26 Nisan 2013 Cuma

Pardon...

Pardon bakar mısınız, tanışmış mıydık?
Sevmiş miydim ben sizi hiç, sevişmiş miydik?
Pardon daha önce konuşmuş muyduk?
Yürüyüp çıkmazlarda yorulmuş muyduk?
Yüzünüz ne kadar da aşina
Avcumun içine alıp öpmüş olabilirim
Gözünüz öyle uzak bakmasa,
Sizi tanıdığıma yemin ederim
Peki, bu şarkıyı hatırlar mısınız?
Pardon bakar mısınız, adınız neydi sizin?
Baş harfini göğsüme yazmış olabilirim
Pardon daha önce nerdeydiniz?
Geçtiğiniz yollara düşmüş olabilirim
Peki, bu melodiyi…
Hatırlarsınız…


24 Nisan 2013 Çarşamba

Kitap Okuyan Kedi

Siz hiç kitap okuyan kedi gördünüz mü? Ben gördüm. Gerçi, orda yazan gibi değil, bir kitap arıyordum,kitabı buldum. Kasaya gittiğimde ise kitabın 3 lira değil 20 olduğunu öğrendim, kitabı bıraktım ve bu şirin kedi ile tanıştım. Çok ürkek, kitapların üstünde pıt pıt pıt dolaşıyor ve anca bu kadar yaklaşabildim bu hanfendiye :) Sahaflar; balık pazarının içinde ancak fiyatlar çok sinir bozucu. Sinirlenemedim çünkü onların da durumunu anlıyorum ama size temin ederim ki; 15 lira,aynı kitap, orjinal, mis gibi kokan ve hiç kapağı açılmamış D&R kitabını 1987 baskısına tercih ederim. Üstelik adamın sinir bozucu esnaf mantığı ile "size 15 yapayım o zaman" demesi de cabası. Neden ilk başta 15 demiyorsunuz o halde? İşte bu yüzden butik satış kanallarını tercih etmek zorunda kalıyorum.


Sahaflardan sonra Dorukhan ile efsane buluşmayı yaptım. O gelesiye kadar hava mükemmel olduğu için ben evden sabah kahvaltıyı yapıp, biraz erken çıkmıştım, o sırada Mango'ya uğradım arkadaşlar ve o müthiş t-shirt'ü aldım. "However do you want me?" :) Gerçekten müthiş. Yanında da çok hoş, mercan - sarı - orange bir şal aldım. Kararlaştırdığımız gibi Cihangir'e gittik. Hava harikaydı. Ben de ne zamandır Cihangir'e gitmemiştim ki, orayı çok severim. Susam'ın güzel koltuklarında oturup sohbet ettik. Meğersem gelirken yanında bana yaptığı jesti de getirmiş, müthiş mutlu oldum. Benim de O'na Sivas maçı çıkışı Miss Pizza sözüm var. Bu jestin yanında çok sönük kalacak ama Pizza'nın Allah olduğu tek yer burası İstanbul'da, naapim:))) Cihangir'den sonra güzel havayı değerlendirelim dedik, yürüyerek Galata Kulesi'ne indik. Ben meydanı da ayrı severim. Lavazza'nın kahvelerini içerken kule dibinde muhabbete devam ettik, Galatasaray'ın olduğu güzel anılarını dinledim. Bir gün bir çocuğum olursa ve Galatasaraylı olmazsa gerçekten çok üzülürüm. Net evlat acısı. Dorukcum, güzel hediye için binlerce kez teşekkürler... 


Lavazza'dan kalkıp, Doruk ile vedalaşıp, Beşiktaş'a Ali'lerin yanına gittim. Sahilde oturup Cumartesi şarabı eşliğinde bayram kutladık. Arkadaşlar, nikahım olursa birgün, Ali arkadaşımız, halay başı olacak ve o hafta boyunca sosyal medyada ismini Ali Halaybaşınız olarak değiştirecek. Akşam, düğünde nasıl halay çekeceğini sahilde yürüken gösterdi bizlere. Tey tey tey diye de bağırcak.

Size 1 bombastik, 1 de üzücü haberim var. Bombastik olan; Tuna'nın bir ihtimal 16-20 Mayıs'ta İstanbul'a gelecek olması. Üzücü olan ise; gelirse 1 yıldır beklediğim ve Buğralar ile gitmeye karar verdiğimiz Chill-out Fest'i kaçıracak olmam. Zira 19 Mayıs festival tarihi, Galatasaray'ın 34.hafta son maçına denk geliyor. Tabi tarih değişmezse. Tuna burada olsa dahi festivale gidemeyeceğim, çünkü yine O'na vakit ayrımam gerekecek. Böyle de karışık bir durum. O yüzden kafamda deli sorularrr.

Geçen sene tam bu zamanlar açtığım, Grooveshark hesabımın bu derece önemsizleşip işe yaramayacağını tahmin etseydim açmazdım arkadaşlar. Geç de olsa, geç kalmışlığın pişmanlığını daha fazla yaşamamak için, SoundCloud'a geçtim. Güzel müzikleri, güzel setleri yine silvia olarak oradan takip edicem. Şahsen tanımadığım ama gelecekte illa ki tanışacağım Murat Ozan'nın şimdiden bir setini yakaladım bile. Buğra saol:))) Pembe festival saatim ile herşeye hazırım:)))

Bu hafta böyle enteresan bölük pörçük oldu, ofis işlerim bölündü, Cuma gününe araştırmam gereken bir kaç konu var ve şimdiden içim sıkılmaya başladı. Cuma'lardan nefret ettiğimi size söylemiş miydim? Duft Punk'ın son şarkısı ile yazıyı bitiriyorum. Arkadaşlar, track bu yıl ateş eder, katil olur. 

Sevgiler...


Pembe retro lastik saat: New Balance, şal : Mango ^^ Taraftar atkısı; Melo, Burak Yılmaz, Drogba, Elmander, Aydın, Sabri, Yekta, Emre, Semih  tarafından benim için imzalanmış...

22 Nisan 2013 Pazartesi

Tribüncü Hatun mu? Mutfak Master'ı mı?

İkisi de değil arkadaşlar. Çünkü Tribüncü Mutfak Master'ı. Bu işleri beceremezdim. Eskiye nazaran hem tribünüm iyi hem de artık bir kadın gibi mutfakta bişiler yapmaya felan çalıyorum :))) Bu bir gelişme...

Bu hafta garip bir hafta çünkü Pazartesi görünümlü bir Cuma yaşadık bugün. Belki tam tersi. Cuma görünümlü Pazartesi. Ama eğlenceli bir hafta sonu oldu bize. Bahsini ettiğim Elazığ maçına gittik arkadaşlar ile. Çok da güzel tesadüfler oldu Arena'nın Arka Bahçesinde, hepsini anlatıcam.

Perşembe günü Buğra ile Brew Coffee hayallerimizi erteledik çünkü hava hem soğuktu hem de işlerimizi ayarlayamadık. Galiba önümüzdeki hafta içi yapacağız. O yüzden şimdilik Eminönü ve Balat diyemiyorum. Cuma enteresan bir hızla raporları bitirip, güzel Nevizade birasının kokusuna doğru bizimkilerin yanına gittim. Cuma gününe hep maç koysun TFF, ben de raporları erken bitireyim, iyi oluyormuş öyle :P Biletleri ayarlamışlardı sağolsunlar. Baytuğ'ya burdan teşekkürlerimi gönderiyorum. Eyvallah Baytuğ. Her ne kadar Cumartesi tekrar görüşemedik ama bence son haftaların eğlenceli tribünlerinden birini yaptık. Stada girmeden önce Store'un kapısında onları beklerken ultrAslan'dan bir dostumla buluştuk. Sakarya uA'dan olması biraz işi bozsa da güzel hatrı ve ilgisi için ona teşekkür ediyorum :) Saol Ceyhun. Tabi biz goygoy yüzünden resim çekmeyi büyük unuttuk, sonra çok kızdık kendimize. Burdan O'na da selam ve sevgilerimi gönderiyorum. Bu haftaki Sakarya kadrosu iyiydi, Sivas maçına NET bozmasın  :)))) Manşetten vericem resimleri. 


ŞehirveOtel.com portalının dergisi çıkıyor. Bir köşe kaptım. 15 Mayıs'ta bir yazı daha vericem. Haziran'da dergi köşesinden iyi bir vuruş deniycem. Gol Olur.

Bu sosyal medya enteresan bir yer arkadaşlar. Birden sanki "ulan adam resmen benim düşündüğümün aynısını düşünüyor" dediğin insanlar seni takip etmeye başlıyor ve seni tanımaya başlıyorlar. Store'un kapısında beklerken, bayaa genç bir çocuk bana dönüp; "Silvia mı?" dedi. Evet dedim. Dorukhan ile geçmişte bana Madrid maçını kazanırsak totem için yapmayı planladığı güzel bir jesti vardı ama hiç görmediğim birinin çıkıp, beni koca ASY ARENA'da tanıması ayrı sürprizdi. Çok hoşuma gitti. Selamlaştık ve ayak üstü belki sadece 5 dakikada biiiiiir sürü şey hakkında konuştuk. Takım, dahası "Endüstriyel Galatasaray" hakkında gerçekten bildiği şeyleri olan, gözleri pırıl pırıl bu gence de burdan selam çakıyorum. Eminim gelecekte bu fikirleri tartışacağımız bir zaman dilimi olacaktır.

Arena'nın tribün içi merdivenlerini bilen bilir. Ben sigarayı tam anlamı ile bırakmış biri değilim malesef. Yanımdaki adamların hiç birinin içmemiş olduğunu da göz önünde bulundurduğumda, maçın başlamasına 10 dakika kala, ciğerlerimi basamaklarda bırakarak Batı'nın çatısından maçı seyretmeye başladık. Ocağın sönsün Winston Slim. 


Maç başladı ve son 5 hafta dediğimiz o kritik periyodun ilk galibiyetini aldık. Henüz 2. dakikada Burak'tan gelen gol; Melo'nun dönen topudan kaleci ile karşı karşıya kalması ile oldu. İki takımında tartışılabilir stoper zayıflığı maçta gözle görülüyor. Dany enteresan bir hata ile karşı tarafa 1 gol imkanı verdi. Durum 1-1 iken Elazığ biraz ümitlendi ve bir kaç pozisyon denedi. Bunları konuşurken maça imzasını atan adam yine Didier Drogra oldu. Maç 3-1 bitti. Ben maç öncesi metroda "of Drogba'dan güzel goller seyretsek iyi olmaz mı?" diye desdur çekmiştim ve bizi elimiz boş göndermedi Arena'dan. Müthiş 2 tane golünü canlı izledik. Bir Elazığ maçı olmasına rağmen hala aklıma geldikçe büyük mutlu olduğumu itiraf etmeliyim. İyi ki varsın Drogba. Ertesi gün Instagram hesabında bir grup Galatasaraylı taraftarın resmi paylaşarak, altına şu iletiyi girmiş; "Looks like somebody is gonna be champion sooooon." Maç sonrası eve zor attım kendimi. Yine de haftaiçi maçları zor iş vesselam. Arena'nın bu güzel panoromik görseli ve diğer resimler de bana ait. 

Cumartesi günü, bir süredir otelimizde kalan tatlı misafirimiz Nancy'yi uğurladık. Tekrar gel Nancy. Çok memnun olduk^^ Akşamında ise, Buğra ile şu Radiohead, Coldplay felan çalan efsane dürümcüye gittik. Arkadaşlar dürüm Allah olmuş, konuşuyor. Öyle güzel yapıyorlar ki, gerçekten tapabilirsiniz. Tavsiye ederim. Dürümler 5-6 lira bişi. Burası. 


Küçük Beyoğlu'nun arkasında biralarımızı içerken bize katılanlar oldu. Ordan Babylon'un sokağına geçtik. Orda da biraz sokak birası ile takılıp, Ali'yi beklemek üzere Tomtom'a bakalım dedik. Niyetimiz Chunk'a gidip biraz kaliteli elektronik müzik dinlemekti ama saat ilerlemesine rağmen programı başlatmadılar. Ali'nin gelmesini Garaj İstanbul'un sokağında beklemeye karar verdik. Neden o sokağa girdik, orda neden oturmak istedik bilmiyorum. Sokağın bir enerjisi olduğunu itiraf etmeliyim. Think Free'den Buğra ile tanıştım. Hayatıma 2. bir Buğra daha girdi. Hayatımda yeterince Can ismi var. Bir sürü. Buğra'ların sonu da onlara benzemez umarım. Ordan Bronx'a gidip Cekin dinledik. Sonra evlere dağıldık. Kaç Cumartei 3-4 gibi eve dönüyordum. Bu sefer makul bir zamanda geceyi bitirdim. (İç ses : Yaşlanıyorsun...) Cekin' i dinlediniz mi? Bence dinleyin. Cumartesileri Bronx Dark Stage'te çıkıyorlar. Güzel şarkılar söylüyorlar. Pazar akşam Line'da programları vardı, ben gidemedim ama bir kareyi onlar için blogumda paylaşarak af diliyorum. Keep going Cekin! Loves!


Allah! diyen Pazar domatesi
Haftasonu yapılan güzel kahvaltıların ağzını burnunu yerim. Evdekiler için kahvaltıdan sonra ekler yaptım. Zaten o da ayrı bir olay oldu. Çok akıllıyım ya, banmeri usulü erittiğim çikolatının içine biraz bol olsun diye süt koyunca, koca bir tencere sosu, geri taş gibi çikolataya çevirdim. Beni tebrik edin. Sonra sinirlendim, tencereye kafa attım sonra annemi aradım. Telefonumda anneme kısa yol yaptım, bişiye basınca direkt onu arıyor. Aradım; "anne yaaaooo mik mik mik geri çikolata oldu buuu". Annemden efsena ayar: "Bi daha yap." Ve bir daha yaptım ama hiç istediğim gibi olmadı. Kocaman bir Nutella kavanozunu harcadım. Yaptıklarım biraz dinlensin diye dolaba koydum. Second Fail. Üstündeki sos yine dondu. Sonra çıkarttık, e artık yedik. Evdekiler beğendi ama ben uyuz bir surat ile odama döndüm, hazırlanmaya başladım. O sinirle kıyafet seçip saçlarımı yıkadım, Mahalle'ye Sosa'nın güzel yemeklerini yemeye gittim. Ve Pazar gününü de böyle enteresan bitirdim.

Bu hafta, yazının başında dediğim gibi 1 günlük bir tatil ile ikiye bölündü. Yarın 23 Nisan. Özel sektör çalışanlarının tatil kafasında olduğu bir gün. Günün anlam ve önemini, sistem bize unutturuyor yavaş yavaş. Yarın geç uyanıp kendimi kitaplara vereceğim bir gün olur muhtemelen. Buğra, Balık Pazar'ının orda eski bir kitapçıdan bahsetti. Ben kitapları her ne kadar sıfır tercih etsem de, eski kitapları karıştırmak çok ayrı bir hobi. Belki oraya gider, kafa dağıtırım biraz. Ve şu Sultanahmet ziyaretim. Geçen yazıda bahsettiğim...  Ama bununla ilgili sonra yazarım.  

Bu haftayı; "acaba benden aynı anda hem tribün hatunu hem de mutfak master'i olur mu? sorusunun cevabını arayarak bitirdim. "Öklörün çok kötö görönüyooo, sön gözöl mö yopton sonoyosun?" diyenler, buna vesile oldu. Canım benim yaaa... Ama benim bu konuda bir seçimim yok, olmayacak. Çünkü insan sevdiği şeylerden neden vazgeçsin ki?

Güzel bir şarkı ile yazıyı bitiriyorum. Yüksek ses ile ve uçsuz bucaksız bir maviyi hayal ederek dinleyin.  Bu adamı 8 Haziran'da #EFI2013 'de canlı dinleyeceğiz. Herkese iyi tatiller. 

19 Nisan 2013 Cuma

However, do you want me?

Yazmadım bir süre, fark ettiniz mi bilmiyorum. Neyse, bilmek de istemiyorum. Geçen haftalar sakin geçti. Yani belki sakindir ama benim fırtınalarım hiç bitmiyor aklımda. Bugün maç var. Son 5 hafta. Geçen seneki stresim yok çünkü nedense bu sene daha tatminim daha mutluyum çizilen profilden. Hiçbir gün güvenim eksilmedi. Başarının yeni tanımları oluştu bu yıl takım içinde. Bu akşam maç için Norveçli misafirlerim Loca'dan yer almışlar gelmeden. Rehberleri Serkan benim de fanatik olduğumu duymuş, Loca'ya yemeğe davet etti. Semt çocuğuyuz biz, locada ne işimiz var.

 

Cumartesi günü Karabük maçını seyretmek için Vera'ya gittim. Zaman geçirmek için Mango'ya uğradım. Harika bir t-shirt beğendim. Kesinlikle benim almak istediğim bir t-shirt. Bu güzel temalı ürünleri dolabımda arttırmaya karar verdim. Aynı Twist'den aldığım gibi :) Sizce de güzel değil mi? ^^ T-shirt demişken eski stajerim Özgür, ablasına geçte olsa küçük bir doğum günü hediyesi getirdi otele. Çok mutlu oldum ve güzel espiri yakaladığı için de kendisine burdan selam çakıyorum...


Stephen King'in Kara Kule serisine başladım arkadaşlar ve geç kalmışlık pişmanlığı başka bir pişamanlığın yerine geçemez bu hayatta. Siz, siz olun, geç kalmışlığın pişmanlığını yaşamaya müsade etmeyin kendinize. Bu kitaba başladıktan sonra bunu hissettim. Kitabın öyle enteresan bir dili var ki. Doyumsuz gibi okuduğum bazı yerleri, tekrar tekrar geçiyorum. İlk serinin ilk kitabı Silahşör. Roland ise tam bir efsane...


Biliyorsunuz ki biletlerimi Mybilet'ten satın alıyorum ve sistem öğrenci biletini çok daha ekonomik satıyor. Online bilet aldığım için kasiyer ile muhattap olmuyorum, istediğim filmi seçiyorum, kimlik soran da çıkmıyor. Bu üç kağıtı yapıyorum çünkü %20-30 bazen daha ucuza bilet alıyorum. Tavsiye ederim :) Mybilet app 'ini iphone yükleyip kullanabilirsiniz. Çok basit bir sistem.

"Her Pazar 1 Film" aktivitemde bu sefer bir değişiklik yaptım ve Kanyon'a gittim. Kanyon gerçekten konfor olarak Fitaş'tan çok daha iyi. Bu pazar izlediğim film sadece Kanyon'da ve Fitaş'a yakın olmayan daha başka üç beş salonda daha vardı ben de Kanyon'u tercih ettim. Bir Nicole Kidman hayranı olarak yılların eskitmediği bu kadını yeni bir filmde seyretmek gerçekten çok keyifliydi ve psikolojik dram ve biraz da cinayet seviyorsanız "Peperboy" iyi bir Pazar filmi. Özellikle kurgunun içinde gizlenmiş detaylar var, Matthew McConaughey'in ağzının kenarındaki "izler" çok iyiydi. Filmden önce Kanyon'da Jaz Günleri etkinliği vardı. Biraz erken gidip gezerim düşüncesi ile olan boş zamanımı Melis Sökmen'nin güzel sesi ile doldurdum. Açıkcası bir 40 dakika soğukta balkonda kalıp konseri seyrettim. Arka arkaya çalınan Kenan Doğulu'nun çok sevdiğim parçaları beni çok mutlu etti. Sesi harika, Melis Sökmen'i Bodrum'da yaşarken, Marina'da dinlemiştim. Hala aynı güzel ses. 


Evimle zaman geçirerek ve sakince, bir türlü ısınmayan Aralık ayından kalma Nisan ayını bitirmeye çalışarak King okudum bu hafta. Kendime sakin hafta ödülü olarak da Elazığ maçına bilet aldım. Bu son keyifli , bol eyyamlı(!) bol tezgahlı(!) çekişmeli haftayı mümkün olduğunca yakından takip edip şampiyonluk yazılarımı buradan blogtan yazmaya devam edeceğim. Güzel bir şarkı ile yazıyı bitiriyorum. Çok güzelmiş sözleri, bence siz de dinleyin. Herkese iyi haftasonları...

18 Nisan 2013 Perşembe

Eski

Pazar günü güzel bir gün.
Eski ile buluşma vakti.
Hesap sormak yok.
Cevap beklemek yok.
Kocaman bir yanlızlığın içinde buluşacağız.
Aslında ilk değil ama keşfedecek bir şeyler bulma ihtimali bile mutlu ediyor beni.
Çok heyecanlıyım, bilemezsiniz...
Umarım o güzel sokaklar beni İstanbul'un bahar güneşi ile karşılar.

Sultanahmet'i ve oraya tramvay ile gitmeyi çok sevdiğimi daha önceden söylemiş miydim?

http://www.youtube.com/watch?v=-pXescMPrcU

Dolduuuooo

Biz kafamız güzelken, neden bir Balzac romanı hakkında uzun ve felsefik tartışmalar yapmak yerine 1,5 kilo tam tuzlu çiğdem yiyoruz arkadaşlar? Neden?? 








Fonda Asif Avidan çalıyor....

12 Nisan 2013 Cuma

Aaaa kardeş.. Gelsene seviyim seni biraz?

Aaaa Kardeş.
Gelsene seveyim biraz seni?
Yaklaş yaklaş.
Şunlarla birlikte, söylediklerim ve yaptıklarım, senin bütün detayların ile birlikte.
Belki sebepsiz sebepsiz güleriz, sessiz kalır karanlıkta konuşuruz.
Sen FM oynar ben de yanında uyurum.
Ranzadan düşerim senin için belki , espiriye gel amk. Ben ranzadan hiç düşmemiştim ki.
Ranzamız yok zaten.
Kim ışığı kapatcak kavgasını saymıyorum.
ADSL kotası ne alemde?
Selçuk'un golüne ağlayalım mı?
Babam selam verdi mi uyumadan önce?
Annem arkamızı topladı mı? Saçının kesimine karıştı mı?
Tunapaşa köftesi.
Yıllar sonra içmeye başladığın kahve ve çay.
Vişne suyuna ve çikolataya alerjin olması.
Eski sevgililerimize ne demeli? Sen benimkiyle, ben seninkiyle sabah kadar dalga geç.
Şaaaannnnpiyon Cimbombomum ne istersen iste benden.
Yada Nevizade'nin su katılmamış birası.
"Abla bu yatak çok rahat amına koyayım ya!"
Hep sevilmen, senin de çok sevmen.
İstanbul hayallerin, Galatasaray hedeflerin,
Ve Babam yüzünden biten futbol kariyerin ile
Atanamayan Ofansif Orta Saha oluşun.
Laptop'un kenarına kurduğun şarj tandem'i.
Kontörlü telefonun. "Abla sms'im bu gece 12'de bitiyor."
Parayı her unutuşumda çaktığın tripler.
Kızdığında susman. Üzüldüğünde susman. Hiç bir şey olmadığında da susman. Bu nasıl iş amk?
Anbulans. Burnumuz. Nike kramponların felan...
Max Payne 'e sığdırdığın yılların :)
Yapamadığımız yaz tatillerini, her İstanbul ziyaretinde telafi etmeye çalışmam.
2012'de seyrettiğimiz 2-1 biten ilk lig maçı Kasımpaşa. Umut'un golleri.
Kasımpaşa biletini sana gönderdiğimde ağlaman, saatlerce "oğlum sen nasıl bir adamsın lan" demen.
Ayvalık'daki 3-3 lük Beşiktaş derbisi ve Burak'ın kendini yere atması. Sonra Fenerbahçe maçı. Polis kapısından yaptığımız Ocean's 12 girişimiz. Plan defterimiz ahahahaha
Selçuk'un firikiği. Merdivenlerden aşağı kaymamız.
Futbol bilgin ve Athletic Bilbao fanatikliğin. Elinden gelse Bask bölgesine göç edersin.
Euskara 'yi bilmeye çalışman, bunun için kitap ısmarlaman felan. Garip şeyler.
Hiç kitap okumadığın halde Futbol Tarihi hakkında enteresan bilgilere sahip olman.
Ve bunların üstüne bir de Basketbol bilgin, herşeyi geçtim Tenis bilgin. Nadal sevgin.
İngilizce ile aranın çok da iyi olmaması ve benim günün enteresan saatlerinde senden
aldığım ingilizce çeviri smsleri.
Okuduğun mesleği neden seçtiğini zerre bilmiyor oluşum.
Arkadaşlarının ise "Tuna anlatılmaz, yaşanır" demesi.
Sanki aramızda 3 yaş varmış gibi, belki 2, bilemedin 4, ama kesin 1.
Yada sevgili gibi yada anne gibi yada küçük kız kardeş gibi.
"Oğlum lan, çok komiksin lan ahahahahah."
Avrupa tatili hayallerimiz yada belki sen İstanbul'a taşınırsın?
Belki ben İzmir'e dönerim, bilmiyorum....
Ben sanırım şu evin anahtarının diğer kopyasının da sende olmasını istiyorum.
Çok mu?

http://www.youtube.com/watch?v=lcd-mpBfVwo


Girl

Ayrıldık, barıştık derken, başardık, koptuk bir sabah erken. Karşılaştık, o gün yoldan geçerken ve konuştuk, eski güzel günlerden. Galiba başka bir kız var, sevilmiş benim kadar. O seni mutlu eder mi? O sana şarkı söyler mi? Aşığım, net göremiyorum. Kıskandım, söyleyemiyorum. Bence baska biri var, sevmişsin benim kadar. O sana hep yeter mi? O sana şarkı söyler mi? İyi mi, güzel mi, komik mi? Erotik, melankolik mi?

11 Nisan 2013 Perşembe

10 Nisan 2013 Çarşamba

Yollar uzun dikenli taşlı olsa da...

Bütün Dünya'ya bir kez daha, burada var olduğumuzu kanıtladıkları için,
Bu gururu, bu heyecanı bize yaşattıkları için, 
Bana 27 yıldır iyi ki Galatasaraylıyım dedirttikleri için,
Bu takıma sonsuz teşekkür ederim.

Son olarak, KOYDUK MU? :)

9 Nisan 2013 Salı

Cebel Topu Sokağı


"Bu şehri sevmemin tek nedeni; 
 her köşebaşını döndüğümde,
 seninle karşılaşma ihtimalim."

-De Ayrı

Sevdiğinin seni özlediğini de söylemesi.
-de ayrı yazılır.
Ama bilmiyorum neler dahil.

http://www.youtube.com/watch?v=3BBlrTbIfAs



Manita Yapınca Allah'ını Şaşıranlar

Çok Allahçı bi adam değilim ama bazı değerleri veya manevi sorumlulukları içimde taşıyan biriyim arkadaşlar.  Burası bir blog. Bir sosyal günce. Daha henüz bir kaç yazı önce, buraya girip çıkanı bilmem, isteyen okur isteyen okumaz ama kesinlikle benim inisiyatifim dışında içeriğine müdahale edemezler diye yazmıştım. Görülen o ki, yine bir nevi müdahale söz konusu...

Bakın arkadaşlar. Olayları anlatırken İsim, Kurum gibi niteleyici başlıklar kullanmamaya gayret ediyorum. Bu gayretimin karşılığında siz bu yazıları başka tarafınızdan anlıyorsanız o sizin edebiyat ve yazım marifetinizin eksikliğidir. Ama teknik konulardan çıkıp manevi konulara geri dönecek olursam da bu müdahaleleri yapmadan önce bir düşünün ve nerede olursa olsun, size verilen Allah'ın selamını geri çevirmeyin. Yeni manitanızı kendinize Allah yapmayın.

8 Nisan 2013 Pazartesi

Burada Bir Hayat Var,Adı İstanbul

Doğum günümde, aramasından mesaj atmasından korktuğum bir kaç isim vardı aklımda, allahtan çok kötü kalpliymişim ki demekki(!) aramadılar, ödüm koptu zaten biri bişi yazıcak diye. Doğum günü haftamın aslında en önemli olayı Ali'nin doğum günüm için beni Arena'ya İBB maçına götürmesiydi. Real Madrid maçı öncesi hem biraz moral olacaktı, hem de Lig için artık önemli diyebileceiğimiz bir maçtı İBB. Ne zamandır maç seyretmemiştim Arena'da ve yeni bir yaşın ilk günlerinde sevdiklerimle birlikte olmaya devam ettim. Maçı 2-0, bağra çağra küfür kıyamet seyrettik birlikte. 30 yaşımdan sonra erkeğe dönüşeceğimin teoremi bu sayede bir kez daha gündeme gelmiş oldu arkadaşlar.


Arkadaşlar, sevmediğin ot burnunun dibinde bitermiş lafı diye bir gerçek var ve ben bu deneyimi hayatımın bir kenarına bir kez daha not ettim. Ot'ları İBB maçı sırasında 52.000 kişi içinden gördüm, son insani görevimi yerine getirdim ve Dünya'nın küçüklüğünü kendime kanıtladım. Gittim yanlarına, selam verdim ve küçük süprizim ile şaşırttım. 2'şer sigara içtik, Johan Elmander hakkında konuştık, Karşıyaka basket maçının olaylarını anlattı, köşe yazımı söyledim, biliyormuş, blog'tan dolayı haberi varmış(!) vize tarihini sordum... Kalkıp giderken, Alp kıllanmış olacaktı ki, "adam mı var dövülecek, bak! kavga varsa çağır, tek başına gitme oralara " dedi. Keşke var deseydim. Çok pişman oldum. İyi bir dayak show seyrederdim Pegasus Alt'ta. Alp zaten sabıkalı, Ali desen, onun hikayesini de başka bir yazı da anlatırım, benimde boyum kısa olduğu için altlara çalışırdım, 3'ümüz iyi işler yapabilirdik. Tam bu seneryoyu düşünürken 2. devre başladı, yerime geri döndüm... Arkadaşlar, amına koyduğum yalanlarınızı kendinize saklayın ve benim kalbimi sakın kırmayın. Sonra siz, 52.000 kişi içinden yüzüme bakmak zorunda kalan bir Ot, bense Arena'nın en bahtsız adamı oluyorum:)


Maç çıkışı Alp ile vedalaştık ve çıkışa yöneldik. Orda da karşılaştık bizimkiler ile ama ben bu sefer tüm inanılmaz şirin ses tonum ve süper yapmacık tatlılığım ile "Yyyakşammlarrr" dedim ve geçtik yanlarından. En sevmediğim şeyde "kim lan bu hatun" dercesine pis pis beni kesen "büyük başgan" diye şımarttıkları komik suratlı çocuk oldu. Neyse... Galibiyetin verdiği mutluluk ile eve gidesim gelmedi, zaten günlerdir doğum günü kutluyordum. Hadi Küçük Beyoğlu'nda birer bira içeriz dedim Ali'ye. O 1 hiç bir zaman 1 olmuyor arkadaşlar. Enis geldi, Ali'nin ofisten arkadaşları geldi, o geldi, bu geldi, hooop 10 kişi olduk. Pendor'dan Bronx'a geçtik. Cekin çıktı sahneye. Sokak goygoyu, gelen giden biralar derken saat 3 olmuş. Dedik ya, şanssızım diye, tam çıkıp gidiyorduk, iki Kezban telefonunu çaldırmış barda, kamera kayıtlarında Kezbanların yanından ben geçiyormuşum, siviller çekti beni, kayıtları kontrol edene kadar bizimle kalacaksın dediler. Kamera kayıtlarının olduğu kata çıktık, sonra gerek kalmadı. Adamı bulmuşlar. Özür dilediler, benden sivillere efsane ayar; "Sağlık Olsun." Nasıl ama, iyi ayar vermiş miyim ? Çıktım sonra binadan, eve vardım. Gebermişim...

Evde sakin ama otelde ölümüne yoğun bir hafta geçirdim. Bazen eve iş getirdim, bazen de getirmedim, bıraktım yapmadım, beklesinler a.k dedim. Tembellik yaptım, ama her halukarda yoğun bir haftaydı. Bu yoğunluğun üstüne bir de raporlar, abidik gubidik işler çıkınca eve zor attım kendimi. Bu gergin haftanın üstüne bir de Real Madrid maçımız vardı ki sormayın. Bir önceki yazıda yazdığım heyecanın üstüne 300 katı eklenmiş bir kafayla, Ali, Enis (@coksuperim yazacakmışım, öyle rica etti:))) ve ben Nevizade'de seyrettik. 0-3 bitti. Benim hiç bir öngörüm yoktu. Global fikirler ile izledim. Ama kesinlikle çok farklı sonuçları hakediyorduk...


1 hafta daha öldükten sonra, Cuma çıkışta Buğra'nın yanına Kanyon'a gittim. Kahve içtik ve yine güzel setler, festivaller, güzel performanslar ve okuduğumuz kitaplar hakkında konuştuk. Belki haberi olmayabilir ama beni Stephen King'in Kara Kule serisini okumaya ikna etti. Burayı okuyorsa da, ikna olduğumu öğrenecektir :))) Canım Selam :)))

Eşgaller: @coksuperim @bayansilvia @PostmodernHiyar @emrecantekgul
İkinci Cumartesi'inde bir doğum günü daha vardı. Ne gezeelll, her haftayı böyle güzel toplaşmalar ile bitirsek keşke. Emre Can'na iyiki doğdun yaptık. Soğuk güzel biralar içtik, hava Beyoğlu'nda mükemmeldi. Kum Saati'ne gittik, ordan Loop'a geçtik. Eğlendik, hopladık, zıpladık ve bitirdik Cumartesini. Gecenin sonunda Emre Can ceketini kaybetti, valla üzülmüştüm. Abi, bir insan ceketini nasıl kaybeder yaa? Yani ben dışarı çıkarken bu şehirden saçımın telini bile sakınıyorum:)  Sonra bulmuşlar ama.

Pazar günü stabil aktivitemi bozmadım, Hitchcock'u seyrettim. Zaten sinema tarihinin en saçma sapan filmini de seyretsem abi, İngiliz İngilizcesi'nin olduğu her sahneye dakikalarca tapabilirim. Scarlett Johnson felam süperdi. Güzel kurgu, eğlenceli diyaloglar vardı. Gidin seyredin bunu da. Gelecek hafta için film önerisi olan?

The Rolling Stones tshirtü ve benim en sevdiğim şarkısı Anybody seen my baby? ile
Emre "Doğumgünü Çocuğu"Can 
Film çıkışı Ali'leri aradım, Taylor'un evindelermiş, makarna yapmışlar, ben de açtım ve bir koşu gittim yanlarına. Yedik içtik, evi o halde Taylor'a bırakıp çıktık. Ya neden böyle bir hayvanlık yaptık bilmiyorum ama ben sonradan pişman oldum evi toplamadığmıza. Taylor özür dilerim arkadaşım :( Eve geldim, saçlarımı bile yıkamadan uyumuşum. Gece öyle sık uyandım ki, rüyamda sürekli birleri ile kavga ediyordum. Evimde insanlar vardı ve uykumda şöyle söylediğimi hatırlıyorum "ikinizi de tanıyalı 1 hafta oldu, gelmiş benim evimde kavga ediyorsunuz, tanımıyorum lan ben sizi!"

http://www.youtube.com/watch?v=BinwuzZVjnE

3 Nisan 2013 Çarşamba

Ben iyi değilim,beni alın.

Yazmıycam, çizmiycem dedim ama şu bloguma iki laf içimi dökmeden de geri işlerime dönmek istemiyorum. Lanet yoğunum ve yetişmesi gereken tonla işim raporlamam var. Ama heyecandan oturup çocuk gibi ağlayacağım. Bütün Dünya bugün Galatasaray'ın Real Madrid ile Madrid'te oynayacağı çeyrek final ilk maçını seyredecek. İmkansızlar hakkında konuşulup, kuşlu takım taraftarlarının madrid baskılı tshirt giyindikleri bir güne kalktım. Ama kafamı toparlayamıyorum. Ön görüm hiç yok. Saat 21.45 olsun istiyorum. Bilgisayarın başında otelin yeni web sitesi içerikleri ile uğralırken, "ben naapıyorum a k yaaa ne işim var benim yazıların arasında" diyip diyip elim gs sözlüğün açılış sayfasına gidiyor. O büyük yürekleri, bu takımın taraftarını, gecenin heyecanını, tarihin içindeki başarıları herşey herşey tek tek akılma geliyor...

Sonra,
gözlerim doluyor...
Bırakıyorum herşeyi.

www.rerererarara.net




2 Nisan 2013 Salı

Sen Gelme Ulan Ayı

Sen gelmeyeceksin ama
yaz gelir bu şehire bir gün.
Güneş ise beni senden daha güzel ısıtacak.
...
Sen gelme ulan ayı.
Güneş gelsin yeter.




İlk köşe yazım yayında!

www.sehirveotel.com ekibinden güzel bir teşekkür yazısı alarak başladım sektör yazılarıma. Ben de onlara teşekkür ettim ve yazınsal desteğimi elimden geldiğince kendilerine ileteceğimi söyledim. ^^ Okunma oranlarını onlar vasıtası ile takip edeceğim. Eğer otelcilik ile ilgili yenilikleri ve haberleri merak ediyor, otelciliğin dışardan bakıldığında görünen goygoy tarafından ziyade, içinin gerçekten çok zor olduğunu okumak istiyorsanız sizi de o portala ve yazılarıma beklerim. Belki benim de bildiğim bir şeyler vardır ve sizinle paylaşırım... Herkese iyi haftalar dilerim.

Cumartesi günü çöldeki bahtsız bedeviliğim ile ortamlara ün saldım, haftasonu yazısını da akşam yazacağım. Çünkü bu şehir beni hırpalamaktan vazgeçmedi, vazgeçmeyecek...