22 Temmuz 2013 Pazartesi

Rüya

Uyandığımda aklımada tek bir şey vardı.
Sen.
Gördüğüm rüya.

Çocuk aklınla gelip rüyalara giriyorsun ya...
O çocuk aklınla. O umursamazlığında. Gelip arsızca geceme giriyorsun.
Tanıdık bir köşe. Önünden çokca geçtiğimiz.
Taksim'den yürürken o köşedeki İtaliano Cafe'nin önünde bir rüya işte.
Neden orası bilmiyorum.
Kareli masa örtüleri gözümün önünde.
Metal ibriklerde zeytinyağ, masalarda bekliyor.














Yağmur çiseliyor, hava ılık. İşten çıkmışım sanırım ama nedense gündüz.
Elimde şemsiye. 
Karşıdan geliyorsun.
Yaklaştıkça gözlerimi sana kitliyorum, beni görüyorsun.
Senin de elinde bir şemsiye. Yanıma iyice yaklaştığında ise, ilk sen soruyorsun hatrımı.
-A naber, nasılsın? 

O ses.
Tını.
O çok sevdiğim tını.
Umursamazlığın yine.
Yuvarlak yüz hatların. 
Beyaz dişlerin.
Yüzündeki o çocuksu ifade.
Gözlerinde ilk gördüğüm pırıltı.
Beyaz tshirtün, bisiklet yaka.
Siyah uzun saçların.
Ellerin. 
Hepsi gerçek gibi.
En çok da buna üzülüyorum.
Hepsi gerçek gibi.
Hepsi.

-İyim sen nasılsın.
-Ben de iyiyim, herşey bildiğin gibi işte. 

Gözlerini kısarak kısa konuşuyorsun. 
Elindeki şemsiyeyi kapatıp, benimkinin altına sığınıyorsun. Çünkü bana sarılıyorsun. 
Sıkıca bırakmıyorum seni. Neredeyse aynı boyda olduğumuz için tüm bedenimle sarılabiliyorum sana.
Dünyalar benim.
Sanki sokaklarda kimseler yokmuş gibi.
Kokluyorum istemsiz saçlarını. Çok özlediğimden belki.
Sarılmayı kesip, suratına bakıyorum, tepkini merak ettiğim için....
Gülümsüyorsun.

Benim soracaklarımın çok olduğunu biliyormuşcasına, buna fırsat vermeden, Neden aramadın? diye soruyorsun bana.

Neden aramadım?
Neden aramadım?
Neden aramadım?
Neden aramadım?
Neden aramadığım umrunda olmadığı için aramadım. 

Diyemiyorum.

Yağmur yağıyor.

Aklıma kaçırıyorum. 
Uyanıyorum.
Çok mutsuzum.
Çok.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder