14 Mart 2013 Perşembe

Ceket Sevdası,Maç ve Rüya

Yine efsane günleri ardımda bırakırken, sırtımı evimde sıcak peteklere yaslamış bu yazının taslağını düşünürken ve az önce eve gelen damacananın bile adapazarıdan geldiğini düşünürken, tek gerçek şeyin sadece yaşadığım hayat olduğunu farkına vardım ve Tarçın'a baktım. Sandalyenin üstünde sıcağı hissederek sırtı bana dönük uyuyor şuan. Lana Del Rey tırnaklarım ile kelimelere doğru vuruşlar arıyorum klavyede. Abi anasktgm damacanası adapazarından geliyormuş ya, haberimiz yok, evimde yılan besliyormuşum. Sktr git amkodugm fakiri, almııcam bi daa bunu eve.


Ev boş. Sessiz. Günlerden Çarşamba. 
İstanbul'da yaşamaya devam ediyorum görüldüğü gibi. Konuya nereden gireceğimi merak ediyorsunuz biliyorum... O halde başlıyorum.

Hoşuma gitmeyen ama sonlandırdığım için sonradan çok mutlu olacağım bir duruma şahit oldum geçenlerde. Bu yazıları takip ettiği için kendisine her hangi bir yorumda bulunmuycam çünkü haksız olduğunu bildiği için, ben ne kadar yorum yaparsam yapayım, o zaten hiç bir zaman bana cevap verecek erdeme ulaşamayacak. Akabinde biraz kafa dağıtmak ama aslında benden ziyade dostumun kafasını dağıtmak için Ali ile Beyoğlu-Eminönü-Karaköy-Kazancı hattında hırpaladık kendimizi. Cumartesi günü hava o kadar hak ettiğimiz gibiydi ki, her pazar şaşmadan gittiğim sinema biletini, açığa aldırmaya ikna etti beni. Cihangir'de hemen hemen her Pazar gittiğimiz Yımırta'yı yine Sevinç ve Can ile ziyaret ettikten sonra Ali'yi aradım. Yeni kalktığını ve öğleden sonra yanıma gelebileceğini söyledi. Onu beklerken Terkos 'u ziyaret ettim, İstiklal'de kitaplara baktım ve Tünel'de dolandım biraz. Bu arada Yımırta'da hesabı beklerken çocuklardan o günün son servis günü olduğunu ve artık Cadde'ye taşınacaklarını duydum. Üzüldüm. Yımırta iyi bir mekandı ve şimdi pazarlarımıza alternatif aramak zorunda bıraktı. Akşam üstü Ali geldi ve güneş batmadan Galata Kulesi'nin ordan Eminönü'ne sallandık. O ara sokakları ve eski silüeti öyle çok seviyorum ki, her hafta sıkılmadan hatta günlerce yürüyebilirim oralarda diye düşünüyorum.. Yolda giderken yine herşeyden konuştuk. O'da bir gece öncesinden pek tatsız olaylar yaşamış, onu Cumartesi akşamı Nevizade'nin girişinde bırakırken aklım kalmış ve Erol Alkan'a gelmesini deli gibi istemiştim. Başka bir programı olduğu için katılamamıştı. Ben de otelin sponsor olduğu Erol Alkan konserine gittim. Performans gerçekten çok iyiydi. Erol abi ve Aslı Köse iyi eğlendirdi. EYV.


Bazen aklıma geliyor yaptıklarım ve Ali'nin de bahsettiği gibi "her acı çektikten sonra insan acıyan yerlerini kontrol ederek yaşamaya devam ediyor". Hep kontrol altında tutuyorsun kendini. Ancak böylelikle güvensiz ve huzursuz bir birey elde ediyorsun kendinden. Vurdum duymaz oluyorsun. Sonrası malum... Artık sadece seks için yaşayan boş kafalar meydana geliyor yavaş yavaş. Truva atı gibi oluyor hisleriniz. Birini sevmek istediğinizde, bu yavşak yönünüz birden bütün kalbinizi ele geçiriyor. Kadınları ve adamları üzüyoruz. Sonra bir başkası , ve başkası ve başkası, başkası... Yeni trend bu ilişkilerde. Arkaaşlar sizin bu trendinizi sikerim.


Bunları konuşurken Eminönü'nden dönmüş Karaköy'e doğru yol alıyorduk. Hava hala mükemmel, güneş battı batacak, Kazancıdan mı çıksak derken konu Chill-Out Festival'e geldi. Büyük ihtimal orda bulunacağız. Tanrıma bazen beni az biraz anlayan, az biraz insanlar olduğu için şükretmiyor değilim. Geçen sene Uzun ile birlikte gitmiştim ve birlikte olduğumuz süre boyunca yaptığımız tek adam akıllı event bu festivaldi. Ne zaman bir festival konusu açılsa, aklıma hep onunla gitmek istediğim ama gidemediğimiz festivaller geliyor ve Afrika'da bir fakir çocuk ölüyor. O'nu da özlüyorum, siktiğimin festivallerini de. Neyse, bu sene başka planlarımız var neyse ki.


Kazancı Yokuşu'ndan yukarı çıkarken enteresan eğlendik. Yolumuzun üstünden bir hostel ve 2. el kıyafet satan bir dükkan keşfettik arkaaşlar. Kapısında yüzlerde yapışkanlı etiket olan bir mekan gördük önce. Ali, "aaa bizim radyoya bunlar gibi sticker bastırmamız gerekiyor" dedi ve kapının ne kapısını olduğunu sordu bana. Baktık. Bilemedik. Kapının ardında loş bir ışık vardı. Korktum. Gelmem ben dedim. Ben sorucam dedi. İçeri daldı. Kapı arkasından kapandı. 1-2 saniye geçtikten sonra kafasını dışarı uzattı, ":D Burası hostelmiş Silvia" dedi. İçeri daldım ve gerçek bir interrail İstanbul hosteli ile karşılaştım. Kişi başı 9 euro felan konaklama. Eski eşya kutusu, geri dönüşüm kutusu, kendin-al kahve köşesi, külüstürün ötesi bir internet masası, eski posterler, sticker'lar, gözlüklü ve ses tonu harika ötesi olan hippi bir resepsiyonist, herşeyi ile tam bir hosteldi. İsmi de Neverland'miş. Gerçekten de harikalar diyarı gibi... Bir kaç eğlenceli resim çektikten sonra mekanın kedisini sevdik ve çıktık.

Galatasaray yokuşunun altında sağ tarafta bir dükkanda daha durduk. Pera Pachavra, 2.el giysi dükkanı. Giysi almıyorlar, satıyorlar. Bir kaç enteresan şey beğendik ve tam çıkarken Ali bir cekete aşık oldu :) Giydi, denedi, bir daha aşık oldu. Sonra almadan çıktık. Yolda giderken ağzından düşürmedi ceketi. Pazartesi günü iş çıkışı koşa koşa geri gitmiş ve ceketi almış. Arkaaşlar, BAKIN! Bu çocuğun eline ceket felan vermeyin bir daha, zaten 1.90 boyu var, böyle 1976'lerden kalma eski şeyleri de giyince çok güzel oluyor ve benim başıma bela olucakadkjakjnsaasddd. Beyoğlu turundan sonra Hazzo Pulo'da oralet içtik, kafamız yerine geldi. Biraz soluklandık ordan da Kanyon'a Buğra'nın yanına gittik. Buğra, bana 30'unda erkeğe dönüşeceksin biliyorsun değil mi? diyen arkadaş :) Bişiler yedik birlikte, muhabbet ettik. Tabi ceset gibi olduğumuz için Buğra'yı geri ofisine bıraktık ve evlerimize döndük. Kendisiden de öteki haftaya Balat turu sözü aldık, bir sonraki yürüyüş kısmetse Balat kankeytolar. Başka sözler de aldık ama nazar değmesin, yazmıcam.

Hafta; ofiste biraz monoton, hiç girmeyim oralara. Salı günü ofiste hepten saldım, maç var diye. ŞL'de son tur maçımız vardı ve çeyrek final heyecanını yaşadık. Saolsun, sarı diyice kırmızı diye cevap veren dostlarımız Nevizade'den seslendi ama benim kalbim götümde attığı için bu seferlik biraları alıp eve geçtim. Baktım olmuyor annemle konuştum, o da olmadı TRT3 arşividen eski maçları seyrettim. Sonra Selçuk İnan'nın son çıktığı programa baktım biraz. Saat 21.45 oldu, o müzik, o atmosfer... Ben biraz uzak kaldım son günlerde canım sıkkın olduğu için maç yorumlarına, belki de bu yüzdendi umutsuzluğum, kaldı ki eve kapanmamda bir nevi totem oldu. Ama asıl bomba Hamit'in de Umut'unda golünü görememiş olmamdı. İkisinde de wc'deydim. Çok mu konuştunuz arkamdan wc 'li yazıdan sonra bilmiyorum ama ben gerçekten büyük bir bedeviyim dostlar. Büyük. Turu geçtik. Bu büyük bir başarı. Beni de artık wc'ye felan kitleyin gelecek maçlarda hatta Cuma günü kurayı seyretmiyim diyorum.


Fark etmişsinizdir belki. Keyfim yok. Yazıya da yansıyordur. Şimdi üzerimde parçalı forma, günlerdir üstümden çıkartmadım, yatıcam onunla. Maçtan 1 gece önce, ağladığım Tuna'nın olduğu kabuslar gördüm. Uzun zamandır rüya görmüyordum ve dönüşüm muhteşem oldu. Ertesi günü Tuna ile konuştum hemen. Uykuda bir ara Sevinç'e ve Tuna'ya köpekler gibi yalvardım beni uyandırmaları için diye hatırlıyorum ama gelen kimse olmadı. Bir kediyi taş bir havuza atan Tuna'ya hem kızıyor bir yandan da temiz olan bu sudan kediyi kurtarmaya çalışıyordum. Bir yandan deliler gibi ağlıyordum. Kendi sesime kendi nefessizliğime uyandım. Kedi düşmandır, huzur kaçıran insandır. Ben böyle birini hayatımdan çıkarttım, sanırım bunun çabası rüyalarıma yansıdı.

Daha iyim. Hafifledim.
Kedi öldü, kavga bitti.
İyi geceler.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder