20 Ağustos 2013 Salı

RISE AGAIN (*) - Ayvalık Tatili Yazıları

Başlıkta anlattığım gibi aslında herşey. Yeniden doğmak. Tekrardan kendine gelmek. Bir kez daha "olmak".

"Rise Again"
Benim tatillerim son zamanlarda hep son bir yıllık hayat telaşımın arınması oluyor ve çok temiz kafalarda dönüyorum nerede yaşıyorsam. Bu yıl tatilim, bir kaç üzücü durum dışında düşündüğümden iyi geçti ve müthiş güzel umutlarla geri döndüm İstanbul'a. Bunu hayat akışı içince çokca becerebilmek bir marifettir.


İstanbul'dan ayrılmadan önce çok tesadüf tanıştığım tatlı insan Pınar'a Tarçın kedisini emanet ettim. Gitmeden 1 gün önce uğrayarak evin yedek anahtarını bıraktım. Bu sayade kedişlerini gördüm. Ben olmadığım süre içinde sıkca evi kontrol edip Tarçın ile ilgilendi. Bir gün Pınar da tatile giderse, şu yukarda gördüğünüz haydutlar ile ben ilgilenmeye hazırım. Pınar Ablasına burdan çok teşekkür ederiz. Kedişler müthiş çok tatlı! Yolculuğa çıkmadan hemen önce, Grange'nin yeni kitabı Kaiken'i, Sebahattin Ali'nin efsane öyküsü Kürk Mantolu Madonna'yı (ghdgfd yorumumu birazdan yazıcam) ve Yusuf Atılgan'nın Aylak Adam'nı yanıma alarak düştüm Ayvalık yollarına. Burada beni karşılayan, hafif pembeden griye kırık güzel Ege sabahını anlatmaya çalışsam bir tercüme bulamayacağım. 5.50 'de Ayvalık'a bir enkaz gibi girdim ama bu renklerle karşılaşmak, yaşayacağım 20 günlük tatilin belki de en güzel anıydı. 




Çok erken evde olduğum için, annemin yanına kıvrılıverdim, uyandığımda Annem kahvaltı hazırlarken ben de bir süredir görmediğim kuzenim Özkan ile çoktan goygoya başlamıştım. Tuna ehliyet kursu nedeni ile 2-3 gün İzmir'den geç geldi. Bir ara balkona çıktım, maviler arasından ton beğendim ve denizi izledim biraz. Yazlıkçı gibi hayat yaşıyorum bir süredir ve artık iyice özlüyorum kışın bu tonları. Kahvaltıyı şu yukardaki güzel manzara eşiliğinde yaptım 20 gün boyunca. 

Bir kaç gün evdekilerle vakit geçirdim, o sıralar Ayvalık'ta tatlı-sert rüzgarlar vardı. Kitap, müzik, uyku derken, attım üstümdeki miskinliği. Annemin becerikli mutfağının üstüne ve gelmeden siparişini ettiğim Ege mezelerinin üstüne çöktüm. Sınır koymadan ziyafet çektim sayesinde. Ayvalık bölgesi, o güzel tuzlu denizinde yetişen, basit pişirme teknileri ile leziz şaheserler yaratacağınız deniz otlarına sahip. Bunun yanında artık her meyhanede çok sık rastladığımız mezeleri, en taze sebzeler ile Ayvalık'da yiyebilirsiniz. "Must Do" listenize ilk koyacağınız şey, kesinlikle börülce çeşitlerini denemek olmalı. Pekiiiii, siz hiç denizden çıkan, deniz börülcesi gördünüz mü? : ) (Sol alt- sol resim)




Deniz sezonunu bir kaç gün dinlendikten sonra açtım. Temmuz'da Sarımsaklı denizi soğuk olur ve ben hiç olmayacak kadar soğuk denizi severim. Tatilin son 1-2 günü ısı inanılmaz artmıştı. Hamam suyu gibi denize gerçekte kim girmek ister ki? Bizim buralarda "çivi gibi" diye tabir ettiğimiz mükemmel Sarımsaklı denizinin günlerce keyfini sürdüm. Güneş çok güzeldi. İstanbul'a dönerken, adeta bir Gülşen, bir Eda Taşpınar kıvamında döndüm. Bronz,kaprisli ve mutlu: ) Kalış tarihlerimde üniversiteden sıra arkadaşım, güzel dost Kaya'nın Sarımsaklı'da olması ayrı hoş oldu. O'nun tayfayı uzaktan tanırdım, benim tatilimin uzun olması sayesinde tayfa ile daha çok vakit geçirdim. Güzel ortamları ve plaj ağırlamaları için Kaya, Onur, Selen, Serdar Abi, Simge, İrem, İsmail ve Can'a selamlar...

soldan sağ: Onur - İrem - Serdar Abi - Selen - Silvia - Kaya
Arife gününden bir gün önce, bloguma da çokca misafir olan Almanya'daki kuzenim Nihan'nın trafik kazası geçirmesi bizi acayip üzdü. Kendisinin kırıkları vardı ama yanında oturan diğer kuzenim Sinan, -erkek kardeşi oluyor- sol ayağını kaybetti. Şimdi bunları çok sakinca yazıyorum ama 1-2 gün hiç uyuyamadım ve evde hava korkunç üzücüydü. Arabanın enkazına bir Alman haber sitesinde rastladıktan sonra, şuan ikisinin de hayatta olmasına çok seviniyorum. Sanırım aksi bir yıkımı asla kabullenemezdim. Asla. Günler içinde oradan güzel haberler aldık. İkisi de şuan çok iyi ve tedavileri devam ediyor. Nihan'nın da dediği gibi, yeniden doğmak bu olsa gerek. Bayram da bizim için onların iyi olduğunu bilerek ve haberlerini almaya devam ederek geçti. 

Ayvalık ve Cunda ziyaretlerimin dışında pek bir aksiyona katılmadım. Sarımsaklı ekibi zaten çok iyi olduğu için tekne turu fikrini bile eledim. Bol bol Ege'nin Laciverti hashtag'ini doldurmaya devam etti. Bu arada arkadaşlar, Kaya'nın da bazı resimlerde bu hashtag'i kullandığını gördüm. :) Bu resimler bana ait değil ama albüme neşe katmış :) Biraz aralara çerez oldular ama iyi oldular, minnoşların hepsini çok özledim şimdiden. Tatil sırasında bazı arkadaşlarla Ayvalık'ta rastlaşmışız. Ancak onlar, İstanbul'da 2 sokak üstte oturup, oradayken bile aramayıp sormayıp, Ayvalık'a geldiklerinde ise bana varoş ergenler gibi sms attılar. Benim çok umrumda olmadı. Böyle şeyleri hiç sevmediğimi aslında çok iyi biliyorlar. Sms de bir tercih meselesi demek ki.


Tatilimin son akşamında Süper Kupa maçı vardı, hatta maç var diye, dönüş tarihimi değiştirmiştim. Tuna ile evde çekirdek-bira-bağrış-çığrış ile izledik. Geçen sene, Ekbir'deki Beşiktaş - Galatasaray maceramızdan sonra evde izlemenin isabet olacağını düşündük. Bu sene de orda olsaydık, net olay çıkardı. Drogba'nın güzel bir kafa golü ile açılışı süper kupa ile yaptık. Emirates Cup'ı hiç anlatmıyorum bile... Bu takım bu yıl esecek dostlar. Dönmeden hemen önce Tuna'ya yemek sözüm vardı. Abla - kardeş Cunda'da yemek yedik, gezdik ve kahve içtik. Taşkahve severler olarak kahvesini içmeden dönmedik. 


Dönüş günü çok garip bir şey geldi başıma. Biletimi normal şartlarda 837 kez kontrol ederim ama biraz tatil gevşekliğinden olacak ki saatini farklı hatırlayarak garaja gittim. Babam yanımdaydı. 5 dakika bekledikten sonra elim biletime gitti ve az önce kalkan otobüsün benim olduğunu fark edince kısa bir şok geçirdim. Aracın henüz Ayvalık'tan çıktığını öğrendik ve canım babam beni araba ile 20 km ilerdeki otobüse yetiştirdi. Böyle bir dangozluğu nasıl yaparım bilemiyorum ama yine babam sayesinde üstesinden geldim. Hakkını nasıl öderim bu adamın hiç ama hiç bilmiyorum.  

Döndüğümde her yıl olduğu gibi sitemkar bir karşılama yaptı Tarçın. Çok özlemiş beni. Pınar Ablası tabiki ilgilenmiş olmasına rağmen beni aramış hep gözleri. Karşılaşınca sevişip koklaştık. Sanırım ben artık büyük bir "Tarçın'nın pofuduk göbeği" aşığıyım. Oradaki koku, anlatılmaz yaşanır.... İş haftasını ise bütün gün evde şarap içerek bitirdim. Tatil modumdan çıkmakla çıkmamak arasında kalmıştım. Zaten Tarçın'ı da çok özlemiştim. Hafta ortası, arkadaşın düğünü için ayakkabı bakmaya gittiğim Cevahir'dan sadece 2 şişe kırmızı şarap ile eve döndüm. Cumartesi günü aradığım ayakkabıyı buldum. Pazar günü de dahil, maç gününe kadar alkolsüz bir günüm geçmedi. Güzel güzel uyudum bütün bir hafta boyunca : ) Bu arada şirince şaraplarına Migros'ta rastlamış olmam beni inanılmaz mutlu etti. Sanırım kışın nasıl kombiden tasarruf edeceğimi buldum arkadaşlar njkgghfgnfhfhkj 




Bu güzel ayakkabıyı ve ondan öncesinden bu güzel kitapları alarak kendimi biraz şımarttım bu hafta. Çünkü kışa doğru artık tatil parası biriktircem. Nasılsa maçlara da para vermiyecem için, iyi bir bütçe hazırlamaya karar verdim. O yüzden alışverişleri bu kış biraz erteliyorum. Bu pazar sabah, üst katıma taşınan ve ismine bu blogta rastladığınız Fati @coksuperim arkadaşı kahvaltıya davet ettim. Apartmanımız resmen feno apartmanı oldu kjdaksja, Kahvaltıda sohbet ettik bol bol. İyi ki taşındı, artık kışın daha çok zaman geçireceğiz ve ortak dostlarımızı ağırlayacağız sık sık. Pazar akşamı Cansu ile buluştum. Asude sözümüz vardı. O gece paramparça eve geldik. Çok uzun zamandır bu kadar güzel eğlenmemiştim. Cekin, Line'da çıkmaya başladı, gece sonu ziyaret ettik.Pazar günü sanırım artık bir daha bu kadar alkol almam.Akşam 7'de içmeye başladığımızı düşündüğümüzde, Mardin Otogar'nda uyanmamış olmamız büyük talih.


Gelelim kombineye... Tatil süresince eli kulağında otelden haber bekledim "geldi miiiii" diye ama güzel bir zamanlama ile benim gelişimden sonra otele ulaştı ve kaybolma kaygısını yaşamamış oldum. Neredeyse stada gidip teslim alacaktım ama buna gerek kalmadan ben tatilden döndüğüm iş haftasında yani geçen Perşembe kargo ile teslim edildi. Çok karışıklıklar olmuş. Bu durumdan kayıpsız ve zararsız sıyrıldım. İlk hafta maçımız içerde Pazartesi (dün), Gaziantep ile oynadık. Ben kendi koltuğumu bulduktan sonra Basket maçı biletlerini temin eden kadim arkadaş (@jasinovic) Yasin''nin yanına geçtim, ne güzel tesadüf onlar 2 blok yanımdalarmış. Maçı birlikte izledik. 2-1 biten hareketli bir maç oldu. Wesley ona yakışır bir gol attı. Bu blogta maç yazılarıma çok sık rastlıyordunuz arkadaşlar. Ki ben, kuafördeki sir ağda randevusunu iptal edip, son dakikada, kan ter içinde Nevizade'ya maç izlemeye yetişen bir kadındım ama bu kombine beni çok bozacak. Sonra yok ben bilmiyorum, duymadım, bunun bıyıkları var, zaten erkek gibi, İstiklal'de maç sonrası halay felan çekiyo demeyin. Ben baştan uyarayım.

Bu yazı, tatil yazısından ziyade tatil ve sonrasının yazısı olmuş. Buraya gelmedikçe özlüyorum. Tatil nedeni ile araya zaman girdi ama çok arayı açmiicam artık. Aklımda yapmak istediklerimden önce okumak istediklerim geliyor şu sıralar. Bir kaç kitabı eleyerek, yeni aldıklarımı okumaya karar verdim. Bu boğucu sıcak havaları, evde ve Galata'da kitap okuyarak geçiriyorum. Bu Pazar yine gittim. Ayvalık'tayken orayı öyle özlemiştim ki, Cansu ile buluşmadan önce, oraya zor attım kendimi. Bıraktığım gibi Meydan. Samimi, kalabalık ve meraklı. Ben bir kahve söyledim ve Lavazza'da çalan güzel Angie Stone müziklerinin keyfini çıkardım. Ve, yokuşu yürüdüm yine dönüşte... 


Bu şehri, şehirle yaşamayı seviyorum. İçindekiler, kıyısındakiler, yerin altındakiler ya da altına koyduklarım. Hepsi ile birlikte. Bir bütün. Her yeni gelişimde, her dönüşümde, İstanbul sanki beni tekrar doğuruyor. Bu hisse giderek aşık oluyorum. Şehirin sınırları dışında kalan ise, benim de sınırlarımda kalıyor. Bu şehrin dışında kalanlar gelmesinler, istemiyorum. Kürk Mantolu Madonna Maria Puder'ın da dediği gibi, "naapim kuzum, ben de böyle biriyim işte." 

Sevgiler, iyi haftalar...

Ps: Tatilde güzel bir playlistim vardı. Çabakçor'un yeni şarkısından etkilenerek bu başlığı kullandım. Deneyin. Yeniden doğmak çok güzel. https://soundcloud.com/doguscabakcor/dogus-cabakcor-ft-elif-rise-2 (*)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder