29 Ağustos 2013 Perşembe

Son Yaz Güneşleri

Naaptım ettim, geçen hafta dışarı çıkmadım, dinlendim, ev kuşu oldum. Otel işlerimi topladım. Gerçekten güzel bir yoğunluk içindeyiz. Her ne kadar bir arap şeyhi ile evlenmeme az kalsa da bu yoğunluğun içinde hafta çabuk bitti. Yılda 3 kez tatile Prada valizler ile gitmemi sağlayacak bir Arap şeyhi, anca beni bu sefaletten kurtarabilir arkadaşlar sakdhjs. Cuma günü, Cansu ile kendimizi Beyoğlu'nun ve Karaköy'ün güzel sokaklarına bıraktık. Planımız Cumartesi günü Asude ve Cekin'nin programı, Pazar da Büyükada idi ama planımızı bu haftalık erteledik, ben de haftasonumu çooook uzun zamandır görmediğim dostlara ayırdım. Bizim çocoklar ile tatile gitmeden önce görüşmüştük. Son gün, Ali beni Kamil Koç'ta yolcu etmişti. Tam 30 gün sonra yine bıraktığımız yerde, Beyoğlu'nda bulduk birbirimizi. Beyler, bu çocuklar artık özleniyor beyler...


Cuma günü, The Guide dergisinde keşfettiğim Karaköy Karabatak'da bulunan Julius Meinl 'a gittik. Biz biraz Cansu ile dedikodu, kakara kikiri için gitmiştik ama müthiş romantik bir ortamla karşılaştık. Açıkcası bir sevgilim olursa ilk götürmek istediğim yerlerden birisi burası olabilirdi. Dekor çok romantik ve kahveler çok leziz. Biz güzel bir kaç resim çekmeyi unutmadık. Fiyatlar oldukça turistik. Yani pahalıydı. Sufle orjinal değildi, hazır suflelerden. Pek hoşuma gitmedi ama sırf sarmaşıkların altında kitap okuyarak kahve içilebilecek bir yer, ben severim böyle yerleri. Bu mekandan sonra Galata Meydan'a tırmandık, Lavazza'da oturduk ve sohbet ettik. O'na yine Lavazza'da ve Galata Yokuşu'nda geçirdiğim güzel zamanları anlatarak kafasını şişirdim.

Cumartesi günü öğle şekerlemesinden sonra Volkan'ın evine, çocukları ziyarete gittim. Daha önceden Volki'ye gitmemiştim. Müthiş tatlı ve düzenli evi var. Daha sonra aldım hepsini dışarı çıktık. Ali ile Enis'in doğum gününde görüşememiştik ve onlara gece Asude'de frambuaz-vodka ısmarladım. Bu sıralar buraya çok gidiyormuşum ki, çevremden bir kaç kişi orası neresi, bir gün de bizi götür demeye başladı. Asude'den sonra saat 1 gibi Kasette'ye geçtik. Dehşet kalabalığın içinde biraz elektronik müzik dinledik. Saat 3 olmasına rağmen hava acayip sıcaktı. 4 gibi evlere dağıldık. Uzun bir süredir güzel elektronik müzikler dinlememiştik, Kasette'e gitmek iyi geldi. Gerçi yine de eğlenmeyi biliyoruz çünkü kadromuz orada tam 1 şampiyonlar ligi.

Pazar günü, çok uzun zaman sonra ilk defa 1'de uyandım. Tünel'de kahvaltı ettim ve Galata Mevlevihane'sine girdim. Yatırlarda dua ettim akşamki maç için, zira Bursa deplasmanları hep zordur. Müze kartımın girişte işe yaraması çok hoşuma gitti. Aslında niyetim, o kafa ile biraz Sema izlemekti ama bir program yokmuş, üzüldüm. Müze ziyaretinden sonra Galata'ya indim. İnerken, bilekliğimi yaptırdığım dükkana uğradım, aynı bilekliğin kolyesini aldım. Galata, her Pazar daha güzel, daha içten. Yarın Cansu ile orada tekrar buluşup, kafamızdaki İtalya rotasını konuşacağız. Zaman geçiyor, bazı planların artık netleşmesi gerek. Galata sonrası Terkos'a uğradım. Biraz dikkat dağıttım. Bir kaç tshirt baktım kendime. Eve geldim, maçı izledim, 1-1 bitti, çok canım sıkıldı ve uyudum.


Bugün günlerden Perşembe, yarın ise tatil, herşey rutin yoğunluğunda yine. Evde Dexter'a geri döndüm. Geçen Lavazza'da otururken aklıma bir sürü şey geldi ve Dexter izlemediğimi fark ettim. Kaldığım yeri buldum. 6.Sezon'dan devam ediyorum. Ama bu haftaya kafa olarak biraz sıkıcı başladım. Salı günü iş çıkışı, Asude'de Dorukhan ve Ozi ile buluştun. İkisini de çok uzun zamandır görmüyordum.

8 Haziran'da yapılması planlanan İstanbul Electronica Fest, bazı fireler ile (Mesela Modeselector) 1 Eylül'de Suma Beach'e alındı. Çok uzun zamandır güzel müzikler dinlemiyorduk, Şampiyonlar Ligi ekibi ile bir aksilik çıkmazsa Pazar günü Kilyos'ta olacağız... O zaman, Mario Basanov dinleyecekler parmak kaldırsın?


Yaz'ın bitmesine çok az kaldı. Bu güzel güneşten ve ince tshirtlerden nasıl vazgeçerim bilmiyorum. İçimin bir yanı kışı da özlüyor. George Hogg'larımı, güzel Penti çoraplarımı ve deri ceketimi giyip Pazar'ları tek başıma "Sinema Günü" yapmayı özledim. Şu aralar Dexter baktığım için kitaplara ara verdim. En kısa sürede kitaplara geri dönüyorum, çünkü hepimiz çok iyi biliyoruz ki, kitap okumak güzeldir.


Yazımın sonunu, Lavazza'da keşfettiğim güzel playliste ayırmak istiyorum. Arada sırada aynı müziklere rastlıyorum ama benim sevdiklerimden çaldıkları gözden kaçmıyor. Onlarda biri de aşağıda, linkte. Fethiye'de 6 yıl yaşadım ve görüyorum ki, aranızda, Fethiye'yi tatil için gittiğinde sevenler olmuş. Cloud 9'da otururken bu şarkı çalardı. Ben Ölüdeniz yıllarımı, çalıştığım otelimi, Help Bar'da Soner'in ısmarladığı soğuk biraları, Bülent Abi'nin çaldığı müthiş Buddha Bar şarkılarını, Blue Lagoon'nun denizini, Kayaköy'ü, Sugar Beach'te kalabalıkla yaptığımız kahvaltıları, gün batımında Buzz'da içtiğim kahveleri, Çılgın pilot Atilla'yi, çıktığımız Babadağ'ı, kısacık kestirdiğim saçlarımın hemen üstünden uçan paraşütleri, herşeyi, herşeyi çok özlüyorum. Bu şarkı, o yıllardan kalan bi şarkı. Araya çok uzun zaman koymadan Ölüdeniz'e tekrar gitmek istiyorum.

Umarım güzel bir tatil ve güzel bir haftasonu geçirirsiniz. Bu akşam Galatasaray'ın bu seneki Şampiyonlar Ligi kuraları çekilecek, izledikten sonra Cansu ile buluşup Lavazza - Galata Meydan'da olacağız, yolu düşenleri bekleriz ^^ Sevgiler...

http://www.youtube.com/watch?v=HO0svGjVEP8

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder