16 Temmuz 2013 Salı

Zamanımız Az, Sevişmek Gerek

Zamanımız az, sevişmek gerek. Ben şuan yaz mevsiminin tadını çıkartıyorum. İstanbul'da yaz mevsimi ile ruhumu seviştiriyorum. Bu yalnızlığı sevmeye devam ediyorum. Bu durum yaz mevsiminin güzelliğine doğrudan etki ediyor, güzel ödüllendiriyorum kendimi. Bir kaç haftadır iyi tembellik yaptım ve bunu bozayım dedim. 

Bir önceki Pazar... Galata'ya indim... Yalnız değildim, bu seferlik. Kahve içtik, güzel Galata Kulesi'ni izledik. İnsanlar, hafta sonu sakinliği, düşünmek zorunda olmadığım dertler, İstanbul. Bir kez daha aşık oldum kendime. Cumartesi de nasıl geçti hatırlamıyorum, çabuk geçti, güzeldi. Lavazza'yı seviyorum.


Bu Pazar, çok uzun zamandır yapmayı istediğim ziyaretleri yaptım. Bir akşam önce kafamın çok iyi olmasına rağmen sabah erkenden uyadım. Sırt çantamı doldurdum, Müzik, kitap, gezi notlarım, defterim, kalemim... Kahvaltıyı yol üstünden bir şeyler ile geçiştirdim. En sevdiğim şeylerden biri de Kabataş'tan tramvaya binmek. Tramvay ile Sultanahmet'e gittim ve Eski Şehir'i gezdim. Kışın aldığım müzekartı İstanbul'da kullanmamanın pişmanlığını yaşıyordum. Süresi bitmeden değerlendirmek istedim. Pazar günü o çok sevdiğim yaz güneşinde bir kaç yer dolaştım. Her şey ama her şey tek kelime ile muhteşemdi. 

Bir misafirin bıraktığı İstanbul notlarını elime alarak kısa bir güzergah belirledim. Zaman yettiği kadar gezdim. Saat 7 idi ve ben yine yalnız, sırt çantalı ve müthiş keyifli bitirdim günü. Bu yerleri gezmenin en keyifli tarafı da rotayı kendinizin belirlemesi ve tek başına olmanız. Çünkü bence sürekli size yetişmeye çalışan ya da dikkatinizi dağıtabilecek ihtimali olan birilerinin yanınızda olmasındansa yalnız olmanız daha hoş olacaktır. Gezi esnasında işinize yarayacak bir kaç bilgiyi yazmak isterim. Ama bu mekan gezileri için mutlaka profesyonel bir rehberden yardım almakta fayda var. Bence siz alın. Ben biraz da o atmosfer ile başbaşa kalmak ve eskinin bana hissettirdiklerini tek başına yaşamak için tercih etmedim.

























İlk durağım Ayasofya (Hagia Sofia) oldu. Müzekart geçerli, Kapısından da 1 yıllık Müzekart temin edebiliyorsunuz. Resimde yarısı çıkmış. Minibüsler ile seyyar gişeler kurmuşlar. Fiyatı hala 30 Lira. Ayasofya 9'da açılıyor, 5'e kadar ziyarete açık. İçerisi ise büyüleyici, çok mistik. İkonlar dün gibi duruyor. Sütunlardan başınız dönüyor. Işık harika. Üst katı da var, bir kısmı renovasyon içinde, iskeleler pek hoş durmuyor ama kimin umurunda? Benim değildi. 20 dakika oturdum içerde. Dinledim. İzledim. Yaklaşık 1 saat kaldım. Yıllar arasında gittim geldim. Binlerce yılı aynı anda yaşıyorsunuz. Kusursuz bir yapı. İnsan, insanlığı ile gurur duyuyor. Eğer tekrar ibadete açılırsa üzülürüm. Böyle korunmalı. Biraz da heyecandan sanırım, Enrico Dandolo anıt mezarını ziyaret etmeye unuttum. Bu yaptığım gezinin yakında 2.bölümü olacak, o zaman bu mezarı da ziyaret edip, Dan Brown'nın Inferno'sunu anmış olacağım. İstanbul Arkeoloji Müzesi'ni, Kapalı Çarşı ve Kariye Müzesi'ni, 2. gezinin şimdiden programına aldım.  

Yerebatan'a yani bir diğer ismi ile Basilika Sistern'e geçtim. Hemen Ayasofya'nın karşı kaldırımından girişi var. Çok görmek istediğim Medusa büstünü gördüm. Sarayın içinde, yürüme yolunun en sonunda. Bakıldığı zaman insanlar taşa dönüşmesin diye ters konulmuş (kafaya gel). Gözyaşı sütunu çok enteresan, sürekli su sızan bir anıt düşünün. Yerebatanın dışında kalan, cadde üstünden Milestone 'u da unutmadım. Bizans döneminde mesafelerin ölçümü için referans noktası olarak alınıyormuş.

Sultanahmet Camisi ziyaretim tam da öğle vaktine denk geldi. Bahçesine oturup biraz hocayı dinledim. Etkilendiğimi söyleyebilirim. İçeri girerken standart ibadet yeri kuralları var ve gidecekseniz bunlara dikkat edin mutlaka. Yoksa pek de estetik olmayan ameliyat önlüğü renginde örtüleri belinize kafanıza dolamak zorunda kalıyorsunuz. Neyse ki ben bunu bildiğim için tedbirli gitmiştim. Ayakkabılar mutlaka çıkıyor. Ramazan nedeni ile biraz daha kalabalık ve daha hisli bir ortam var. İçerde de biraz hocayı dinledikten sonra çıktım. Dinlediğim kısımdan aklımda kalanlar islami hayatta 5 S kuralıydı. Teknolojiye de değindi ben tam oradayken. Zaman bilim ve teknoloji zamanı, elbette çocuklarınız da siz de bu dönemin getirdiklerinden sonuna kadar faydalanacaksınız ama iletişim çok önmli ve hiç olmazsa tüm bu getirilere günde 1-2 saat ara vererek ailenizle sohbet edin ve ibadet edin dedi. Konuyu Gezi'ye bağlar şimdi benim şansıma diye düşündüm ama yok, aile içi iletişime biraz daha dini perspektiften baktı, o kadar. Kafa açtım, tamam susuyorum...


Topkapı Sarayı. Burası kesinlikle en az 2 saatinizi alıyor. Düşünsenize 7 kıtaya sahip Dünya'nın en güçlü imparatorluğunun yönetildiği saray burası ve adamlar aç kalsa da kuyruklarını hep dik tutmuşlar, keyiflerinden ödün vermemişler ve o pırlantalı kaplardan su içmeye devam etmişler. Biri de çıkıp, "bir tanesini okutup, önümüze bakalım" dememiş. Arkadaşlar gerçekten boş kafa ile yapılacak şeyler değil bunlar.... Başka dicek bişiyim yok, çok etkilendim. Çıkışta nereden estiyse ve bana önceden çok kıro geldiğini düşündüğüm tuğra motifli, Topkapı Sarayı hatırası Swarovski tasarımı bir kolye aldım. Bu saray ziyaretinde gözüme çarpan ve aklımda kalan tek bir şey var ve hakikatten "koca tarihi gezdin aklında bu mu kaldı" diceksiniz arkadaşlar ama yazmadan edemicem...

Sarayın içinde çeşitli salonlar var ve her salonda farklı şeyler sergileniyor. Hanedan portrelerinin olduğu salonda kitaplardan görmeye alışık olduğumuz tablolara rastlıyorsunuz. Çoğu padişah portresi. Bir takım kaynaklarda üstü kapalı bahsediliyor ama portreleri dakikalarca inceledim ve bu gerçekle yüzyüze gelmek beni bir kez daha şaşırttı. Arkadaşlar bence bu adamların çoğu geydi. Burada cinsel ayrımcılık yapmıyorum tam tersi cinsel tercih açısından saygı duyarak yazıyorum ama müthiş bir tarzları var. Kıyafetler, motifler, eşyalar, yaşam tarzları, zor beğenmeleri, parayı ve toprağı daha çok istemeleri, kaprisleri ancak efemine bir hayatın detayları olabilir. Düşünsenize, marka bir saat yada spor bir arabadan öte ne beklentiniz var şu hayatta? Hanginiz sevdiğinizin giydiği tshirtün rengine dikkat edip, "Aa sen bunu yeni mi aldın hayatım, daha önce giymemiştin" diyorsunuz? Demiyorsunuz. Erkek üç bin yıl öncede davardı özüne baktığınızda. Ama bu ihtişamlı hayattan artık bir beklentisi kalmamış bu devlet adamlarının, sarayın mahsenlerinde oğlan çocuğu kovaladığı fikri bana artık çok sıcak geliyor. Her neyse, uzatmıyorum, tablolar beni çok etkiledi. Tipleri de beni çok etkiledi ve arsızlıkları beni çok mutlu etti. O zamanın şartlarındaki ihtişam bile gözümde ikinci sıraya düştü, acayip hayatlar yaşanmış vesselam. Respect.



Cansu ile baharda İtalya yapalım diyoruz. Bence güzel olur. Venedik, Milano, Floransa, Roma, Napoli... Trenle güzel seyehatlar, güzel İtalya şarapları. Konaklama da ucuz zaten. O yüzden güzel bu rüyayı şimdilik buraya not ediyorum. Tekrar bu rotada görüşmek üzere...

Bu sıralar yapmamam gerektiği halde tatil öncesi çok para harcadım yine. Aslında verdiğim para kitaplara ve kültüre oldu :) Dün D&R'den bi kitap daha aldım ama bir lokmada okuncak bi kitap belli. İsmi "Başkasını seviyorum." Türk bir yazar. Doğan Kitap'tan çıkmış, yazarın ismi bile aklımda değil, ancak giriş cümlesi beni çok vurdu ve hemen aldım. "Başkasını Seviyorum. Bu cümleyi karıma söyledim, yemekten sonra tatlı tabağını hazırlıyordu. Başkasını Seviyorum. Sofrada bardağı uzatır mısın? der gibi çıktı ağzımdan." Bence giriş yapılacak en iyi anlatımlardan bir tanesi olabilir bir kitap için... Hanginiz bu hayatta bu kadar açık sözlüsünüz ki? Hanginiz korkak, güvensiz değilsiniz ki? Hiç biriniz. Hem de hiç biriniz.


Veee, 1 yıldır beklediğim o güzel yaz tatili geldi çattı. Haftaya bugünlerde valiz hazırlıyor olucam. Tuna için geliş-gidiş tarihini bile değiştirdim, 11 Ağustos'ta süper kupa maçımız var. Bu nedenle gidiş tarihi 12'sine aldım. Kardeş birlikte seyredelim diyince biletlerimi güncellettim. Bu yaz Ayvalık'ta Felipe Melo gibi uzun uzun, yayarak tatil yapıcam. 18 Gün. Hıımm. 18.. Aabi ne biliyim ya... Benim 18 günlük bir valizim bile hiç olmadı.

25 Temmuz - 12 Ağustos tarihleri arasında Blog'uma ismini veren Lacivert'te olacağım arkadaşlar. Instagram'dan #egeninlaciverti hashtag'i ile Ayvalık'ın o güzel zeytinyağlı yemeklerini, mezelerini, deniz otlarını, tutkuyu, yaz mevsimini, güneşi, aşkı, kumu ve çektiğim tüm güzel resimleri izleyebilirsiniz. Döndükten sonra "Tatil" yazısı ve tüm notlar burada. Herkese iyi haftalar :) Tatile gideceklere şimdiden iyi tatiller, İstanbul'da kalacaklara ise.... aklıma bişi gelmiyor :)

http://youtu.be/Xmjb1shvqMg

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder