8 Temmuz 2013 Pazartesi

Ölü Yokuşlar

Bugün öyle gelip gitti bir ara. Sadece 1-2 dakika gördüm hayatımda onu. Böyle sitemli olması canımı çok sıkıyor sanki ben kalp kırmışım gibi. Şimdi kendime soruyorum, değdi mi? Yoo, değmedi. Mücadele vermedim çünkü ondan bekledim mücadele vermesini. Ummak çok eskide kaldı. Eskidendi gözlerinin içindeki parıltıları aramak. Aradığım zaman bulduklarım. Onları seviyordum. Cidden. Hafifçe gözlerini kısarak kısa sorular sorardı. O sırada gözlerinin içi bile benimle konuşurdu. Sanırım kendisinden çok, gözlerinin gösterdiği şevkate bakardım, orada mı değil mi diye. Kelimelere dili dönmezdi, dönerdi ama biraz değişik konuşurdu. Hafif omuzları düşerdi yürürken ve sessizdi. Düz renk, baskısız şeyler giyerdi. Ayakkabılarımız aynıydı. Bakar bakar gülerdik. Galata'ya inerken yokuş üstünde, bileğimdeki nazar boncuklu sarı bilekliği tamir ettirmiştik bir dükkanda. Sora sora bulduk yapılan yeri. Yaptırdıktan sonra çok mutluydum. Döndüm, dedim ki, "iyi ki aklıma girdin, bu bilekliği çok seviyorum." O da cevap verdi; "sen mutlu olunca ben de mutlu oluyorum."

Sitem ettiğim şeylerle kaldım o yokuşta. Ne inebiliyorum, ne çıkabiliyorum. Kaldırımda oturuyor saaki ruhu. Arada Galata'ya inip, yanıma gelmesini bekliyorum. Orda olduğumu bilir, "yanına gelicem, seni görmeye" derdi. Şimdi haftalardır Galata'ya gidiyorum. Her Pazar. Tek başıma. Gerçekte var değildi sanırım. Bilmiyorum, aklımı kaybedicem sanırım. Aklımı kaybedicem. Aklımı kaybedicem. Aklımı kaybedicem.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder