21 Mart 2013 Perşembe

Şehir, Bira ve Müzik

Sanki bu soğuk hava dalgası bizim Balat'ta yürüyüş yapacağımız günü beklermişcesine Cuma günü hava bok gibi bozdu ve araşarak 1 haftadır benim hayalimi kurduğum Balat yürüyüşünü iptal ettik. Zaten ben Cumartesi günü biraz daha kassam full mesai yapacaktım. Çünkü 2383 tane giriş ve çıkıştan sonra eve saat 4'te vardığımda henüz anahtar deliği ile bakışırken kapının eşiğinde uyuyordum.


Bilmem anlattım mı ama Cumartesi günü öğlen işten çıkıp eve gelerek yaptığım şekerlemeyi dünyalara değişmem. Cuma günü otelden tamı tamına 21.55'te çıktım ve raporlamanın allahını yaptım. Yorgundum bir gün önceden. Bu cumartesi hava soğuk da olunca, yağmurun sesi ile 2-3 saat uyumuşum, Ali aradı, uyandırdı. Taksim'e çağırdı. Şip şak hazırlandım, çıktım. Şansıma yine çıkınca yağmur başladı. Beyaz'da yemek yedik. Şu Beyaz olmasa bizi kim doyururdu bilmiyorum:) Beyaz'da Enis'i bekledik. O da geldi, Tektekçi'ye gittik. Ne zamandır gitmiyordum, iyi oldu...

Bişiler içtikten sonra Küçük Beyoğlu'ndaki Bronx Stage'e geçtik.  O sırada bir sonraki programın sahibi Cekin grubu ile tanıştık. Cekin ile birlikte onlara eşlik eden Emre Can ile de tanışmış oldum. Emre Can Radyo Mood'un kurucusu. Radyo Mood'u hiç duydunuz mu? Ben bir süredir takip ediyorum. Özellikle hafta içleri 00.00'den sonra çok severek dinlediğim online bir adres oldu. Son zamanlarda cıvık cıvık 3 şarkıda bir reklam arası veren ve App'lerinden habire atan popüler radyo uygulamalarından kat be kat keyifli bir radyo.  Emre'nin de online programı oluyor ve keyifle tavsiye ediyorum O'nu dinlemenizi. İsminde olduğu gibi her modunuza göre çalıyorlar. Bense yakalarsam chill-out ve ambient biraz da 80'ler Rock sevenlerdenim. Cekin'den önce bir grup çıkmıştı. O abla güzel şarkılar söylerken birer bira içtik. Ben iki grubu daha önceden seyretmemiştim. Cekin'den de 1-2 şarkı dinleyip mekandan ayrıldık. The Hall'a baktık, pek sarmadı. Belki Bronx'ta kalmaya devam edebilirdik. Eski Beyrut'a geçtik. İyi de yaptık aslında. Saat belki 2'yi geçmişti, zaman nasıl geçti anlamadım bile, ordan Kasette'e baktık. Cihangir'e geçecektik ki, hava cidden çok soğuktu. Tostumuzu yiyip dağıldık :))) Yerken Ali'ye dönüp, "böyle güzel zamanlar çok hızlı geçiyor ama iyi ki geçiyor. Geçtiğimiz haftalardaki halim kalmadı. Öyle çok kafam oyalanıyor ki dostum, insanın üzülmeye bile vakti olmuyor" demişim. Ali de "aynı şeyi ben düşünüyordum şuan" dedi. Ali ile Enis sağolsun beni her seferinde eve kadar bırakıyorlar, o soğukta aklım onlarda uykunun yolunu tuttum. Saat 4'müş...

Pazar sabahı belki bir ara telefonun alarmı otomatik çalmış olabilir çünkü ben normalde haftaiçi çok sık işe geç kalan biriyim ama Pazar'larımı erkenden kalkarak değerlendirmeye çalışırım. Malak gibi bir Pazar geçirmiyorum eskisi gibi. Yıllar önce Fethiye'de yaşarken izin günlerim gerçekten anlamsızlığın dibinde geçerdi. Artık yaş ilerleyince ve izin günü kavramını iyi anlayınca Zınk! diye uyanıyorsun. Ama tabi bu Pazar öyle olmadı. Baş ağrıları ile öğleden sonra Cancan'a bir mesaj atmıştım, okumuş dönmüş ama duymadım. Geri uyuyup kalmışım. Saat 3 buçukta beni aradı, otelden çıkmış, hadi Vera'ya akızla dedi. İşte pazar gününün en en en sevdiğim saatleri! Çünkü Galatasaray'ın Kayseri ile maçı vardı. Vera'nın birası ve maç kafası ile bir gün gerçekten evleneceğim ve beni engellemeyeceksiniz. Ben tabi kahvaltı yapmamış ve eşşek kadar bir kafa ile Vera'nın yolunu tuttum. Büyük nimetti ki, maç 4 buçuktaydı. Evimin İstiklal'e 15dk yürüme mesafesinde olmasına aşığım. Böyle zamanlarda bu yakınlık tam bir kurtarıcım oluyor. Bastım gittim. Kahvaltıyı Vera'nın kapısında yaptım. Maçı izledim. Çeyrek Final eşleşmesinde Real Madrid'in çıkmasından sonra hepimizden ayrı düşünceler çıkıyor şu aralar. Mourinho'nun Kayseri'ye takımı seyretmeye gelmesi ayrı bir detay maçtan.  Ama henüz daha dakika 3 iken. Sneijder harika bir gol attı. İkinci yarı düdüğü çaldığında ise skor 0-3'dı. Keyifliydi maç ama bana sorarsanız da karşı takımın kolaylığından rahat bir oyun çıkardık. Özetlerden seyrederken farkettim ki Sneijder, eski hocası Mourinho'ya sahadan takılmayı unutmamış...


Hemen arkasından Karşıyaka - Göztepe maçı başladı. Çok güzel iki tane gol atan Karşıyaka'yı Vera'da yakışır bir şekilde temsil ettim ama tahamül edemediğim halde Fener - Antalya maçını seyretmeye geçmek zorunda kaldık. Maç 0-1ken KSK maçının 3-2 bittiğini öğrenince kahroldum, meğersem bir sürü olay çıkmış. Oyuncularımızdan biri hakemi tartaklamış. Cezası bugün belli oldu. Belki bir rekordur. 14 Maç!

Bu hafta doğumgünüler haftası. Ön büro ekibi olarak 4 arkadaş, ben dahil, pasta kesik, akabinde akşam bütün otel hatunları Midpoint'te toplaştık ve güzel yemekler yiyip ne zamandır yapmak istediğimiz "Girls in da haus" etkinliğini gerçekleştirdik. Bunun fikir babası benim. Aysi'nin de doğumgününe denk gelmesi çok hoş oldu. Tabi ben deniz de bu dinner party ile birlikte kendi kutlamalarımı başlattım. Beş parasız neyin kutlamasını yapıcam tabi orasını da bilmiyorum ama haftaya Ayşegül ile Chris'in bizde olacak biraz morel oldu bana.



Buna ek olarak, hafta içi internet üzerinden rezervasyon yapan eğlenceli bir business grup vardı. İyi bildiğimiz bir markanın mühendisleri. İşim gereği bir kaç sıkıntı çözmeye çalıştım. İlgi önemli tabi. İlk defa İstanbul'a gelmiş bir traveller için çok daha önemli. Bende zaten goygoy bol, güle eğlene gitmeleri beni ekstra mutlu etti. Hepsine eğlenceli resimler için teşekkür ederim^^



Şuan öyle çok istiyorum ki yaz mevsiminin gelmesini, gerçekten bir gün çok param olursa, sadece güneşin olduğu bir ülkeye göç edeceğim ve arkama bile bakmıycam. Böyle komik ergenler gibi bir cümle kurdum ama sanırım annem beni Güneş'te doğurmuş. 3 çift çorap giyindiğim halde ayaklarım altı görünmeyen bir iceberg. Yok yani. Yaşamıyorlar. Ceset gibiler kesip atacam dibinden. O akşam da öyle üşümüştüm ki, iyi ki hasta olmadım. Bir an önce yaz mevsiminin temennisini geçerek minik bir haber ile hafta yazısını bitiriyorum. Otelin basın işlerini takip ettiğim bilinir. Sektörel bir portal kurucusu bugün oteli direkt arayarak, portalda otelcilik sektörü hakkında yazı yazar mısınız? diyerek siteye davet etti. Benim şu zamana kadar yapmadığım bir şeydi ve çok mutlu oldum. Gerçekten ilk defa mesleğim ile ilgili yazılar deneyeceğim. Benim için 28 'inde olan doğum günüme alacağım en güzel hediye bu olabilir. Umarım iyi işler çıkartırım ve sizler buradaki sosyal güncenin haricinde sektörel deneyimlerimi de okuma şansınız olur. Turizm ilgililerini ve otelciliği merak edenleri beklerim... "sehirveotel.com"

Soldan sağa : Takım-Başarı-Marka:)
Herkese şimdiden iyi haftasonları. Gelecek haftasonu The Hall'da olacağız. Oliver Koletzki geliyor. Her zaman ki gibi sponsor otelimiz. Geçtiğimiz hafta bize katılamayan Buğra'nın eşliği ile elektronik müziğe ve şehre doyacağız. Etkinliğin yazısını hafta içi yayınlamaya çalışacağım çünkü portalın yazısını biraz öne alacağım.

Haydi esen kalın.
Ve sakın gitmeyin... Gittiğiniz zaman kendinizi çok özletirsiniz.

http://www.youtube.com/watch?v=49Kh1mS4Fhs

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder