31 Ocak 2014 Cuma

Kına Gecesi, Berkay'ın İzmirli Şarkısı ve Bekar Ben

Çayımı aldım,ofise çıktım, cumalardan nefret ederim ama işlerim az. 1 brief, 1 e-mailing ve 1-2 e-mail yanıtlamam gerek. Yemek yiyesim yok. Bol bol çay içip yazı yazasım var... Geliyorum birazdan.

...

Dedim, ama gelemedim, Müzik dinleyip işlerimi yaptım. Bi baktım saat 5 olmuş. Çıkacaktım akşam dışarı ama hem hava göt kesen soğuğu, hem de dün geceden kalan yorgunluk var, nezle gibi bişiyim sabahtan beri, dün gece çünkü "düğün salonu" müthiş soğuktu.

İş arkadaşlarımızdan biri daha evleniyor. Düğünü anasının nikahında olacağı için gidemiyorum bari kına gecesine katılayı dedim. Aileden erkeklerin (adetleri böyleymiş) uzaktan pisti kestiği, renkli ışıkların döndüğü, eylenceli bir ses sanatçısının bize eşlik ettiği bir düğün salonuna gittik. Gaziosmanpaşa'ya uzun bir süre daha gitmem sanırım. Bu zaten ilkti : ) İngilizce ve romence şarkıların birbirine karıştığı accayip bir kına gecesinde misyonumu tamamladım ve dün gece eve haşat halde döndüm. Tabiki de Berkay'ın İzmirli şarkısında kıvırttım. O hipster, sabah 5'te Koma'da patlayan Silvia'dan eser yoktu. Ortamların adeta bukalemuyum arkadaşlar. Aman dikkat, her an bir düğün salonunda karşılaşabiliriz.

Akşam çıkmaya niyetliydim. Çocuklara da dedim. Ama sonra yorgun olduğumu fark ettim. Dünden de kaldı. Ben en iyisi eve gideyim, duş alıp kitap okuyayım. Yeni postcrossing kartlarımı yazayım. Ahmet Ümit'e devam edeyim. Sanırım spora başlıyorum. Bizim orda bi yer buldum. Bu haftasonu görüşcem.

Bu akşam Propaganda'da BeeGee varmış. Pek Birol Giray kafası da değilim. Çıkmıcam. O yüzden Oscar goes tooo single saturday nights in İstanbul. Heyecanınızı yanınıza almayı unutmayın. Veee, bunu dinleyin. Çok tatlı. Bob Moses - I all want. Original mix'ini ama! Hadi ben gidiyorum.

http://www.youtube.com/watch?v=8YGBonUtKBs

30 Ocak 2014 Perşembe

29 Ocak 2014 Çarşamba

Maskeli Balo

Mart,28 benim doğum günüm. Son yıllarda, birazda hayat akışımdaki tercihler nedeni ile tatavalı bir doğum günü kutlamadım. Şu, "ayh ben hiç sevmem kutlamayı "diye artistlik yapanlara da uyuz olurum. Çok aşırı bir neden olmadığı sürece, bu söylem samimi gelmiyor bana. Bir insanın kendisine bir kez verilmiş bir şansın dönümü, bence hayat üzerinden kutlanılacak en hoş şey. Şu ağlak sokak şiirlerini bloglarınızda ya da instagram hesaplarınızda paylaşmaya vakti nasıl buluyorsanız, bence bu şansı yakalamış olmanızın mutluluğunu kendinize ilan etmelisiniz. Ay neden buna takıldım şimdi bilmiyorum, çevremde bir kaç kişi aklıma geldi böyle kıl kıl triplere giren. Yazasım geldi. Aaaa konuyu şuraya bağlıcam. Bu yıl diyorum ki, bişiler yapayım. Ama karar veremedim. 29'unda İzmir'e oy kullanmaya gideceğim ve o gün erken saatte alkol satışı bitiyor. Cumartesi günü hali ile mundar olacak. Cuma gününden de hayır gelmez, ertesi gün iş var. Yani böyle garip bir durum var. Bir önceki hafta bizim tayfa ile belki bişiler yapayım belki diyorum. 22'si gibi. Fikriniz var mı? Belki güzel bir performansa denk gelir? Şimdi hemen bu yazıyı okuyunca "ooo seksi yazı, oooo maske ooo seksi maske ooo" diye beni eleştirecek ve bunu hemen whatsapp'tan yazacak bir isim biliyorum. O kendini biliyor. Ama yazmadan da edemicem. Geçen H&M'de gezerken mor ve siyah renkli şu seksi maskelerden gördüm. Çok hoşuma gitti. Bu yılın trendi bu. Yılın ikonik hatırası olarak 1-2 tane edinip o akşam partide kullamak istiyorum. Kendileri şunlara benziyor. Çok tatlı bir imaj olmaz mı o akşam için? Ne dersiniz? : ) 

28 Ocak 2014 Salı

Yeşil! Yeşili Buuulllll

Bir müzik festivalinin, müzik festivali olabilmesi için göbek deliklerimizden bile sigara çıkması gerekiyor.

Çok çılgınca deyil mi?
Bence çok çılgın bir rüya. Bilmem aklıma geldi bir an.
Mehehe.

Bakın, son zamanlarda postcrossinglerim ne çok arttı. Hadi kart gönderin siz de birilerine. Çok tatlı pullar da var :) Soldaki henüz bugün Taiwan'dan geldi,yeşillikler içinden. Güney Taiwanmış. Sıcaklık 13 derece felanmış oralarda şimdi. Bana Marmaris'in eski ağaçlıklı çevre yolunu anımsattı. Bilenler kesin hatırlayacak o efsane yeşil yolu. Sağ aşağıdakiler de birisi Ukrayna diğeri de Bulgaristan! En sağdaki saçlı kaşlı kafa da ben :D 



http://www.youtube.com/watch?v=Zm_RwiNJJrA

27 Ocak 2014 Pazartesi

Kırk Sekiz Saat

Pazar akşamı oturup son yaşadığım 48 saati düşündüm. Hıımm...

Bir ara hayatta sanmıştım kendimi ama deyildim sanırım. Bölük bölük rüyalar görmüş gibi. Her şey rüyalarım ile karıştı. Kendimi 5'te bir gece klübünde ya da bir an bir beach düğününde çıplak ayakla evlenirken gördüm, hangisinin gerçek hangisinin deyil olduğuna siz karar verin.

Son dakika bir plan değişikliği ile Cuma günü Lounge96'yı ziyaret etme fırsatı yakaladım. Müthiş güzel bir evi, radyoya çevirmişler. Ev deyil bence orası. Çok özendim diyebilirim. Orada çalışanlar ofislerinin eminim kıymetini biliyorlardır. Kapılarında bir köpenkleri bile var :) Belki 100'de 1'ini gördüğüm bir kişisel arşiv görseli yakaladım ama ciddili kişisel olduğu için gizlilik nedeni ile sadece minik bir parçasını paylaşıyorum sizinle. Güzel sohbet için çok teşekkürlerimi, enerji bulutlarımı, başarı yıldızcıklarını, bol event isteklerimi ve o mutlu köpenk için de kemikli rüyalar gönderiyorum. 

Cumartesi günü iş çıkışı naapsam imzaya gitsem mi, gitmesem mi düşünceleri ile eve geldim, fikir değiştirdim kitabı aldım, üstümü değiştirdim ve çıktım. Niyetim imzayı alıp, Nilşah'a uğramaktı. Belki bir film yakalayıp sonra da eve geçebilirdim  ama evden çıktıktan sonra 48 saatlik o enteresan zaman dilimine girmiş olduğumun farkına varmadan deri eldivenlerimi geçirip İstiklal'in yolunu tuttum. Kışın yapacağımız Ayvansaray, Balat, Haliç yürüyüşleri için, yol üstünde kahveciye uğrayarak termosumu yeniledim. Aslında çelik bir termos alma niyeti içindeydim ancak kahveyi hemen tükettiğim için orta kademe bir şey aldım. Biraz sıcak tutsun yeter, zaten aşırı sıcak kahve çay sevmiyorum. 

Hazzo Pulo'nun içine bir dürümcü açılıyor. Terası efsane bir mekan. İsmi Yirmibir. Burayı not alın arkadaşlar, burayı efsane yapıcaz. Giriş şöyle; 


Beyaz'da bişiler atıştırdım, zaman geçti, Ada'ya vardım. Biraz sıra vardı, genç nüfus adamı biraz kitlediği için yavaş ilerledi. Fotoğraf çekilmeler felan. Soğuk oldu, adamcağızı içeri aldılar, içeride devam etti imza. İyi de oldu. Sıra bana geldi, kekeleyerek bir iki şey saçmaladım :) İmzamı alırken de, Ahmet Ümit'in Dünya'nın en tatlış polisiye yazarı olduğuna karar verdim. Evet yanakları sıkılmalık. Hoş bir söz yazarak imzaladı. Bir fotoğraf da ben kopardım. Heyecanla çıktım ordan. "Yaşamın sana hep gülümsemesi dilekleri ile."


O sırada tribünden çocuklar aradı, buluşuyoruz diye. Bir an unutmuştum, bozuntuya vermedim, gelin ben buralardayım dedim. Onlar gelesiye kadar Balkon Sefası'na Nilşah'a uğradım. Niyetim aslında sıradan bir uğrama gibi olsa da bayaa oturduk deyişik konulardan konuştuk. Sanırım benim bu konuşmaya çok ihtiyacım varmış. Kendimi çok hafiflemiş hissettim. O yüzden cumartesi akşamına güzel giriş yaptım belki de. Nilşah'tan önce Başka Sinema'ya uğrayarak Inside Ilewyn Davis filmine 1 bilet almıştım. Asude'ye uğradığımda filme 1 saat kalmıştı. Hoşuma gitti, çok fazla içmek zorunda kalmayacaktım :) Biraz oturdum, çocuklarla lafladık, onları Antep deplasmanına uğurladım ve filme yetiştim. Fermina'nın blogunda okumadan önce Brooklyn'li dostumun tavsiyesi ile aklımda kalmıştı. Blogta da rastlayınca, Genç ve Güzel'de olduğu gibi bunu ihmal etmemem gerektiğini düşünmüştüm. Cidden çok şeker bir film olmuş. Yaratıcıları yine şaşırtmamış. Başka Sinema'da bitmeden hemen gidin. İnce espiriler, içten üzüldüğün bir dram ve minnoş kedilerin de rol aldığı bir film. Müziklerine aşık oldum. Akşam biraz dinlemeyi düşünüyorum. Folk parçalar hala kulağımda. Müthişti.


Film çıkışı bir heves balıkçıların ordaki sahaf pasajına uğradım ama tabiki dokuz buçukta pasaj kalmamıştı. Elimi telefona attım, rehberi açtım... Ve Ali'yi aradım...

O akşam Hazzo Pulo'da tayfa toplandı. Kış - yaz event konuşuldu, açık kafalar ile çaylar içildi, sohbetler edildi, avaz avaz gülündü. Sonra ikiye ayrıldık. Eve gidecekler ve eve gitmeyecekler. Öteki grup ayrıldı. Benim niyetim kalanlar ile biraz takılıp eve geçmekti ama elbette öyle olmadı. Ben şansımı zorlayıp The Hall'daki İf! Müzik'e girdim. Diğerlerinin girişini ayarlayamadım ve zaten müzikler de berbattı. (Çok manidar) Ordan çıkıp Kasette'e geçtik, Semih ile ayak üstü işlerden güçlerden sohbet ettik, çıktık bişiler içtik, geri döndük. Küçük Otto'ya girdik. Bu arada Fırat da geldi, sayı 4 serseriye çıktı.  R2D2'ye baktık, boştu. Ordan Propaganda'ya uğradık. İlker çalışyordu. Sarmadı, çıktık. Ortaköy Kiki ile Beyoğlu Kasette arasını hatırlamıyorum. Orayı geç. Büyük umutlar ile gittiğimiz Ortaköy Kiki'yi kapalı bulunca çok üzüldük ama yılmadık. Cihangir'e çıktık. Ordaki Cihangir Kiki'yi yokladık. Biraz kaldık ordan da çıktık. Tekrar Kasette'e uğradığımızda gerçekten ortamın toparlandığını gördük ve saat 3'e geliyordu. Kant felan çalmaya başladı, güzel oldu. Sırayı belki karıştırmış olabilirim ama cidden çok güzeldik hepimiz ve after'ı Koma'da yaptık. Zaten 3'te açıldığı için biraz Tomtom 'da sokakta oturup laflamıştık. O sırada ne muhabbetler döndü, başlasam yazmaya bitmez. Koma iyiydi. Kapanışı da orda yaptık. After'ın da after'ını Starbuck'ın açılmayan koltuklarına yatarak bitirdim. Gözümü açtığımda kar atıştırıyordu, hava iyice aydınlanmıştı. Henüz kendisi açılmayan kafenin divanında biraz uyumuşum, gözümü açtığımda kucağımda termosla buldum kendimi. 

Biraz durdum... Gözlerimi açtım... Şarkı açık kalmış kulağımda. Kahve içmekten vazeçtim. Ellerime baktım. Parmaklarım tamdı. Düşündüm geriyi biraz. Hayat devam ediyordu ve hiç bir sik yapmamanın tatlılığı ile eve gittim :) :) :) :) 3 saniye içinde soğuk evimde uyumuşum. 


Uyandığımda üçtü. Bir kahve içtim. Brooklyn'li dostum aradı. Bugün pazartesi ve biliyorsunuz işlerini halletmek için bineceği oralara bir uçağı vardı. Yemek yaptık Tarabya'daki evlerinde. Yemekten sonra şarap içerken, bir ara içeri gitti geldi. Bir sessizlikten sonra ufak bir kıyamet kopardı. Elinde ise tarihini geçirmiş pasaportu ile geri döndü mutfağa. O saniyeden sonra bir önceki akşam yaşadığım kafaya yakın bir kafaya bir anda geri çıktım. Aşırı heyecan, yüksek tansiyon ve panik. Yardımcı olmaya çalıştık. Olduk da. Telefon görüşmeleri, e-mailler, iptaller, biletler, pasaport randevuları derken, hallettik ve 1 hafta ileriye aldık tüm işlemlerini. Bu sabah pasaportu halletmiş. Biletini de aldık. Çözümledik kısaca. Dün akşam bitirdiğim 48 saatlik bu kısa ömürlük dilimi tamamlamış oldum. Eve 1'de geldiğimde bu 48 saati düşündüm de, sanırım yaşayacağım başka heyecan kalmadı bu hayatta, ona karar verdim. Bunun daha ilerisi LSD felan sanırım.

Allahtan işler sakin, biraz kafayı toplardım. Kahve içtim. Bir kaç e-mail cevapladım. Şuan otelin playlistinde çok tatlı bir track çalıyor. Baktım, Volta Cab - Always In the Place (Session Victim Remix) 'miş. Bu akşam dört gözle yorganıma sarılmaya eve gidicem. Bir çay yapar saat yedide biraz Daydreaming dinlerim. 

Fermina'ya bir kez daha geçmiş olsun diyorum (kolunu yaktığı için), ne kadar boklasamda asla ayrı kalamayacağım heyecanlardan, sizin de asla kopmamanızı tembih ediyorum. Tutku evet, tutku ve isteklerinizin peşini asla bırakmayın. Çünkü onlar sizin kalbinizi, birilerinde sonsuz kılıyor.


Bu şarkı ile sizi başbaşa bırakıyorum. Sevdiğim ve hatta tesadüfen buralarda yakın zamanda paylaştığım bir şarkıları olan Purple Disco Machine, 7 Şubat'ta Propaganda'ya geliyor. Kim yaptı diye sorarlarsa, Gigology dersiniz. Hadi bakalım iyi haftalarınız olsun. 

24 Ocak 2014 Cuma

Gökyüzünden Seni İzliyorum

Bugün iş çıkışı O'nun yanına gidiyorum.
Gerizekalılıkta bir mutluluk arıyorum.
Çünkü kötüyüm.
Kötülüğü kendime yapıyorum.
Bulamayacağımı bile bile.
Kulaklığımda sabahtan beri Geyster çalıyor.
"Gökyüzünden Seni İzliyorum"
Ayaklarım yere basmıyor.
Kalbim boğazımda.
Levent Metro Çıkışı.
Saat 18.30
Aklımı yitirdim.
Yokum ben.
Sonuna geldim.

http://www.youtube.com/watch?v=6u7nBgcdzGM

Müdür Arkadan Araba Geliyo Yaa

Dün akşam o kadar kafaya koyarak saati 17.52 yaptığım dolap düzeltme planını, 18.15'te Asude'de Dorukhan ve Ozi ile içerek sürdürdüm arkadaşlar. Gördüğünüz gibi günlük ev planlarında bile benden bi sik olmaz. Biraz içtik, ordan Ozi'nin otele geçtik, bir kaç şarkı dinledik eskilerden gitmişken. Goygoy yaptık. 

Geri dönüşün olmadığı bir sokaktayım ve arkadan da araba geliyor amına koyayım, hayatım şuan böyle. Ya devam edip sokağın sonunda ne yarrak var görcem ya da kafayı uzatıp "ya güzel abim sen geri çık az" diyip gereksiz bir sorumluluk alcam. 

Ben adam olmam. Bu sefer net sıçtım.

The Eye In the Sky


23 Ocak 2014 Perşembe

2 Milyon Dolar!

Akşam eve gider gitmez bir sigara yapıcam ve dolabımı düzenliycem. Kemal, her ne kadar "haline bakan, tek derdi eve gidip sigara sarmak olduğuna inanmaz" dese de, benim acil bu akşam eve gidio gardrobumu düzenlemem gerek. Sabahtan beri bunu düşünüyorum. Belki o sırada şöyle güzel bir Kotelett & Zadak ya da güzel bir Ralph Myerz açarım. Kıyafet tarzımı otel yüzünden kısa bir süre önce biraz değiştirdiğim için bazılarını ayıklamalıyım. Bunu dün akşam yapacaktım ama bu akşam kendimi tam görev adamı gibi hissediyorum. Nilşah'tan satılması için verdiğim kıyafetler de gitmemiş, onları geri aldım, poşetlerin içinde ööyle duruyor günlerdir. 

Haftasonu ufak bir planım vardı, işlemedi. Boşum. Belki Kadıköy'e giderim. Cansu işten çıkmış. İş arıyor. Tatil planları ile ilgili ilgili pek ilerleme yapamadık. Neden bu. Akşama tayfaya takılırım. Niyetim bu akşam da radyoya uğramaktı ama o da işlemedi, haftaya kaldı ziyaretim. Yoğunlarmış, yoğun olmaları güzel çünkü beklediğim iki tane line up var :))) yoğun olsunlar.

Cumartesi günü tam da günün ortasında Ahmet Ümit imza'sı var. Uykumu feda edip, Ada Kitap'a gidicem. Bu bahane ile millattan önce aldığım son romanını yarılamış oldum. Böyle Tarlabaşı, Dolapdere felan geçince öykü hoşuma gitti. Home sweet home @Dolapdere bang bang you shot me down.

Benden haz etmeyenlerin hala blogumu stalklaması hoşuma gidiyor. Benim için bir sakıncası yok. Google aramalarıma ve istatisiklerime sayısal katkı oluyorlar. Sevmeyen de sevmez, sikimde değil özüne bakıldığında.

Çok para lazım arkadaşlar. 2 milyon dolar felan. Çok tatlı olmaz mı? 2 milyon dolarım olsa hemen banyonun lavabosunun kırığını yaptırırdım. Onu her gördüğümde tahamül edemiyorum. Bakmayın aslında kafamda daha çok yapmak istediğim şeyler var. Şu iş değiştirme durumları olursa baharda, sonbaharda evi bile gaza gelip taşıcam. O derece sıkıldım. Atraksiyon ve gereksiz risk arıyorum hayatımda yine.

22 Ocak 2014 Çarşamba

Kariyer Dediğin Nedir ki Gülüm

Bugün bir arkadaşla kariyerlerimiz hakkında biraz sohbet ettik. Whatsapp saolsun. Bana şöyle de böyle de yeri iyiymiş de çok kazanıyormuş da, bir sürü şey anlattı. Aynı mesleği yaptığımızı, benim daha iyi yerleri hak ettiğimi ve ekiplerine katılmam gerektiğini felan anlattı. Ya insanlar fazla mı rahat yoksa gerçekten bu 2 kuruş bile kazanmadığım bu işten maddi anlamda sikilmek benim mi hoşuma gidiyor anlamıyorum. Övüyor o da kendini ve işletmesini ama on the other hand, ben bu huzuru başka yerde arayacağım diye bazen burada perişan oluyorum. Evet kazancım çok az, böyle bir işletme için belki normal ama ben hep daha fazlasını yaptığımı düşünüyorum ve karşılığını bile bile istemiyorum. Sanırım yarın bir gün, bu kadar çok söz sahibi olduğumu düşündüğüm markamı aramaktan çekiniyorum. Bunun rahatsızlığı hep kafamı kurcalıyor. Fazla aile olduk. Vıc vıc olduk yani. İşte bunlar hep kariyer riskleri. Özel sektör boku. 

Neyse... Öyle kafama takıldı birden.

Ben gidiyim biraz reklam briefi yazayım, kafam sikilsin.

Mim Yaptım, Hem de Kitaplı

Cessie'yi Fermina'nın blogunda rast gelmiştim. Soruları çok sevdim. Zaten kitaplarla ilgili olan herşeye kafalama girerim. Beni sanırım takip etmiyor ama soruları sevdiğim için hemen aldım. Mim bu adı üzerinde, yakala, cevapla ve mimle. Ben Zihni'nin Arka Sokakları'nı, Mia'yı, Helloradio'yı, Evanası'nı Mim'liyorum. Hayddiiii ben işe dönüyorum, buralar size emanet. Sizi şu aralar Tracey Thorn'dan sonra kafamı iyice doldurduğum şarkı ile baş başa bırakıyorum. Böyle havadan tepenize samanyolu yıldızlarrrrıı,soğuk güneş, enerjilerrrr, kedilerr, şehrin sert rüzgarııııı, eskimiş kağıt kokan kitaplaaaar,sevgilinizin sırnaşık mesajlarııııı felan insin. Yanına da çay demleyin.


1- Şimdiye kadar okuduğunuz kitaplardaki en gerçekçi ikili ilişki hangi kitapta ve kimler arasında oldu?
Bu soru için ben iştahla 3 cevap vermek istiyorum. Çünkü ayıramadım. İlk sıradan Zahir giriyor. Coelho'nun en bonnnba kitabı. Mikail ve Ester. Enteresan acıklı bir hikaye. Tutku ve pişmanlık benim hayatımın 10/7'sini kapadığı için Mikail dangozunun tespitleri beni benden alıyor. ikincisi; The Dark Tower Serisi - Stephen King. Silahşör ve Eddie. Eddie adamım. Kokain yoksunluğunu ve yüksek kafayı çok güzel yaşıyor. Silahşör ise çok karmaşık bir karakter. Bir sürü gizemi var. Okumaya devam ediyorum. Üçüncüsü ise; Sabahattin Ali'nin Madonnası. Kitabın ana karakteri Raif. Aşkını, sessizliğine peşken çeken orospu çocuğu Raif. Maria Puder kaşarının kazığını tüm hayatı boyunca yiyor. Ama Türk Edebiyatı'nda efsane olmuş bir kitap. 

2-Kitaplarda hangi tür insan tipinin yer almasını istersiniz?
Keşfetmeyi seven,cesur ve muazzam zekilikte karakterleri okumayı seviyorum.

3-Hangi iki kitap türünü birbirine karıştırmak istersiniz?
Bilim-kurgu ile polisiye.

4-Betimlemeler ne derece önemlidir?
Aşırısını sevmiyorum. Mesela Ahmet Ümit, İstanbul'u anlatırken fazla betileme yapar. Okunuyor ama hepsi değil. Az ama etkileyici betimlemeler güzel. Grange bunu çok iyi yapıyor. Dan Brown da.

5- Kitaplarda ana karakteri en gerçekçi kılan ve onu sevdiren özellik nedir?
Geçmişinin biraz karmaşık ve gizemli olması. Adamları okurken "sanırım bunun altından bi bok çıkacak" dedirtmeleri benim hoşuma gidiyor.

Ay ben bu mim'i çok sevdim ya. İyi haftalarınız olsun. Ciao.

Why does the wind blow?

Don't waste my time now
Don't call me, "Baby"
When you don't know if you love me
If you're coming or going

And don't leave the back door open
And look for a way out
And then say maybe you love me
But there's no way of knowing

Why does the wind blow
Through my house at night?
Why does the wind blow
Through my heart each time
I look into your eyes?


Çok manidar sözleri. Bense bir süredir aşk yaşıyorum bu şarkı ile.
İyi geceleriniz olsun. Hadi bakalım.

20 Ocak 2014 Pazartesi

Yabancı Madde

Atmosferde heyecanın olduğunu %100 bilsem, 1 dakika durmaz oraya gider, orada da başıma bin türlü bela ve entrika alırdım. 

Hani diyorum ya serbestlikten atmosfere çıkıcam neredeyse diye. Acaba orada da şuan olduğu gibi adrenalin ve risk var mıdır? Çünkü bu hayatın içinde şuan ya batacak ya çıkacak bir pozsiyondayım. Oraya da gitsem, yine bütün entrika beni bulurdu.

Her an içinde bulunduğum kafa beni lanetli yerlere götürecek gibi, ya da Cennet'in elmasını koparıp, yabancı madde diye sahaya atıcam, kendimi kaybedicem, yerlerde ayılıp bayılcam keyiften. 

Var mı bu yabancı madde kafasından kurtulmanın bir yolu? Dünya'nın en umursuz insanı olduğum halde bile, daha fazlasını kafaya takmamanın bir ilacı?

Ya da korkmamanın?

Ya da uslanmanın?

Ya da vazgeçmenin?

Ya da nefret etmenin?


Hoodie Kafa, Çakma Brooklyn ve 10 Duvar

Biraz rahat bıraksalar da keşke, pişmanlıklarımı içimde yaşasam. Yaşayamıyorum. Yani tam yaşayacam böyle bi gülme geliyor. sakhdkas


Cumartesi günü Kum Saati'nde Blues dinledik. Gerçi yıllarca Brooklyn'de yaşamış birini Beyoğlu'nda Blues dinlemeye götürmek çok mizah ama O'nun sevdiği şeyleri yapmak benim hoşuma gidiyor. Beyoğlu çakma bir Brookyln oldu içimizde. Böylece geçtiğimiz haftalarda gelemeyen adam ile, Asude'ye yetişemeyip beni zum biçimde eve göndermenin telafisini yapmış olduk. 1-2 mekan daha önceden gezmiştik. Dorock, Pendor felan. Kasette'e uğradık ve Cumartesi böyle bitti. Bitene kadar da çok uzun bir zamandır karnıma ağrılar giresiye kadar gülmediğimi farkettim. Öyleymiş yani. Bana gecenin 1'inde eve dönerken İstiklal'de şarkı söyledi. Sam Cooke - A change is gonna come. Böyle bayaa çıplak sesle. 


Eric Clapton'a Türkçe Öğretmeni diyen bir adam bu işte. Ama bişiler biliyor da diyor. Düşünsenize 12 yıldır tanıyorum ben bu adamı ve yanına gittiğimde soslu somon felan pişiriyor. Canı sıkılınca el yapımı hamburger yapıyor. Çok tatlı hayalleri var. Haftaya bir kaç evrak işi için Brookyn'e gidicek. Ben ise keko gibi magnet istedim ondan kjsakdsh. Belki bana ordan bir tane de hoodie getirir. Üzerine Brooklyn de yazar belki. Hoodie'lere dayanamıyorum biliyorsunuz. Bir sürü hoodie ile aynı evde yaşabilirim. 

Pazar günü evi bırak yataktan bile çıkmadım. Tüm günüm şu sıralamada geçti: Yatak - kahve - kahvaltı - kahve - pinterest - resident advisor - itunesplayer- facebook - instagram - twitter - itunesplayer- whatsapp - tarçın - yatak - yemek - itunesplayer- sigara - yatak. Ne kadar işsiz bir liste.

Yeni yaptığım iphone playlistim ateşler ediyor. Bam bam bam! Cumartesi günü yarım sigara içip, evden erken çıktım, Cihangir'e indim. Kafamı bi kaldırdım akşam olmuş. Leş.


Haftaya başladım. Çok yoğun değilim. Bir boşluk hissi yüklendi gidiyor. Vitesi boşa almış gibi. Salak da bir enerji ile sabah kalktım. Bir kısmını ihtiyacı olanlara gönderdim. Voovv vooov vooovv ellerimi havaya kaldırarark böyle bir yandan da Ten Walls - Requiem çalıyor.

İyi haftalarınız olsun, heyecanın peşini bırakmayın,sevişin ve asla küs uyumayın.

18 Ocak 2014 Cumartesi

Lanetlik Şehir

Bile bile üzdüm kendimi ne kadar kerizim hala. İnatla inatla kerizlikten ders almıyorum. Adam olmaz benden. Bi sik olmaz.

Akşam hiç eğlenmedim, çok geç çıkıp çok erken döndüm. Aeroplane çok güzel çaldı. Propaganda çok kalabalıktı. Öncesinde Orkun çaldı. The Room kapalıydı, çıkıp oturcaktık. 1 bira, yarım sigara içtim. Yamuldum kaldım. Sabahta işe yine yetişemedim. 

Iphone'umun playlistinde korkunç bir yenileme yaptım. Bazı isimler şunlar; Blue Pilots Project, Geyster, Cashmere, Charles Webster, Daniel Solar, James Black, Goldfrapp. Güzel oldu bence. Çok can sıkar bu playlist bu hafta sonu.

25 Ocak'ta Ada Kitap, Ahmet Ümit imza günü düzenliyor. Çok hoş bence. Hemen giderim iş çıkışı.

Kafamın karmaşıklığına mı kızayım üzüntümün üstesinden gelemeyişim felan derken, 2 kilo daha vermişim. 

Neyse, ben biraz Valique dinleyip eve yürümek istiyorum. Ya da bilmiyorum belki İstiklal'de gezer kitap okurum. Yemek de yerim. 

Siktirolup gidesim var bu lanet şehirden.

17 Ocak 2014 Cuma

Varsa Bir Güveniniz

Etrafındaki insanların utanmadan güven duygularını eleştirenlerin, kendilerinin güven vermek konusunda sıçıp batırmaları çok manidar. Gözlerimle görüyorum. Birinci derece yakınlarımdan sonra en çok seni tanıyorum diyenlerin, seni yatak için peşlemesi çok ucuzca. "Varsa canım bir güvenin, onu da sikerim." Neyse, sinirlenmicem. Bu akşam Propaganda'da Aeroplane var bir de Orkun var. Bizim tayfa ile iş başındayım. Gidip biraz güzel elektronik müzik dinleyip dans edicem. Bana sakın dokunmayın!

16 Ocak 2014 Perşembe

KAÇ PARA ULAN 1 DİSİPLİN

Sizce evime 8 dk felan olan Maçka Parkı'na ve Nişantaşı tarafına akşamları yürüyüşe mi çıksam yoksa adam gibi bir spor klübüne gidip 3 aylık üye mi olsam? Yaşım neredeyse 30 oldu ve ben hiç spor yapabilmiş değilim. Antalya'da yaşadığım zamanlarda yalandan yürüyüş yapardık ama gayet yalandandı. Şimdi işten çıkıp 15dk yürüme mesafesinde olan evime bile ağlayarak gidiyorum. Sigara konusunda da pek parlak gelişmelerim yok. Kolestrol ilacı desen, bu konuda en komik tutarlılığa sahibim, artık geceleri içmeyi öyle unutmuşum ki, 2 Aralık'da bitmesi gereken 90'lık kutuyu hala içiyorum ve devlet yine 30 filmden başlatacak. Kan değerlerim konusunda zerre fikrim yok. Gördüğünüz gibi kafamı disipline etme konusunda biraz başarısızım bu aralar. Bunları göz önünde bulundurduğumda bir spor salonu bana fazla gelecek gibi. 

Kararsız kaldım. Bilemiyorum. Çok mutsuzum.

15 Ocak 2014 Çarşamba

Gündüz Düşlerim

Buradan kendisine ne kadar teşekkür etsem az. O'nu tanıma fırsatı verdiği için. Gelip, sabah kahvesini benle içip, bana vakit ayırdığı için. Güzel imzası ve ilk albümü için. Müziği, başarıları, sosyal hayatı, hedefleri, festivalleri ve geleceği hakkında anlattıkları için. Güzel sesi ile bilgilerini benimle paylaştığı için. Gündüz düşlerim için.

Can Tanca'nın albümünü D&R raflarında ve D&R'nin kendi internet sitesinde bulabilirsiniz. Hafta içi Lounge Fm 96'da Daydreaming programını dinleyin, radyonun sesini saat 7'de biraz açmanız yeterli. Şimdilik sizi albümden bir parça ile burada bırakıyorum. Bu yıl Lounge Fm'in düzenlediği 9. yılında gerçekleşecek İstanbul Chillout Müzik Festivali ve Urban Festival line up'larını şimdiden heyecanla bekler durumdayım.

14 Ocak 2014 Salı

Yazardan 1 Mesaj Var

Bugün doğum günü olanların doğum günü kutlu olsun, bugün doğum günü olmayanların da kutlu olmasın.

Şapşik Sex Machine Yazısı

Yine bir Brandlife Ocak ayı e-letter'ından şapşik bir alıntı yaparak işlerime geri dönüyorum; tam 1 sex machine olun demiş burada yazar, gerçekten başka aklıma gelen bişi yok. Gerçi biraz düşününce çoğu haklı sonuçlar. Güzel okumalar, iyi bir haftanız olsun hadi bakalım xoxoxoxox

Sağlıklı ve Mutlu Yaşamak İçin Seks;

- Seks stresi azaltır. Sevişme sırasında vücudumuz dopamin salgılar ki; bunlar mutluluk hormonları olarak bilinen endorphin aka ve oxytoksinin bileşkesidir.
- Sevişmek vücut icin harika bir egzersizdir. Eğer haftada 3 kez en az 15 dakika seks yaparsanız bu yılda 7500 kalori yaktığınızı gösterir. Bu yaklaşık 100 kilometre koşmakla eş değerdedir. Derin nefes almak vücudunuza daha cok oksijen almanızı sağlar. Ayrıca testesteron ürettiğiniz için kemik ve adalelerinizi güçlendirir.
- Yüksek tansiyonu düşürür. Paisley Üniversitesi'nde yapılan araştırmalarda seksin diastolic katmanını düşürdüğü ispatlanmıştır.
- Bağışıklık sisteminizi güçlendirir. Seks sırasında vücudun ürettiği Immunoglobulin A, gribe yakalanmanızı önler.
- Seks yapmak gençleştirir. Royal Edinburg Hastanesi doktorlarından David Week'in yaptığı araştırmalara göre seksin hücre yenilenmesini hızlandırdığı ispatlanmıştır. Hatta kendisi bu konuyla ilgili “Secrets of the Superyoung” adlı bir kitap yazmıştır.
- Kalp krizi riskini % 45 civarında azaltır.
- Acıya dayanıklılığınızı yükseltir.
- Migrene çaredir.
- Yakınlık ve güven duygusu duymanızı sağlar. Mutlu seks vücudunuzun oksitosin hormonu üretmesine yardımcı olur. Bu hormon aşk ve mutluluk duygularınızı tetikler.
- Kanser riskini azaltır.
- Pelvis kaslarınızı güçlendirir.
- Prostat problemlerinden korunmanızı sağlar.
- Uyku kalitenizi yükseltir.
- Adet sırasındaki kasılmalarınızı engeller.
- Düzenli yapılan seksde ereksiyon problemi olan kişilerde zamanla düzelme görülür.
- Uzun yaşarsınız...

Oooo Koç Gibi 2014 Alıyorum Bi Dal


2014 yılı, Koç burcu için efso olacakmış; Brandlife bu ay şöyle yazmış;

2011'den beri Koç Burcunda hareketine devam eden Uranüs en yoğun şekilde Koç Burçlarını etkisi altına aldı. Koçlar Uranüs sayesinde yeni başlangıçlar yapabilirken, hayatlarında eski ve yıpranmış olanları bıraktı. Yeniye yer açabilmek için eskinin gidişine gönüllü oldu. Bunun yanı sıra Koçlar güç ve yaratıcılıklarıyla temasa geçerek kendi ayakları üzerinde durabilmeyi yeniden öğrendiler. 2014 yılında ise, öncelikli olarak 28 Mart - 6 Nisan doğumlu Koç Burçları Uranüs'ün ziyaretinden etkilenecekler. Koçlar bu yıl hayatlarında yepyeni bir sayfa açabilir ve yeni başlangıçlar yapabilirler. Özgürleşmek ve şimdiye kadar onları geri çeken bağlardan kurtulmak isteyebilirler. Bunun yanı sıra Koçlar bu yıl dış görünüşlerinde ve imajlarında marjinal değişimler yapabilirler. Temmuz'dan sonraki dönemde Jüpiter'in koruması altına giriyor. Kendilerini her zamankinden daha şanslı ve güçlü hissedebilir, yaşam enerjilerini üzerinde çalıştıkları projelere aktarabilirler. 

Tamam güzel yeni insanlar da tanıyorum, saçı da boyadım,iş desen mehhh, idare eder, bir çılgınlık bulursam affetmem ama vallahi yeter yoruldum yea. Hayır daha ne kadar özgürleşebilirim ki? Yani özgürlükten atmosfere çıkıcam.

13 Ocak 2014 Pazartesi

Kafamın Exit Tabelası

Geleneksel "İzmir'e gidip, ağlayarak geri dönme" şenliğini bitirmiş bulunuyorum. Bir süre ara verip Mart sonu doğum günümü annemlerle geçiresiye kadar İzmir'e gitmicem. İzmir milliyetçisi olduğum için oyumu da orda kullanıcam, next trip : 28 Mart İzmir.


Annemden ayva tatlısı, yayla çorbası, zeytinyağlı ispanak ve bol zeytinli yeşillikli kahvaltı istemiştim, hepsini gerçekleştirdik. Annem ilk defa ayva tatlısını pekmez ile tatlandırdı. Ef - sa - ne bir tarif olmuş. Şeker ya da karanfil yerine daha kahverengimsi bir hal aldıran pekmeze yatırmış sanırım. Doğal yollarla tatlandırılmış bir tatlıdan daha iyi ne olabilir? Bir de bir yerlerden yalancı çiğ köfte tarifi bulmuş. Etsiz. Müthiş. Her gün mutfağına ve pratikliliğine aşık oluyorum bu kadının. Hepsini yiyip bitirdikten sonra resim çekmeye unuttuğumu fark ettim ahahahahaha.

Mutfaktan bu zili, annam çalınca, herkes mutfağa sofraya gelmek zorunda. Eskişehir'den hediye gelmiş. Bu kadın çok enteresan ya. İlk sefer sallamadım. Kardeşim; "hadisene annem çağrıyor" diye yanıma geldi. Ay ben napıcam bunlarla ya. Bu aralar antikacılığa merak sarmış. Almanya gezisinden bir sürü seramik eşya getirmiş. 105 yıllık 2 tane fincan bulmuş, gözleri parlayarak anlatıyor. Evde düzinelerce Rumlardan, Fransızlardan kalma lokumluk var. İşin enteresan tarafı misafire kullanıcam diyor. Bizim eve lokum ve şeker de girmez. Ya ne biliyim ya :))))) Tuna ile Cumartesi akşamı Bostanlı'ya gittik. Kız arkadaşları da vardı. Bira içtik ve 11.30 'da eve döndük. Cumartesi erkenden eve döndüğüm tek şehir İzmir. 


Saçımın arkasını gurbetçi futbolcular gibi platin sarısı yaptım. Önceden aklıma gelmişti. Bir miktar denesem mi acaba diye. Kovdum bu fikri. Sonra belki çok göze çarpmayan bir şekilde yapabilirler diye düşündüm. Keza öyle de oldu. Bakanın bir daha dikkatli baktığı enteresanlıklarım işte. Dışım ne kadar bir hipster, ne kadar deephouse dinleyip partilere giden, yer yer illegal keyifler peşinde koşan, bazen eve gidemeyen, bazen evde düşüşlerden dışarı çıkamayan bir tip gibi görünse de içimde bir kezo yatıyor arkadaşar ve bu takı merakımdan da vazgeçemiyorum. 


Babam grip olmuş. Yatıyordu ööyle. Biraz ayaklanır gibi oldu. Hemen rakı içirdi. Anneme cici bi telefon aldık. Artık whatsapp'da kullanıyor. Hata mı ettim bilemedim ama "artık öğreneyim, kardeşlerimle görüşürüm" dedi. Kardeşlerinin hepsi yurt dışında olunca bişi diyemedim. Güzel de oldu. Teknolojiden kaçamıyoruz.

Giderken bir sıkıntı yoktu ama gelirken uçak sis yüzünden 3 saat rötar yaptı. İndiğimizde, Sabiha Gökçen 'de araç bitmiş. Bu duruma THY hiç bir şey yapmadı. O bokladığımız iett havaş ise ek sefer koydu. Güzel seçim yatırımı karşiimm. Vallahi dicek bişi bulamadım. Dün gece uyumam 4,5'u buldu. Tarçın çok özlemiş beni, üst üste alt alta yattık patates gibi. Biraz uzak kalınca kokularımızın birbirine karışmasını çok özlüyorum. Sabah kalktım, zor zar ayrıldık, işe geldim 3 saatlik uyku ile. Muhtemelen sizin yemek saatinizde ben bugün çoktan uyumuş olucam arkadaşlar. Allahtan çok bir yoğunluğum yok, saat 6 olmak üzere ve ben 2 bardak kahveye rağmen error veriyorum. 


Haftasonu yolculuk playlistime Betoko'lar, Ninetoes'ler efendime söyleyim güzel Claptone mixleri ve No Regular Play'ler ekledim, hatta ara ara Asif Avidan, Dido ve Tina Turner'lar felan da ekleyip dinledim. Bir de taaa fii tarihinde alıp bir türlü başlamadığım Ahmet Ümit'e başladım. King'e biraz ara verdim yine. Kısaca haftasonum bol müzikli ve kitaplı geçti. Bu akşam 9 gibi hemen uyuyacağım için ara vereceğim. Tüm haftamı kitaplar ve tarçınlı naneli çaylar ile geçirmeyi düşünüyorum.

Bu metro çıkışının bile bir çıkış kapısı var ama ben bu kafama bir çıkış kapısı bulamıyorum arkadaşlar. Neyi nereye yerleştireceğimi, kime ne kadar değer vereceğimi şaşırmış durumdayım. Size hayal kırıklığı yaşatan insanları üzün, bu hayatta onları paramparça yapın, çünkü onlar bunu hak ediyorlar. Sizin enerjinizi alan insanlara bunları yapın. Ben bu şekilde mutlu oluyorum artık.

Vazgeçmeyin, tutkunun peşini bırakmayın,sevişin ve küs asla ama asla uyumayın : )

Herkese iyi haftalar.

10 Ocak 2014 Cuma

Daydreaming with Can Tanca

Takibimde olan ancak yakın bir zamanda tanışma fırsatı yakaladığım; eşsiz müzik birikimi ile Türkiye'de Lounge & Chill-Out müziğin lokomotifi  Lounge Fm'in kurucusu ve müzik direktörü Can Tanca ile Midtown Hotel İstanbul'da ufak bir söyleşi yaptık. Şehrin kalbindeki Midtown'nın güzel müziklerini yöneten Lounge Fm hakkında konuştuk. Başarılı organizasyonları ve seveni giderek artan festivalleri hakkında gelecek dönem tüyoları almaya çalıştım : )

Elektronik müzik severler sizi eminim tanıyorlardır ama bir de size soralım, Can Tanca kimdir?

Kısaca radyocu : ) 


Bir sürü ünlü isim Lounge FM ve Radio FG sayesinde Türkiye’de performans verdi. Her yıl gelenekselleşen etkinliklerinize devam ediyorsunuz. Siz bu zamanlara gelebilmek için neler yaptınız ? “Evet! Bu müzikler Türkiye’de çalmalı , bu sanatçıları neden biz getirmiyoruz? “ dediğiniz o an, hangi andı ?

Çok değişkenli, çok sorunlu bir sektör bu. Bir şeyler yapabilmek, sonucunda başarabilmek için müzik ile yaşamak lazım; ilerleyebilmek, bir seviyeye gelebilmek  için kendinizi adayacaksınız, çok çalışacak ve yılmayacaksınız, kendinizi ve dolayısıyla çevrenizi sürekli yenilemeniz lazım.1994 yılında radyo programcılığına başladığımda fikir kafama yerleşti, 1998 sonunda Radio FG’yi açtığımızda ise düğmeye bastık...

Chillout Müzik Festivali, Electronica İstanbul, Urban Fest başta olmak üzere, muhteşem organizasyonlar düzenliyorsunuz. Son yıllarda bizzat ben de katıldım çoğuna. Hiç bay geçtiğimiz, "ya! bu buraya olmamış" dediğimiz bir isim dahi çıkmadı J Line up’ı hazırlarken, işin endüstriyel tarafını bir kenara bırakırsak, ilk etapta dikkat ettiğiniz özellikler nelerdir ?

Endüstriyel tarafını tamamen bir kenara bırakıyoruz zaten : ) Bizim dinlemekten hoşlandığımız, radyoda parçalarını çaldığımız sanatçılar olması önceliğimiz. Önümüzdeki yıllarda patlama yapabilme kapasitesi yüksek veya ülkemizde sevilen ama daha önce gelmemiş sanatçılar da tercih sebebimiz. Formül basit: radyolarımız dolayısıyla müziğimiz beğeniliyorsa, dinleniyorsa, getirdiğimiz sanatçılar da doğal olarak takdir edilecektir çünkü kendi belirlemiş olduğumuz çizgimizden hiç sapmıyoruz.

Tüm her şeyi bir kenara koyduğunuzda, şu dakika keşke o ana geri dönsem dediğiniz bir organizasyonunuz var mı? Unutamadığınız ve sizi çok mutlu eden bir iş mesela?

2007 yılında yaptığımız Air – Daft Punk ve Gotan Project konserleri. Hepsi her açıdan rüya gibiydi.

Hayatınız müzik ile dolu. Üstelik yeni de derleme bir albüm çıkardınız. İsmi Daydreaming. Geçtiğimiz ay lansmanpartisi gerçekleşti ve ben de oradaydım. Tekrar tebrik ederim. Çok canlı, modern ve şehrin her saatini size getiren bir albüm olmuş. Dinleyenler şüphesiz aynı şeyleri hissediyordur ama ben klasik bir soru sormayacağım. Benim merak ettiğim sizsiniz. Can Tanca, albümünü başından sonuna kadar dinlediğinde ilk ne hissetti ?

Bu soru bayağı soruldu. Albüm içinde farklı tarzları, farklı duyguları yansıtan parçalar var, buna rağmen "geçmişe dönük romantizm" başlığı altında anlatabiliriz hepsini...

Lounge FM 'in gelecek dönem projeleri nelerdir? Ya da bize minik bir tüyo verebilirsiniz belki, lounge elektronik müzik severleri 2014 ‘te neler bekliyor? : )

Ağırlığımız festivaller... Konsantrasyonumuzu son yıllarda küçük ve orta çaplı eventlerden festivallere kaydırdık tamamen. Hedefimiz onları daha ileri noktalara taşımak...

Geldik benim en sevdiğim magazin sorularına! Müzik; hayatınızda hep var ama müzik dışında neler yapıyorsunuz ?

Aslında gerçekten pek bir zaman kalmıyor. Müziğin dışında, o müziği bu ülkede yaşatabilmek için yöneticilik tarafının devreye girmesi gerekiyor : ) Spor yapıyorum, koşuyorum; hobilerimle ilgileniyorum.

Kendi sektörümüz ilgilendiren ufak bir soru ile bitirmek istiyorum… Bu yoğunluk arasından seyahat etme fırsatınız oluyor mu hiç ? Özellikle bir otel ararken sizi ne cezbeder ? Oda mı , müzik mi , lokasyon mu ? Ya da Misafir Memnuniyeti mi ?

Seyahat ediyorum sürekli, müzik dışında saydıklarınız  %100 gerekli unsurlar...

Bana ve sorulara ayırdığınız süre için gerçekten çok teşekkür ederim. Albümünüzü de tekrar tebrik ederim. Müzik listelerinde uzun zaman görmeye devam edeceğiz! Yukarıdaki sorulardan 2014 planları ile ilgili olanları ben de sabırsızlıkla bekliyorum. Bu şehirde yaz mevsiminin geldiğini sizinle anlıyoruz! İstanbul dışında yaşayanların çok özendiği, İstanbul’da olanların ise günler öncesinden biletini aldığı bu müzik festivalleri umarım hiç bitmez : )



8 Ocak 2014 Çarşamba

Ben Nerdeyim Ya?

Mutluluktan gebermek diye bir şey varsa, bana ondan 1 porsiyon rica edeceğim.
Hemen şimdi evet.
Hı hı, merci.
Hiç bir şey canımı sıkamaz şuan. 
Ne olacağını da bilmiyorum.
Bilmek de istemiyorum.
Çünkü her şeye rağmen bu ışığı ve enerjiyi yaşamak istiyorum.
Gülümsemek istiyorum şöyle çimlere ve güneşe doğru.
O sözlere ve müziğe doğru.
Henüz bahar gelmeden.
Öptüm.
Bye.

Kurye Adam

Bugün tam bir e-mail cevaplarken aldığım telefonda;  bir anda trafikte giden kurye motorunun eşya taşıma kasasında oturmuş bir adam hayal etmem istendi. Bunu görüp, o anda telefonda bu komik şeyi bana anlatan adama mı güleyim yoksa e-mail cevaplarken böyle bir şeyin trafikte dolandığını gözümde canlandırmaya çalıştığıma mı güleyim, bilmiyorum.

Garanti'ye Bugün Bir E-mail Attım

İnternet bankacılığınızın menüsü ile ilgili 1 soru için, yetkililere online ve telefon ile ulaşamadım. Sosyal medya - Garantiyesor destek hattından görüş bildirdim. Saolsunlar bana hemen ulaştılar. Sosyal medya yetkilisi beni ve kendini müşteri destek hattına konferans ile bağladı. Ancak müşteri yetkilisi "bu şekilde görüşme kabul edemiyorum, müşteri bize kendisi telefon ile ulaşması gerekiyor dedi. :))))) E zaten ben ulaşamadığım için sosyal medyanıza mesaj atmıştım. 

Dünya'nın en komik banka görüşmesine şahidim.

Şikayetlerim ve sorularım şöyle ;

1- Sosyal medya uzamanınız bu detayı bilecek kadar görüşme yapmış olması gerekir,peki orda ne iş yapıyor? 
2- Bana bir çözüm sunmayan destek hattı, nasıl destek hattı oluruyor? 
3-Zaten kendilerine ulaşmadım, lükse bakar mısınız, görüşmeyi kabul etmiyor. Telefon ile beni konferansa bağladılar, o zaman neden konferansa bağlandım?
4-Siz kredi geçmişi kötü olan müşterileri çok seversiniz, benim de kötü,o yüzden neden bu şekilde davranıldı anlamadım? Halbuki daha çok ilgilenmeniz gerekirdi?

Şikayetim çözülmedi, çözülmesini de istemiyorum ama bu komikliği sizinle paylaşmak istedim. 444 0 333 terkedilmiş kız gibi beni aramasın lütfen. 

Silvia
Müş. no. 902....

(Yazdığım e-mail,üzerinde hiç değişiklik yapmadım.)

7 Ocak 2014 Salı

"She Was Great!" (*)


Bu sıralar mutsuzluklarımı törpülüyorsunuz. Siz de iyi ki varsınız Dünya'nın başka yerlerinden gelen insanlar. Beni aydınlattığınız ve geliştirdiğiniz için teşekkür ederim. İşim sizin tatillerinizi kolaylaştırmak değil; seyahatlerinizi, "en iyisi" yapmak.

"At the reception, I met Silvia who is excellent when advising best destinations to visit. Silvia is amazing professional help with great smily face. She made my life easy in the heart of one of the largest cities in the world." (M.Z - tripadvisor)"

"Ητοποθεσια,καθαριοτητα,ανεσεις,προσωπικο στην υποδοχη ειδικα η Silvia ευγενεστατη,προθυμη,εδινε αμεση λυση σε οτι χρειαζομασταν,με αριστη γνωση αγγλικων." The location, cleanliness, comfort, reception staff especially the Silvia is courteous, willing, give immediate solution to that need, with excellent English. (antonios - Booking.com)

Hotel is very near to the party and the stores...even though it is not a noisy place....room service is good, everybody is very friendly and helpful, especially Silvia, she recommended great places to explore. (Princess from Katar - Tripadvisor)

Silvia at the reception was most helpful in planning our day trips and tour. Would definitely recommend to friends and family. (Rehan - Booking.com)

*(O mükemmeldi.)

6 Ocak 2014 Pazartesi

Music And Me, Always Rise Up!

Hemen yazıya girmeden mükemmel bir şey paylaşmak istiyorum. Manevi değeri çok yüksek. Farklı kişi ve yerlerden hediyeler aldım, yeni yılda mutlu oldum. Ancak şu zamana kadar aldığım en iyilerin arasına bir tane daha ekledim. Lounge96'ya teşekkür ederim. Bazen bazı şeyler insanların hislerini tekrardan yenilemesine neden oluyor. Bu, öyle bir şey.


Neredeyse 1 haftadır belki daha fazladır sıcak yemek yiyemiyorum, hep abur cubur. Hiç yapmayacağım şeyler bunlar. Cidden yapmam. Grip olduktan sonra hem iştahımı hem de yemek düzenimi kaybettim. Allahım şaştı. Bunu en kısa sürede düzelteceğim. Size açık açık son günlerde yediklerimi sayayım. Cuma: 2 minik milföy börek. Evde çerez,cips,meyveli yoğurt,bu kadar. Cumartesi: biraz zeytin peynir çay ve salatalık ,akşam yarım hamburger, 1-2 soğan halkası ve birazcık patates,bu kadar. Gece anasının amını görene kadar alkol, Doruk'la cesete dön. Ölüyorduk. Pazar ise: cips ve biraz bisküvi ve su. Öğleden sonra 1 tane kaşarlı tost. Evde biraz cips ve rulokat, bu kadar. Bugün 2 parça börek,yarım muz ve çay. Şimdi biraz çorba içebildim, biraz da haşlanmış sebze ve püre yedim. Kendimi daha iyi hissediyorum. 

Cumartesi günü çok çok çok eski (bilmiyorum belki blokta yazmadım hiç çünkü yeni taşındı İstanbul'a ve duyurmak istemiyor) bir arkadaşım ile buluşup bişiler yapacaktık, onun başka bir programının bitmesini beklerken Mango'da aptalca para harcadım ve ardından Asude'de zum oldum. Evet yanlış duymadınız. Aslında olaylar çok farklı ama sonucuna baktığımda; o gece tek başıma Sakızağcı'ndan eve nasıl döndüm:):):):) bilmiyorum :):):):):):  Çok geç bir saatte kendime gelebildim. O arkadaşa da gelince, gelmedi ama gelmemesinin sebebi oldukça geçerli. Zaten bende kredisi sonsuz olduğu için o akşamı es geçebilirim. Zor bir zaman geçiriyor. Bu da çok farklı bir hikaye... Neyse ki bugün sabah otele uğradı, iyi gördüm, izin almış iş yerinden, yürüyüşe çıkmış, bana da uğrayıp özür diledi.

Pazar öğlen uyandım, hemen evden çıktım. Evde kaldıkça duvarlar üstüme üstüme. Aptal gibi evde abur cubur yiyip kahve içince mide yanmasından İstiklal'e zor çıktım. Gitmek istediğim filme yetişemedim, bir sonraki seansa aldım biletimi. Daha 2,5 saat olduğunu görünce yeni açılan H&M'i keşfedeyim dedim. Bir gün önce Mango'dan aldığım jean ve xl kazaktan sonra H&M'den bir şey almayacaktım ama 1-2 makyaj malzemesine hayır diyemedim ama yani anlamsız şeyler değiller. Bazı şeyler çok ucuz bazı eyler çok pahalı. 5 katlı hayvanımsı bir H&M'in evime sadece 14 dakika yürüme mesafesinde açılması hiç hoş olmadı arkadaşlar. Zaten çok mutsuz bir dönem geçiriyorum, hatırlamadığım ve çok agresif bitirdiğim bir cumartesi gecem var, üstüne gerzek gibi para harcadım ve üstüne istediğim filmin seası doluydu, saat 7'ye kadar filmi bekledim, üstüne üstlük zaman geçmesi için girdiğim Cafe Nero'da aptal eski sevgilim ve evlendiği eski davar ev arkadaşıma da rastlayınca, tam 1 jilet atmalık Pazar yaşadım İstanbul'da. 


Filme girmeden hemen önce yeni açılan Hard Rock Cafe İstanbul'u ziyaret ettim. Yerinde gsstore'un açılmasını hayal ettiğim yere açılmış. O kısmı üzücü ama içi büyüleyici coollukta. İçerideyken kulağınıza bir anda love me two times geliyor, sonra paint it black çalıyor felan, seccade isteyip allaha dönmelik 1 mekan olmuş. İsim hakkini kim getirdiyse helallik alır benden, sanırım dayanamayıp super hoodie'sinden alıcam, bana hoodie ile gelin zaten, hiç dayanamıyorum.

Bu nedenle ufacıcık bir şeye bile sevinebiliyorum şu sıralar. Mesela sabah otelin playlistinde Clapton - Music Rises Up çaldı. Ne ara koyduk bunu ya da daha önceden çaldı mı bilmiyorum ama bir anda aklım çok farklı şeylere gitti. Acayip mutlu oldum. Geçen haftalarda izlediğim canlı performansını saymıyorum, onla alakasız. 

"Single in the city on sundays" sinema kuşağımda bu pazar Walter Mitty vardı. Ben Stiller'ı ben çok önceden de severdim ama yönetmeni de kendisi bu filmin. Oyunculuk zaten efsane de, konudan ziyade ben sadece 1 sahnesinde çok etkilendim. Bu filmin daha reklamı bile yokken, Nuuk hakkında bir yazı yazmıştım blogta. Sadece 1 sahne, bu yazının çekilmiş hali. Resmen "oha yazının aynısını çekmiş adamlar" dedim ve şaşkınlıktan ağlayacaktım dshajdasghj. Fermina ile bunun muhabbetini de yapmıştık, Fermina da filmi izlesin, bana hak verecek. Filmeden sonra eve gittim, bayılmışım geç bi saatte. Yatmadan önce biraz cips ve rulokat yedim. 

Yeni açılan Demirören aaveemee içindeki cinemapink çok lüks olmuş. koltuklar çift kişilk felan, ben yayılarak film izledim ve memnun ayrıldım. Bekleme yerini çok hoş yapmışlar. Rüyalarımdaki ev modeli.



Başka Sinema'da Genç ve Güzel'i izliycem. Ya evimin bunlara çok yakın olması çok avantaj. Harbiye'yi, mahallemi ve İstiklal'i herşeye rağmen seviyorum. Bu akşam değil ama yarın izlerim sanırım. 

Sizi Balkon Sefası'nın Nilşah'ı ile tanıştırıyorum. Naapıoruz? "Ben istiklaldeyim ve müsaitim" diyorsunuz bana, ben de sizi Balkon Sefasına götürüyorum. Hadi Bakalım.


Hayatımızın bir yerinde ortalama 7.08 dakikalık mu az zam bir deephouse parçasının duruyor olması ve bunu hala keşfetmemiş olmamız harika bir his değil mi arkadaşlar? Hala bulamadığımız bu parçayı bir gün yakalayacak olmam dünyayı bana çekilir kılıyor resmen. Buna rağmen mutsuzlukta ölmek üzereyim ve berbat bir hafta beni bekliyor. Hadi biraz güzel bir şey dinleyip bugünün pazartesi olduğunu unutalım. Cuma günü İzmir'e gidiyorum. Ne çabuk geçti değil mi günler? Uçak bileti alıp buraya yazdığımı dün gibi hatırlıyorum. İzmir notlarıyla birlikte tekrar görüşmek üzere.

Ertelemeyin, çılgınlık yapın, merak edin, sevdiğinizi unutmayın, küs uyumayın. 
Mutlu haftalar olsun.

2 Ocak 2014 Perşembe

Canım Kafanda Bişi Var???


Böyle siz çok gözünüzde büyüttükçe, adamlar gece 2'de, daha bi memeli instagram resmi like'lıyorlar. Bir sevişmeye götleri kalkıyor, sanki bütün amlar bunlar için yaratıldı, ayhhh afralar tafralar, bilmem neee. İmkan olsa siklerini kafalarına takıp, "bu şey bana ait" diye gezecekler caddede. Oooo zaman, "hah, al bu size müstahak" diyorum. Gülüyorum falan. Ay sonra bir bakıyorum, elimde şarapla Aşkın Nur Yengi şarkılarına ağlarken buluyorum kendimi sakldjasksjakhaskdh. Bende tükenip gidiyorum böyle işte.

Ben şu gece hayatımdan vazgeçip Sibel Can dinlemeye karar verdim arkadaşlar. Evlenip, düzenli seks hayatından dolayı 18 kilo alacam, 10 ay ara ile 2 çocuk yapıp, günlere kısır & turşu yemeye gidicem. Hareketli tarzımı soranlara ise salağa yatıp, "ay firenç kis ne demek kız!?" dicem. Elimde bütün gün evde toz bezi, feysbukta Mevlana sözleri paylaşıcam, komşunun genç kızını annesine şikayet edicem. Vallahi ya. Mutluluk salak olmaktan geçiyor.

Neyse, hafta ortası, ay başım, ay sonu derken asfalyalarımı gerdim, akşam olsun da bari kalan yarım şişe şarabımı içiyim... Tekrar mutlu yıllar...