11 Eylül 2013 Çarşamba

Fazla İstanbul'u Olan Var Mı?

Bir kez daha, bu şehir, bir kalp kırıklığının üstüne kurulamaz. 

Kalp kırıklığının üstüne neden bu şehri bir kez daha kuramayacağımı belki başka bir yazıda anlatırım ama canım şuan pek istemiyor. Çünkü, haftasonu ziyaret ettiğim eski İstanbul'u ve dün başıma gelenleri size anlatmayı daha çok istiyorum.


Sultanahmet'i çok sevdiğimi biliyorsunuz ve geçen gezide eksik kalan İstanbul Arkeoloji Müzesi ziyaretine ayırdım Pazar'ımı. Pazar'dan önce Cumartesi, Cansu ile, geçenlerde ziyaret edip kapalı olduğu için yemeklerini yiyemediğimiz ve kapısından döndüğümüz Açık Mutfak'a gittik. Her gün farklı yemeklerin piştiği mini bir ev mutfağı burası. Yemeklerden önce annelerimizin çay saatlerinde yaptığı soğuk garnitürlerden ve mezelerden yeme şansınız da var. Günlük taze başlangıçları yine mekanın sahibi bayan ve ekibi hazırlıyor. İsmini hatırlayamadığım bu bayandan çok güzel bir elektrik aldım. Çok marifetli birine benziyor. İsmini unuttum ama kendisine burdan yine de selam gönderelim. Biz de güzel mezelerden yedik. Bir sonraki sefere ana yemek de denicez. Mekan : Galata Yokuşu' nda.


Yemekten sonra Asude'ye uğradık. Tam o sırada Ali aradı ve Cekin'nin programına gideceğimizi söyledi. Cansu'yu da aldım, onların yanına geçtik. Cekin seyrettik hep birlikte. Ertesi gün mesaisi nedeni ile onlardan erken ayrıldım. Cumartesi günü ise, aynı ekip ile Kasette'ye gittik. Festivalden sonra uzun bir süre elektronik müzik dinlemem, doydum yeter diyordum ama öyle olmuyor. Kasette'e gittik. Semih Akay'ın güzel soundunu yakaladık. Su, Mersin'den geldi, Kobal ve Buğra katıldı, Enis ve Tyler ile, yine kadro oradaydı.


Ertesi gün, yani Pazar... Bu sefer Sultanahmet gezisini tramvay ile yapmadım, Galata istikametinden yürüyerek Eminönü - Sirkeci - Gülhane yolunu kullandım. Sanırım o tarafa gidecek olursam artık yürüyerek gidicem. Galata'ya geçmeden önce Galatasaray Müzesi'ne girdim. Bu yıl aldığımız kupaları görme şansım olmamıştı. Beyler Olimpiyata koyayım bizim Galatasarayımız var beyler.


Galata'da çok oyalanmadan Lavazza'dan bir take away kahve aldım, kuleyi görebileceğim bir sokakta biraz dinlendikten sonra elimde kahve, Eminönü'ne indim. Bankalar Caddesi üzerinde, çok zahmetli bir renoveden geçtiğini takip ettiğim SALT Galata'ya rastladım. Aklımda hiç yokken, kendimi birden Osmanlı Bankası Arşivlerinde buldum. Açıkcası, eskiyi ve arşivciliği sevenlere şiddetle önereceğim bir müze. -1. katta yer alıyor olması müzeyi müthiş gizemli yapmış. Müze haricinde, kahvenizi alıp Robinson Crusoe 389'da bir kitap okuyabilirsiniz. Bir gün bir yarım saatinizi buraya mutlaka ayırın. Adres: SALT Galata.- Karaköy Bankalar Caddesi.



SALT'tan sonra Galata Köprüsü'nü yürüyerek geçtim. En son baharda Ali ile yürümüştük buraları. Tam sezon ortası olduğundan oldukça kalabalık. Gülhane'yi tırmandım ve Sultanahmet'e ulaştım. Arkeoloji Müzesi'nin ne kadar zamanımı alacağını bilmediğim için Ayasofya'ya uğramadım, niyetim aslında buraya da girip biraz içerde etrafı seyretmekti ama zaman kaybetmeden Topkapı Sarayı geçişini kullanarak Müze'ye girdim. Bahçe içinden bir girişi var. Diğer girişi neresi bilmiyorum ama sanırım bir girişi daha varmış. Müzekart ile hiç beklemeden girişlerimi yaptım. İçeride 3 bina var. Klasik arkeoloji müzesi, Türkiye'nin her yerinden çinilerin olduğu Çinili Köşk ve Eski Şark Eserleri Müzesi. Hepsinin içeriği tabi farklı. Girip görülmesi gereken o kadar çok büyüleyici eserler var ki, ben burda sayarak anlatamam. Ama çok etkilendiğim, Kadeş Antlaşması oldu. A bir de İskender Lahiti ve Ağlayan Kadınlar Mozelesi oldu. Buralarda gezerken resim çekmek serbest ancak flaşsız çekim olmak zorunda. Gerzek araplar bunu anlamadıkları için güvenliklerden azar işiten tek millet olmaya devam ediyor. Bu milletin cahilliğinden bir kez daha tiksindim, üzgünüm.


İçerde yaklaşık 2 saat kaldım. Güzel bir kafesi var bahçede. Müze girişi 25 Lira, çay - kahve ortlama 3-4 lira. Biraz soluk almak için çok huzurlu bir mekan. Şehirle ve eski ile biraz sarılıp sarmalanmak istiyorsanız bir Pazar'ınızı buralara ayırın arkadaşlar. İnanın boş kafa ile yapılan işlerle karşılaşmayacaksınız. Müthişler :)

Saat 5 gibi turumu bitirdim, meydanda bişiler yedim ve kendimi tramvay durağına zor attım. Çok uzun zamandır kendimi hiç bu kadar yorgun hissetmemiştim. Taksim'den eve yürürken henüz daha güneş bile batmamıştı ve ben dilim dışarda eve vardım. Duş aldım ve Dexter izledim biraz.

Pazartesi günümü ise çok uzun zamandır görüşemediğim ve bir türlü zaman olduramadığım Günay'a ayırdım. En sonra yemek yediğimiz yere tekrar gittik. Çukurcuma 49. Buraya ilk yine O'nunla gitmiştim. Biraz serzeniş yaptık araya giren zamana. Otele getirdiği papatyaları çok sevdim. İnsanlar kendileri ile barışık oldukları zaman etrafını mutlu etmeyi becerebiliyorlar. Bizim gibi. Ama bazıları ise özledikleri halde kibirlerinden ve egolarından sadece sms falan atabiliyorlar. Bunları tartışırken, mekanın en güzelinden 2 pizzasını gömdük :) Misspizza'dan iyi olamaz elbette ama lezizler gerçekten. Ordan Asmalı Parantez'e geçtik. Ne zamandır Parantez'e gitmiyordum, yeni yerleri çok hoşuma gitti. Günay aşçı olmuş. Ne ara bu kadar görüşemedik ne ara aşçı oldu şaşırdım açıkcası. Yeri Foodlab. Yakında makarnasını yemeye gidecem. 

Günay'ın otele getirdiği papatyalar, Günay çok merciiii :)
Dün, Ankara'dan bir misafirim vardı, aslında tanışmamız biraz enterasan ama şöyle söyleyim, blogta bazen geçen "benle mezara gider" lafının sahibi Doğa.  Bizim şanssızlığımız, İstiklal Caddesi'nde yine olaylar oldu ve Ara Cafe'de otururken biraz gaz yedik. Çok oyalanmadan Tophane'ye indik ve benim bir kez daha gitmeyi düşündüğüm Julius Meinl'a uğradık. Dönüşte Galata Meydan'a götürdüm Doğa'yı. Oraları sevdiğine adım gibi eminim. Eve döndüğümde Fati'in (artık üst komşum demek istemiyorum) Whatsapp'tan acil durum var diye bişiler yazmış olduğunu gördüm. Karşı komşuma bir kaç gündür ulaşamamışlar. Kısa bir süre sonra siviller benim kapıya da geldi, adamın etrafından birilerine ulaşmaya çalıştık. Gece saat 11 gibi ise sonuç alamayınca çilingir ile kapısını açtırdık. Raif Abi'yi içerde yerde ölmüş bulduk...

Hayat ile aramızda Tarçın'nın bıyıklarından daha ince bir yapı var arkadaşlar. Raif Abi'yi o şekilde bulunca kendime öyle kızdım ki son günlerde, keşke bir şeye ihtiyacı olup olmadığını sorabilseydim. Olmadı... Güzel uyusun.

Bugün evde son yılların en detaylı temizliğini yapıcam. Biraz kafamı dağıtmaya ihtiyacım var. Olanlardan dolayı mutsuzum. Yarın Müge dönüyor. Umarım güzel bir kış geçiririz. İnsanoğlu nankör. Çünkü şimdiden kışı özledim. Herkese iyi haftalar. Kendinize iyi davranın. Yalnız uyumayın.

http://www.youtube.com/watch?v=ENpb9jNpq48

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder