22 Nisan 2013 Pazartesi

Tribüncü Hatun mu? Mutfak Master'ı mı?

İkisi de değil arkadaşlar. Çünkü Tribüncü Mutfak Master'ı. Bu işleri beceremezdim. Eskiye nazaran hem tribünüm iyi hem de artık bir kadın gibi mutfakta bişiler yapmaya felan çalıyorum :))) Bu bir gelişme...

Bu hafta garip bir hafta çünkü Pazartesi görünümlü bir Cuma yaşadık bugün. Belki tam tersi. Cuma görünümlü Pazartesi. Ama eğlenceli bir hafta sonu oldu bize. Bahsini ettiğim Elazığ maçına gittik arkadaşlar ile. Çok da güzel tesadüfler oldu Arena'nın Arka Bahçesinde, hepsini anlatıcam.

Perşembe günü Buğra ile Brew Coffee hayallerimizi erteledik çünkü hava hem soğuktu hem de işlerimizi ayarlayamadık. Galiba önümüzdeki hafta içi yapacağız. O yüzden şimdilik Eminönü ve Balat diyemiyorum. Cuma enteresan bir hızla raporları bitirip, güzel Nevizade birasının kokusuna doğru bizimkilerin yanına gittim. Cuma gününe hep maç koysun TFF, ben de raporları erken bitireyim, iyi oluyormuş öyle :P Biletleri ayarlamışlardı sağolsunlar. Baytuğ'ya burdan teşekkürlerimi gönderiyorum. Eyvallah Baytuğ. Her ne kadar Cumartesi tekrar görüşemedik ama bence son haftaların eğlenceli tribünlerinden birini yaptık. Stada girmeden önce Store'un kapısında onları beklerken ultrAslan'dan bir dostumla buluştuk. Sakarya uA'dan olması biraz işi bozsa da güzel hatrı ve ilgisi için ona teşekkür ediyorum :) Saol Ceyhun. Tabi biz goygoy yüzünden resim çekmeyi büyük unuttuk, sonra çok kızdık kendimize. Burdan O'na da selam ve sevgilerimi gönderiyorum. Bu haftaki Sakarya kadrosu iyiydi, Sivas maçına NET bozmasın  :)))) Manşetten vericem resimleri. 


ŞehirveOtel.com portalının dergisi çıkıyor. Bir köşe kaptım. 15 Mayıs'ta bir yazı daha vericem. Haziran'da dergi köşesinden iyi bir vuruş deniycem. Gol Olur.

Bu sosyal medya enteresan bir yer arkadaşlar. Birden sanki "ulan adam resmen benim düşündüğümün aynısını düşünüyor" dediğin insanlar seni takip etmeye başlıyor ve seni tanımaya başlıyorlar. Store'un kapısında beklerken, bayaa genç bir çocuk bana dönüp; "Silvia mı?" dedi. Evet dedim. Dorukhan ile geçmişte bana Madrid maçını kazanırsak totem için yapmayı planladığı güzel bir jesti vardı ama hiç görmediğim birinin çıkıp, beni koca ASY ARENA'da tanıması ayrı sürprizdi. Çok hoşuma gitti. Selamlaştık ve ayak üstü belki sadece 5 dakikada biiiiiir sürü şey hakkında konuştuk. Takım, dahası "Endüstriyel Galatasaray" hakkında gerçekten bildiği şeyleri olan, gözleri pırıl pırıl bu gence de burdan selam çakıyorum. Eminim gelecekte bu fikirleri tartışacağımız bir zaman dilimi olacaktır.

Arena'nın tribün içi merdivenlerini bilen bilir. Ben sigarayı tam anlamı ile bırakmış biri değilim malesef. Yanımdaki adamların hiç birinin içmemiş olduğunu da göz önünde bulundurduğumda, maçın başlamasına 10 dakika kala, ciğerlerimi basamaklarda bırakarak Batı'nın çatısından maçı seyretmeye başladık. Ocağın sönsün Winston Slim. 


Maç başladı ve son 5 hafta dediğimiz o kritik periyodun ilk galibiyetini aldık. Henüz 2. dakikada Burak'tan gelen gol; Melo'nun dönen topudan kaleci ile karşı karşıya kalması ile oldu. İki takımında tartışılabilir stoper zayıflığı maçta gözle görülüyor. Dany enteresan bir hata ile karşı tarafa 1 gol imkanı verdi. Durum 1-1 iken Elazığ biraz ümitlendi ve bir kaç pozisyon denedi. Bunları konuşurken maça imzasını atan adam yine Didier Drogra oldu. Maç 3-1 bitti. Ben maç öncesi metroda "of Drogba'dan güzel goller seyretsek iyi olmaz mı?" diye desdur çekmiştim ve bizi elimiz boş göndermedi Arena'dan. Müthiş 2 tane golünü canlı izledik. Bir Elazığ maçı olmasına rağmen hala aklıma geldikçe büyük mutlu olduğumu itiraf etmeliyim. İyi ki varsın Drogba. Ertesi gün Instagram hesabında bir grup Galatasaraylı taraftarın resmi paylaşarak, altına şu iletiyi girmiş; "Looks like somebody is gonna be champion sooooon." Maç sonrası eve zor attım kendimi. Yine de haftaiçi maçları zor iş vesselam. Arena'nın bu güzel panoromik görseli ve diğer resimler de bana ait. 

Cumartesi günü, bir süredir otelimizde kalan tatlı misafirimiz Nancy'yi uğurladık. Tekrar gel Nancy. Çok memnun olduk^^ Akşamında ise, Buğra ile şu Radiohead, Coldplay felan çalan efsane dürümcüye gittik. Arkadaşlar dürüm Allah olmuş, konuşuyor. Öyle güzel yapıyorlar ki, gerçekten tapabilirsiniz. Tavsiye ederim. Dürümler 5-6 lira bişi. Burası. 


Küçük Beyoğlu'nun arkasında biralarımızı içerken bize katılanlar oldu. Ordan Babylon'un sokağına geçtik. Orda da biraz sokak birası ile takılıp, Ali'yi beklemek üzere Tomtom'a bakalım dedik. Niyetimiz Chunk'a gidip biraz kaliteli elektronik müzik dinlemekti ama saat ilerlemesine rağmen programı başlatmadılar. Ali'nin gelmesini Garaj İstanbul'un sokağında beklemeye karar verdik. Neden o sokağa girdik, orda neden oturmak istedik bilmiyorum. Sokağın bir enerjisi olduğunu itiraf etmeliyim. Think Free'den Buğra ile tanıştım. Hayatıma 2. bir Buğra daha girdi. Hayatımda yeterince Can ismi var. Bir sürü. Buğra'ların sonu da onlara benzemez umarım. Ordan Bronx'a gidip Cekin dinledik. Sonra evlere dağıldık. Kaç Cumartei 3-4 gibi eve dönüyordum. Bu sefer makul bir zamanda geceyi bitirdim. (İç ses : Yaşlanıyorsun...) Cekin' i dinlediniz mi? Bence dinleyin. Cumartesileri Bronx Dark Stage'te çıkıyorlar. Güzel şarkılar söylüyorlar. Pazar akşam Line'da programları vardı, ben gidemedim ama bir kareyi onlar için blogumda paylaşarak af diliyorum. Keep going Cekin! Loves!


Allah! diyen Pazar domatesi
Haftasonu yapılan güzel kahvaltıların ağzını burnunu yerim. Evdekiler için kahvaltıdan sonra ekler yaptım. Zaten o da ayrı bir olay oldu. Çok akıllıyım ya, banmeri usulü erittiğim çikolatının içine biraz bol olsun diye süt koyunca, koca bir tencere sosu, geri taş gibi çikolataya çevirdim. Beni tebrik edin. Sonra sinirlendim, tencereye kafa attım sonra annemi aradım. Telefonumda anneme kısa yol yaptım, bişiye basınca direkt onu arıyor. Aradım; "anne yaaaooo mik mik mik geri çikolata oldu buuu". Annemden efsena ayar: "Bi daha yap." Ve bir daha yaptım ama hiç istediğim gibi olmadı. Kocaman bir Nutella kavanozunu harcadım. Yaptıklarım biraz dinlensin diye dolaba koydum. Second Fail. Üstündeki sos yine dondu. Sonra çıkarttık, e artık yedik. Evdekiler beğendi ama ben uyuz bir surat ile odama döndüm, hazırlanmaya başladım. O sinirle kıyafet seçip saçlarımı yıkadım, Mahalle'ye Sosa'nın güzel yemeklerini yemeye gittim. Ve Pazar gününü de böyle enteresan bitirdim.

Bu hafta, yazının başında dediğim gibi 1 günlük bir tatil ile ikiye bölündü. Yarın 23 Nisan. Özel sektör çalışanlarının tatil kafasında olduğu bir gün. Günün anlam ve önemini, sistem bize unutturuyor yavaş yavaş. Yarın geç uyanıp kendimi kitaplara vereceğim bir gün olur muhtemelen. Buğra, Balık Pazar'ının orda eski bir kitapçıdan bahsetti. Ben kitapları her ne kadar sıfır tercih etsem de, eski kitapları karıştırmak çok ayrı bir hobi. Belki oraya gider, kafa dağıtırım biraz. Ve şu Sultanahmet ziyaretim. Geçen yazıda bahsettiğim...  Ama bununla ilgili sonra yazarım.  

Bu haftayı; "acaba benden aynı anda hem tribün hatunu hem de mutfak master'i olur mu? sorusunun cevabını arayarak bitirdim. "Öklörün çok kötö görönüyooo, sön gözöl mö yopton sonoyosun?" diyenler, buna vesile oldu. Canım benim yaaa... Ama benim bu konuda bir seçimim yok, olmayacak. Çünkü insan sevdiği şeylerden neden vazgeçsin ki?

Güzel bir şarkı ile yazıyı bitiriyorum. Yüksek ses ile ve uçsuz bucaksız bir maviyi hayal ederek dinleyin.  Bu adamı 8 Haziran'da #EFI2013 'de canlı dinleyeceğiz. Herkese iyi tatiller. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder