veeee yılın en mutlu Pazar'ı ile ilgili ilk entry'mi buraya yazmak istiyorum. 2014 Chill-Out Müzik Festivali İstanbul'un early-bird biletleri çıktı. Mekan efsane. Manyaklar gibi dans eden kadınların olduğu yine enteresan bir afişi var bu yıl. Jingle burada. Aklıma sadece uçuşan yıldızcıklar, enerji kütleleri ve yeşiller içinde kaybolan minik kafalar geliyor. Çok tatli bir pazar olacak!!!

Çok severek dinlediğim ve müziklerinin çok güzel disco remixlerinin yapıldığı Geyster'e facebooktan noooooolur İstanbula'a gelin diye yazınca, tabiki isteriz diye yanıt aldım. Uuuuuuuu beybi, bu cumartesi = cumartesi gibi cumartesi.


Pazar ise... Erken uyandım, çoooogüzel setler buldum yine, onlarla uğraştım, kahvaltı yapmadım, 1 sert kahve 2 sigara içip içerdeki ikinci devrenin ilk maçı için Sokak'a hazırlandım. Ayaküstü bişiler atıştırdım, Ali Sami Yen Sokak'a vardım. Ozi votkasız gelmemiş. Bişiler içtik, arabaya doluşup maça geçtik. Uzun zamandır (belki Kophenag maçı?) böyle tatlı ve rahat bi maç izlememiştim. 90 dk boyunca 1 tane bile sigara içmedim. Siz düşünün. Wesley için gol atar demiştim. Hat-trick yaptı. Siki taşşağına öyle denktik ki, Jasinovic ile terasta çay içerken, içerde 4.gol oldu. 6. golu zaten göremedim. Eve geldim, biraz çay içip ısındım sonra bayılmışım. Bi uyandım, ofisteyim :(


Geldik haftanın konusuna. Dragonlance ile biraz sohbetini yapmıştık ama henüz bloga taşımadım. Ondan bahsedeyim biraz. Arkadaşlar, Cansu iş değiştirdiği için İtalya tatilimiz yattı. Bu süre içinde ön görüsüne güvendiğim 1-2 kişinin fikrini aldım. Sonuç : " Deli misin? Tabiki de Ayvalık'a git." İtalya'nın nedense 10 gün için fazla olduğunu ve illa görmek istiyorsam 3 şehirden (Venedik-Floransa-Roma) fazlasına gerek olmadığı sonuçlarına da ulaştım. Dragonlance interrail yapacakmış, ben de katılayım dedim ama tarihler uymuyor. İşin komik tarafı Euro da arttı deli gibi. Uzun lafın kısasıııııı, Italya'dan vazgeçmek üzereyim. Şöyle bir şey daha var: ya ben deniz çocuğuyum, benim ne işim var siksik trenlerin içinde? Güneeeşşş, kuuummm, Ege Denizi'nde buruşan ayak parmaklarım, Nivea 4 faktörün cildimde bıraktığı çikolatalı yumuşaklık, nemli ve tuzlu saçlarım, balık kokan sokaklar, Midilli'yi izlerken kulağımda çalan Finnebassen. Tüm bunlar olurken 2 günlük bir Çeşme kaçamağı ? Ne dersiniz? Bence bu yıl Ayvalık'ta olmalıyım. Hadi, yaz gelsin. Hadi.


Bu haftadan beklentim : sakinlik. Evde güzel müzikler ve çay. Cuma - Cumartesi ve Pazar'a bol enerji biriktirmek. Cuma PDM var. Cumartesi maç. Pazar da Brew ekibi ile; Balat yürüyüşü. Termoşlar hazır mııııı? Evet! Setler? Evet!
Küs uyumayın, bol bol öpüşün ve sevişin, aklınızdakinin peşini bırakmayın, sevdiğiniz bir single'ı 8 kez arka arkaya dinleyin ve en önemlisi, tutkunuzdan vazgeçmeyin.
Hadi hafta başlasın. Sizi; şu aralar sıkca search yaptığım Balcazar and Sordo ikilisi ile burda bırakıyorum. 

1 Şubat 2014 Cumartesi

3 Madde'de Erkekler

Erkekleri keyif verici maddelere benzetiyorum.

Bazıları natural. 
Yani odun gibi. Bildiğin yeşil. Alıyım vurayım duvara, seslerini çıkartmazlar. Beni merak etmezler. Bir bok yediğimi düşünmezler. Biraz zaman sonra da hiç bir şey yokmuş gibi düşer kafası, çeker giderler. Kalırım ortada. Mutlu olduğumuz zamanlarımızı çoktan unutmuşlardır. Şekerim düşer, tatlı bişiler canım ister, başka adamları sorarım kendime unutmak için. 2 saat sonra unuturum ben de : ) 

Bazıları kimyasal. 
Böyle anlık kayıplar yaşatırlar bana. Onu yapma, buraya gitme, bir bakmışsın, iyi bir bakmışsın kötü. Salak espiriler yaparlar, dengesiz dengesiz konuşurlar, ararım cevap vermezler, aramam yine cevap vermezler. Değişik triplere sokarlar. Terk edince de, biraz zaman sonra bana geri dönerler. Ben yine inanırım, gelir hayatıma, sonra geri gider felan. After kafası yaşatırlar bana.

Bazıları ise... sentetik. 
Kısacık zaman dilimine mükemmel hisler sığdırırlar. Dünyama ivme katarlar. Şarkılar şöyletirler. Enerji yıldızcıkları getirirler hayatıma. Saatleri gün gibi yaşatırlar. Yazarlar, çizerler, ararlar,sorarlar, bütün hisleri seninle aynı anda yaşamak için çaba gösterirler. En kötüsü de bunu sana var gücü ile anlatmaya çalışırlar. Kitler seni bu durum yaşamın bir evresinde. Renkleri karıştırırlar ve ikimizden yeni bir renk çıkartırlar. Bana uykuların en güzelini bahşederler ama bir gün uyandığımda O yoktur. Yoksunluğunu değil bıraktıklarını hatırlayarak kendimi mutlu ederim.

"Keyif verici maddelerden uzak durunuz." jhajkgdas.
İyi haftasonları, ben sinemaya gidiyorum, benle gelen? : )


(görsel: lounge96)